Anadolu'da iğne oyası, bir yazmanın ya da mendilin kenarını süslemekten fazla bir iş görür. Kadının söyleyemediğini ilmeğe işlediği, gelinin ev halkına bir ruh hâlini bildirdiği, çeyiz sandığının dolduğu yıllarda genç kızın sabrını sınadığı bir uğraştır. Amasya, kendine has iğne oyası üslubuyla Rize, Konya, Bursa ve Kastamonu gibi bu sanatın en tanınmış yörelerinin yanında anılır. Yöre kadınları oyayı yalnızca bir iğne ve incecik bir iplikle, çoğu zaman da gündelik işlerin arasında, bir komşu sohbetinin ya da uzun bir kış akşamının içinde üretir. Ortaya çıkan her çiçek hem bir el emeği hem de çevresindekilerin okuyabildiği bir ifadedir. Bugün Amasya'da bu iş evlerin yanı sıra kurslarda, atölyelerde ve uzak ülkelere sipariş gönderen tezgâhlarda da sürmektedir.

Oya Nedir, Nasıl Yapılır

Oya, iğne, mekik, firkete ve tığ gibi araçlarla, ipek, pamuk ya da sentetik ipliklerle, kimi zaman pul ve boncuk eklenerek yapılan, tekniği örgüye dayanan bir el sanatıdır. İğne oyasında ilmek, iğnenin üzerine iplik atılarak ve ipliğin bu ilmeğin içinden çekilmesiyle oluşur; kare, üçgen ve dikdörtgen biçimler bu ilmeklerin sıralanmasından doğar. Düğümler sıkıştırıldıkça gözler küçülür, bu yüzden küçük iğnelerle çalışılan oyalar daha ince ve daha sık dokulu olur. İki ilmek arasında belirli bir aralık bırakılarak elde edilen görüntüye zürefa denir ve bu, iğne oyasının temel işlemidir. Aradaki ipliğin bolluğu yan yana her zürefada aynı olmazsa örgü bozulur; zürefa üst üste sıralar hâlinde çalışılınca kafes görünümü alır ve öteki tekniklerin de temelini oluşturur.

Zürefanın dışında oya yapımında piko, trabzan, köprü, boru, fiskil ve çirtik gibi adlarla anılan işlemler kullanılır. Piko, zürefanın içindeki bir ipliğin uzatılmasıyla elde edilir; fiskil kenarlara ve ortalara yapılan basit bir pikodur, çirtik ise kenarlara basamak biçiminde işlenen ve ipliği kırmadan geri dönülerek uygulanan pikodur. Geometrik şekilli oyalarda zürefayı esas oyaya bağlayan, trabzana benzeyen bölüme trabzan denir. Köprü, bazı yörelerde kök adıyla bilinir ve oyanın başlangıç bölümünü oluşturur. Bu terimlerin yöreden yöreye değişmesi olağandır; aynı örgüye bir yerde birli, başka bir yerde pirinç ya da mecnun yuvası denebilir.

Bir çiçek ya da bir yaprak iğne oyasında başlı başına bir motif sayılır. Tek tek hazırlanan motifler sonradan bir araya getirilir ve ortaya çıkan düzen işin başarısını belirler. Süs kompozisyonları kenar, orta, köşe ve serpme olarak dört grupta toplanır; iki kök arasındaki boşluğun motiflerle doldurulduğu düzenler en çok göze çarpanlardır. Motiflerin renginin dallarla ve yapraklarla uyumlu olması da işin estetiği bakımından önemli sayılır.

Amasya'da kaydedilen ve kültür envanterine Amasya iğne oyalarını tanıtan kitaptan aktarılan bir örnek, "oda takımı" adıyla geçer. Burada iğne oyası motifler önce ayrı ayrı hazırlanmış, sonra kumaş aralarına yerleştirilerek parça bir bütün hâline getirilmiş, örtünün çevresine de kenar oyası yapılmıştır. Desenli krinkıl ve naylon bobin kullanılan bu iş, şömentable, sehpa takımı ve kare örtülerden oluşur. Örnek, Amasya oyasının yalnızca başörtüsü kenarında kalmadığını, motiflerin kumaşla dönüşümlü dizildiği büyük ev örtülerine de taşındığını gösterir. Malzemenin krinkıl ve naylon bobin olması ise bugünkü üretimin eski ipek ipliğin yerine sentetik ipliğe geçtiğinin Amasya'daki somut bir kaydıdır.

Malzeme ve Kullanım Alanları

İğne oyasının geleneksel malzemesi ipektir. Anadolu'nun İpek Yolu üzerinde bulunması ve ipek üretimi yapması, bu sanatın gelişmesinde en büyük etken sayılır. İpek böceğinin altıncı yüzyılda Çin'den Batı'ya geçirildiği, Osmanlı topraklarında koza yetiştiriciliğinin ise on altıncı yüzyılda başladığı, o tarihe kadar kullanılan ipeğin büyük ölçüde İran'dan sağlandığı aktarılır. Sonraki dönemlerde ipek üretiminin azalması oyacıları pamuklu ve sentetik ipliklere yöneltmiştir; bugün Anadolu'nun birçok yerinde oya sentetik iplikle yapılmaktadır. Tığ, mekik ve firkete oyalarında ise pul ve boncuk yaygındır. Boncuklar cam, porselen, ahşap, sedef, mercan, kehribar ya da değerli maden olabilir; boncuğun süsün yanı sıra göze karşı koruyucu bir nesne sayıldığı da kayıtlıdır. Bazı oyalarda motife şekil vermek için iplik sarılan anten teli gibi günümüze özgü gereçler de kullanılır.

Amasya'da İpek ve Koza

Amasya, oyanın ana malzemesi olan ipeğin Osmanlı döneminde en çok üretildiği şehirlerden biriydi. Hüseyin Hüsâmeddin, XX. yüzyılın başında yazdığı Amasya Tarihi'nde şehrin bağlarını ve ürünlerini anlatırken Amasya'nın dışarıya sattığı toprak ürünleri arasında böcekhanelerin, dutların ve kozanın pek ünlü olduğunu, son yıllarda yıllık koza üretiminin bir milyon kiloya ulaştığını yazar. Arşiv belgelerine dayanan araştırmalar bu tabloyu genel hatlarıyla doğrular: XVIII. yüzyılda daha çok İran ipeğinin pazarı olan Amasya'da dut bağları ve böcekhaneler XIX. yüzyılın ilk yarısında hızla çoğalmış, şehir Bursa'dan sonra Osmanlı ipekçiliğinin en önemli merkezlerinden biri olmuştur. 1864'ten sonra pebrin ve muskardin hastalıkları ipekböceklerini kırmış, dut bağları sökülmüş, 1885'ten itibaren ise sağlıklı tohum üretiminin öğretilmesiyle üretim yeniden canlanmıştır. Hüsâmeddin'in verdiği bir milyon kilo rakamını doğrulayan bir belgeye rastlanmamıştır.

Bu kadar ipek üreten bir şehirde oyacı kadınların iplik bulmakta zorlanmadığını düşünmek akla yatkındır; ancak Amasya'da ev ev ipek oya işlendiğini, kozanın hangi ölçüde yerel oyacılığa ayrıldığını gösteren doğrudan bir belgeye ulaşılamamıştır. Yörenin ipekçilik geçmişiyle oya geleneği arasında kurulan bu bağ, bir çıkarım olarak okunmalıdır. Kesin olan, bugün Amasya'da üretilen oyaların büyük kısmında sentetik ipliğin ve naylon bobinin kullanıldığıdır.

Amasya il genelinde iğne oyası yaygın bir el sanatıdır. İl Kültür ve Turizm Müdürlüğünün kayıtlarına göre özellikle yemeni oyalamak için kullanılır, bunun yanında yaka çiçeği, mendil, fular ve para kesesi olarak da zenginleştirilmiştir. Yöredeki el sanatları arasında halı ve kilim dokumacılığı, Merzifon çevresinde kamçılı tezgâhlarda dokunan peştamal ve çarşaf, teneke semaver ve Gümüşhacıköy'de kırnap eğirme de sayılır; iğne oyası bu sıranın içinde kadınların elinde yaşayan bir iştir. Türkiye genelinde oyanın kullanım alanları çok daha geniştir: başörtüsü, bebek yüz örtüsü, bohça kenarı, kına eldiveni, havlu kenarı, perde, sehpa örtüsü, yatak örtüsünün etek kenarı ve salon takımları bunların arasındadır. Amasya evlerinde de oya yalnızca baş örtüsüyle sınırlı kalmamış, yatak takımlarından seccadeye, çeyiz sandığındaki parçalardan oda takımlarına uzanmıştır. İğne oyasının yanında tığ işi, boncuk oyası ve mekik oyası da yörede yaşatılan tekniklerdendir.

Oyalar araca ve gerece göre de sınıflandırılır. Aracına göre iğne, tığ, mekik ve firkete oyaları ayrılır; firkete oyası "U" biçimli bir firketeye sarılan ipliğin tığla örülmesiyle yapılır ve oyanın büyüklüğü firketenin genişliğine bağlıdır. Gerece göre ise koza, yün, mum, boncuk ve pul oyaları sayılır. Koza oyasında ana motifler kozadan yapılıp iğne ya da tığla örülmüş kısımlara eklenir ve iş iğne oyası kadar zahmetlidir. Mum oyasında motifler renkli mumdan yapılır; ısıdan ve fazla el değmesinden bozulduğu için çeşidi azdır. Boncuk ve pul oyaları ise tığ ve iğneyle örülen oyaların uçlarına boncuk ya da balık pulu, metal ve plastik pul eklenerek yapılır.

Motiflerin ve Renklerin Dili

Oyaların asıl ayırt edici yanı taşıdıkları iletidir. Araştırmacılar bu sanatın en önemli özelliklerinden birini, örücünün duygu ve düşüncesini renk ve motifle dışa vurması olarak görür. Oya terimlerini inceleyen çalışmalar bu dile gösterge değeri yükler: oyanın rengi, motifi ve hatta örülme zorluğu yapanın ya da kullananın ruh hâlini sessizce bildirir. Sarı renk bezginliği ve yorgunluğu, kırmızı canlılığı ve sevgiyi, mavi rahatlığı ve kötülükten korunmayı, yeşil istek ve umudu anlatır. Yeşilin çeşitli tonlarıyla işlenmiş oyalar yeni gelinin evinden ve eşinden hoşnut olduğunu bildirirken, sarı oya mutsuzluğun işareti sayılır. Başına biber oyalı bir yazma bağlayan gelinin kayınvalidesine ve ev halkına "kocamla aramız biber gibi acı" dediği anlatılır. Gelinin evliliğinin ikinci günü beyaz zemin üzerine morun tonlarıyla işlenmiş bir yazmayı "ak aydınlık" diyerek bağladığı da aktarılır.

Oya motifleri bitkisel, geometrik, nesneli, sembolik, doğadan esinli ve figürlü olmak üzere gruplanır. Çiçek motifi çoğunlukla oyanın ana motifidir ve çiçeğin yetiştiği bölgelerde daha sık görülür; yaprak ise ya çiçeğin yanına ya da maydanoz, dut, zeytin, söğüt yaprağı gibi tek başına işlenir. Nesneli motiflerde örücü değer verdiği ya da gördüğü bir eşyayı, küpeyi, aynayı, ibriği, sepeti oyaya taşır. "Kol kola kızlar", "yar yara küstü", "saray önü kavgası" ve "cihan yandı" gibi sembolik oyalarda şeklin adıyla neredeyse hiçbir benzerlik yoktur; şekil yalnızca bir anlatım aracıdır. Çarkıfelek oyası kimi yörelerde eşinden ayrılmış kadınların ayrılığını simgeler. Mezar taşı oyasını kayınvalidesiyle bir daha barışmak istemeyen gelinin verdiği anlatılır, ancak bu anlamın tespit edildiği her yörede geçerli olmadığı da not edilmiştir.

Amasya'ya özgü adlar da bu söz dağarcığının içindedir. Aralıklı büyük lale motifleriyle örülen bir iğne oyası "Amasya lalesi" adıyla anılır; araştırmacılar bu adlandırmaya yalnızca Amasya yöresinde rastlandığını, Amasya lalesinin "yitik Türk lalesi" olarak bilindiğini ve yöreye özgü endemik bir tür olduğunu belirtir. Lale başka yörelerde de sık kullanılan bir bitkisel bezemedir; Amasya'da onu ayıran, motife yöreye özgü bir türün adının verilmiş olmasıdır. "Eltiçatlatan" adı ise Amasya ve Kütahya'da geniş yapraklı çiçek motiflerinden oluşan bir iğne oyası için kullanılır. Aynı ad Balıkesir'de çoğunlukla kırmızı tonlarla örülen bir boncuk oyasına verilir; orada fark edilme isteği rengin ve malzemenin bolluğuyla, Amasya'daki örnekte ise işçiliğin çokluğu, oyanın geniş ve gösterişli olmasıyla dile gelir. Adın arkasındaki düşünce her iki yerde de aynıdır: oyanın güzelliğiyle başta elti olmak üzere görenleri etkilemek, emeğin ve gösterişin fark edilmesini sağlamak. Amasya'daki tanım, oya terimlerini derleyen çalışmalarda Canan Oral'ın Amasya iğne oyaları üzerine kitabına dayandırılır.

Sümbül oyası da Amasya'nın içinde sayıldığı yörelerde örülen bir motiftir; Ankara, Balıkesir, Çanakkale, Erzincan, Kastamonu, Kilis, Konya, Samsun ve Tokat'ta da görülür ve iğneyle de tığla da, boncuklu ya da boncuksuz örülebilir. Oya geleneğinde iki sümbülün karı ve kocayı temsil ettiği, çiçeklerin aynı renk olmasının sevgiyi, farklı renkte olmasının eşlerin anlaşamadığını belirttiği anlatılır. Ancak bu gösterge değeri Kastamonu'da tespit edilmiştir; öteki illerde, dolayısıyla Amasya'da da aynı anlamı taşıyıp taşımadığı belirlenememiştir. Bu adlar, oyanın bir yer ve çevre bilgisi de taşıdığını, örücünün çevresinde gördüğü bitkiyi ve unutmak istemediği şeyi ilmeğe geçirdiğini gösterir.

Çeyiz Geleneği ve Kadın Emeği

Oya, çeyiz geleneğinin ayrılmaz bir parçasıdır. "Kız beşikte, çeyiz sandıkta" sözü, kızların yıllar öncesinden çeyizlik hazırlamaya başladığını anlatır ve oya bu hazırlığın görünen yüzüdür. Yatak örtüsü, havlu kenarı, yemeni, mendil ve kına takımı gibi parçalar kızın ve annesinin elinden çıkar. Oya bu yüzden bir gelinlik hayalinin, bir yuva kurma isteğinin de dile gelmesidir. Oya sanatında mekân da anlatılır; bazı oyalarda en çok arzu edilen ev tipi olan "üç oda bir salon" motifleştirilmiş, böylece örücünün yaşamak istediği yuva ilmeğe işlenmiştir.

Oya aynı zamanda ekonomik bir değerdir. Zengin çeşidiyle ve köklü geçmişiyle oya, erkeği olmayan evlere gelir sağlamış ya da ek gelir olmuştur. Amasya'da el işi kurslarına katılan kadınların sayısı artmış, kursiyerler öğrendikleri teknikleri evlerinde sürdürerek aile bütçesine katkı sağlar hâle gelmiştir. Kasım 2025 tarihli bir yerel haber, kurslara giden kadınların boncuk, takı malzemesi, kurdele ve boya gibi gereçleri tek bir yerden temin ettiğini, bu işi öğrendikten sonra evde iğne oyası, havlu, yemeni, kına takımı ve örgü ürettiklerini aktarır. Bir kursiyer teşbih ucunu iğne oyasıyla süsleyeceğini söylemiştir. Bu örnek, oyanın yalnızca geçmişe ait bir gösteri olarak kalmadığını, bugün de hediyelik ve çeyizlik ürünlere dönüştüğünü gösterir.

Oyanın Tarihçesi

Örücülük sanatının ne zaman başladığı konusunda kesin bir bilgi yoktur. Ege kıyılarında 1905'te bulunan örneklerden bu sanatın İ.Ö. 2000 yıllarından önceye gittiği, iğneyle yapılan örgülerin on ikinci yüzyılda Anadolu'dan Yunanistan'a, oradan İtalya yoluyla Avrupa'ya geçtiği yolunda görüşler vardır. Oya sözcüğünün başka dillerde bir karşılığının bulunmaması, bu sanatın Anadolu kadınına ait olduğunun işareti sayılır; oyanın tarihteki yerine bakıldığında ise dantel işleriyle aynı teknikte birleştiği ve izlerinin İ.Ö. 3000'e uzanan Eski Mısır, Babil ve Asur eserlerinde görülebildiği ileri sürülür. Avrupa oya ile on altıncı yüzyılda tanışmıştır; dantel sözcüğü 1594'te Fransız Akademisi Sözlüğü'ne girmiştir.

Osmanlı döneminde saray içinde de dışında da geleneksel örgü ve oyalara büyük önem verilmiştir. Meslek localarında yetişen çıraklardan usta olabilmek için bir komisyonun karşısında hünerlerini sergilemeleri, bu sınavda bere, kazak, çorap gibi ürünler örerek kendilerine özel motifler yapmaları beklenmiştir. Osmanlı döneminde üretilen ürünlerin Batılı ülkelere de ulaştığı kaynaklarda görülür. Eski örneklerden anlaşıldığına göre iğne oyaları ve tüm el işlemeciliği Anadolu'da on sekizinci yüzyılda altın çağını yaşamış, Tanzimat'tan sonra yanlış anlaşılmış bir Batı hayranlığının doğurduğu taklitçiliğin etkisiyle ilgi giderek azalmıştır. Cumhuriyet döneminde de oyalar yeterince ilgi görmemiş, gelenekle günümüze ulaşabilmiştir; ancak kullanılan malzemede ve estetikte ciddi bir yozlaşma yaşandığı da kayda geçmiştir. Amasya oyasının bu genel seyir içindeki yerini gösteren eski tarihli, belgeli örnekler ise yayımlanmış kaynaklarda bulunamamıştır; yörenin oyası hakkındaki bilgiler büyük ölçüde XXI. yüzyılda yapılan derlemelere dayanır.

Amasya'da Oyanın Derlenmesi ve Öğretilmesi

Amasya iğne oyası üzerine başlıca yayın, Amasya Valiliğinin yayımladığı Canan Oral imzalı Amasya İğne Oyaları kitabıdır. Kitap oya üzerine yapılan çalışmalarda 2007 tarihiyle anılır; oya terimlerini derleyen bir çalışma ise aynı esere 2010 tarihiyle atıf yapar, bu da ikinci bir baskının bulunabileceğini düşündürür. Kültür envanterindeki "oda takımı" örneği de bu kitaptan alınmıştır. Aynı adı taşıyan bir kişi, 2013'te Suluova'daki Kadın Girişimciler Derneğinin başkanıdır. Suluova Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfının yürüttüğü "Kadın İstihdamının Geliştirilmesi ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi" projesi kapsamında bu dernekte geleneksel iğne oyası kursu açılmış, Temmuz 2013'te dernek ziyaret edildiğinde kursiyer kadınların çalışmaları tanıtılmıştır. Dernek başkanıyla kitabın yazarının aynı kişi olup olmadığı kaynaklarda açıkça belirtilmez.

Amasya oyası hakkında yapılmış en kapsamlı akademik inceleme, Pelin Kalelio imzasıyla 2014'te Süleyman Demirel Üniversitesi Güzel Sanatlar Enstitüsünde hazırlanan "Amasya İğne Oyaları ve Halk Eğitim Merkezinin İğne Oyacılığına Katkıları" başlıklı yüksek lisans tezidir. Tez, Amasya'da geçmişten bugüne üretilen iğne oyası örneklerini tespit etmeyi, bunların renk, kompozisyon, motif, teknik, araç ve malzeme bilgilerini kayda geçirmeyi amaçlar. Araştırmanın malzemesini Amasya Halk Eğitim Merkezinde iğne oyası üreten kursiyerler, onlara uygulanan anketler, ürünlerin fotoğrafları ve bilgi formları oluşturur. İncelenen yüz örnekten birbirini tekrarlamayan seksen tanesi bilgi formlarıyla birlikte kataloğa alınmıştır. Tez, oya yapan kadınların demografik özelliklerini, oyaların kullanım alanlarını, bakımını ve saklanmasını, oyacıların desen için yararlandıkları kaynakları ve işin sosyo-ekonomik yönünü de ele alır. Çalışmanın önemini anlatan bölümde, iğne oyası üretiminin satış ve pazarlamasıyla birlikte o tarihte on yıldır Amasya Valiliği ile Halk Eğitim Merkezinin işbirliğiyle sürdürüldüğü belirtilir; buna göre düzenli kurs ve satış örgütlenmesi 2000'lerin ortasına uzanmaktadır.

Halk eğitim kurslarının ölçeğini Amasya üzerine yapılmış bir başka araştırma ortaya koyar. 2016-2021 yıllarını kapsayan bu çalışmaya göre il genelinde kadınlara yönelik kursların en çok açıldığı 2018-2019 döneminde 841 kurs düzenlenmiş, kurslara katılan 37.009 kişinin 22.311'ini, yani yüzde altmışını kadınlar oluşturmuştur. Kadınların en çok talep ettiği alan el sanatları teknolojisidir; bu alanın altında çeyiz ürünleri hazırlama, elde süzeni, elde Türk işi, tığ örücülüğü ve mekikli dokumanın yanında doğrudan "oyalar" başlıklı kurslar da yer alır. Kurslara katılımın nüfusa oranla en yüksek olduğu ilçe Suluova'dır. Araştırmacılar, kursiyerlerin ders saatine göre ücretlendirilen usta öğreticilerin kursiyeri az olan küçük ilçelere gitmek istemediğini, bunun kırsaldaki kadınların kurslara ulaşmasını güçleştirdiğini de not eder.

Atölyeden Uzak Pazarlara

Amasya'da oyanın son yıllardaki en dikkat çekici yanı, ev içi bir uğraştan dış pazara açılan bir üretime dönüşmesidir. Amasya Valiliğinin kurduğu Geleneksel Türk Sanatları Merkezi, kadınların geleneksel sanatlarda eğitim alıp ürettiklerini yurt içinde ve dışında satabilmelerine imkân vermiştir; merkezde öğretilen sanatların başında iğne oyası gelir. Ağustos 2022'de yayımlanan bir haberde, şehirde on yılı aşkın süredir iğne oyası öğreten Gülay Akgül, "iğneyle ipin dansı" dediği bu sanatın dünyada "Türk danteli" olarak bilindiğini, yaka iğnesi, fular ve eşarp gibi aksesuarlarda kullanıldığını anlatır. Akgül'e göre en büyük pazarları Japonya'dır ve on yıldır bu ülkeden sipariş almaktadırlar. Tasarımlarında canlı çiçekleri örnek aldıklarını, Japon alıcıların bu inceliği sevdiğini söyler.

Aynı haberde beş yıl önce katıldığı kursta öğrendiklerini kendi becerisiyle birleştiren Sevda Özkan, ürünlerini sosyal medyada tanıtıp yurt içine ve yurt dışına gönderdiğini, talep arttıkça üretimini büyüttüğünü anlatır. Bu tanıklıklar, Amasya oyasının bugünkü biçimini anlamak için önemlidir. Bir zamanlar yemeninin kenarında gelinin ruh hâlini bildiren çiçek, şimdi bir yaka iğnesi olarak başka bir kıtaya gönderilmektedir. Desenin canlı çiçekten alınması geleneğin özünü korurken, ürünün türü ve alıcısı tamamen değişmiştir. Kursların, satış noktalarının ve kişisel satış kanallarının birlikte işlemesi, oyayı kadınlar için yeniden bir gelir kaynağı hâline getirmiştir.

Oyayı Yaşatma Çabaları

Oyanın gelecek kuşaklara aktarılması için ülke ölçeğinde de birçok girişim sürmektedir. 2014'te başlatılan bir proje, yaklaşık yirmi yıl boyunca çeşitli bölgelerden toplanmış bir iğne oyası koleksiyonuna dayanır ve Adnan Memiş Eğitim, Kültür ve Sanat Vakfı tarafından yürütülür. Proje kapsamında iki kitap hazırlanmıştır. Bunlardan biri Nurhan Atasoy'un oyanın tarihsel boyutunu ele aldığı çalışmadır; Osmanlı arşivlerinde muhallefat, çeyiz ve kassam defterleri ile şer'iyye sicilleri taranarak oyanın geçmişi belgelenmiştir. Öteki kitap Gönül Paksoy'a aittir ve kaya resimlerinden oya motiflerine uzanan bağın izini sürer. Her iki kitap da İngilizce olarak basılmıştır. Projenin bir belgeseli de vardır; Bursa, Nallıhan, Gönen, Biga, Bergama, Ödemiş, Tire, Muğla, Datça, Tokat ve Amasya'da çekilen bu yapımda oyaların düğün, kına gecesi ve sünnet düğünü gibi özel günlerdeki ve gündelik yaşamdaki yeri kaydedilmiştir. Proje, oyanın UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi'ne girmesini hedefler; kataloğun 2500 oyanın ayrıntılı künyesiyle genişletilmesi, kooperatifleşme, yarışmalar, mobil sergi ve bir müze de planlar arasındadır.

Akademik çalışmalar da aynı kaygıyı taşır. Oyanın kaybolmaya yüz tutmasının kültürel mirasın aktarılmasını güçleştireceği, bu nedenle oya yapılan yörelerde öğretim programları uygulanması ve seminerler düzenlenmesi gerektiği öne sürülür. Amasya'da bu önerinin bir bölümü halk eğitim kurslarıyla ve merkezdeki atölyelerle zaten hayata geçmiştir; yörede örülen örneklerin kaybolmaması için kataloglanması da Amasya üzerine yazılan tezin başlıca gerekçelerinden biridir. Bir kız çocuğu hâlâ küçük yaşta annesinin yanında iğne tutmayı öğrenir; ilk beceriksiz ilmeklerden usta işi oyalara uzanan bu süreç, anneden kıza, nineden toruna geçen bilginin ta kendisidir.

Kronoloji

1594: Dantel sözcüğü Fransız Akademisi Sözlüğü'ne girer.

1864: Pebrin ve muskardin hastalıkları Amasya'da ipekböceklerini kırar, dut bağları sökülür.

1885: Sağlıklı tohum üretiminin öğretilmesiyle Amasya ipekçiliği yeniden canlanır.

1905: Ege kıyılarında örücülüğün çok eskiye gittiğini düşündüren örnekler bulunur.

2007: Canan Oral'ın Amasya İğne Oyaları kitabı Amasya Valiliğince yayımlanır (bir çalışmada 2010 tarihiyle anılır).

2013: Suluova'da Kadın Girişimciler Derneğinde geleneksel iğne oyası kursu açılır.

2014: Amasya iğne oyaları üzerine yüksek lisans tezi tamamlanır; Adnan Memiş Vakfı oya projesini başlatır.

2018-2019: Amasya'da halk eğitim kurslarına katılan 37.009 kişinin 22.311'i kadındır; en çok talep gören alan el sanatlarıdır.

2022: Geleneksel Türk Sanatları Merkezinde üretilen iğne oyalarının en büyük pazarının Japonya olduğu duyurulur.

2025: Kasım ayında yerel basın, kurslarda iğne oyası öğrenen kadınların evde üretime geçtiğini haber verir.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

  • Gümüş, Deniz; Uray, Gamze (2018). Oya El Sanatı Üzerine Bir İnceleme. Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, 11 (55), 356-369.
  • Erdoğan, Songül (2025). Sanat Terimlerinin Tanımlanmasında Farklı Disiplinlerin Etkisi: Oya Örneği. Disiplinler Arası Dil Araştırmaları Dergisi, 214-232.
  • Kalelio, Pelin (2014). Amasya İğne Oyaları ve Halk Eğitim Merkezinin İğne Oyacılığına Katkıları. Yüksek lisans tezi, Süleyman Demirel Üniversitesi Güzel Sanatlar Enstitüsü (danışman Filiz Nurhan Ölmez); SDÜ Açık Erişim kaydı ve tez özeti. amasya.bel.tr
  • Yapar, Nurdane Ebru; Şentürk, Şener (2022). Halk Eğitim Merkezlerinin Kadınlara Yönelik Kurs Faaliyetleri: Amasya İli Örneği. OKAD (Ondokuz Mayıs Üniversitesi Kadın ve Aile Araştırmaları Dergisi), 2 (1), 29-50.

Resmî kaynaklar

  • Oral, Canan (2007). Amasya İğne Oyaları. Amasya: Amasya Valiliği Yayınları.
  • Onuk, Taciser (2000). Osmanlı'dan Günümüze Oyalar. Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları.
  • Amasya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, El Sanatları; Türkiye Kültür Portalı, Amasya Kültür Atlası, İğne Oyası. kulturportali.gov.tr

Kitaplar

  • Onuk, Taciser (1981). İğne Oyaları Çeşitleri ve İşleme Yöntemleri. Ankara: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.

Diğer kaynaklar

  • Özbel, Kenan (1945). El Sanatları II: Oya ve Oya Çeşitleri. Ankara.
  • Yeni Akit, Amasya Geleneksel Türk Sanatları Merkezi ve iğne oyasının Japonya pazarı üzerine haber (foto galeri), 16 Ağustos 2022. yeniakit.com.tr
  • Sondakika.com, "Vali Eşleri Suluova Kadın Girişimciler Derneği'ni Ziyaret Etti" (AA), 8 Temmuz 2013.
  • Objektif Amasya, "Amasya'da Sanatın ve Hobinin İlk Durağı", 28 Kasım 2025.
  • Adnan Memiş Eğitim, Kültür ve Sanat Vakfı, Oya Projesi (SosyalUp, 9 Aralık 2024 tarihli tanıtım haberi).

Çevrimiçi kaynaklar