Özgün Metin

Vezin: mefā‘ilün fe‘ilātün mefā‘ilün fe‘ilün

Beni ḳo ḥālüme vā‘iẓ senüñle kārum yoḳ
Benüm güzelleri sevmekde iḫtiyārum yoḳ
Ne yirde kim yürüde ayaġı ṭurup sākī
Ben anda ayıġ oturmaġa iḳtidārum yoḳ
Baṣar ḳara yire baṣmaz ayaġını yüzüme
Yanında ḫāk-i siyeh deñlü i‘tibārum yoḳ
Senüñ benüm gibi her yirde nice yāruñ var
Benüm cihānda velī senden özge yārum yoḳ
Ġamıyle eglenürem müstedām ola Ca‘fer
K’anuñ gibi daḫi bir yār-ı ġamgüsārum yoḳ

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey vaiz, beni halime bırak, seninle işim yok; güzelleri sevmekte benim elimde bir seçim yok.

2. Saki ayağa kalkıp kadehi dolaştırdığı her yerde, benim orada ayık oturmaya gücüm yok.

3. Kara toprağa basar, yüzüme ayağını basmaz; onun yanında kara toprak kadar itibarım yok.

4. Senin her yerde benim gibi nice yârin var; ama benim dünyada senden başka yârim yok.

5. Ca'fer onun gamıyla eğlenir, o gam hep sürsün; çünkü onun gibi gamımı dağıtan başka bir dostum yok.

Edebî ve Tarihî Yorum

Ayak ve Ayık

Gazel, Câfer Çelebi'nin divanındaki en sade dilli şiirlerden biridir. Beş beyitte neredeyse hiç Farsça tamlama yoktur; cümleler gündelik Türkçenin düzeniyle kurulur ve bir konuşmanın tonunu taşır. Matla vaize hitap eder: "Beni ḳo ḥālüme", "senüñle kārum yoḳ". Âşık güzelleri sevmeyi kendi seçimi saymaz; bu onun iradesi dışındadır. Kafiye kelimelerinin hepsi "-ārum" ile biter ve ardından "yoḳ" redifi gelir: kārum, iḫtiyārum, iḳtidārum, i‘tibārum, yārum, ġamgüsārum.

İkinci beyit eski Türkçedeki bir kelime oyununa dayanır. "Ayaḳ" kelimesi ayak anlamının yanında kadeh, içki kabı anlamına da gelirdi. "Ayaġı yürümek" hem sakinin ayaklanıp yürümesi hem de kadehin elden ele dolaşmasıdır. Mısradaki "ayıġ" (ayık) kelimesi de "ayaġ" ile ses bakımından yan yanadır: kadehin dolaştığı yerde ayık oturulmaz. Bu beyitte Ayasofya ile Hâlet Efendi nüshalarında "yürüde" yerine "buyura" vardır; Paris nüshası ise ikinci mısraa "Benüm anda oturmaġa" diye başlar.

Kara Toprak ve Gam Dostu

Üçüncü beyit bir kıskançlık ve aşağılanma duygusunu somut bir görüntüyle anlatır. Sevgili yürürken kara toprağa basar, ama âşığın yüzüne basmaz; âşık onun yanında kara toprak kadar bile değer görmez. Divan şiirinde âşığın kendini sevgilinin ayağının toprağı sayması bilinen bir tevazu imgesidir; burada âşık o toprağın bile gerisinde kalır. Dördüncü beyit süssüz bir karşılaştırmadır: sevgilinin her yerde nice yâri vardır, âşığın ise ondan başka kimsesi yoktur.

Mahlas beyti bir tersine çevirmeyle biter. Âşık sevgilinin verdiği gamla eğlenir ve bu gamın sürmesini diler, çünkü gamını dağıtacak başka bir dostu yoktur. "Ġamgüsār" gam dağıtan, teselli eden dost demektir; burada gamı dağıtan dost gamın ta kendisidir. Gazel, Nazmî'nin nazire derlemesinde yer bulmamıştır.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar