Amasya'da el sanatları denince akla ilk olarak çarşının bakırcıları gelir, ama il genelindeki üretim bundan çok daha geniştir. Amasya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü'nün envanterinde halı ve kilim dokumacılığından iğne oyasına, ağaç işçiliğinden kendir eğirmeye kadar sekiz ayrı dal sayılır; bunların bir bölümü bugün kısmen ticari bir faaliyet, bir bölümü ise ev içi bir gelenek olarak sürmektedir. Bakırcılık ve semaver yapımı kent merkezinde, dokuma ve kendir işleri ise daha çok Merzifon, Gümüşhacıköy ve köylerde yoğunlaşır. Bu yazı, bu zanaatları hem bugünkü durumlarıyla hem de arkalarındaki maden, kumaş ve kendir geçmişiyle birlikte ele alır.

Resmî Envanterde Amasya El Sanatları

İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü'nün yöresel el sanatları listesi, kentin zanaat yapısını kısa ve dengeli biçimde gösterir. Listede halı ve kilim dokumacılığı, teneke semaver, peştamal ve çarşaf dokuma, iğne oyası, ağaç işleri, kırnap ve halat eğirme ile sıcak demir işçiliği yer alır. Aynı metin Amasya Belediyesi'nin kent rehberinde de yer alır ve orada kaynak olarak İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü gösterilir. Metnin girişinde söylenen şey önemlidir: Türkiye genelinde yaygın olan el sanatları Amasya'da da varlığını sürdürmekte ve halkın geçimine yardımcı olmaktadır. Bu işler, bugün de gelir getiren faaliyetler olarak tanımlanır.

Listedeki her dalın coğrafyası farklıdır. Halıcılık Yassıçal beldesinde ve Sarıyar köyünde sürer; peştamal ve çarşaf dokumacılığı Merzifon yöresinde yapılır; kırnap ve halat eğirme ağırlıklı olarak Gümüşhacıköy'e aittir; iğne oyası ise "tüm yörede yaygın" olarak anılır. Demirden balta, nacak, keser, sacayağı ve bıçak gibi aletler üreten sıcak demir işçiliği ile oymacılık ve ağaç işçiliği, yani saz, ud, kanun gibi müzik aletlerinin yanında tarım aletleri ve ev eşyalarının yapımı da listeye dahildir. Bu dağılım, Amasya'nın ilçeleriyle birlikte çok merkezli bir zanaat bölgesi olduğunu gösterir.

Bakırcılık ve Amasya Semaveri

Bakır, ısıtılınca işlenebilen, ama yine de ustasından sabır ve el becerisi bekleyen bir madendir. Bakırcı levhayı ateşte tavlar, çekiçle döverek kazan, tepsi, sahan ya da semaver gövdesine dönüştürür; yüzeydeki çekiç izleri hem şekli hem de görünümü belirler. Osmanlı döneminde bakırcı atölyeleri Gaziantep dışında Maraş, Mardin, Diyarbakır, Konya, Malatya, Elazığ, Kayseri, Bursa ve İstanbul gibi şehirlerin yanı sıra Amasya'da da bulunuyordu. Amasya bakırcılığının bu geniş Anadolu zanaat ağının bir parçası olduğu, bundan anlaşılır.

Amasya'ya özgü ürün ise semaverdir. İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, semaver yapımının yöre halkının çay içme alışkanlığı nedeniyle "pratik olarak geliştiğini" ve Amasya'ya özgü semaverlerin değişik boylarda üretildiğini yazar. Resmî listede bu ürün "teneke semaver" başlığıyla geçer; yerel basında ve çarşı esnafının anlatımında ise Amasya semaveri genellikle bakırdan yapılmış, işlemeli bir ürün olarak tanıtılır. İki adlandırma arasındaki bu fark, geleneğin zaman içinde malzeme bakımından da değişmiş olabileceğine işaret eder; ancak bunu kesinleştiren bir belge elimizde yoktur. Ocak 2025 tarihli bir haberde, semaverlerin Amasya'da hemen her yerde dumanı tüterken görüldüğü, elektrikli çay makinelerine ve çaydanlıklara rağmen çay tiryakilerinin ilk tercihi olmayı sürdürdüğü belirtilir. Aynı haberde bakır üzerine işlenen desenler bu sanatın en güzel örnekleri arasında sayılır ve semaverin yanında cezve, şekerlik ve hediyelik eşya üretiminin de sürdüğü aktarılır.

Haberin kaynağı olan usta Murat Olgaç, Amasya'da uzun yıllardır bakır işçiliği yapan ve haberde bu sanatın son temsilcilerinden biri olarak anılan bir zanaatkârdır. Olgaç, semaver kültürünün Amasya için bir değer taşıdığını, her ürünün yılların birikimi olduğunu söylemiştir. Bu cümle bir ustanın kendi mesleğine bakışını yansıtır; yine de zanaatın sayısı azalan temsilcilerinin elinde yürüdüğünü ima etmesi bakımından, yazının ilerleyen bölümünde ele alınan süreklilik sorusuyla doğrudan ilgilidir.

Taşhan ve Bakırcılar Çarşısı

Amasya'da bakırcılığın bugünkü adresi, Dere Mahallesi'nde Özkan Yalçın Caddesi üzerindeki Taşhan çevresidir. Han, 1699 yılında Mutasarrıf Rahtuvan Hacı Mehmet Paşa tarafından Mimar Mehmet Kalfa'ya yaptırılmıştır. Ana giriş kapısının üzerinde ince uzun bir dikdörtgen içinde hanın kitabesi bulunur; kitabenin ortasında ve kapı kemerinin kilit taşında birer rozet motifi görülür. Kapının iki yanında dükkânlar sıralanır, içeri girildiğinde ise çevresi farklı mekânlarla kuşatılmış geniş bir avluya ulaşılır. İki katlı yapının üst katı bu avlunun kemerleri üzerine oturur. Restorasyonu 2012 yılı sonunda tamamlanan han, bugün otel ve restoran olarak kullanılmakta, çevresinde ise hâlâ çalışan dükkânlar bulunmaktadır.

Hanın tarihi konusunda kaynaklar arasında bir farklılık vardır. Çoğu kayıt 1699 tarihini verir; bir turizm rehberi metninde ise 34 odalı, iki katlı Taşhan'ın 1758'de Amasya'nın ileri gelen ailelerinden Rahtuvanlar tarafından yaptırıldığı yazılır. Bu iki tarihten hangisinin kitabeyle örtüştüğünü burada kesinleştirmek mümkün değildir. Kesin olan, hanın Rahtuvan ailesine bağlandığı ve 18. yüzyıl yapısı olarak tanıtıldığıdır. Avluda marangozluk ve metal işleri yapan esnafın çalıştığı, ayrıca bir semaver atölyesinin bulunduğu da aynı rehber metninde kayıtlıdır.

Çarşının bugünkü işlevi kısmen değişmiştir. Mart 2026 tarihli bir haberde, çarşıyı ziyaret eden bir müşteri, babasıyla eskiden buraya kazanlarını ve leğenlerini kalaylatmaya geldiklerini, şimdi ise ürünlerin daha çok hediyelik olarak tercih edildiğini, kendisinde ise hâlâ ata yadigârı bir bakır semaver bulunduğunu anlatır. Kalaylama, bakır kapların yiyecekle temasını güvenli hâle getiren bir işlemdir ve bir zamanlar günlük mutfak hayatının ayrılmaz parçasıydı. Bu tanıklık, çarşının işlevinin gündelik ihtiyaçtan hatıra ve hediyeliğe kaydığını açık biçimde gösterir. Haziran 2026 tarihli başka bir haberde de ziyaretçilerin en çok bakır semaver, işlemeli tabak, kase, şekerlik, cezve ve kahve takımı satın aldığı, çarşı esnafının ise fabrika üretimi yerine el emeği ürünlere ilginin arttığını söylediği belirtilir.

Madenin Arka Planı: Merzifon ve Gümüşhacıköy

Bakırcılığın Amasya'da kök salması tesadüf değildir; il sınırları içinde çok eski maden kaynakları vardır. Gümüşhacıköy Kaymakamlığı'nın yayımladığı tarih derlemesine göre antik dönemde bakır Merzifon'dan, arsenik ise Gümüşhacıköy çevresinden elde ediliyordu. Arsenikli bakırdan yapılmış eserler Anadolu'nun en eski ve önemli koleksiyonlarından birini oluşturur. İlçe ve çevresinden çıkarılan, İlk Tunç Çağı II ve III dönemlerine ait olduğu düşünülen ve Anadolu metalurjisine ilişkin bulgular sunan 115 parçalık topluluk, döküm ve dövme teknikleriyle yapılmış eserlerden oluşur ve Haluk Perk Müzesi'nde "Gümüşhacıköy Koleksiyonu" adıyla korunur. Koleksiyonda Merzifon ve Gümüşhacıköy'de bulunmuş, bakır ağırlıklı alaşımlardan ya da gümüşten dövme, ezme ve döküm yoluyla yapılmış inanç simgeleri de yer alır.

Aynı derlemede, Gümüş kasabası yakınındaki arsenik yataklarının ve Gümüşhacıköy yakınlarındaki arsenikli bakır yataklarının zaman zaman işletildiği, Demir Çağı'ndan beri kullanılan Gümüş'teki gümüşlü kurşun kaynaklarının ise Hitit döneminde de işletildiği yönünde bir görüşün bulunduğu yazılır; derlemede bu, "öne sürülmektedir" ifadesiyle verilir, yani kesin bir bilgi olarak sunulmaz. Osmanlı döneminde de altın ve gümüş Anadolu'da az bulunan madenlerdi ve en önemli üretim alanları arasında Gümüşhane ile birlikte Amasya'nın Gümüşhacıköy yöresi sayılıyordu. 19. yüzyıl sonlarında devletin emaneten işlettiği madenler arasında Gümüşhacıköy simli kurşun madeni de bulunuyordu. Savaş Dilek'in aktardığı bilgiye göre bu madenlerde ve izabe işlerinde 19. yüzyılın ilk yarısına kadar ağaç kömürü kullanılıyordu; ocakların çevresindeki ormanlar tükendikçe odun ve kömür giderek daha uzak yerlerden getirilmek zorunda kalmıştı.

Bu bilgiler, bakırcılığın bir şehir hobisi değil, bölgenin ham madde ve maden geleneğiyle bağlantılı bir iş kolu olduğunu gösterir. Ancak burada bir ayrım yapmak gerekir: Merzifon ve Gümüşhacıköy'deki maden kaynakları ile bugünkü Amasya çarşısındaki bakır işçiliği arasında doğrudan, belgeli bir üretim zinciri kurmak, eldeki kaynaklarla mümkün değildir. Bu nedenle madenin geçmişi, bakırcılığın zeminini anlatır; ustaların hangi cevherle çalıştığını değil.

On Altıncı Yüzyıl Dokumaları

Tezgâh sanatları da bakır kadar eski bir geçmişe dayanır. Adnan Gürbüz'ün "XVI. Yüzyılda Amasya Sancağı" başlıklı doktora tezinden aktarıldığına göre 1570 yılı civarında sancak dahilinde üretilen iplik ve dokumalar yerel boyahanelerde boyanıyordu. Amasya kirbası, Merzifon kirbas çadırı, Ladik seccadesi, Amasya kutnisi, Amasya kırmızı boğası ve Gümüş boğası gibi kumaşlar, Osmanlı pamuklu pazarında kaliteli oldukları için aranan mallar arasındaydı.

Boğası, el eğirmesi ya da çıkrıkla bükülmüş kalın pamuk ipliğinden bez ayağı örgüyle dokunan bir kumaş türüdür. Orta kalitede ve genellikle beyaz olurdu; renklendirilmiş olanlar ise boyama tekniğine ve boyar maddeye göre nar neftisi, cengârî, samanı, cevizi, darçınî gibi adlar alırdı. Bugünkü Amerikan bezine ya da kaput bezine benzeyen bu kumaş, eskiden kaftan astarı olarak kullanılır, ayrıca kaftan, entari, gömlek, kavuk, bohça, yağlık ve yastık gibi eşyaların yapımında yer alırdı. Bu ayrıntı, Amasya'daki dokumacılığın yalnızca ev içi bir uğraş olmadığını, 16. yüzyılda bir ticaret mamulü olarak sancak sınırlarını aştığını gösterir.

Kendir, Dokumacılar ve Gümüşhacıköy

Gümüşhacıköy, dokuma geçmişinin en ayrıntılı belgelendiği yerdir. 1844 tarihli temettuat kayıtlarına göre kazada en yüksek gelir getiren faaliyet 525 dönüm üzüm bağcılığıydı; kenevir ise yalnızca Saray Mahallesi ile Çetmi köyünde, 78 dönümlük bir alanda ekiliyordu. Fransız diplomat ve seyyah Vitale Cuinet, 1890 tarihli eserinde 19. yüzyılın sonlarında Gümüşhacıköy'de 2500 dokumacı bulunduğunu yazar. 1908 yılında ise Osmanlı arşivine geçen bir kayıt, Gümüşhacıköy Havlu Fabrikası işçilerinin ücret konusundaki anlaşmazlığını belgeler; kaynak bunu bir anlamda dokuma işçilerinin grevi olarak niteler.

Kendir, bu kentin dokuma ekonomisinin ana ham maddesiydi. Karadeniz bölgesi keten ve kendir dokumacılığının merkeziydi ve Gümüşhacıköy bu bölge içinde iyi düzeyde kendir üretiyordu. Kirman ve urgan her türlü kendir lifinden yapılırdı; ancak dokuma yapılacaksa beyaz renkli elyaf seçilir, daha ince iplik bükülür, boyanır ve tezgâhlarda dokunurdu. Kısa elyaf çarık bağı ve çuval ipi yapımında, kendirden elde edilen kalın ipler ise halat yapımında kullanılırdı. 1941 tarihli bir gazete haberine göre Gümüşhacıköy kendir elyafının fiyatı o yıl 70 kuruştan 66 kuruşa düşmüştür. Aynı yıl Gümüşhacıköy'de bir Dokumacılar Kooperatifi kurulmuş, kooperatifin kuruluşu Resmi Gazete arşivine geçmiştir; kaynağa göre o dönemde Türkiye genelinde bu türden yalnızca sekiz kooperatif kurulmuştur. Tekel İdaresi istatistiklerinde de Gümüşhacıköy kendir elyafı bir ihracat ürünü olarak yer alır.

1944 tarihli bir küçük şehirler araştırmasında, Anadolu eşik arazisinden seçilen yedi şehir arasında Gümüşhacıköy'e de yer verilir. Araştırma, geniş ekim alanları bulunmayan bu şehrin halkının önemli bir bölümünün dokumacılık ya da kendir işleme zanaatıyla uğraştığını, bu nedenle kendir alımında şehrin kendi ayarında ve hatta daha üstün şehirler üzerinde etkili olduğunu belirtir. Aynı metne göre şehir, iktisadi merkezilik bakımından yaklaşık 30 bin nüfusun ihtiyacına cevap verirken, kendir ticaretinde 40 ila 50 binden fazla nüfusa hizmet etmektedir. Bu nedenle Gümüşhacıköy yalnızca kendir satışı için çevrenin önemli bir pazarı olarak görülmüştür. 1958 yılında Kastamonu'da 2243 hektar alanda ekilen kendir tohumunun tamamını da Gümüşhacıköy karşılıyordu; tohum Kütahya ve Malatya gibi illere de satılıyordu.

Bugün bu geleneğin çoğu silinmiştir. Gümüşhacıköy Kaymakamlığı'nın derlemesinde, yakın zamana kadar halkın bazı giyim ihtiyaçlarını karşıladığı keten dokumacılığının ilçede tamamen kaybolduğu, kendirin ise 1970'li yıllara kadar tarlaların bir köşesinde ekilerek dokuma ihtiyacı için kullanıldığı yazılır. Resmî el sanatları listesinde kırnap ve halat eğirmenin hâlâ yer alması, bu mirasın tümüyle ortadan kalkmadığını, ama eski dokuma kolundan yalnızca iplik ve halat tarafının sürdüğünü düşündürür. Kendir ya da keçi kılından eğrilen ve yöre halkınca kırnap denilen iplerden çuval, kilim, heybe, torba ve çeşitli kalınlıkta halat yapılır.

Halı, Peştamal, İğne Oyası ve Ağaç İşleri

Halıcılık, resmî metindeki ifadeyle son dönemlerde yeniden yöre ekonomisine katkı sağlayan bir faaliyet olmaya başlamıştır. Üretimin sürdüğü yerler Yassıçal beldesi ve Sarıyar köyüdür. Metindeki "yeniden" sözcüğü, bir dönem zayıflayan ve sonra toparlanan bir üretime işaret eder; ancak bu toparlanmanın ne zaman ve ne ölçüde olduğuna dair elimizde sayısal bir veri yoktur.

Merzifon yöresinde ise kamçılı tezgâh adıyla bilinen tezgâhlarda peştamal, çarşaf ve masa örtüsü dokunur. Bu ürünler çeşitli şekil ve motiflerle süslenir. İğne oyası, yörenin her yerinde yaygındır; yemeni oyalamanın yanı sıra yaka çiçeği, mendil, fular ve para kesesi gibi ürünlere de uygulanmıştır. Oymacılık ve ağaç işçiliği, saz, ud ve kanun gibi müzik aletlerinin yapımının yanında tarım aletleri ve ev eşyalarını da kapsar. Sıcak demir işçiliği ise balta, nacak, keser, sacayağı ve bıçak üretir. Bu işlerin çoğu çarşıdaki dükkânlardan çok, köy ve mahalle ortamında sürer ve bu nedenle bakırcılık kadar görünür değildir.

Bu zanaatların günümüzdeki bir örneği, Merzifon'a bağlı Muşruf köyündedir. Uzun süre atıl durumda kalan eski köy okulu, Köy Yaşam Merkezi'ne dönüştürülmüş; Merzifon Şehit Abdulmuttalip Kesikbaş Halk Eğitimi Merkezi bünyesinde açılan kurslara katılan köy kadınları el sanatları eğitimi almış ve Haziran 2026'da yıl sonu sergisi açmıştır. Sergiye ilçe protokolünün yanı sıra köy halkı da katılmıştır. Bu örnek, geleneksel el sanatlarının bugün kurum desteğiyle ve kurs yoluyla da aktarıldığını gösterir; usta-çırak ilişkisi tek yol olmaktan çıkmıştır.

Süreklilik ve Eksik Veri

Elde edilen kaynaklar, Amasya zanaatlarının bugünkü durumuna dair iki farklı tablo çizer. Bir yanda çarşıdaki bakırcılar, turistik talebin arttığını söyleyen esnaf ve hediyelik eşya olarak ilgi gören semaverler vardır. Öte yanda gazetede "son temsilcilerinden biri" olarak anılan bir usta, kalaylatmak için çarşıya gelen müşterinin yerini hediyelik eşya alıcısının alması ve ilçelerde tamamen kaybolmuş keten dokumacılığı bulunur. Bu iki tablo birbiriyle çelişmez; zanaatın işlevi ihtiyaç mallarından hatıra eşyasına kaymıştır.

Mevcut kaynaklar, Amasya'daki usta sayısını, çıraklık sistemini ya da zanaatkârların yaş dağılımını gösteren sayısal bir veri sunmaz. Bu yüzden zanaatların ne kadarının yaşadığı, ne kadarının turizm gösterisine dönüştüğü konusunda genel bir hükme varmak doğru olmaz. Doğrulanabilen şey, il envanterinde sekiz el sanatı dalının kayıtlı olduğu, bakırcılığın Taşhan çevresinde sürdüğü ve dokuma ile kendir işlerinin tarihî ağırlığının yerel arşiv kayıtlarında belgelendiğidir.

Kronoloji

MÖ 3. binyıl (İlk Tunç Çağı II-III): Merzifon ve Gümüşhacıköy çevresinden çıkarılan, döküm ve dövme tekniğiyle yapılmış 115 parçalık metal bulgu grubu bu döneme tarihlenir (Haluk Perk Müzesi, Gümüşhacıköy Koleksiyonu).

1570 civarı: Amasya sancağında kirbas, kutni, boğası gibi dokumalar Osmanlı pamuklu pazarında aranan mamuller arasındadır.

1699: Taşhan, Mutasarrıf Rahtuvan Hacı Mehmet Paşa tarafından Mimar Mehmet Kalfa'ya yaptırılır. Bazı rehber metinleri 1758 tarihini de anar.

1844: Gümüşhacıköy temettuat kayıtlarında 525 dönüm bağ ve 78 dönüm kenevir tarlası görünür.

1890: Vitale Cuinet, Gümüşhacıköy'de 2500 dokumacı bulunduğunu kaydeder.

1908: Gümüşhacıköy Havlu Fabrikası işçilerinin ücret anlaşmazlığı Osmanlı arşivine geçer.

1941: Gümüşhacıköy'de Dokumacılar Kooperatifi kurulur; aynı yıl kendir elyafı fiyatı 70 kuruştan 66 kuruşa düşer.

1958: Kastamonu'da ekilen kendir tohumunun tamamı Gümüşhacıköy'den karşılanır.

2012: Taşhan'ın restorasyonu tamamlanır.

2025-2026: Yerel basında Bakırcılar Çarşısı'ndaki semaver ve bakır eşya üretimi, ayrıca Muşruf köyündeki el sanatları sergisi haberleştirilir.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Resmî kaynaklar

Diğer kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar