Özgün Metin
Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün
Ḳadd-i bālāmı belālarla kemān itdi firāḳ
Miḥnet oḳlarına ben ḫāki nişān itdi firāḳ
Lāle gibi cānumı yaḳdı ḳarara dāġ-ı ġam
Ġonca gibi baġrumı ṭopṭolu ḳan itdi firāḳ
Sensüz ölem diyü da‘vālar iderdüm dōstum
Gel ki ol da‘vālarumı hep yalan itdi firāk
Cānum anda gövdemi daḫi umaram bād-ı āh
Götürüp ilte çü böyle nātüvān itdi firāḳ
Ṣarılup mektūba bari yāra varsam āl ile
Cismümi ġamdan çü ṣarı rīsmān itdi firāḳ
Ṣararup beñzüm ayaḳlar altına düşsem n’ola
Beni sen gülden ıraḳ berk-i ḫazān itdi firāḳ
Ca‘fere Ferhād u Mecnūn çekdügi miḥnetleri
Hep lisān-ı ḥāl ile bir bir beyān itdi firāḳ
Günümüz Türkçesiyle
1. Ayrılık uzun boyumu belalarla yay gibi büktü; ayrılık ben toprak kişiyi mihnet oklarına hedef etti.
2. Gam yarası lâle gibi canımı kapkara yaktı; ayrılık bağrımı gonca gibi tıka basa kan etti.
3. Dostum, "Sensiz ölürüm" diye iddialarda bulunurdum; gel ki ayrılık o iddialarımın hepsini yalan çıkardı.
4. Canım oradadır; ah rüzgârının gövdemi de götürüp oraya ileteceğini umarım, çünkü ayrılık beni böylesine zayıf etti.
5. Bari bir hileyle mektuba sarılıp sevgiliye varsam; çünkü ayrılık gamdan cismimi sarı bir ip etti.
6. Benzim sararıp ayaklar altına düşsem şaşılır mı? Ayrılık beni, sen gülden uzak, bir güz yaprağı etti.
7. Ferhat ile Mecnun'un çektiği mihnetleri ayrılık, hal diliyle Ca'fer'e bir bir anlattı.
Edebî ve Tarihî Yorum
Yalan Çıkan Yemin
Âşık bir zamanlar sevgiliye "Sensiz ölürüm" diye iddialarda bulunmuştur; ayrılık gelmiş, ama o ölmemiştir ve üçüncü beyit bu yalan çıkan yemini anlatır. Böylece ayrılık, onun bütün iddialarını yalana çıkarmıştır. Beyit, divan şiirinde sık rastlanan "senden ayrı yaşayamam" sözünü kendi üstüne çevirir ve hayatta kalmayı bir utanç gibi söyler. "Gel ki" ifadesi konuşma dilinin tonunu taşır; âşık sevgiliye bir sırrını açar gibi konuşur.
Redif "itdi firāḳ"tır: her beyitte ayrılık âşığa bir şey yapan bir özne olarak görünür. Onu yaya çevirir, ok hedefi yapar, bağrını kan eder, zayıflatır, ipe döndürür, güz yaprağı eder ve sonunda ona Ferhat ile Mecnun'un hikâyesini anlatır. Kafiyeler "-ān" sesinde birleşir: kemān, nişān, ḳan, yalan, nātüvān, rīsmān, ḫazān, beyān. Matlada iki mısra birbirini tamamlar: ayrılık boyu yay gibi bükmüş, sonra da o yayın değil, okların hedefi yapmıştır.
Mektuba Sarılan İp
Beşinci beyitte âşığın gamdan sararıp incelmiş bedeni sarı bir ip (rīsmān) olmuştur. Eskiden mektuplar dürülüp iple bağlanırdı; âşık bu yüzden bir hileyle mektuba sarılıp sevgiliye ulaşmayı düşünür. "Ṣarılmak" fiili ile "ṣarı" renk adı arasında bir ses oyunu vardır. Altıncı beyitte sevgili gül, âşık güldan uzak düşmüş, sararmış bir güz yaprağıdır ve ayaklar altına düşmesi şaşırtıcı değildir.
Mahlas beytinde ayrılık bir anlatıcıdır; "lisān-ı ḥāl" ile, yani sözle değil durumun kendisiyle, Ferhat ile Mecnun'un mihnetlerini âşığa anlatır: âşık artık o mihnetleri yaşayarak öğrenmektedir. Bu beyitteki "lisān-ı ḥāl" Kahire, Manchester ve Paris nüshalarında "zebān-ı ḥāl" olarak geçer. Manchester ve Kahire nüshalarında ikinci beyitte "cānumı" ile "baġrumı" yer değiştirir; Hâlet Efendi ve Ayasofya nüshalarında "dāġ-ı ġam" yerine "dāġ-ı derd" vardır. Manchester nüshası dördüncü beyitte "bād-ı āh" yerine "bād ide" okur. Gazele Nazmî'nin mecmuasında rastlanmaz.
Kaynakça
- İsmail E. Erünsal (hzl.), Tâcî-zâde Ca‘fer Çelebi Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018 (e-kitap), s. 388-389, gazel no. 86. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-211662/taci-zade-cafer-celebi-divani.html
- İsmail E. Erünsal, The Life and Works of Tâcî-zâde Ca‘fer Çelebi, with a Critical Edition of His Dîvân, Doktora Tezi, University of Edinburgh, 1977, c. 2, gazel no. 86 (nüsha farkları). https://era.ed.ac.uk/handle/1842/17182
Çevrimiçi kaynaklar






