Abdurrahman Kâmil Efendi, adı çoğunlukla 1919 yazındaki bir cuma vaazıyla birlikte anılan Amasyalı bir âlimdir. Mustafa Kemal Paşa'nın Samsun'a çıkıp Havza üzerinden Amasya'ya geldiği günlerde, Beyazıt Camii'nin avlusunu dolduran kalabalığa Millî Mücadele'nin gerekçesini anlatan hoca odur. Ne var ki bu vaaz, yetmiş yılı aşan bir ilim, öğretim ve irşat hayatının yalnızca bir halkasıdır. Kâmil Efendi, yirmi yedi yıl medrese hocalığı yapmış, müftülük ve vaizlik görevlerinde bulunmuş, Arapça, Farsça ve Türkçe eserler yazmış, şiir söylemiş, oğullarını da aynı ilim geleneği içinde yetiştirmiş bir müderristir. Hakkında yazılanların bir kısmı resmî kayıtlara, bir kısmı hatıralara dayanır; anlatıda belgeyle rivayet birbirinden ayrı tutulmuş, kaynaklar arasında çelişen tarihler yerinde belirtilmiştir.

Ad, Soyad ve Kimlik

Kaynaklarda adı Abdurrahman Kâmil Efendi olarak geçer. 1934 tarihli Soyadı Kanunu'ndan sonra Yetkin soyadını aldığı için bugün kitaplarda ve ansiklopedilerde "Abdurrahman Kâmil Yetkin" diye anılır. Ailenin Amasya'daki adı Mecdîzâdeler'dir; dedesi Mustafa Mecdî (Mecîdî) Efendi'ye nisbetle bu lakabı taşırlar. Akademik yazılarda "Mecdîzâde Abdurrahman Kâmil Yetkin" biçimi de kullanılır. Şiirlerinde "Kâmil" mahlasını kullanmıştır.

Doğum yılı olarak ansiklopedik kaynaklar ve akademik çalışmalar 1850'yi verir. Bazı kısa biyografilerde 1841 yazılıdır; ansiklopedi ve akademik literatür 1850'yi esas aldığı için burada da bu tarih kullanılmıştır. Ölüm tarihi 31 Aralık 1941'dir ve doğum gibi ölüm de Amasya'da gerçekleşmiştir.

Mecdîzâdeler: Kırım'dan Amasya'ya

Ailenin kökeni Kırım'ın Bahçesaray şehrine uzanır. Ansiklopedi maddesine göre ataları Abdurrahman Kâmil'in doğumundan yaklaşık iki asır önce Bahçesaray'dan gelip Çorum'un Mecitözü ilçesine bağlı Doğla köyüne yerleşmişti; mahlas ve lakap da Mecitözü'ne nisbetle "Mecîdî" ve "Mecîdîzâde" biçiminde yerleşti. Amasya İlahiyat Dergisi'ndeki araştırmada ise göç, Kırım'ın Rusya tarafından ilhak edildiği 1783 yılına bağlanır ve ailenin önce o dönemde Amasya'ya bağlı bir kaza olan Mecitözü'ne, sonra Amasya'ya yerleştiği belirtilir. Aynı çalışma, dedesi Mustafa Mecdî Efendi'nin âlim ve Nakşibendî şeyhi olduğunu kaydeder. Trakya Üniversitesi'nde 2023'te hazırlanan yüksek lisans tezi de Kâmil Efendi'yi Kırım'dan Amasya'ya göç eden bir ailenin çocuğu olarak ele alır.

Babası, ilmiye sınıfından gelen ve kadılık yapmış olan Ahmed Rifat (Rif'at) Efendi'dir. Ağabeyi Hâfız Mustafa Sâdık Efendi de âlim biriydi ve Abdurrahman Kâmil kıraat, ferâiz ve aruz ilimlerini ondan okudu. Kendisi 1883'te, âlim Anaç Hoca'nın kızı Emine Hanım'la evlendi. Çiftin üç oğlu ve bir kızı oldu. Kızlarının adı Fatma Zehra'dır; oğulları Mehmed Sabri (ö. 1963), Mustafa Niyâzî (ö. 1959) ve Ahmed Emrî (ö. 1974) ise babaları gibi Amasya'nın tanınmış âlimleri arasına girdi. Üçü de müftülük ve vaizlik yaptı, tefsir, fıkıh, ahlak, tasavvuf ve edebiyat alanlarında eserler bıraktı.

Bir ailenin ilmi kesintisiz birkaç kuşak boyunca taşıması her zaman görülen bir durum değildir. Amasya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi'nde yayımlanan makale, Mecdîzâdeleri Amasya'daki köklü Osmanlı ilim geleneğinin son temsilcileri olarak değerlendirir. Yazara göre bu aile, Arapça ve Farsçaya hâkim yetişmiş, vaazları ve konuşmalarıyla şehrin son dönem dinî, ilmî ve kültürel hayatına katkı sağlamış, Amasya'da oturmakla birlikte dönemin önde gelen kültür ve sanat adamlarıyla yakın ilişki kurmuştur.

Eğitim Yılları

Abdurrahman Kâmil sıbyan mektebiyle başladığı öğrenimini 1861'de hâfızlığı tamamlayarak sürdürdü ve iki yıl kıraat okudu. Ardından Amasya Rüşdiyesi'ne devam etti. Bu okul, Ziya Paşa'nın yaptırdığı Rüştiye olarak tanıtılır. Böylece Kâmil Efendi, medrese geleneğinin yanında yeni usul bir okul da görmüş bir kuşağın insanıdır. Rüşdiye'den sonra Mehmed Paşa Medresesi'ne devam etti; burada okurken istihrâc, yani mevcut bilgilerden geleceğe dair çıkarım yapma konusuyla da ilgilendi.

Daha sonra yedi yıl boyunca Şirvânî Mîr Hasan Efendi'nin derslerine devam ederek tefsir, hadis, usûl ve hikmet okudu ve 1879'da ondan icâzet aldı. Ferâiz ve aruzu ağabeyi Sâdık Efendi'den öğrenmişti. Arapça ve Farsçada eser yazacak, bu dillerde şiir söyleyecek kadar ilerlemesi, bu eğitimin sonucudur.

Bekir Paşa Medresesi'nde Müderrislik

İcâzet aldığı yıl Kâmil Efendi, Amasya'daki Bekir Paşa Medresesi'ne müderris tayin edildi. Kendi anlattığına göre bu görevde yirmi yedi yıl içinde üç dönemde altmış beş talebeye icâzet verdi. 1908'deki üçüncü icâzet merasimine katılan Hacı Reşid Paşa'nın arzı üzerine meşihat makamı, yirmi iki öğrencisine birer gümüş madalya, kendisine de altın madalya verdi. Bir medrese hocasının mirası eser sayısıyla olduğu kadar yetiştirdiği öğrenci sayısıyla da ölçülür ve Kâmil Efendi'nin bu alandaki hanesi dolu görünür.

Öğrencilerinin adları hakkında kaynaklarda ayrıntılı bilgi yoktur. Bilinen, Amasya'daki ilim hayatının onun ve oğullarının etrafında şekillendiğidir. Müderrisliği sırasında bir yandan Amasya Sultan Bayezid Camii'nde kürsü şeyhliği yaptı, farklı camilerde tefsir dersleri verdi. Bu vaazlardan oluşan Tefsir Dersleri Notları ile Hz. Peygamber'in Risâleti adlı eserlerin bir bölümü günümüze ulaşmıştır.

Müftülük ve Vaizlik

Amasya müftüsü Mehmed Efendi'nin ölümünden sonra Kâmil Efendi, Mayıs 1900'de, elli yaşında Amasya müftülüğüne atandı. Bununla birlikte Sivas ve Karadeniz bölgesi vaizliği (kürsü şeyhliği) görevi de kendisine verildi. 1903'te Hicaz Demiryolu İâne Komisyonu'ndaki hizmetlerinden dolayı nişan ve madalyayla ödüllendirildi. Aynı yıl Mûsıle-i Süleymâniyye-i Râbia'dan Bursa Fakihzâde Medresesi pâyesi, 1905'te İzmir pâyesi kendisine verildi. 1912'de yanlışlıkla emekliye sevk edildiyse de bu karar düzeltilerek yeniden müftülük görevine getirildi. Müftülüğü sırasında Amasya'daki çeşitli komisyonlarda çalıştı ve kadı vekilliği yaptı.

Eylül 1915'te yaş haddinden emekli oldu. Bu tarihten sonra 1916-1920 yılları arasında Dârülhilâfe Medresesi'nde ders verdi. Yerine geçen Mustafa Tevfik Efendi, Dârü'l-hikmeti'l-İslâmiyye üyeliğine tayin edilince 1918'de Hacı Mehmed Tevfik Efendi Amasya müftüsü oldu. Bu ayrım, 1919 olaylarının doğru okunması için önemlidir. Millî Mücadele'nin başladığı yaz Amasya'nın müftüsü Hacı Tevfik Efendi'ydi; Kâmil Efendi o günlerde resmî bir müftülük görevinde bulunmayan, ama şehrin en saygın âlimlerinden biri ve Beyazıt Camii vaiziydi. Sonradan "Amasya müftüsü Abdurrahman Kâmil Efendi" diye anılmasının sebebi, hayatının sonraki yarısında bu makama dönmesidir.

Haziran 1919: Mustafa Kemal Paşa Amasya'da

Mustafa Kemal Paşa 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıkmış, ardından Havza'ya geçmişti. Havza'dan Amasya müftüsü Hacı Tevfik Efendi'ye çektiği telgrafa, "Amasya halkı müdafaa-i vatan, muhafaza-i din ve devlet yolunda mücahede edenleri bağrına basmakla müftehir olacaktır" cevabı gelmişti. Paşa 12 Haziran 1919'da Amasya'ya ulaştı. Müftü, vaiz, eşraf ve halk onu karşılamak için yollara dökülmüştü. Paşa'nın maiyetindeki Hüsrev Gerede'nin anlattığına göre Havza'dan Amasya'ya gelene kadar kendilerini karşılayan olmamıştı. Hacı Tevfik Efendi'nin hitabı ise o kadar içten ve cesurdu ki Paşa, yanındakine dönüp "Hüsrev, görüyor musun, Müftü Efendi Hazretleri ne söylüyor" demiştir. Gerede bu konuşmayı Millî Mücadele'nin ilk fetvası olarak nitelemiştir.

Paşa o geceyi, Yavuz Sultan Selim'in doğduğu yer olarak bilinen ve halk arasında "Saray Düzü" denen yerdeki askerî kışlada geçirdi. Ziyaret edenler arasında Sultan Bayezid Camii vaizi Kâmil Efendi de vardı. Ansiklopedi maddesine göre Kâmil Efendi, Paşa'yı karşılayanlar arasında yer aldı ve onunla uzun bir görüşme yaptı. Torunu Nafiz Yetkin'in 1981'de Amasya'daki yerel gazetede yayımladığı yazıya dayanarak aktarılan kendi anlatımına göre ziyaret perşembeyi cumaya bağlayan gece, "karanlık odada" gerçekleşmişti. Kâmil Efendi ertesi gün vaaz edeceğini söyleyerek izin istedi. Paşa elini öptü ve "Baba, yanınıza adam katayım mı, karanlıktır" diye sordu; hoca "Gözlerimin ışığı beni götürür" karşılığını verdi.

Anlatıya göre Paşa o sırada şunu söyledi: "Baba, bu işte muvaffak olmak var, olmamak var. İnşallah olacağız. Eğer olamazsak bizi asarlar, kelle gider, ne dersin?" Kâmil Efendi de "Hey oğul, sen ki genç yaşında başını vatan ve millet uğruna feda etmişsin, koy benim bu ihtiyar kelle de senin uğruna feda olsun" demiştir. Bu konuşmanın tek anlatıcısı Kâmil Efendi'nin kendisidir ve metin torunu aracılığıyla bize ulaşmıştır, dolayısıyla bir hatıra olarak okunmalıdır. Paşa'nın hocayı Komiser Osman Efendi'yi yanına katarak yolcu ettiği de aynı anlatıda geçer. Sabah kapı çalındığında karşısındaki yine Komiser Osman Efendi'ydi ve elinde Paşa'nın gönderdiği bir kâğıt vardı. Kâmil Efendi o gün zekât ve fitre konusunda vaaz edecekti; pusula üzerine konuyu değiştirmek zorunda kaldı. "Kısa bir zamanda ne hazırlanır, vatanın kurtulması değil mi, o kadar" diyerek camiye gitti. Cami kalabalıktı, halk abdest alıyor, namaza hazırlanıyordu ve Paşa ile arkadaşları da çevrede dolaşıyordu.

Beyazıt Camii'ndeki Cuma Vaazı

Vaazın tarihi çoğu kaynakta 13 Haziran 1919'dur. Osman Feyzi el-Amâsî'nin el yazması Amasya Meşahiri (1952) aynı konuşmayı 19 Haziran'a tarihler; ancak diğer kaynaklarda 13 Haziran yaygın kabul görmektedir ve burada da bu tarih esas alınmıştır.

Namazdan sonra şehitlerin ruhuna ithaf edilen bir mevlid okutuldu. Cemaat dua edip camiden çıkınca avluyu ve çevredeki geniş alanı doldurdu. Anlatıya göre kalabalık tahminen otuz binden fazlaydı; bu rakam kesin bir sayım olmayıp aktarılan bir tahmindir. Sözlü aktarıma dayanan bir görüşe göre Paşa, Sultan Bayezid Camii'nin bahçe kapısı üzerine çıkarak konuştu ve Türk milletinin içinde bulunduğu acı durumu birer birer anlattıktan sonra sözü "muhterem üstadımız" Abdurrahman Kâmil Efendi'ye bıraktı.

Osman Feyzi'nin metninde Kâmil Efendi'nin konuşması şöyle geçer: Türk milletinin ve hâkimiyetinin artık hikmet-i mevcudiyeti kalmadığı anlaşılmış, milletin şerefi, haysiyeti, hürriyeti ve istiklâli tehlikeye düşmüştür; başımızdaki hükûmetten artık bir iyilik ummak boşunadır. Aynı metne göre hoca, "padişah olsun, isim ve unvanı ne olursa olsun hiçbir şahsın ve makamın hikmet-i mevcudiyeti kalmamıştır" diyerek tek kurtuluş çaresinin halkın hâkimiyeti doğrudan eline alıp iradesini kullanması olduğunu söyledi. Ardından cemaate Mustafa Kemal Paşa'yı "Hazret-i Ömer gibi bir başbuğ" diye gösterdi ve Paşa'ya dönerek, başta kendisi olmak üzere orada bulunan herkes adına biat ettiklerini, vatan ve milletin refah yolunu buluncaya kadar elbirliği yapacaklarına söz verdiklerini bildirdi. Bu sözlerin vaaz sırasında ne ölçüde bire bir bu biçimde söylendiği, ne kadarının sonraki yıllarda anlatılarla biçimlendiği kesin olarak ayırt edilemez. Yine de metin, vaazın öğretici bir cuma konuşmasından çıkıp siyasî bir tavır alışa dönüştüğünü gösterir. Ansiklopedi maddesi, vaazın şehirde büyük bir etki yaptığını ve Millî Mücadele için harekete geçilmesinde önemli rol oynadığını kaydeder; Trakya Üniversitesi'ndeki tez de onu Millî Mücadele'nin ilk vaazını veren âlimlerden biri olarak sunar.

Mustafa Kemal beş yıl sonra Amasya'ya yeniden geldiğinde bu vaazı hatırlamış ve konuşmasında aktarmıştır. Gazi'nin sözleri şöyle nakledilir: "Bundan beş sene evvel buraya geldiğim zaman bütün millet gibi vaziyet-i hakikiyeyi anlayamamışlardı. Fikirlerde teşevvüş vardı. Dimağlar âdeta durgun bir hâldeydi. Ben burada birçok zevatla beraber Kâmil Efendi Hazretleriyle de görüştüm. Bir camii şerifte hakikati halka izah ettiler." Gazi, hocanın irşat edici vaaz ve nasihatinden sonra herkesin çalışmaya başladığını, genç Cumhuriyet'in bu gibi ulemâ ile iftihar ettiğini de eklemiştir.

Bir de ansiklopedi maddesinde "aktarılır" kaydıyla geçen bir rivayet vardır: Paşa vaazı dinledikten sonra "Eğer bu memlekette Abdurrahman Kâmil Efendi gibi on tane âlim olsaydı memleket bu hâle düşmezdi" demiş. Bu söz belgeye dayanmaz, Amasya hafızasında yaşayan bir anlatı olarak değerlendirilmelidir.

Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti ve Beş Altın

Ertesi gün, 14 Haziran 1919'da, Selağzı Meydanı'ndaki Atik Ali Mektebi'nde toplanan Amasyalılar Amasya Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'ni kurdular. Selağzı, Amasya halkının Sinan Paşa Hamamı ile Gümüşlü Camii'nin yakınından geçen dere dolayısıyla verdiği addır; Yavuz Sultan Selim'in ilk tahsile başladığı medrese de burada bulunduğu için bugün meydan Yavuz Sultan Selim Meydanı olarak anılır. Cemiyetin on yedi üyesi vardı. Müftü Hacı Tevfik Efendi birinci, Abdurrahman Kâmil Efendi ikinci üye olarak kaydedilir. Bu girişim, birkaç gün sonra hazırlanan Amasya Genelgesi'nin zeminini oluşturan ortamın bir parçasıdır. Aynı dönemde Amasya halkı, başta Hacı Tevfik Efendi, Hoca Abdurrahman Kâmil Efendi ve Şeyh Cemaleddin Efendi olmak üzere, millî iradeye geçişte Mustafa Kemal Paşa'ya destek olmuştur.

Cemiyetin ilk maddî yardımı, aktarıldığına göre, Kâmil Efendi'nin bir mendil içinde Mustafa Kemal Paşa'ya verdiği beş altın oldu. Ansiklopedi maddesi bunu "biriktirdiği altınları cemiyeti desteklemek amacıyla Paşa'ya vermesi" diye aktarır; bazı kaynaklarda ise "tüm parasını bağışladı" ve "Millî Mücadele'nin ilk parasal yardımı" denmektedir. Aradaki fark küçüktür. Bağışın altın ve birikimden oluştuğu hepsinde ortaktır ve miktar için en somut anlatım beş altındır. Bu paranın o günün koşullarında ne ifade ettiği bilinmiyor; bir yaşlı âlimin birikimini bir mendile sarıp bir komutana vermesinin sembolik değeri ise rakamdan bağımsız olarak ortadadır.

Zile İsyanı Günleri

1920 baharındaki Zile isyanı Amasya'yı da yakından ilgilendirdi. Ansiklopedi maddesine göre Kâmil Efendi isyan bölgesine gönderilmek istendi, ancak yaşlılığı yüzünden gidemedi; buna karşılık vaazlarında halkı âsilere destek vermemesi konusunda uyarmayı sürdürdü. Müftü Hacı Tevfik Efendi ise isyanın bastırılması için Binbaşı Cemil Cahit Bey'in (sonraki Orgeneral Cemil Cahit Toydemir) isteği üzerine milis topladı ve bir elinde silâh, bir elinde namaz seccadesiyle isyan sahasında görev yaptı. Cemil Cahit Bey'in hatıralarında "O günlerde Müftü Hacı Hafız Tevfik Efendi kumandan, ben onun erkân-ı harbiydim" dediği aktarılır.

Hacı Tevfik Efendi, Kasım 1921'de bu görev sırasında yakalandığı zatürreden vefat etti. 1868'de Amasya'nın Fethiye Mahallesi'nde doğmuş, Yumuk Osmanzâde ailesinden gelen bu müftünün ölümüyle Amasya müftülüğü boşaldı. İngiliz istihbaratının raporlarında Hacı Tevfik Efendi, tahkik komisyonlarının beldelerine girmesini istemeyen ve gerekirse halkı silâhlandırmakla tehdit eden Amasyalılardan biri olarak anılmıştı.

Yeniden Müftülük: 1922 ve Sonrası

Ansiklopedi maddesine göre Kâmil Efendi, Temmuz 1922'de Mustafa Kemal Paşa tarafından yeniden Amasya müftülüğüne atandı ve ölümüne kadar bu görevde kaldı. Bazı kaynaklarda müftülük süresi 8 Temmuz 1923 ile 18 Aralık 1941 arasına yerleştirilir. Bu çelişkinin atama ile resmî göreve başlama arasındaki farktan doğmuş olması mümkündür, ancak bu belgeye dayanmayan bir tahmindir. Anlatıda ansiklopedinin tarihi esas alınmıştır.

Artık Amasya'da müftülük Cumhuriyet'in müftülüğüydü. Kâmil Efendi yaşlanmıştı, yine de makamın başında kaldı ve Cumhuriyet'in ilk yıllarında şehrin dinî hayatının en tanınmış simalarından biri olarak yaşadı. İsmet İnönü'nün 1939 depremi sonrasında Amasya'yı ziyaretinde kendisini karşılayan heyet arasında yer aldığını gösteren bir fotoğraf da bilinmektedir.

Atatürk'le Sonraki Karşılaşmalar

Mustafa Kemal, Amasya'ya sonradan birkaç kez uğradı ve her seferinde eski dostunu andı. Kaynaklar özellikle üç buluşmayı kaydeder. İlki 24 Eylül 1924'tedir. Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal bu ziyaret sırasında 1919'daki vaazı yukarıda aktarılan sözlerle hatırlamıştır.

İkincisi 19 Eylül 1928'de gerçekleşti. Atatürk Tokat'a giderken Amasya'ya Ankara'dan özel trenle geldi. O sırada dedesine yardımcı olarak yanında bulunan torunu Nafiz Yetkin'in anısına göre, trenin kapısında durduğunda Atatürk'ün ilk sözü "Müftü Efendi nerede?" oldu. Halk açılıp yol verdi ve torun, dedesini koltuğundan tutarak öne çıkardı. Kâmil Efendi yeleğinin cebinde Serkisof marka bir saat taşırdı; saatin kurulmasına yarayan anahtar zincirin ucunda dışarıda sallanırdı. Atatürk gülümseyerek yaklaşıp anahtarı tuttu ve "Bu nedir, cennetin anahtarı mı yoksa? Ver de cennete girelim" dedi. Kâmil Efendi, "O cennetin anahtarı nasıl olur, asıl cennetin anahtarı sende, ver de biz girelim" karşılığını verdi. Atatürk şaşırıp güldü ve "Cennetin anahtarı bende nasıl olur?" diye sorunca müftü, "Nasıl olur da anahtar sende olmaz, sen ki bu cahil halkı okutmak üzere alfabe getirdin, bundan âlâ cennetin anahtarı olur mu" cevabını verdi. Atatürk gülerek müftünün koluna girdi ve birlikte istasyonda hazır bekleyen otomobile binip hükûmet binasına gittiler. Bu anlatının kaynağı torunun hatırasıdır ve başka bir belgeyle desteklenmemiştir.

Üçüncüsü ve sonuncusu 22 Kasım 1930'dadır; bu, Atatürk'ün Amasya'ya beşinci ve son gelişidir. Atatürk bu ziyarette Amasya istasyonunda Abdurrahman Kâmil Efendi'yle sohbet etti ve bu sohbetin fotoğrafı ile film görüntüleri günümüze ulaşmıştır. Görüntüler TRT Arşivi'nde "Atatürk ve Müftü Abdurrahman Kamil Efendi'nin Sohbetinden Görüntüler (1930)" başlığıyla kayıtlıdır. Bazı yayınlarda tarih yanlışlıkla "22 Aralık" olarak verilmiştir; fotoğraf ve film kayıtları 22 Kasım 1930'u gösterir.

Eserleri

Kâmil Efendi'nin kalemi, vaaz kürsüsü kadar verimliydi. Ansiklopedi maddesi eserlerini şöyle sıralar:

  • Makâmât-ı Harîrî Tercümesi: Harîrî'nin (ö. 516/1122) Arap edebiyatında makâme türünde yazdığı Makâmât'ının Türkçeye çevirisi. Müellif hattı nüshanın bir bölümü Amasya Belediye Kütüphanesi'ne, bir bölümü Millî Kütüphane'ye verilmiştir. Amasya Yazma Eserler Kütüphanesi'nde ayrıca Makâmât'ın güç sözcüklerini açıklayan Tebyînü'l-muğlakât ve'l-mühimmât min elfâzı'l-makâmât adlı bir eseri kayıtlıdır.
  • Dîvân-ı Kâmil: Arapça ve Farsça şiirlerinin de yer aldığı divan; 1884'te tamamlanmış, sonuna müellifin kendi biyografisi eklenmiştir.
  • Fetâvâ-yı Abdurrahman Kâmil: Fetvalarından oluşan eser; Amasya Belediyesi Kütüphanesi'ndedir.
  • Mir'âtü'ş-şuûni'l-hakāik: Ahmed Hüsâmeddin Dâğıstânî'nin istihrâc alanındaki eserinin Türkçe tercümesi. Oğlu Sabri Yetkin'in istinsah ettiği mecmuada bulunan eser, yetmiş bir madde hâlinde gelecekte olacak olaylar ve devletlerin uğrayacağı felâketler üzerinedir.
  • Hâtırât-ı Abdurrahman Kâmil: 1903'te yazılan, otuz üç varaklık hatıra eseri.
  • Kasîdetü Abdirrahmân Kâmil: Ebü'l-Feth Ali b. Muhammed el-Büstî'nin zühde dair meşhur kasidesinin 1904 tarihli Arapça şerhi; Hâtırât'ın içindedir.
  • Evliyâ, Ulemâ ve Şuarâdan Alfabetik Sıraya Göre Bazı Zatların Hayat Hikâyeleri: Yüz altmış sayfalık müellif hattı biyografi derlemesi.
  • Nakd-i Hâtır: Ahlâka dair risale; müellif hattı Amasya Beyazıt İl Halk Kütüphanesi'ndedir.
  • Tefsir Dersleri Notları ve Hz. Peygamber'in Risâleti: Beyazıt Camii vaazlarından oluşan eserler.

Kâmil Efendi'nin ayrıca Şeyh Sa'dî'nin Bostân'ını Arapça olarak şerh ettiği de bildirilir. Eserlerin bir bölümü, ansiklopedi maddesinin yazarı Kâmil Şahin'in özel kitaplığında bulunmaktadır. Divançe'si ise Millî Kütüphane Yazmalar Koleksiyonu'nda kayıtlıdır.

Şair Kâmil

Avni Erdemir'in Amasya İlahiyat Dergisi'ndeki çalışması, Kâmil Efendi'nin şairliğini ilk kez ayrıntılı biçimde ele alır. Önceki çalışmalar onun dinî eserleri ve Millî Mücadele'deki rolü üzerinde durmuş, şiirleri ihmal edilmişti. Erdemir, Millî Kütüphane'deki Divançe adlı yazmaya (Yz. A 8993) dayanarak "Kâmil" mahlasıyla yazılmış 14 Türkçe şiir tespit etti: 4 mesnevi, 2 kaside, 1 muhammes, 1 müsemmen ve 6 gazel. Divançe nesir ve nazım karışık yazılmıştır. Nesir bölümlerinde işlenen tasavvufî düşünceler Türkçe, Arapça ve Farsça şiirlerle desteklenmiş ve konuya uygun yerlere yerleştirilmiştir.

Şiirlerde divan şiirinin nazım şekilleri, aruz kalıpları, mazmun ve benzetmeleri başarıyla kullanılır. Kâmil Efendi yedi ayrı aruz kalıbı kullanmış, iki şiirinde ise klâsik gelenekte istisna sayılan çift vezne başvurmuştur. Bazı şiirlerde bîh, hîç, yâr, tîz gibi sözcüklerde heceleme kusurları (zihaf) görülür; bunlar çoğunlukla Türkçe telaffuzun zamanla değişmesinin şiire yansımasıdır. Araştırmacıya göre bu özellikleriyle Kâmil Efendi, klâsik divan şiiri geleneğinin yirminci yüzyıldaki iyi örneklerinden biri sayılabilir.

Şiirlerin ana konusu ilâhî aşktır. Divan edebiyatında sevgiliye yönelik sözcükler Kâmil'de tasavvufî anlamda kullanılır, ayrılık acısı ve vuslata yakınlık temaları öne çıkar. Divançe, on dokuz beyitlik bir mesneviyle açılır; besmele, hamd ve Peygamber'e salâtla başlayan bu şiir klasik mesnevi geleneğine uygundur. Elli beş beyitlik bir mesnevi ise Amasya'daki Şeyhsadi köyünde yatan Şeyh Sa'dî'ye duyduğu hayranlıkla yazılmıştır. Şiirleri arasında Arap alfabesinin yirmi dokuz harfini birer mısra başına alan "elifname" tarzında bir methiye de vardır.

Çalışmanın dikkat çektiği bir ayrıntı daha var: oğlu Ahmed Emrî Yetkin, babasının bazı şiirlerini kendisinin yok ettiğini, bazılarının da sebebi bilinmeyen biçimde kaybolduğunu söylemiştir. Neden böyle yaptığı belirsizdir. Erdemir, kayıp şiirlerin bulunması hâlinde şairliğinin daha sağlıklı değerlendirilebileceğini yazar.

Ölümü ve Mezarı

Abdurrahman Kâmil Efendi, 31 Aralık 1941'de Amasya'da vefat etti ve Amasya'daki Tekirdede Kabristanı'na defnedildi. Mezarlığın adı bazı eski metinlerde "Tekkedede" biçiminde geçer; ansiklopedi ve diğer kaynaklardaki doğru yazılış Tekirdede'dir.

Ölümünden sonra da adı Amasya'da yaşadı. Oğulları Mehmed Sabri, Mustafa Niyâzî ve Ahmed Emrî ilim geleneğini sürdürdü. Torunu Nafiz Yetkin dedesine dair anıları yazdı ve yerel basında yayımladı; bu yazılar bugün 1919 olaylarının Amasya'daki tanıklık kayıtları arasında sayılır. Atatürk'ün Amasya'daki izini takip eden her anlatı, bir noktada bu âlimin adına rastlar.

Mirası

Abdurrahman Kâmil Efendi'yi iki biçimde hatırlamak mümkündür. Birincisi onu yalnız 1919'daki cumanın hatibi olarak görmektir. İkincisi ise Rüşdiye'yi görmüş, Mîr Hasan Efendi'nin derslerinde yedi yıl çalışmış, yirmi yedi yılda altmış beş öğrenciye icâzet vermiş, şiir yazmış, Harîrî'yi çevirmiş, fetva vermiş ve Cumhuriyet'in ilk yıllarında müftülük yapmış bir âlim olarak geniş bir çerçeveden bakmaktır. Millî Mücadele'ye katkısı bu geniş hayatın bir noktasında yoğunlaşır.

Ansiklopedi maddesi onu "Millî Mücadele'nin başlatılmasında önemli rolü olan din âlimlerinden" biri olarak tanımlar. Mevhibe Savaş'ın makalesi ise Mustafa Kemal'in din adamlarıyla ilişkisinin olağan seyrini göstermek için onu ve Hacı Tevfik Efendi'yi birlikte ele alır; Kâzım Karabekir, Şevket Süreyya Aydemir ve Ali Fuat Cebesoy'un eserleri de bu ilişkiye dair kaynaklar arasında gösterilir. Amasya Genelgesi'nin kaleme alındığı şehirde, kürsüden konuşan bir âlimin sesi de genelgenin hazırlandığı atmosferin parçası olmuştur.

Kronoloji

1850: Amasya'da doğdu.

1861: Hâfızlığı tamamladı, iki yıl kıraat okudu.

1879: Mîr Hasan Efendi'den icâzet aldı ve Bekir Paşa Medresesi müderrisliğine tayin edildi.

1883: Anaç Hoca'nın kızı Emine Hanım'la evlendi.

1884: Dîvân-ı Kâmil'i tamamladı.

1900: Mayıs ayında Amasya müftülüğüne ve Sivas-Karadeniz bölgesi vaizliğine tayin edildi.

1903: Hicaz Demiryolu İâne Komisyonu'ndaki hizmetlerinden dolayı nişan ve madalya aldı, Hâtırât-ı Abdurrahman Kâmil'i yazdı.

1908: Üçüncü icâzet merasimi; yirmi iki öğrencisine gümüş, kendisine altın madalya verildi.

1915: Eylül ayında yaş haddinden emekliye ayrıldı; 1916-1920 yıllarında Dârülhilâfe Medresesi'nde ders verdi.

12 Haziran 1919: Mustafa Kemal Paşa Amasya'ya geldi ve halk tarafından büyük bir coşkuyla karşılandı. Kâmil Efendi o gece Saray Düzü'ndeki kışlada Paşa'yı ziyaret etti.

13 Haziran 1919: Kâmil Efendi, Beyazıt Camii'nde Mustafa Kemal Paşa'nın da bulunduğu cemaate cuma vaazı verdi. Osman Feyzi'nin el yazmasında bu tarih 19 Haziran olarak geçer.

14 Haziran 1919: Atik Ali Mektebi'nde toplanan Amasyalılar Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'ni kurdu. Kâmil Efendi on yedi üyeden biriydi ve cemiyete beş altın verdi.

1920: Zile isyanı sırasında vaazlarıyla halkı uyardı.

1921: Kasım ayında Müftü Hacı Hafız Tevfik Efendi vefat etti.

1922: Temmuz ayında Mustafa Kemal Paşa tarafından yeniden Amasya müftülüğüne atandı (kimi kaynaklar 1923 verir).

24 Eylül 1924: Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Amasya'ya geldi. Bu ziyarette Kâmil Efendi'nin 1919'daki vaazını anarak ulemâ ile övündüğünü söyledi.

19 Eylül 1928: Atatürk Tokat'a giderken Amasya'ya özel trenle geldi. Torunu Nafiz Yetkin'in anısına göre ilk sözü müftüyü sormak oldu.

22 Kasım 1930: Atatürk'ün Amasya'ya beşinci ve son gelişi. Amasya istasyonunda Kâmil Efendi'yle sohbet etti; görüntüleri günümüze ulaşmıştır.

31 Aralık 1941: Abdurrahman Kâmil Efendi Amasya'da vefat etti. Cenazesi Tekirdede Kabristanı'na defnedildi.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • İsteataturk.com, "22.11.1930" kaydı; TRT Arşivi, "Atatürk ve Müftü Abdurrahman Kamil Efendi'nin Sohbetinden Görüntüler (1930)".

Akademik çalışmalar

  • Kâmil Şahin, "Yetkin, Abdurrahman Kâmil", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 43, İstanbul 2013, s. 504-505 (islamansiklopedisi.org.tr). islamansiklopedisi.org.tr
  • Mevhibe Savaş, "Mustafa Kemal, Amasya ve İki Din Adamı", Cumhuriyet Üniversitesi, Atatürk araştırmaları.
  • Avni Erdemir, "Amasyalı Abdurrahman Kâmil (Yetkin) Efendi'nin Şairliği ve Türkçe Şiirleri", Amasya İlahiyat Dergisi, sy. 12 (2019), s. 153-194, DergiPark.
  • Recep Orhan Özel, "Amasya'da Bir İlim Yuvası: Mecdîzâde Abdurrahman Kâmil Yetkin (ö. 1941) ve Oğulları Mehmet Sabri Yetkin (ö. 1963), Ahmet Emrî Yetkin (ö. 1974), Mustafa Niyazi Yetkin (ö. 1959)", Amasya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, sy. 10 (2018), s. 39-72, DergiPark.
  • Orhan Özger, Milli Mücadele Döneminde Amasya Müftüsü Abdurrahman Kamil Efendi, yüksek lisans tezi, Trakya Üniversitesi, 2023. acikerisim.trakya.edu.tr
  • "Amasyalı Abdurrahman Kâmil Yetkin'in Nakd-i Hâtır Adlı Eseri", Hikmet dergisi, DergiPark.

Diğer kaynaklar

  • Vikipedi, "Abdurrahman Kâmil Yetkin" maddesi (tr.wikipedia.org); yalnızca yardımcı kaynak olarak. tr.wikipedia.org

Çevrimiçi kaynaklar