Özgün Metin

Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün

‘Ālem-i dilde ‘alemler ḳaldırup sulṭān-ı ‘ışḳ
Pādişāh-ı ‘aḳl olupdur bende-i fermān-ı ‘ışḳ
Ruḫlaruñdan zülfüñi farḳ eylemez āşüfte-dil
Ṣubḥdan şāmı ne bilsün vālih ü ḥayrān-ı ‘ışḳ
Ṣofrasında sebze yer yeneydi ḫażra-yı felek
‘Āşıḳa bezm-i ezelde kim çekildi ḫvān-ı ‘ışḳ
Düşdi girdāb-ı zenaḫdānına yārüñ fülk-i dil
Baġlayup mevc urdı çün deryā-yı bī-pāyān-ı ‘ışḳ
Bir çemendür dil ki sevdāsı-yle cānā zülfüñüñ
Ḫoş biter her gūşesinde sünbül ü reyḥān-ı ‘ışḳ
Çekdügi sevdāsıdur her laḥẓa miskīn dillerüñ
Beñzer olmışdur dil ü cān keffe-i mīzān-ı ‘ışḳ
Zülf ü ebrūñuñ ḫayāli-yle gören dir sīnemi
Sāyebān-ı fitnelerle pür durur meydān-ı ‘ışḳ
Şevk eli-yle urmaġa cāndan melāmet ṭopını
Ṣundılar ebrūlaruñ bī-dillere çevgān-ı ‘ışḳ
‘Āşıḳam himmet idüñ sā’ir kemālātum gibi
Mūcib-i endūh u ḥırmān olmaya ‘irfān-ı ‘ışḳ
Ruḫlaruñ şevḳinde gör zülfüñ şebinde göñlümi
Nūrdan ḳandīller ile zeyn olur dükkān-ı ‘ışḳ
Ca‘ferā ol serv-i gülruḫsāra bu şi‘rüm benüm
Bir maḥabbet-nāmedür k’olmış anuñ ‘unvānı ‘ışḳ

Günümüz Türkçesiyle

1. Aşk sultanı gönül âleminde sancaklar kaldırdı; akıl padişahı aşkın fermanına kul oldu.

2. Perişan gönüllü, zülfünü yanaklarından ayırt edemez; aşkın şaşkını ve hayranı sabahı akşamdan ne bilsin?

3. Ezel meclisinde âşığa aşk sofrası kurulunca, yeşil gök kubbe o sofrada yenen bir yeşillik olurdu.

4. Sınırsız aşk denizi bağlanıp dalgalanınca gönül gemisi sevgilinin çene çukurunun girdabına düştü.

5. Ey can, gönül bir çimendir ki zülfünün sevdasıyla her köşesinde aşkın sümbülü ve reyhanı güzelce biter.

6. Zavallı gönüllerin her an çektiği şey senin sevdandır; gönül ile can aşk terazisinin iki kefesine benzemiştir.

7. Zülfünün ve kaşının hayaliyle göğsümü gören der ki: aşkın meydanı fitne gölgelikleriyle doludur.

8. Şevk eliyle candan kınama topunu vursunlar diye, kaşların gönülsüzlere aşkın çevgânını uzattı.

9. Âşığım; himmet edin de öteki hünerlerim gibi aşk bilgisi de bana keder ve mahrumiyet sebebi olmasın.

10. Yanaklarının şevkinde, zülfünün gecesinde gönlümü gör: aşkın dükkânı nurdan kandillerle süslenir.

11. Ey Ca'fer, o gül yanaklı selviye yazdığım bu şiir bir sevgi mektubudur ki başlığı "aşk" olmuştur.

Edebî ve Tarihî Yorum

Başlığı Aşk Olan Mektup

On bir beyitlik gazelin her beyti "‘ışḳ" (aşk) kelimesiyle biter ve bu kelime her defasında bir tamlamanın ikinci öğesidir: sulṭān-ı ‘ışḳ, fermān-ı ‘ışḳ, ḫvān-ı ‘ışḳ, mīzān-ı ‘ışḳ, çevgān-ı ‘ışḳ, dükkān-ı ‘ışḳ. Aşk böylece bir sultana, bir sofraya, bir denize, bir teraziye, bir meydana ve bir dükkâna dönüşür. Mahlas beyti bu düzeni kendi üstüne çevirir: şiirin kendisi sevgiliye yazılmış bir "maḥabbet-nāme"dir ve onun "‘unvān"ı, yani mektubun başlığı ya da üstüne yazılan adres, aşktır. Her beytin sonunda tekrarlanan kelime, mektubun başlığı olarak açıklanmış olur.

Matla aşk ile akıl arasındaki eski çatışmayı bir saltanat değişikliği olarak anlatır. Aşk sultanı gönül ülkesinde sancak kaldırmış, akıl padişahı da onun fermanına kul olmuştur. Üçüncü beyit ezel meclisine gider: âşığa aşk sofrası ezelde kurulmuştur ve "ḫażrā-yı felek", yani yeşil gök kubbe, o sofrada yenen bir yeşillikten ibarettir.

Terazi, Çevgân ve Dükkân

Altıncı beyitte gönül ile can aşk terazisinin iki kefesidir. Sekizinci beyit çevgân oyununa dayanır: kavisli kaşlar, çevgân sopasına benzer; bu sopalar gönülsüzlere uzatılmıştır ki candan kınama topuna vursunlar. Onuncu beyitte gece ile aydınlık birlikte görünür: zülüf gecedir, yanak nurdur ve gönül, gece kandillerle aydınlatılmış bir aşk dükkânına benzer. Dokuzuncu beyitte âşık öteki hünerlerinin ona yalnız keder ve mahrumiyet getirdiğini söyler ve aşk bilgisinin de öyle olmamasını diler; bu yakınma şairin kendi hayatına bir gönderme gibi okunabilir, ama beyit bunu açıkça söylemez.

KTB baskısında yedinci beytin ilk mısraı, altıncı beytin ilk mısraının bir kısmını tekrarlayan bozuk bir biçimde basılmıştır ("Zülf ü ebrūñuñ sevdāsıdur her laḥẓa miskīn dillerüñ"). Burada mısra Erünsal'ın tezindeki metinden "Zülf ü ebrūñuñ ḫayāli-yle gören dir sīnemi" olarak verilmiştir. Tezdeki nüsha farklarından Ayasofya ile Hâlet Efendi nüshaları altıncı beyitte "miskīn" yerine "sengīn" (taş gibi), Paris nüshası beşinci beyitte "sevdāsı-yle" yerine "sevdāsına", onuncu beyitte "şevḳinde" yerine "şevḳi-yle" okur. Bu uzun gazel Nazmî'nin mecmuasında yoktur.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar