Özgün Metin

Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün

Māh-peykersin velī māhuñ hilāl ebrūsı yoḳ
Serv-ḳadsin servüñ ammā nergis-i cādūsı yoḳ
Zülfüñi niçün giderdüñ bi’llah ey serv-i sehī
Vechi var mı bōstān-ı ḥüsnüñüñ ṭāvusı yoḳ
Ġonca aġzuñdan mis̱āl alurdı ammā ġoncanuñ
Ḥoḳḳa-i yāḳūt içre rişte-i lü’lüsi yoḳ
Baġladı ġamzen meger yaşlu gözümüñ ḫvābını
Kim giceler ṣubḥa dek yılduz ṣayar uyḫusı yoḳ
Leşker-i kāfir durur ḫaṭṭuñ helāk eyle anı
‘Arıżuñ ābında didüm didi bunda Mūsī yoḳ
Āfitābı beñzedürdüm saña līk ey māh-rū
Āfitābuñ müşk ḫāl ü ‘anberīn gīsūsı yoḳ
Ca‘ferüñ‘aybı egerçi zāhidā çoḳdur velīk
Ḥaḳḳa yüz biñ şükrler kim ḫırḳa-ı sālūsı yoḳ

Günümüz Türkçesiyle

1. Ay yüzlüsün, ama ayın hilal kaşı yok; selvi boylusun, ama selvinin büyücü nergis gözü yok.

2. Allah aşkına, ey dal boylu selvi, zülfünü niçin kestin? Bunun bir sebebi var mı? Güzellik bahçenin artık tavusu yok.

3. Gonca senin ağzını örnek alırdı, ama goncanın yakut hokkası içinde inci dizisi yok.

4. Gamzen meğer yaşlı gözümün uykusunu bağlamış; geceler boyu sabaha dek yıldız sayar, uykusu yok.

5. "Ayva tüyün bir kâfir ordusudur, onu yanağının suyunda helak et" dedim; "Burada Musa yok" dedi.

6. Güneşi sana benzetirdim, ama ey ay yüzlü, güneşin misk benleri ve amber kokulu saçları yok.

7. Ey zahit, Ca'fer'in kusuru gerçi çoktur; ama Hakk'a yüz bin şükür ki ikiyüzlülük hırkası yok.

Edebî ve Tarihî Yorum

Burada Musa Yok

Gazelin en keskin beyti beşincisidir ve küçük bir konuşma biçiminde kurulmuştur. Âşık, sevgilinin yanağında beliren ayva tüyünü bir kâfir ordusuna benzetir ve ondan bu orduyu yanağının parlak suyunda boğmasını ister. Beyit, Firavun'un ordusunun Musa'nın önünde açılan denizde boğulması kıssasına dayanır. Sevgilinin cevabı kısadır: "Burada Musa yok." Yani denizi açıp kapayacak bir peygamber olmadıkça ordu boğulmaz; ayva tüyü yanakta kalacaktır. Redifin "yoḳ" kelimesi bu cevapta en doğal yerini bulur; kafiye için "Mūsā" adı "Mūsī" biçiminde söylenmiştir.

Kafiye "-ūsı" ile kurulur: ebrūsı, cādūsı, ṭāvusı, lü'lüsi, uyḫusı, Mūsī, gīsūsı, sālūsı. Matla, ikinci mısraı ilkine paralel olarak kurulmuş bir üstünlük benzetmesidir: sevgili aya ve selviye benzer, ama ayın hilal kaşı, selvinin nergis gözü yoktur. Üçüncü ve altıncı beyitler bu düzeni sürdürür. Gonca ağza benzer ama onun hokkasında inci dişler yoktur; güneş yüze benzer ama onun benleri ve saçları yoktur.

Kesilen Zülüf ve Yıldız Sayan Göz

Sevgilinin saçını kesmesi ikinci beyitte bir sitem konusudur. Uzun ve renkli zülüf, güzellik bahçesinin tavusudur; zülüf gidince bahçe tavussuz kalmıştır. Dördüncü beyitte gamze âşığın gözünün uykusunu büyüyle bağlamıştır; göz sabaha kadar yıldız sayar. "Yıldız saymak" uykusuzluk için bugün de kullanılan bir söyleyiştir. Mahlas beyti zahide döner: Ca'fer'in kusurları çoktur, ama zahidin giydiği ikiyüzlülük hırkası onda yoktur.

Ayasofya ile Hâlet Efendi nüshaları, tezin gösterdiği üzere, üçüncü beyitte "rişte-i lü'lüsi" yerine "lü'lü-yi lālāsı", dördüncü beyitte "ḫvābını" yerine "uyḫusın" ve "yılduz" yerine "ıldız" okur. Beşinci beyitte Manchester nüshasında "eyle" yerine "eyler", Hâlet Efendi ve Ayasofya nüshalarında "itdi" ve "anı" yerine "beni" vardır. Paris nüshası son beyitte "zāhidā çoḳdur velīk" yerine "çoḳ durur zāhid velī" okur. Nazmî'nin derlemesinde gazel yoktur.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar