Arapça, Farsça ve Türkçe şiir söylediği kaydedilen Ümm-i Veledzâde Abdülazîz Efendi, 880 (1475) yılında Amasya'nın İltekin kasabasında doğmuş bir âlimdir; müderrislik ve kadılıkla geçen bir ömrün sonunda Amasya müftüsü olmuş, 950 (1543-44) yılında İstanbul'da ölmüştür. Bu kaydı Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar'ın Amasya Tarihi'ne borçluyuz; ama üç dildeki şiirlerinden bugüne yalnız, Manisa kadısı iken bir hüccetin altına yazdığı üç beyitlik Arapça manzum imza kalmıştır. Hakkındaki bilgiler, Taşköprülüzâde'nin Şakâyık'ının Mecdî Mehmed Efendi tercümesindeki madde ile babasının kendi eliyle tuttuğu kayıtlara dayanır. Abdülazîz Efendi-Ümm-i Veledzâde başlıklı sayfa, Hüsameddin'in maddesini olduğu gibi verir.

Ailesi

Abdülazîz Efendi, Amasya'nın XV. yüzyıldaki önemli âlim ailelerinden birine mensuptur. Dedesi, "Ümm-i Veled" lakabıyla tanınan Mevlânâ Hüsâmeddîn Hüseyin'dir; Hüsameddin'e göre soyu Tebrizli Hâmid'e çıkar. Babası Zeynelâbidîn Ali Çelebi, İltekin kasabasında ders verirken yıldızların hareketlerine dair manzum bir risale yazmış, 882'de (1477) bunu Fatih Sultan Mehmed'e sunarak Amasya'daki Hüsâmiyye Medresesi'ne müderris olmuştur. II. Bayezid'in tahta çıkışından sonra Amasya valisi Şehzade Ahmed'e yakınlaşmış, Yörgüç Paşa Medresesi'nde müderrislik etmiş, sonra çeşitli yerlerde kadılık yapıp 921'de (1515) ölmüştür. Hüsameddin, amcası Abdülevvel Çelebi'nin maddesinde Abdülazîz'in babasının Zeynelâbidîn olduğunu, Abdülevvel'in ise amcası olduğunu ayrıca belirtir; bu düzeltmeyi hangi kaynağa karşı yaptığını söylemez. Abdülazîz'in oğlu Ali Efendi de mevâlîden, yani büyük kadılık ve müderrisliklere yükselmiş âlimlerdendir.

Hüsameddin'in Kaydı

Hüsameddin'in maddesi, on birinci cildin "ayn" harfine ayrılmış bölümünde yer alır:

Amasyalıdır. Meşâhîr-i ulemâdan Amasya'da mukîm olan Zeynel Âbidin Ali bin Ümm-i Veled Hüsameddîn Hüseyin Çelebi'nin oğludur. Pederi Amasya civârında İltekin kasabasında müderris iken 880 senesi rebîülevvelinde doğdu. Amasya'da Mevlânâ Abdî, Bahşî gibi fuzalâdan ve İstanbul'da Müeyyedzâde Abdurrahman Efendi vesâir ulemâdan ahz-ı ulûm ederek tedrîse mülâzım ve Davud Paşa ve bir sene de Manastır medreselerine müderris oldu. Ba'dehû meslek-i kazâyı ihtiyâr ederek Amasya ve Kayseriyye, Manisa vilâyetlerine kadı oldu. Sonra bu mesleği terk ederek Trabzon kazâsından isti'fâ ederek Trabzon'da Hâtuniyye ve Edirne'de Dârülhadîs müderrisi ve buradan Halep kadısı oldu. 939 senesi rebîülâhirinde Halep kazâsından naklen Amasya müftüsü ve Sultâniyye müderrisi olup geldi. Ne yazık ki 940 senesi evâhirinde Amasya'da çıkan büyük bir ihtilâlde mevkii sarsıldı. Amasya kadısı Müeyyedzâde Abdülhayy Efendi ile medhûl olduğundan 941 senesi rebîülevvelinde her ikisi de azl edilerek İstanbul'a gönderildi. Bunun üzerine tekâüde ayrılıp yetmiş akçe verildi. Bu hâl üzere sekiz yıldan ziyâde kalıp 950'de vefât etdi. Meşâhîr-i fuzalâdan edîb, kerîm, vakûr, edebiyât-ı Arabîyye ve fünûn-ı akliyyede mâhir, fıkıh ve usûlde fazîleti bâhir, elsine-i selâsede şâir bir zât idi.

