Özgün Metin

Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün

Ṣubḥ-dem yine nesīm-i cān-fezā-yı ṣaḥn-ı bāġ
Virdi ehl-i dillere cennet hevāsından ferāġ
Görmege bezm-i ṣabūḥ esbābın ehl-i ‘ayş u nūş
Yir yir uyardı gül-i sūrı çiçeklerden çerāġ
Sebze dil-keş bāde bī-ġış āh kim ol serv-i nāz
Eylemez ‘uşşāḳ ile bir laḥẓa seyr-i bāġ u rāġ
Baḳmañuz oġlanlıġına ġonca-ı ra‘nā gibi
Gördüġinleyin göñüldür ṭurdugınlayan dimāġ
Gölgeden güne iletmez kimseye zülfüñ meger
Üstüḫvānum ilede ‘izz-i ḥużūr-ı yāra zāġ
Aġlamaz devrüñde ġamdan Ca‘fer-i dil-sūḫte
Devletinde nevbahāruñ lāleye taġ üsti bāġ

Günümüz Türkçesiyle

1. Sabah vakti bahçe avlusunun can artıran rüzgârı gönül ehline yine cennet havasını unutturdu.

2. Zevk ve içki ehli sabah meclisinin hazırlıklarını görsün diye, gül yer yer çiçeklerden kandiller yaktı.

3. Yeşillik gönül çekici, şarap katışıksız; ah ki o naz selvisi âşıklarla bir an bile bağda bahçede gezmez.

4. Şirin gonca gibi onun çocukluğuna bakmayın: görüldüğü anda gönül, durduğu anda baş döndüren bir kokudur. (Beytin ikinci mısraı kapalıdır.)

5. Zülfün kimseyi gölgeden güneşe çıkarmaz; belki karga kemiklerimi sevgilinin huzurunun şerefine iletir.

6. Senin devrinde yanık gönüllü Ca'fer gamdan ağlamaz; ilkbaharın devletinde lâleye dağ üstüne bağ düşer.

Edebî ve Tarihî Yorum

Dağ Üstü Bağ

Mahlas beyti "ṭaġ üsti bāġ", yani dağ üstüne bağ söyleyişiyle kapanır. Lâle dağ yamaçlarında biten bir çiçektir; ilkbaharın devletinde dağların üstü lâle bahçesine döner. Söyleyiş bir nimetin üstüne bir nimet daha gelmesini de anlatır: bahar lâleye bol bol bağ bahşeder, sevgilinin devrinde de âşık gamdan ağlamaz. Kafiyede de aynı "-āġ" sesi döner: bāġ, ferāġ, çerāġ, rāġ, dimāġ, zāġ, bāġ. Nazmî'nin mecmuasında aynı söyleyiş Kemâl-i Zerd'in naziresinin matlaında da "Ol hevâ ile aña olup durur tag üsti bâg" diye geçer; bu, gazelin bir nazire halkası içinde yazıldığını gösteren işaretlerden biridir.

Nazmî gazeli Ahmed Paşa'nın "Hâlüñ ey gül yüzlü koymış lâlenüñ bagrında dâg" matlalı gazeliyle açılan halkaya yerleştirir. Halkada önce Necâtî'nin naziresi ve onun "Velehû" başlığıyla verilen ikinci bir gazeli gelir; bunları Kemâl-i Zerd, Lâmi‘î ve Tâcîzâde izler. Câfer Çelebi'den sonra Cem, İshak Çelebi, Revânî, Kâtibî, Riyâzî-i Kâdî, Hayâlî ve Zâtî gelir. Ahmed Paşa'nın ve Necâtî'nin lâlenin bağrındaki "dâġ" (yara izi) kafiyesi, Câfer Çelebi'nin gazelinde bahar sabahının bahçesine çevrilmiştir.

Çiçek Kandilleri ve Karga

İkinci beyitte gül, sabah içkisi (ṣabūḥ) meclisinin hazırlığı görülsün diye çiçeklerden kandiller yakar; açan çiçekler meclisin ışıklarıdır. Dördüncü beyitte eski Anadolu Türkçesine ait "-duġınlayın" eki iki kez kullanılır: "gördüginleyin" görür görmez, "ṭurduġınlayın" durur durmaz demektir. Goncanın görülür görülmez gönül biçimi, durur durmaz da baş döndüren bir koku olduğu anlaşılıyor, ama mısraın tam anlamı açık değildir.

Beşinci beyitte sevgilinin uzun zülfü bir gölgedir ve kimseyi güneşe, yani sevgilinin yüzüne çıkarmaz. Âşık bu yüzden başka bir yol arar: kemikleri karga tarafından taşınıp sevgilinin huzuruna götürülebilir. Kara zülüf ile kara karga arasındaki renk bağı beyti birbirine bağlar. İkinci beyitte Kahire nüshası "esbābın" yerine "aḥvālin" okur, Paris nüshası ise "çiçeklerden" kelimesini atlar; aynı Paris nüshası beşinci beyitte "zülfüñ" yerine "zülfi" yazar. Tezin metninde bu beşinci beyitte "kimseye" yerine "kimseyi" vardır.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

  • İsmail E. Erünsal, The Life and Works of Tâcî-zâde Ca‘fer Çelebi, with a Critical Edition of His Dîvân, Doktora Tezi, University of Edinburgh, 1977, c. 2, gazel no. 83 (nüsha farkları). https://era.ed.ac.uk/handle/1842/17182

Resmî kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar