Özgün Metin
Vezin: Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün (ilk iki beyit ve ikinci mısralar) / Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilün (3. beyitten itibaren birinci mısralar)
Yine medḥ eyleyeyim bir güzeliñ ḥüsn-i cemâlin
İşiden añlaya ol gül-bedeniñ ḳadr ü kemâlin
Öyle bir pâk aṣıl pâk nesil ḫâk-nihâdı
Ṭuysa ‘uşşâḳ-ı zamân ḫᵛâhiş ider bû-yı viṣâlin
‘Âşıḳ-ı ḥüsnüni gördükde mükedder o perî
İltifâtile dilinden siler elbette melâlin
Niçedir ḥâl-i diliñ âteş-i ‘aşḳımla benim
Diyerek ‘arż ider âşüftesine ġunc ü delâlin
Mâ’ilim işvesine nâzına el-ḥaḳ cândan
Gûş-ı cân diñlemek ister anıñ ol ṭatlı maḳâlin
Rûy-ı gül-bûyını keşf eylese bir meclis-i ‘îşe
Der-‘aḳab terk ḳılar ehl-i cüdâ ceng ü cidâlin
Ṣalamaz seyr-i cihâna gözüni dem-be-demi
Kim ki ‘ömründe görüpdür o müzeyyen ḫaṭ u ḫâlin
Mest-i lâ-ya‘ḳıl olur nûş iden ol ḫamr-ı lebin
Hîç ayılmaz dünyeniñ içse de biñ âb-ı zülalin
Öyle bir ‘ârif ü dânâ-yı süḫandır bu güzel
Fehm ider niçe rumûzuñ bir tefekkürde me’âlin
Nükte-dânlıḳda Fużûlî gibi mâhir erdir
Żabṭ ḳılmış bu cihânıñ hemân ol siḥr-i ḥelâlin
Bir nefes görse idi vech-i vecîhin Nef‘î
Anı medḥ itmege ḥaṣr eyler idi cümle maḳâlin
Ḫûb-rûyân-ı zamâna baḳabilmem aṣlâ
Göze göz dir mi ‘aceb seyr iden ol çeşm-i ġazâlin
Cismi cismim gibidir laḥmi de laḥmim gibice
Ḥüsnüne kim baḳanıñ isterim elbette zevâlin
Anıñ evsâfını taḥrîr idebilmez ḫâme
Ehl-i ‘aşḳ ‘add idebilmez anıñ ol ḫûb ḫıṣâlin
Reh-i şevḳında bulunca bu kemâli Kâmil
Câygîr eyledi göñlünde anıñ ‘aşḳ u ḫayâlin
Günümüz Türkçesiyle
1. Yine bir güzelin yüzünün güzelliğini öveyim ki işiten o gül bedenlinin değerini ve olgunluğunu anlasın.
2. Öyle temiz asıllı, temiz soylu, toprak gibi alçakgönüllü biri ki zamanın âşıkları duysa vuslatının kokusunu dilerler.
3. O peri, güzelliğinin âşığını kederli gördüğünde iltifatıyla onun gönlünden usancını elbette siler.
4. "Benim aşkımın ateşiyle gönlünün hâli nicedir" diyerek tutkununa nazını ve cilvesini gösterir.
5. Doğrusu onun işvesine, nazına candan meylim var; can kulağı onun o tatlı sözünü dinlemek ister.
6. Gül kokulu yüzünü bir eğlence meclisinde açsa, birbirinden ayrı düşenler hemen kavgayı, çekişmeyi bırakır.
7. Ömründe onun süslü ayva tüyünü ve benini gören kimse artık hiçbir an gözünü dünyayı seyre salamaz.
8. Onun dudağının şarabını içen kendinden geçmiş bir sarhoş olur; dünyanın bin berrak suyunu içse de hiç ayılmaz.
9. Bu güzel öyle bir ârif ve söz bilgini ki nice remzin anlamını bir düşünüşte kavrar.
10. Nükte bilmede Fuzûlî gibi mahir bir erdir; bu dünyanın helal büyüsünü, yani şiirini, ele geçirmiştir.
11. Nef'î onun güzel yüzünü bir an görseydi bütün sözünü onu övmeye adardı.
12. Zamanın güzel yüzlülerine asla bakamam; onun ceylan gözünü seyreden göz başka göze göz der mi.
13. Onun bedeni benim bedenim gibi, eti benim etim gibidir; güzelliğine kim bakarsa elbette onun yok olmasını isterim.
14. Kalem onun vasıflarını yazamaz; aşk ehli onun güzel huylarını sayıp bitiremez.
15. Kâmil onun şevkinin yolunda bu olgunluğu bulunca, onun aşkını ve hayalini gönlüne yerleştirdi.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Şiir on beş beyitlik bir kasidedir ve bütün beyitler "-âlin" sesiyle biter: "cemâlin, kemâlin, viṣâlin, melâlin, delâlin, maḳâlin" ve devamı. Avni Erdemir bu kasidenin iki ayrı aruz kalıbıyla yazıldığını tespit etmiştir. İlk iki beyit ve sonraki beyitlerin ikinci mısraları "fe‘ilâtün fe‘ilâtün fe‘ilâtün fe‘ilâtün" kalıbındadır; üçüncü beyitten itibaren birinci mısralar ise bir hece kısa olan "fe‘ilâtün fe‘ilâtün fe‘ilâtün fe‘ilün" ile yazılmıştır. Erdemir bir şiirin iki ayrı vezinle yazılmasının klasik şiirde ender görüldüğünü belirtir. Mahlas son beyitte geçer. Kaside klasik bölümlerine, yani nesib, girizgâh ve dua bölümlerine ayrılmaz; baştan sona tek bir övgüdür. Kime yazıldığı bilinmiyor.
Anlam ve Söz Sanatları
Övülen güzel, divan şiirinin bilinen vasıflarıyla anlatılır: gül beden, peri, ayva tüyü ve ben, şarap dudak, ceylan göz. Bunun yanında ona alışılmadık vasıflar da verilir. Dokuzuncu beyitte "‘ârif" ve "dânâ-yı süḫan", yani söz bilgini diye anılır, remizleri bir düşünüşte çözer. Onuncu beyitte nükte bilmede Fuzûlî gibi mahir bir er olduğu söylenir ve şiir için kullanılan "siḥr-i ḥelâl" (helal büyü) deyimiyle şiirin ustası sayılır. On birinci beyitte Nef'î anılır: kaside ustası Nef'î onu görseydi bütün sözünü onu övmeye harcardı. Övülen güzelin bir bilgin ve şair gibi tanıtılması, kasidenin gerçek bir kişiye, belki şairin çevresinden bir ehl-i ilme yazılmış olabileceğini düşündürür; ancak kaynakta buna dair bir bilgi yoktur ve bu yalnız bir ihtimaldir.
Altıncı beyitte güzelin yüzü bir meclise girince kavgalıların barıştığı söylenir. Sekizinci beyitte dudağın şarabı ile dünyanın "âb-ı zülâl"i, yani berrak suyu karşı karşıya gelir; o şarabı içen bütün suları içse de ayılmaz. On üçüncü beyitte şair övdüğü kişiyi kendi bedeni gibi gördüğünü, başkasının ona bakmasını kıskandığını söyler. Son beyitte "kemâl" ve "Kâmil" aynı kökten gelir: güzelin yolunda olgunluk bulan şair, mahlasını bu olgunluğa bağlar. Erdemir'in bütün şiirler için yaptığı değerlendirmeye göre bu beyitlerdeki aşk dili de tasavvufî bir anlam taşır.
Kaynakça
- Avni Erdemir, "Amasyalı Abdurrahman Kâmil (Yetkin) Efendi'nin Şairliği ve Türkçe Şiirleri", Amasya İlahiyat Dergisi, 12, Haziran 2019, s. 184-185 (metin), s. 167-169 (vezin), doi:10.18498/amailad.579964. https://dergipark.org.tr/tr/pub/amailad/article/579964
- Mecdîzâde Abdurrahman Kâmil, Divançe, Millî Kütüphane Yazmalar Koleksiyonu, Yz. A 8993, s. 7-9 (müellif hattı).
Çevrimiçi kaynaklar






