Özgün Metin

Vezin: fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilün

Ḳadd-i dil-cūy ile k’ol serv-i revān olsa gerek
Ṣu gibi cānlar ayaġına revān olsa gerek
Gözi cān mülkini yaġmaga virüp ġamzeleri
Fitne-i ‘ālem ü āşūb-ı cihān olsa gerek
Deheni şevḳi ile yoġ oluben lāle vü gül
Ġoncanuñ baġrı leb-ā-leb ṭolu ḳan olsa gerek
Niçe cān ḳaşlarınuñ yayına ḳurbān oluben
Niçe dil ġamzesi oḳına nişān olsa gerek
Ḫasta Ca‘fer ġam u derdiyle ölüp ḫāki anuñ
Ḫoş ziyāretgeh-i ‘uşşāḳ-ı zamān olsa gerek

Günümüz Türkçesiyle

1. O salınan selvi, gönül çeken boyuyla yürüyünce canlar su gibi ayağına akıyor olsa gerek.

2. Gözü gamzelerini can mülkünü yağmalamaya salıp âlemin fitnesi, cihanın kargaşası olsa gerek.

3. Lâle ile gül onun ağzının şevkiyle yok oluyorsa, goncanın bağrı da ağzına kadar kan dolu olsa gerek.

4. Nice can kaşlarının yayına kurban olup nice gönül gamzesinin okuna hedef olsa gerek.

5. Hasta Ca'fer onun gamı ve derdiyle ölürse, toprağı zamanın âşıklarına hoş bir ziyaretgâh olsa gerek.

Edebî ve Tarihî Yorum

Yürüyen Selvi, Akan Su

Matla bir tam cinasla kurulmuştur ve Erünsal bu beyti divandaki tam cinas örnekleri arasında anar. "Revān" kelimesi ilk mısrada "serv-i revān", yani yürüyen, salınan selvi tamlamasında; ikinci mısrada "revān olmak", yani akmak, koşmak deyiminde kullanılır. Yazılışları ve okunuşları aynı olan iki kelime iki ayrı anlamla redifin hemen önüne yerleştirilir. Beytin içinde bir su imgesi de gizlidir: "dil-cūy" (gönül arayan, gönül çeken) kelimesinin ikinci parçası "cūy" Farsçada ırmak demektir; selviler de su kenarında biter. Sevgilinin boyu bir ırmak kıyısındaki selvidir ve âşıkların canları su gibi onun ayağına akar.

Redif "olsa gerek"tir; bu söyleyiş bir kesinlik değil, bir tahmin bildirir: "olmalı", "öyle olsa gerek". Gazelin her beyti bu yüzden bir çıkarım biçimindedir. Kafiye kelimelerinde "-ān" tekrarlanır: revān, revān, cihān, ḳan, nişān, zamān. Şeyhî'nin "Yine bâd-ı seherî hemdem-i cân olsa gerek" matlalı gazeli bu redifin zeminidir; Nazmî, Câfer Çelebi'nin şiirini o zemine yazılan nazireler arasında verir. Şeyhî'nin matlaında seher yeli cana yoldaş olur ve yaşlı dünya gençleşir; Câfer Çelebi aynı redifle bir bahar sabahını değil, yürüyen bir sevgiliyi anlatır.

Kanlı Gonca ve Âşıkların Ziyaretgâhı

Üçüncü beyit bir sonuç çıkarır. Lâle ile gül sevgilinin küçük ağzına duydukları şevkle yok olmaktadır; öyleyse henüz açılmamış goncanın bağrı da ağzına kadar kanla dolu olmalıdır. Goncanın içindeki kırmızılık, sevgilinin ağzını kıskanmaktan biriken kan olarak açıklanır. İkinci beyitte göz, gamzelerini can ülkesini yağmalamaya gönderen bir komutandır; bu yüzden âlemin fitnesi sayılır.

Mahlas beyti âşığın ölümünden sonraki şöhretini düşünür: Ca'fer sevgilinin derdiyle ölürse toprağı, yani mezarı, zamanın âşıklarının ziyaret ettiği bir yer olacaktır. Velilerin ve şehitlerin türbelerinin ziyaret edilmesi geleneği, aşk şehidinin mezarına uygulanır. Dördüncü beyitte Kahire ile Manchester nüshaları "yayına" yerine "yaṣına" (yasına), son beyitte Hâlet Efendi nüshası "zamān" yerine "cihān" okur. Halkada Câfer Çelebi'den önce Kemâl-i Zerd, sonra Münîr, Ferîdî, Mahmûdî ve Nazmî gelir.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • İsmail E. Erünsal (hzl.), Tâcî-zâde Ca‘fer Çelebi Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018 (e-kitap), s. 396-397, gazel no. 95. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-211662/taci-zade-cafer-celebi-divani.html
  • İsmail E. Erünsal, "Ca‘fer Çelebi'nin Edebî Kişiliği", Tâcî-zâde Ca‘fer Çelebi Dîvânı giriş bölümü, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018 (e-kitap), s. 65 (tam cinas örnekleri). ekitap.ktb.gov.tr

Akademik çalışmalar

  • İsmail E. Erünsal, The Life and Works of Tâcî-zâde Ca‘fer Çelebi, with a Critical Edition of His Dîvân, Doktora Tezi, University of Edinburgh, 1977, c. 2, gazel no. 95 (nüsha farkları). https://era.ed.ac.uk/handle/1842/17182

Resmî kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar