Özgün Metin
Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün
Dest-bāzī iderek la‘l-i güher-efşānın öp
Furṣat el virmiş iken bir dem ol adem cānın öp
Var ise başuñda devlet ḫāk olup yolında ḫoş
Gel ayaġına yüzüñ sür gil gibi dāmānın öp
Perde-i Beytü’l-Ḥarem’dür her nefes ta‘ẓīm idüp
Sür yüzüñe gözüñe bu zülf-i müşk-efşānın öp
Ḫaṭ getürmiş leblerin ṣormaġa saña ḫaṭṭ-ı yār
Göricek i‘zāz idüp yāruñ ḫaṭ-ı fermānın öp
Sāḳi-yi bezm olsa dilber isteme nuḳl-i lisān
Geh dilin em Ca‘ferā geh piste-i ḫandānın öp
Günümüz Türkçesiyle
1. El çabukluğuyla onun inci saçan yakut dudağını öp; fırsat el vermişken bir an o "yokluk" ağzını, o canı öp. ("Ol adem cānın" ifadesi kapalıdır; divan şiirinde sevgilinin ağzı küçüklüğünden "yokluk" diye anıldığı için mısra büyük ihtimalle bu mazmuna dayanır.)
2. Başında devlet varsa, onun yolunda toprak olup gel; ayağına yüz sür, eteğine yapışan balçık gibi eteğini öp.
3. Misk saçan bu zülüf Kâbe'nin örtüsüdür; her nefeste saygı göstererek onu yüzüne gözüne sür ve öp.
4. Sevgilinin ayva tüyü sana dudaklarını sormak için bir yazı getirmiş; onu görünce saygı göster, sevgilinin ferman yazısını öp. ("Ḫaṭ" hem ayva tüyü hem yazı demektir.)
5. Ey Ca'fer, sevgili meclisin sâkîsi olursa meze olarak dil isteme; bazen dilini em, bazen gülen fıstığını (ağzını) öp.
Edebî ve Tarihî Yorum
Emir Kipinde Bir Gazel
Redif "öp" bir emirdir ve gazelin her beyti âşığa ya da okura ne yapacağını söyler. Kafiye "-ānın" sesidir: efşānın, cānın, dāmānın, müşk-efşānın, fermānın, ḫandānın. İlk ve üçüncü beyitte "efşān" (saçan) kelimesinin tekrarı ilk bakışta bir kafiye kusuru gibi görünür; ancak biri "güher-efşān" (inci saçan), öteki "müşk-efşān" (misk saçan) olduğu için kafiye kelimeleri birleşik hâlleriyle ayrılır. Gazelin tonu teklifsizdir: âşık kendine fırsatı kaçırmamayı, el çabukluğuyla (dest-bāzī) bir öpücük çalmayı öğütler.
Beyitler öpülecek şeyleri bir saygı merdiveni gibi sıralar. İkinci beyitte âşık toprak olup sevgilinin ayağına yüz sürer, eteğine yapışan balçık (gil) gibi eteğini öper. Üçüncü beyitte zülüf, Kâbe'nin örtüsüne benzetilir; hacıların Kâbe örtüsüne yüz sürüp öpmesi gibi âşık da zülfü yüzüne gözüne sürer. Dördüncü beyitte ayva tüyü bir fermandır. Padişah fermanını öpüp başa koymak Osmanlı'da bilinen bir saygı âdetidir; burada "ḫaṭ" kelimesinin hem yanaktaki tüy hem yazı anlamına gelmesi, sevgilinin yüzündeki tüyü okunacak ve öpülecek bir yazıya çevirir.
Meclisin Mezesi
Gazelin son sözü meclis dilinden gelir. Şarap meclisinde içkinin yanında yenen meze (nuḳl) burada "dil mezesi"dir; âşık, sâkî sevgili olunca meze istemeye gerek olmadığını, sevgilinin dilinin ve "gülen fıstık" denen ağzının yeteceğini söyler. Ağzı açılmış fıstık, gülen ve küçük ağzın bilinen benzetmesidir. Erünsal'ın Câfer Çelebi için andığı haz düşkünü tavır ve laubali söyleyiş, divanın bu gazelinde açıkça görünür.
Tezin farklar listesinde Hâlet Efendi ve Ayasofya nüshaları birlikte anılır. Bu iki nüshada ikinci beytin ikinci mısraı "Geh ayaġına yüzüñ sür gel gehī dāmānın öp" (kâh ayağına yüz sür, kâh eteğini öp) biçimindedir; aynı nüshalarda dördüncü beyitteki "ḫaṭṭ-ı yār" yerine "ḫadd-i yār" (sevgilinin yanağı), son beyitteki "nuḳl-i lisān" yerine "nuḳl u lisān" okunur. Beyitlerin sırası da bu iki nüshada farklıdır.
Kaynakça
- İsmail E. Erünsal (hzl.), Tâcî-zâde Ca‘fer Çelebi Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018 (e-kitap), s. 320-321, gazel no. 9. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-211662/taci-zade-cafer-celebi-divani.html
- İsmail E. Erünsal, The Life and Works of Tâcî-zâde Ca‘fer Çelebi, with a Critical Edition of His Dîvân, Doktora Tezi, University of Edinburgh, 1977, c. 2, gazel no. 9 (nüsha farkları ve beyit sırası). https://era.ed.ac.uk/handle/1842/17182
Çevrimiçi kaynaklar






