Özgün Metin

Vezin: mefâîlün mefâîlün mefâîlün mefâîlün (kaynakta belirtilmez; ölçüyü biz tespit ettik)

Bugün da'va-yı fazl eyler iken bir zâde-i hindî
Görünce kâmili erneb gibi bir kûşeye sindi

Günümüz Türkçesiyle

1. Bugün bir Hindîzâde, yani bir Hint oğlu, bilgi ve fazilet taslarken olgun bir bilgini, Kâmil'i görünce tavşan gibi bir köşeye sindi.

Edebî ve Tarihî Yorum

Bir Avlu Sahnesi

Sultan Bayezid Camii'nin avlusunda yaşanan bir anlık sahne, beytin hem konusu hem de söylenme vesilesidir: o anda, doğaçlama söylenmiş bir nükte söz konusudur ve bir gazelin parçası olduğunu gösteren bir iz yoktur. Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi'nin on ikinci cildinde Hindîzâde Abdülmecîd Zühdî Efendi'yi anlatırken olayı şöyle kaydeder: Zühdî bir gün caminin avlusundaki muvakkithanenin önünde oturmuş, yanındakilere bilgisini ve faziletini anlatarak övünmektedir. O sırada "meşâhîr-i fuzalâ ü şu'arâdan", yani tanınmış bilgin ve şairlerden Mecdîzâde Hâfız Kâmil Efendi gelip yanına oturur ve Zühdî susar. Hüsameddin'in deyişiyle "Hazret şu beyti irticâlen söyler", yani beyit o anda, hazırlıksız söylenmiştir. Zühdî 1314'te (1896-97) öldüğüne göre olay bu tarihten öncedir; Kâmil Efendi o yıllarda Bekir Paşa Medresesi müderrisi ve Sultan Bayezid Camii'nin kürsü şeyhiydi.

İki Adın Oyunu

Beyit iki özel adı birer cins isim gibi kullanır ve bütün tadını buradan alır. "Zâde-i hindî" sözü kelime kelime "bir Hint oğlu" demektir, ama Zühdî'nin aile adı olan Hindîzâde'yi açıkça işaret eder. "Kâmil" ise olgun, ilmi tamamlanmış kişi anlamına gelir; söyleyenin adı da budur. İlk mısradaki "da'va-yı fazl", fazilet iddiasında bulunmak, ikinci mısradaki "kâmil" kelimesiyle bir karşıtlık kurar: fazilet taslayan biri, gerçek bir kâmil karşısında susmuştur. Kelimenin hem genel anlamı hem de bir kişiyi gösteren anlamı birlikte işlediği için bu söyleyiş tevriyedir. "Erneb", Arapça tavşan demektir; tavşan ürkekliğin simgesidir ve "bir köşeye sinmek" deyimiyle birlikte Zühdî'nin susuşunu gülünç bir kaçışa çevirir.

Hüsameddin'in Zühdî'ye bakışı bu nükteyle uyumludur. Maddenin sonunda, Zühdî'nin büyükçe divanını pek çok ricadan sonra oğlunun elinde gördüğünü, baştan sona taradığını ve kitabına almaya değer tek bir beyit bulamadığını yazar. Hüsameddin'in Zühdî maddesine aldığı tek beyit de böylece Zühdî'nin kendisine ait olmayıp onunla alay eden kişinin ağzından çıkmıştır.

Aidiyet

Beyti söyleyenin Kâmil Efendi olduğu, "Hazret" kelimesinin cümledeki yerinden çıkar: Zühdî susmuştur, söz yeni gelen ve kendisinden saygıyla söz edilen kişiye geçer. Beytin "kâmil" kelimesiyle oynaması da onu Kâmil adlı birinin ağzına yakıştırır. Bununla birlikte Hüsameddin Kâmil Efendi'nin ilk adını vermez. Mecdîzâde ailesinden hâfız ve şair olarak tanınan, Hüsameddin'in başka maddelerde "Mecdîzâde Hâfız Abdurrahman Kâmil Efendi" diye andığı Amasya müftüsünün bu kişi olduğu büyük ihtimaldir; yine de eşleştirme kaynakta açıkça yapılmamıştır. Beyit Avni Erdemir'in yayımladığı Divançe'de bulunmaz; Kâmil Efendi'nin kayıp şiirlerinden biri olabileceği gibi, yalnız ağızdan ağza dolaşmış bir söz de olabilir. Olayın öbür tarafı, Zühdî Abdülmecîd Efendi sayfasında anlatılmıştır; Kâmil Efendi'nin şairliği ve öteki şiirleri Abdurrahman Kâmil Efendi: Şair ve Eserleri yazısındadır.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar