Hindîzâde Abdülmecîd Zühdî Efendi'nin "büyükçe bir divanını" oğlunun elinde gören Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, onu baştan sona okuduğunu ve Amasya Tarihi'ne almaya değer tek bir beyit bulamadığını yazar. Küpceğiz Mahallesi'nin eşrafından olan Zühdî, şehirde adliye mahkemesi kurulurken bu mahkemeye üye olmuş, geçimini düşünmek zorunda kalmadığı için de kendini şiire vermişti. Maddede yer alan tek beyit de onun değil, onunla alay eden bir başka şairindir. Ölüm yılı kitabın iki ayrı yerinde 1308 ve 1314 olarak geçer. Kaydın özgün metni Abdülmecîd Zühdî Efendi-Hindîzâde sayfasına da alınmıştır.

Hüsameddin'in Kaydı

Son dönem Amasyalılarına ayrılan on ikinci ciltteki bu kayıtta Hüsameddin'in şaire karşı mesafesi ilk cümlelerden sezilir:

Abdülmecîd Zühdî Efendi-Hindîzâde Kübceğiz Mahallesi halkından ve eski sipâhîlerden Mehmed Ağa bin İsmâîl Ağa'nın oğludur. Biraz ilm ü ma'rifet edinip edebiyâta heves etdi. Adliye mahkemesinin teşkîlinde a'zâ mülâzımı ve ba'dehû mahkeme a'zâsı oldu. Kendisini müreffeh yaşatacak servete mâlik olduğundan tanzîm-i eş'âra koyuldu. 1314'de vefât etdi. Merhûm udebâ ve şu'arâdan geçinir, letâ'ife mâ'il, kendisini medh ü senâ edenlere pek mültefit, kerem-kâr, hoş-sohbet, hisse-mend-i ma'ârif bir zât idi. Mahdûmu Mehmed Şükrü Efendi hafîfü'ş-şu'ûr oldu. Bunun oğlu etıbbâdan Mecîd Şükrü Bey'dir. Merhûm bir gün Sultân Bâyezîd Câmii avlusundaki muvakkıthâne önünde otururken yanındakilere ilm ü fazlını beyân ederek övünür. Bu esnâda meşâhîr-i fuzalâ ü şu'arâdan Mecdîzâde Hâfız Kâmil Efendi gelip yanında oturdukda susar. Hazret şu beyti irticâlen söyler:
Bugün da'va-yı fazl eyler iken bir zâde-i hindî
Görünce kâmili erneb gibi bir kûşeye sindi
Merhûmun büyükçe bir dîvân-ı eş'ârını pek çok ricâdan sonra mahdûmunun elinde gördüm. İstişhâd için dîvânı baştan sonuna kadar süzdüm. Ma'âlesef ahz ü derce lâyık bir beyte tesâdüf edemedim.

Bugünkü dille: Küpceğiz Mahallesi halkından, eski sipahilerden Mehmed Ağa bin İsmâil Ağa'nın oğludur. Biraz ilim ve bilgi edinip edebiyata heves etti. Adliye mahkemesi kurulurken üye yardımcısı (mülâzım), ardından mahkeme üyesi oldu. Kendisini rahat yaşatacak bir serveti olduğu için şiir düzmeye koyuldu. 1314'te (1896-97) öldü. Merhum kendini ediplerden ve şairlerden sayardı; nükteye düşkün, kendisini öven ve methedenlere pek iltifat eden, cömert, sohbeti hoş, bilgiden payı olan biriydi. Oğlu Mehmed Şükrü Efendi zihnen zayıf biri oldu; onun oğlu hekimlerden Mecîd Şükrü Bey'dir. Merhum bir gün Sultan Bayezid Camii avlusundaki muvakkithanenin önünde otururken yanındakilere ilmini ve faziletini anlatarak övünüyordu. Bu sırada tanınmış bilgin ve şairlerden Mecdîzâde Hâfız Kâmil Efendi gelip yanına oturunca sustu. Kâmil Efendi o anda şu beyti söyledi: "Bugün bir Hindîzâde fazilet davası güderken, kâmili görünce tavşan gibi bir köşeye sindi." Merhumun büyükçe bir divanını pek çok ricadan sonra oğlunun elinde gördüm. Örnek almak için divanı baştan sona taradım; ne yazık ki alınıp yazılmaya değer bir beyte rastlayamadım.

Hayatı

Zühdî'nin ailesi Küpceğiz Mahallesi'nin eski sipahi evlerindendir; kendisinin hangi yıl doğduğu bilinmiyor. Hüsameddin onun gençliği ve tahsili hakkında "biraz ilim edindi" demekle yetinir; hangi hocalardan okuduğunu söylemez. Hayatının bilinen tek resmî yönü, Amasya'da yeni usul adliye mahkemesinin kurulmasıyla başlayan görevidir: önce üye mülâzımı, sonra üye olmuştur. Hüsameddin'in "kendisini müreffeh yaşatacak servete mâlik olduğundan" sözü, onun şiire yönelişini bir geçim kaygısı olmadan, boş zamanın verdiği bir uğraş olarak gördüğünü gösterir.

Maddedeki fıkra, Hüsameddin'in onu nasıl hatırladığını en iyi anlatan parçadır. Sahne Sultan Bayezid Camii'nin avlusunda, vakit hesaplarının yapıldığı muvakkithanenin önüdür. Zühdî bilgisiyle övünürken Mecdîzâde Hâfız Kâmil Efendi gelip oturur, Zühdî susar. Kâmil Efendi'nin oracıkta söylediği beyit iki kelime oyununa dayanır: "zâde-i hindî" sözü Zühdî'nin aile adı Hindîzâde'yi, "kâmil" sözü de hem olgun, bilgin kişiyi hem de Kâmil Efendi'nin kendi adını anlatır. Erneb, tavşan demektir; bilgisini ortaya döken adam, gerçek bir bilgini görünce tavşan gibi köşesine sinmiştir. Bu beytin söyleyicisi olan Mecdîzâde Hâfız Kâmil Efendi, büyük ihtimalle hâfızlığını sıbyan mektebinde tamamlayan ve şiirlerinde Kâmil mahlasını kullanan Amasya müftüsü Mecdîzâde Abdurrahman Kâmil Efendi'dir; Hüsameddin maddede onun ilk adını vermediği için bu eşleştirme kesin değildir.

Kaynakların Durumu

Amasya Tarihi Zühdî'den iki yerde söz eder ve iki kayıt birbirini tutmaz. On ikinci ciltteki kendi maddesinde babası "eski sipahilerden Mehmed Ağa bin İsmâil Ağa", ölüm yılı 1314'tür. Altıncı ciltte ise Küpceğiz eşrafından Hindîzâde es-Seyyid el-Hâc Ahmed Ağa'nın maddesinde, 1248'de (1832-33) süvari yüzbaşısı olarak savaşa katılan ve 1269'da (1852-53) ölen bu Ahmed Ağa'nın oğulları arasında "mahkeme üyelerinden ve şairlerden Abdülmecîd Zühdî Efendi" sayılır ve 1308'de (1890-91) öldüğü yazılır; Ahmed Ağa'nın babası da Mehmed Ağa'dır. İki maddenin aynı kişiyi anlattığı açıktır: her ikisinde de mahalle Küpceğiz, görev mahkeme üyeliğidir, oğlunun adı Mehmed Şükrü, torununun adı da hekim Mecîd Şükrü Bey'dir. Babasının adında ve ölüm yılında hangi kaydın doğru olduğunu ise kitabın kendisi çözmez. Altıncı cilt kaydı, Zühdî'yi Hindî Ahmed Paşa'ya uzanan bir soy zincirine bağlar; on ikinci cilt kaydı ailenin bu bağından söz etmez.

Şiiri

Zühdî bir divan bırakmıştır; Hüsameddin onu "büyükçe" diye niteler ve oğlunun elinde gördüğünü söyler. Divanın bugün nerede olduğu bilinmiyor. Hüsameddin'in onu baştan sona okuyup "alınmaya lâyık bir beyit" bulamaması, kitabında örnek vermeyişinin açıklamasıdır. Bu söz bir değer yargısıdır ve divanın sonraki akıbeti hakkında bilgi vermez. "Zühdî" adının mahlası olması kuvvetle muhtemeldir, ama madde bunu açıkça söylemez. Bugün okunabilen tek bir Zühdî beyti yoktur. Maddede aktarılan "Bugün da'va-yı fazl eyler iken bir zâde-i hindî" beyti Zühdî'nin değil, Mecdîzâde Hâfız Kâmil Efendi'nindir.

Hüsameddin'in, 1017-1099 (1608-1688) yıllarını kapsayan "üçüncü devre"yi anlatırken Kelâmî, Türâbî ve Abdî ile birlikte andığı kalem şairi "Zühdî" başka bir kişidir; o liste XVII. yüzyıla aittir ve XIX. yüzyılın sonunda ölen Hindîzâde ile ilgisi yoktur.

Ailesi

Oğlu Mehmed Şükrü Efendi'dir; Hüsameddin onun için "hafîfü'ş-şu'ûr", yani akıl bakımından zayıf der. Babasının divanı Hüsameddin'in gördüğü sırada onun elindeydi. Torunu Mecîd Şükrü Bey hekimdir; altıncı cilt onu diş hekimi olarak anar. Altıncı cilde göre Zühdî'nin kardeşi Sipahi el-Hâc İsmâil Ağa 1312'de (1894-95) ölmüştür.

Kronoloji

1308 (1890-91): Altıncı cilde göre ölür.

1314 (1896-97): On ikinci cilde göre ölür.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar