Özgün Metin

Vezin: mefā‘īlün mefā‘īlün mefā‘īlün mefā‘īlün

N’ola cān ile dil olsa bu la‘l-i nābdan maḥẓūẓ
Olur ṣarrāf olanlar cevher-i nā-yābdan maḥẓūẓ
Göñül düzdidür itmez ḥaẓ ḫaṭı ḫaddi ẓuhūrından
Ki olmaz uġrılar hergiz şeb-i mehtābdan maḥẓūẓ
Yoluñda ölmege cān virse ṭañ mı ‘āşıḳ-ı ṣādıḳ
Ḳatı mest olıcaḳ ādem olur çün ḫvābdan maḥẓūẓ
Gözüm çün ṭopṭolu ḳandur aña göster leb-i la‘lüñ
Demi ġālib olan merdüm olur ‘unnābdan maḥẓūẓ
‘Aceb midür leb-i dilber içerse ḳanumı Ca‘fer
Sebük-rūḥ olan olur çün şarāb-ı nābdan maḥẓūẓ

Günümüz Türkçesiyle

1. Can ile gönül bu saf yakut dudaktan zevk alsa şaşılır mı? Sarraf olanlar bulunmaz cevherden zevk alır.

2. Gönül hırsızdır; yanağın ve ayva tüyünün görünmesinden hoşlanmaz. Hırsızlar mehtaplı geceden asla hoşlanmaz.

3. Sadık âşık senin yolunda ölmeye can verse şaşılır mı? İnsan çok sarhoş olunca uykudan hoşlanır.

4. Gözüm tıka basa kan dolu olduğu için ona yakut dudağını göster; kanı galip gelen kişi hünnaptan fayda görür.

5. Ey Ca'fer, dilberin dudağı kanımı içerse şaşılır mı? Ruhu hafif olan kişi saf şaraptan hoşlanır.

Edebî ve Tarihî Yorum

Her Beyitte Bir Genel Hüküm

Gazelin bütün beyitleri aynı düzenle kurulmuştur: ilk mısra âşığın ya da sevgilinin bir halini söyler, ikinci mısra bu hali herkesin bildiği genel bir hükümle destekler. Sarraf değerli taştan, hırsız aydınlık geceden kaçar, sarhoş uykuya düşkündür, ruhu hafif olan saf şarabı sever. Erünsal'ın giriş bölümünde anlattığı bu düzen, yani bir fikrin ilk mısrada söylenip ikincide açıklanması ya da desteklenmesi, bu gazelde her beyitte tekrarlanır. Redif olan "maḥẓūẓ" hoşnut, zevk almış demektir; önündeki kafiye "-āb" ile kurulur: nāb, nā-yāb, mehtāb, ḫvāb, ‘unnāb, nāb. "Nāb" (saf) kelimesi matlada dudağın yakutunu, mahlas beytinde şarabı niteler.

Gönül ikinci beyitte bir hırsıza benzetilir. Sevgilinin yanağı ay gibi parlaktır; hırsızın aydınlık geceden hoşlanmaması gibi gönül de yanağın görünmesinden rahatsızdır, çünkü gizlice çalmak ister. Paris ve Kahire nüshaları bu beyitte "ḫaṭı ḫaddi" yerine "ḫaṭ-ı ḫaddi" okur.

Hünnap ve Kan

Dördüncü beyit eski hekimliğin dilini kullanır. Âşığın gözü ağlamaktan kanla dolmuştur; bu, "kanı galip gelmiş" bir hastanın haline benzer. Ahlât-ı erbaa anlayışına dayanan eski tıpta kan, dört sıvıdan biridir ve fazlalığı hastalık sayılır. Hünnap, bu hekimlikte kanın taşkınlığına iyi geldiği kabul edilen kırmızı bir meyvedir. Sevgilinin kırmızı dudağı bu hünnaptır; âşık, kanlı gözüne şifa olarak onun gösterilmesini ister. "Dem" kelimesi hem kan hem de soluk, an anlamına gelir; Paris nüshasındaki "Dem-i ġālib" okuyuşu bu belirsizliği biraz değiştirir.

Mahlas beytinde dudak, âşığın kanını içen bir şarap içicisidir; ruhu hafif olan kişi saf şaraptan hoşlandığı gibi, dudak da kanı içmekten zevk alır. Kanın şaraba benzetilmesi divan şiirinde bilinen bir imgedir. Tezdeki öteki iki fark üçüncü ve dördüncü beyittedir: Kahire nüshası "yoluñda" yerine "yoluña", Paris nüshası "çün" yerine "kim" okur. Nazmî'nin mecmuası bu gazeli içermez.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • İsmail E. Erünsal (hzl.), Tâcî-zâde Ca‘fer Çelebi Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018 (e-kitap), s. 383-384, gazel no. 81. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-211662/taci-zade-cafer-celebi-divani.html
  • İsmail E. Erünsal, "Ca‘fer Çelebi'nin Edebî Kişiliği", Tâcî-zâde Ca‘fer Çelebi Dîvânı giriş bölümü, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018 (e-kitap), s. 59 (beyitte fikir ile destekleyici ifade düzeni). ekitap.ktb.gov.tr

Akademik çalışmalar

  • İsmail E. Erünsal, The Life and Works of Tâcî-zâde Ca‘fer Çelebi, with a Critical Edition of His Dîvân, Doktora Tezi, University of Edinburgh, 1977, c. 2, gazel no. 81 (nüsha farkları). https://era.ed.ac.uk/handle/1842/17182

Çevrimiçi kaynaklar