Özgün Metin
Vezin: fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilün
Ṭuymazam hecr elemin cām-ı mey-i nāb olıcaḳ
Ki şeb olmaz ḳarañu māh-ı cihāntāb olıcaḳ
Sāḳiyā cür‘adan unutma bu ben teşne-lebi
Bādeden ruḫlaruñuñ gülleri sīrāb olıcaḳ
Gölgesinden güniler ‘āşıḳ-ı bī-çāre seni
Ḳapuña gelmese ṭañ mı şeb-i mehtāb olıcaḳ
Görüp incitme işigüñde gözüm yaşlarını
Ki çemen daḫi laṭīf olur aḳar āb olıcaḳ
Düşde gördüm dir idüm dilberi ammā Ca‘fer
Gele mi ḫvāb göze ṭopṭolu ḫūn-āb olıcaḳ
Günümüz Türkçesiyle
1. Saf şarap kadehi olunca ayrılığın acısını duymam; çünkü dünyayı aydınlatan ay olunca gece karanlık olmaz.
2. Ey saki, yanaklarının gülleri şaraptan suya kandığında, susamış dudaklı ben zavallıyı yudumdan unutma.
3. Çaresiz âşık seni gölgenden bile kıskanır; mehtaplı gece olunca kapına gelmese şaşılır mı?
4. Eşiğinde gözümün yaşlarını görüp incitme; çünkü akan su olunca çimen de güzelleşir.
5. Ey Ca'fer, "Dilberi düşümde gördüm" derdim; ama göz tıka basa kanlı su olunca ona uyku gelir mi?
Edebî ve Tarihî Yorum
Gölgesinden Kıskanmak
Üçüncü beyit eski Türkçe bir kelimeyle kurulmuştur: "günilemek", kıskanmak demektir. Âşık sevgiliyi onun kendi gölgesinden bile kıskanır; bu yüzden mehtaplı gecelerde kapısına gelmez, çünkü ay ışığında sevgilinin gölgesi düşer ve onun yanında görünür. Bugün de kullanılan "gölgesinden kıskanmak" söyleyişi burada ay ışığının somut bir sonucuna bağlanır. Beytin sonundaki "şeb-i mehtāb" matlaın "māh-ı cihāntāb" sözünü hatırlatır: matlada ay geceyi aydınlatıp âşığa yardım eder, üçüncü beyitte ise ay ışığı kıskançlığın sebebi olur.
Redif "olıcaḳ"tır; bugünkü "olunca" anlamına gelen bu eski biçim, her beyitte bir şartı ve onun sonucunu bağlar. Kafiyeyi "-āb" ile biten kelimeler kurar: nāb, cihāntāb, sīrāb, mehtāb, āb, ḫūn-āb. Matlada şarap kadehi, geceyi aydınlatan aya benzetilir; kadeh olunca ayrılık acısı duyulmaz, tıpkı ay olunca gecenin karanlık olmaması gibi. İkinci beyitte sevgilinin yanakları şaraptan kızarıp suya kanmış güller gibidir; susamış âşık sakiden bir yudum ister.
Akan Su ve Kanlı Göz
Dördüncü beyitte âşığın eşikte biriken gözyaşları akan bir suya, eşiğin çevresi de çimene benzetilir; akan su çimeni güzelleştirdiği gibi gözyaşı da sevgilinin eşiğini süsler. Ayasofya ve Hâlet Efendi nüshalarında bu beytin ikinci mısraı "Ki çemen dil-keş olur anda" biçimindedir. Mahlas beytinde âşık kendi sözünü düzeltir: sevgiliyi düşünde gördüğünü söylerdi, ama kanlı yaşla dolu bir göze uyku gelmez, o halde düş de görülmez. Bu kendini yalanlama, gazelin gece ve ay temasını uykusuzlukla kapatır.
Öteki farklar dağınıktır: Hâlet Efendi nüshası matlada "Ṭuymazam hecr elemin" yerine "Ṭuyamaz hecri elemin", Paris nüshası ikinci beyitte "teşne-lebi" yerine "teşne-dili" ve "ruḫlaruñuñ gülleri" yerine "ruḫları gül gülleri", Ayasofya nüshası son beyitte "gördüm" yerine "görem" okur. Nazmî'nin mecmuası bu gazele yer vermez.
Kaynakça
- İsmail E. Erünsal (hzl.), Tâcî-zâde Ca‘fer Çelebi Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018 (e-kitap), s. 390-391, gazel no. 89. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-211662/taci-zade-cafer-celebi-divani.html
- İsmail E. Erünsal, The Life and Works of Tâcî-zâde Ca‘fer Çelebi, with a Critical Edition of His Dîvân, Doktora Tezi, University of Edinburgh, 1977, c. 2, gazel no. 89 (nüsha farkları). https://era.ed.ac.uk/handle/1842/17182
Çevrimiçi kaynaklar






