Özgün Metin
Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün
Şem‘ beñzerdi saña ser-tā-ḳadem cān olsa şem‘
Yā ruḫ-ı pür-nūr ile ḫurşīd-i raḫşān olsa şem‘
Öykünürdi ṭal‘at-ı yār-ı perī-ruḫsāruma
Ḥüsn ile āşūb-ı ‘aḳl u āfet-i cān olsa şem‘
Gizlenseñ gözden yüzüñ göñlüm ḳarardur rūz-ı ġam
Ḫāne ẓulmet içre ḳalur gice pinhān olsa şem‘
Sāḳiyā şem‘i n’idersin şem‘a var mı iḥtiyāc
Bezmde rūşen çiçeklerden hezārān olsa şem‘
Berg-rīz olmış şükūfe bāġa beñzer gül gelür
Kim eve mihmān gelür dirler gül-efşān olsa şem‘
Arturur şevḳ-i derūnum lāle vü gül ṣoḥbeti
Ḫānenüñ rūşenligi artar firāvān olsa şem‘
Ḫūbdur güller velīkin rūy-ı yāra beñzemez
Ca‘ferā virmez güneş ḥükmini çendān olsa şem‘
Günümüz Türkçesiyle
1. Mum baştan ayağa can olsaydı ya da nur dolu yanağıyla parlak güneş olsaydı sana benzerdi.
2. Mum güzellikte aklı karıştıran, canın belası olsaydı, peri yanaklı sevgilimin yüzüne öykünürdü.
3. Yüzünü gözden gizlersen gam gününde gönlüm kararır; gece mum gizlenirse ev karanlıkta kalır.
4. Ey saki, mumu ne edersin, muma ne ihtiyaç var? Mecliste parlak çiçeklerden binlerce mum varken.
5. Gül, yaprak döken çiçekli bir bahçeye benzeyerek geliyor; mum gül saçarsa eve misafir gelir derler.
6. Lâle ile gül sohbeti içimdeki şevki artırır; mum bol olursa evin aydınlığı artar.
7. Güller güzeldir ama sevgilinin yüzüne benzemez; ey Ca'fer, mum ne kadar çok olsa da güneşin işini göremez.
Edebî ve Tarihî Yorum
Mum Gül Saçınca
Beşinci beyit bir halk inancını şiire taşır. Yanan mumun fitilinin ucunda bazen kömürleşmiş, çiçeğe benzeyen bir topak oluşur; buna mumun gül açması, gül saçması denir ve eve misafir geleceğinin işareti sayılır. Câfer Çelebi bu inancı bahar mevsimine bağlar: yapraklarını döken çiçekli bahçeler gibi gül de gelmektedir; mum gül saçtığına göre eve beklenen misafir gülün kendisidir. Gündelik bir ev inancı, mevsimin gelişini haber veren bir işarete dönüşür.
Gazel uzun bir redifle kurulur: "olsa şem‘", yani "mum olsa". Her beyit mumu bir şartın içine koyar ve onu sevgiliyle, güneşle ya da çiçeklerle karşılaştırır. Kafiye kelimeleri "-ān" ile biter: cān, raḫşān, cān, pinhān, hezārān, gül-efşān, firāvān, çendān. Matla ve ikinci beyitte mum sevgiliye benzemeye çalışır ama ancak can ya da güneş olsaydı benzeyebilirdi; mahlas beytinde de mum ne kadar çok olsa güneşin hükmünü veremez.
Çiçeklerden Mumlar
Dördüncü ve altıncı beyitler bir bahar meclisini anlatır. Mecliste parlak renkli çiçekler binlerce mum gibi yandığı için sakiden mum istemeye gerek yoktur; lâle ile gül sohbeti şevki artırır, tıpkı bol mumun evin aydınlığını artırması gibi. Lâlenin kızıl rengi ve kadeh biçimi divan şiirinde sık sık muma ve aleve benzetilir.
Üçüncü beyitte KTB neşri "Gizlenseñ" okur; Erünsal'ın tezinde ise "Gizleseñ" vardır ve vezne uyan da bu okuyuştur. Tezde Hâlet Efendi nüshası aynı beyitte "rūz-ı ġam" yerine "dūd-ı ġam" (gam dumanı), Paris ve Hâlet Efendi nüshaları "gice" yerine "çünki" okur. Paris ve Hâlet Efendi nüshalarında matlada "raḫşān" yerine "tābān" vardır. Paris nüshası beşinci beyitte "olsa" kelimesini atlar. Nazmî'nin nazire mecmuasında bu gazel görülmez.
Kaynakça
- İsmail E. Erünsal (hzl.), Tâcî-zâde Ca‘fer Çelebi Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018 (e-kitap), s. 384-385, gazel no. 82. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-211662/taci-zade-cafer-celebi-divani.html
- İsmail E. Erünsal, The Life and Works of Tâcî-zâde Ca‘fer Çelebi, with a Critical Edition of His Dîvân, Doktora Tezi, University of Edinburgh, 1977, c. 2, gazel no. 82 (nüsha farkları). https://era.ed.ac.uk/handle/1842/17182
Çevrimiçi kaynaklar