Günümüz Türkçesiyle: Amasyalıdır. Amasya'da oturan ünlü âlimlerden Zeynelâbidîn Ali Çelebi'nin oğludur; Zeynelâbidîn de Ümm-i Veled Hüsâmeddîn Hüseyin Çelebi'nin oğludur. Babası Amasya yakınındaki İltekin kasabasında müderris iken 880 yılının Rebiülevvel ayında doğdu. Amasya'da Mevlânâ Abdî ve Bahşî gibi bilginlerden, İstanbul'da Müeyyedzâde Abdurrahman Efendi ve başka âlimlerden okuyarak mülazım oldu; Davud Paşa Medresesi'nde ve bir yıl da Manastır Medresesi'nde müderrislik etti. Sonra kadılık yolunu seçerek Amasya, Kayseri ve Manisa'da kadı oldu. Daha sonra bu mesleği bırakmak için Trabzon kadılığından istifa etti; Trabzon'da Hâtuniye, Edirne'de Darülhadis müderrisi oldu, oradan da Halep kadılığına geçti. 939 yılının Rebiülâhir ayında Halep kadılığından Amasya müftülüğüne ve Sultaniye Medresesi müderrisliğine atanarak geldi. Ne yazık ki 940 yılının sonlarında Amasya'da çıkan büyük bir kargaşada mevkii sarsıldı. Amasya kadısı Müeyyedzâde Abdülhay Efendi ile birlikte olaylara karışmış sayıldığından 941 yılının Rebiülevvel ayında ikisi de azledilip İstanbul'a gönderildi. Bunun üzerine emekliye ayrıldı ve kendisine yetmiş akçe bağlandı. Sekiz yıldan fazla bu hâlde yaşayıp 950'de öldü. Ünlü âlimlerden, edip, cömert, ağırbaşlı, Arap edebiyatında ve akli ilimlerde usta, fıkıh ve fıkıh usulünde üstün, üç dilde şiir söyleyen bir zattı.

Hüsameddin bunun Mecdî'nin Şakâyık tercümesindeki maddenin özeti olduğunu, doğum yerini ve tarihini ise babasının kendi tuttuğu kayıttan öğrendiğini söyler. Ardından Abdülazîz'in İstanbul'daki eserlerini sayar: Fatih semtinde, Küçük Karaman'daki evinin karşısında yüksek bir medrese, Edirnekapı dışında, Amasyalı Mahmûd Çelebi Zaviyesi yakınında bir mektep yaptırmış ve bu mektebin bahçesine gömülmüştür. Bir vakfı ve Sadrüşşerîa'nın eserine yazdığı bir haşiyesi vardır.

Amasya Müftülüğü ve 940 Olayı

Abdülazîz'in meslek hayatı, doğduğu şehre müftü olarak dönüşünden kısa süre sonra kırılır. 939 Rebiülâhirinde (1532 sonbaharı) Halep kadılığından Amasya müftülüğüne ve Sultaniye Medresesi müderrisliğine atanmış, ama bir yıl sonra, 940'ın (1534) sonlarında Amasya'da çıkan "büyük bir ihtilal" onun da konumunu sarsmıştır. Hüsameddin olayın mahiyetini burada anlatmaz; Abdülazîz'in, şehrin kadısı Müeyyedzâde Abdülhay Efendi ile birlikte olaylara karışmış sayıldığını ve ikisinin de 941 Rebiülevvelinde (1534 sonbaharı) azledilip İstanbul'a gönderildiğini söylemekle yetinir. Aynı olay Hüsameddin'in başka maddelerinde de iz bırakmıştır: şair Rahîmî Abdurrahîm Efendi'nin babası "940'da Amasya vak'asında" Bursa'ya gönderilmiştir. Bu kayıtlar, 940 olaylarının Amasya'nın ilmiye çevresinde birden fazla kişinin sürgün ya da azliyle sonuçlandığını gösterir; olayın nedeni bu kaynaklarda açıklanmaz.

Azilden sonra Abdülazîz yeniden göreve dönmemiş, yetmiş akçelik bir emekli maaşıyla sekiz yılı aşkın bir süre İstanbul'da yaşamıştır. Fatih'teki medresesi ile Edirnekapı'daki mektebi bu yıllara ait olabilir; Hüsameddin yapım tarihlerini vermez.

Şiiri

Hüsameddin'in "elsine-i selâsede şâir", yani Arapça, Farsça ve Türkçe şiir söyleyen biri olarak tanıttığı Abdülazîz'in bir divanı olduğuna dair kayıt yoktur. Elde kalan tek parça, Hüsameddin'in "Manisa kadısı iken şu imzâyı yazmışdır" diyerek verdiği üç beyitlik Arapça bir manzumedir. Kadı, onayladığı bir hüccetin, yani mahkeme belgesinin altına imzasını nesir yerine şiirle atmış ve belgenin sağlamlığını, içeriğinin doğruluğunu ve kendi adını Manisa kadılığıyla birlikte bu beyitlere sığdırmıştır. Hüsameddin metni Arap harfleriyle verir; neşri hazırlayan Safi Arpaguş dipnotta Türkçe çevirisini ekler. Manzum imzanın Latin harfli okunuşu ve günümüz Türkçesi ayrı bir sayfada yer alır. Belgenin hangi tarihte yazıldığı ve Hüsameddin'in onu nerede gördüğü belirtilmez.

Kronoloji

Rebiülevvel 880 (Temmuz 1475): İltekin kasabasında doğar.

882 (1477): Babası Zeynelâbidîn Ali Çelebi, manzum astronomi risalesini Fatih'e sunar.

921 (1515): Babası ölür.

Rebiülâhir 939 (Ekim-Kasım 1532): Halep kadılığından Amasya müftülüğüne ve Sultaniye müderrisliğine geçer.

940 sonları (1534): Amasya'da büyük bir kargaşa çıkar.

Rebiülevvel 941 (Eylül-Ekim 1534): Amasya kadısıyla birlikte azledilip İstanbul'a gönderilir.

950 (1543-44): İstanbul'da ölür.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar