Anadolu'nun renk hafızası çoğu zaman kâğıda değil kumaşa yazılmıştır. Yazmacılık, düz bir bezi oyulmuş ağaç kalıplar ve boyalar yardımıyla desenli bir yüzeye dönüştürme sanatıdır; bazen fırçayla elden çizilir, çoğu zaman da boyaya batırılan kalıbın kumaşa defalarca vurulmasıyla yapılır. Amasya ve çevresinde bu ustalık, Yeşilırmak vadisinin dokumacılıkla iç içe geçmiş eski iktisadi hayatının bir parçası olarak yaşamış, hem bir geçim kapısı hem de gündelik hayatın estetik dili olmuştur. Kadınların başına bağladığı yemeniden çeyiz bohçasına, yorgan yüzünden sofra bezine kadar evin pek çok köşesinde baskılı kumaşın izine rastlanırdı. Bugün yazmacılık denince akla ilk gelen şehir komşu Tokat olsa da, Amasya'nın kadı sicilleri bu kumaşların şehirde ne kadar yaygın kullanıldığını, nereden geldiğini ve kaça alınıp satıldığını ayrıntısıyla kaydetmiştir.

Amasya'nın baskılı kumaşla ilişkisi, şehrin yüzyıllar boyunca sürdürdüğü dokuma, boyama ve kumaş ticaretinin içinde daha iyi anlaşılır. Osmanlı döneminde şehirde boyahaneler, ipek ve pamuk dokuyan tezgâhlar, kumaş satan çarşılar ve uzak şehirlerden kumaş getiren kervanlar vardı. Baskı ustasının kalıbı, dokumacının tezgâhı ve boyacının kazanı aynı zincirin halkalarıydı. Yazmanın tekniği, motifleri ve ev içindeki yeri bu geniş çerçevenin içinde anlam kazanır.

Yazma, Basma ve Yazmacılık Terimleri

Türkçede bu sanatı anlatan sözcükler birbirine karışmıştır. Anadolu'da genellikle kadın başörtüsü olarak kullanılan, ince dokunmuş, üzeri desenli pamuklulara "yazma" denir; kalıpla kumaşa desen basma işine de "yazmacılık" adı verilir. "Basma" ise daha geniş bir kavramdır ve baskı yoluyla desenlendirilmiş her türlü kumaşı anlatır. Kaynaklarda baskıcılık, basmacılık ve yazmacılık terimleri kimi zaman aynı anlamda, kimi zaman birbirinin yerine kullanılır. Yemeni de aynı ailenin bir üyesidir: ince pamuklu bezden yapılan, kenarları çoğu zaman iğne oyasıyla süslenen baskılı başörtüsüne bu ad verilir.

Yazma iki ana yoldan yapılır. Kalem işi yazmada desen kumaşa fırçayla çizilir ve yine fırçayla boyanır; bu iş resim sanatına yakındır, büyük ustalık ister ve örnekleri azdır. Baskı işi yazmada ise desen ağaç kalıplara oyulur ve kalıp boyaya batırılarak kumaşa vurulur. Baskı işi çoğaltılabildiği ve üretime elverişli olduğu için, yazmacılık denince genellikle bu ikinci yol anlaşılır. Araştırmacılar bu ikisinin arasına üçüncü bir teknik daha koyar: kalem işi kalıp tekniğinde desenin dış hatları kalıpla basılır, içleri sonradan fırçayla renklendirilir. Eski İstanbul yazmalarının çoğu bu yöntemle yapılmıştır.

Kalıpla iz bırakma fikrinin çok eski olduğu bilinir. Mezopotamya'da tahta kalıpla kil üzerine baskı yapıldığı, Anadolu'da Hititlere ait pişmiş kilden mühür ve damgalar bulunduğu kaydedilir; kimi kaynaklar sarmal ve dört yapraklı çiçek biçimli bu kalıplarla ilk baskı örneklerinin yapıldığını ileri sürer, ancak bu bir varsayım olarak kalır. Kumaş üzerine tahta kalıpla yapılmış baskının dünyada bilinen en eski örneği, Mısır'da Ahmim'de bulunan dördüncü yüzyıla ait bir çocuk entarisidir. Anadolu'da tekniğin Türklerden önce Ermeni ve Süryani ustalar tarafından da kullanıldığı düşünülür. Yazmacılık Tokat, Bartın, Gaziantep, Diyarbakır ve Kastamonu'da gelişmiş, on yedinci yüzyılda İstanbul'da en seçkin örneklerini vermiştir. Bugün Tokat, Kastamonu ve Bartın geleneksel yazmacılığın sürdüğü başlıca yerler arasında sayılır.

Osmanlı Döneminde Amasya'da Dokuma ve Boyacılık

Amasya, Tebriz'den Bursa'ya uzanan büyük ticaret yolunun önemli duraklarından biriydi. Bu yol şehrin kaderini belirlemiş, Amasya'yı İran ipeklilerinin pazarlandığı, ipeğin ilk işlemlerinin yapıldığı ve kumaş dokunduğu bir merkez hâline getirmişti. On altıncı yüzyılda şehirde bir boyahane, bir şem'hane ve bir darphane bulunuyordu; ipek dokumacılığı da yaygındı. 1554-1555 yıllarında on ay içinde resmî yollardan şehre girip tartılan ipek miktarı 10.632 lodraya, yani yaklaşık on beş tona ulaşmıştı. On altıncı yüzyılın ikinci yarısında saraya hediye edilecek kalitede ipekli kumaşların dokunduğu beş altı şehirden birinin Amasya olduğu belirtilir. 1523'te nüfusu yedi bin dolayında olan bir şehir için bu, dikkate değer bir üretim gücüdür.

Boyahane, baskılı kumaşın tarihinde özel bir yere sahiptir. Osmanlı şehir tarihçileri, bir şehrin kurulmasında ya da imarında fırın ve salhane gibi boyahaneyi de vazgeçilmez imalathaneler arasında sayar. Sancak dahilinde üretilen iplik ve dokumaların bu boyahanelerde boyandığı bilinmektedir. Adnan Gürbüz'ün on altıncı yüzyıl Amasya sancağı üzerine yaptığı çalışmaya göre Amasya kirbası, Merzifon kirbas çadırı, Ladik seccadesi, Amasya kutnisi, Amasya kırmızı boğasısı ve Gümüş boğasısı Osmanlı pamuklu pazarında kaliteleri sebebiyle aranan mallardı. Boğası, el eğirmesi ya da çıkrıkla bükülmüş kalın pamuk ipliğinden bez ayağı örgüyle dokunan, bugünkü Amerikan bezine benzeyen bir kumaştı ve kaftan astarından bohçaya, yağlıktan yastığa kadar pek çok eşyada kullanılırdı. Beyaz dokunduğu gibi boyanmış türleri de vardı; bunlara boyar maddesine ve renklendirme tekniğine göre "nar neftisi", "cengârî", "samanî", "cevizî" ve "darçınî" gibi adlar verilirdi.

Bu adların bir kısmı, nar ve ceviz gibi bitkisel boya kaynaklarını doğrudan çağrıştırır ve Amasya çevresinde kumaşın bitkisel boyalarla renklendirildiği bir dünyayı akla getirir. Baskı ustasının ihtiyaç duyduğu ham madde, yani düz dokunmuş pamuklu bez ve bitkisel boya, şehirde ve sancakta zaten üretilmekteydi. 1701'de Tokat'a gelen Fransız seyyah Tournefort'un, bu dönemde Tokat ve Amasya'nın ülkenin geri kalanı kadar kumaş ürettiğini yazdığı aktarılır. Söz abartılı olsa bile iki komşu şehrin bölgenin dokuma hayatındaki ağırlığını yansıtır.

Dokumacılık sonraki yüzyıllarda da şehrin iktisadi hayatında yerini korudu. Evliya Çelebi on yedinci yüzyılda Amasya'da 1060 kadar dükkân ile işlek ve zengin çarşılar bulunduğunu yazar. Fransız coğrafyacı Vital Cuinet on dokuzuncu yüzyılın sonlarında şehirde 2500'e yakın dokumacı olduğunu kaydeder; aynı rakam bazı yerel kaynaklarda Gümüşhacıköy için verilir. 1863'te Amasya, Mısır'dan getirilen pamuk tohumunun denenmesi için seçilen pilot bölgeler arasına girdi. 1864'te ise her yıl aralık ayının on beşinde başlayıp ay sonuna kadar süren bir panayır kuruldu. Pamuğun, dokumanın ve ticaretin bu kadar canlı olduğu bir şehirde baskılı kumaşın gündelik hayata yayılması şaşırtıcı değildir.

Şer'iyye Sicillerinde Yazma, Basma ve Yemeni

Amasya'da baskılı kumaşın gerçek yaygınlığını en iyi gösteren belgeler kadı sicilleridir. Bir kişi öldüğünde kadı, mirasçılar arasında paylaştırılacak malların dökümünü çıkarır, her eşyaya değer biçer ve bunları sicile tereke kaydı olarak geçirirdi. Bu kayıtlarda kumaşların adı, türü, nereden geldiği ve fiyatı titizlikle yazılmıştır; kadıların kumaş türlerini iyi tanıdığı kayıtların ayrıntısından anlaşılır. Halil İnalcık tereke ve narh defterlerinin, dokuma ürünlerinin hangi sosyal kesimlerce kullanıldığını göstermesi bakımından son derece değerli olduğuna dikkat çeker. Hüsnü Yücekaya, 1784-1880 yılları arasına ait yedi Amasya siciline dağılmış iki yüzü aşkın tereke kaydını inceleyerek şehrin kumaş dünyasını ortaya koymuştur.

Bu kayıtlarda 59 farklı kumaş, alt türleriyle birlikte 105 çeşit kumaş tespit edilmiştir. Pamukluların başında çit, dimi, çarşaf, yazma, basma, peştamal, yemeni, tülbent, mendil, peşkir, havlu, patiska ve astar gelir. 1784-1786 yıllarına ait 61 numaralı sicilde basma ve yemeni daha o tarihte görülür. 1811 tarihli 68 numaralı sicilde basma ve yemeninin yanında çiçekli, hatayi, çarşaf ve peşkir gibi kumaşlar da kayıtlıdır. Yazma adıyla kaydedilen kumaşlar arasında "Frenk yazma", "Tokad yazma" ve "al yazma" ayrı ayrı anılır. 1862-1868 yıllarına ait sicilde Frenk yazmaya 3, Tokad yazmaya 4, al yazmaya ise 60 kuruş değer biçilmiştir. Aynı dönemde bir yemeniye 5 kuruş değer verilmiş, Diyarbakır basmasından bir yemeni ise 72 kuruş olarak kaydedilmiştir.

Basmanın Yükselişi

Sicillerin ortaya koyduğu en çarpıcı sonuç, on dokuzuncu yüzyılda Amasya'da en çok kullanılan kumaşın basma olmasıdır. Basmayı yoğunluk bakımından çuha izler, ardından çarşaf ve şal gelir. Basma 1830'lardan itibaren giderek artan bir sıklıkla kayıtlarda görünmeye başlar. 1839-1845 yıllarını kapsayan 78 numaralı sicilde en çok anılan on kumaş arasında basma 23 kez geçer ve bunların yüzde on beşini oluşturur. 1862-1865 yıllarına ait 89 numaralı sicilde ise basma 58 kez anılır ve en çok anılan on kumaşın yüzde yirmi altısına ulaşır; bütün kumaş kayıtları hesaba katıldığında da yaklaşık beşte biri basmadır. Yücekaya bu yükselişin muhtemel sebebini pamuklu dokumada değişen üretim usulünde ve dokuma endüstrisindeki gelişmelerin şehre yansımasında arar.

Basmanın da türleri vardı. Kayıtlarda Diyarbakır basması, cüveydi basma, İngiliz basma ve patiska basmanın yanı sıra "Frenk basma şal" ve "basma şal değirmi" gibi baskılı şallar yer alır. Fiyatlar bu çeşitliliği yansıtır: bir top cüveydi basma 154 kuruşa, bir endaze basma 3,5 kuruşa, bir Frenk basma şal 8,5 kuruşa kaydedilmiştir. Bu rakamlar, baskılı kumaşın hem gündelik kullanıma uygun ucuz türlerinin hem de pahalı seçkin türlerinin bir arada bulunduğunu gösterir. Basma şallar ve yazma başörtüleri, şehirdeki her kesimden evin sandığına girebilecek kadar geniş bir fiyat yelpazesine yayılmıştı.

Tokat Yazması ve Dışarıdan Gelen Kumaşlar

Sicillerde tespit edilen kumaş çeşitlerinin dörtte biri Amasya dışından getirilmiştir; bunların yaklaşık yüzde dokuzu ise yabancı ülkelerden gelen ithal kumaşlardır. İthal olanlar arasında Frenk yazma, İngiliz basma, Frenk basma şal, Hint şalı ve Acem şalı sayılır. 1830'lara kadar ithal kumaşlar çoğunlukla İran menşelidir, sonrasında Batı menşeli kumaşların payı artar. Yurt içinden gelenlerde ise Diyarbakır, Şam, Halep ve Tokat öne çıkar. Diyarbakır'dan alaca, basma, gezi ve çitari, Şam'dan alaca, kutnu ve çitari, Halep'ten çadır bezi ve kutnu getirildiği görülür. Yücekaya bu tabloya bakarak ithal kumaşların 1880'lere kadar Amasya piyasasında sınırlı bir yer tuttuğunu ve Osmanlı dokumacılığının birden çok üretim merkezine dayandığını vurgular.

Tokat'tan gelen kumaşlar Amasya'nın yazma kültürü bakımından özellikle önemlidir. Sicillerde "Tokad yazma" ve "Tokad yemenisi" adıyla ayrıca kaydedilmeleri, komşu şehrin baskılı başörtülerinin Amasya'da tanınmış ve aranır bir mal olduğunu gösterir. Amasya'ya has, adı konmuş bir yazma deseni ise bugünkü kaynaklarda kayıtlı değildir. Bu durum, şehirdeki yazma kullanımının önemli ölçüde bölgenin büyük baskı merkezi Tokat'la ve Diyarbakır gibi uzak merkezlerle beslendiğini, yerel ustaların da bu geniş bölgesel geleneğin içinde çalıştığını düşündürür.

Kalıp Yapımı

Yazmacılığın temeli, desenin ağaç kalıba oyulmasıdır. Kalıp için kolay oyulan, hafif, dayanıklı ve boyayı emen bir ağaç gerekir. Ustalar en çok ıhlamuru tercih eder; bunun yanında armut ve yabani armut olan ahlat, gürgen ve çam da kullanılır. En kullanışlı kalıpların ıhlamur ve gürgenden yapıldığı belirtilir. Tokat yazmacılığında kalıplar yalnızca ıhlamurdan, tercihen sulak yerde yetişmiş ağaçtan oyulur; bu ağaç yumuşak, suya dayanıklı ve zamkı iyi tutan bir yapıya sahiptir. Ağacın dikey kesilmesi lifleri yüzünden baskıda istenmeyen çizgiler bıraktığından kalıp çıkarılacak ağaç yatay kesilir.

Oyma işine başlamadan önce ağaç nemden arındırılır, oyulacak parça bir süre erimiş parafin ve balmumu karışımına batırılır. Kaynaklarda bu karışımın yaklaşık dörtte üçünün parafin, dörtte birinin balmumu olduğu kaydedilir; parafin yerine don yağı kullanıldığı da olur. Bu işlem hem oymayı kolaylaştırır hem de kalıbın boyadan etkilenmeden uzun süre kullanılmasını sağlar. Desen kalıba ters olarak aktarılır, ardından "nakış bul" denen küçük bıçaklarla oyulur. Oyma derinliği desenin sıklığına göre bir ile bir buçuk santim arasında değişir; derinlik az kalırsa kalıbın zeminine bulaşan boya baskıyı bozar. Tek renkli desenler için tek kalıp yeterlidir, ama "elvan" denen çok renkli baskıda her renk için ayrı bir kalıp hazırlanır. Kalıpçılık bu yüzden başlı başına bir uzmanlık alanıdır ve iyi bir kalıbın oyulması günler sürebilir.

Yazmacılıkta ağaç kalıpların yanında metal kalıplar da kullanılmıştır. Metal şeritlerin motife göre bükülüp ahşaba çakılmasıyla yapılan bu kalıplar çok ince hatların basılmasında ve bazı boyama tekniklerinde işe yarar. Ustalar kalıplarını uzun yıllar kullanır, eskiyenleri onarır, iyi oyulmuş kalıpları da özenle saklardı. Kastamonu Müzesi'nde iki yüzü aşkın yazma kalıbının korunması, bu kalıpların kuşaktan kuşağa geçen değerli birikimler olarak görüldüğünü gösterir. Amasya çevresinde de kalıpların bir kısmının yadigâr sayılıp saklandığı ve aile içinde devredildiği anlatılır.

Boyalar ve Renklendirme Teknikleri

Geleneksel yazmada boyalar bitkilerden elde edilirdi. Cehri, kök boya, ceviz kabuğu ve yaprağı, nar kabuğu ve soğan kabuğu en bilinen boya kaynaklarıdır. Kastamonu'da ceviz yaprağı, ceviz kabuğu, şeftali ve ayva yaprağı taze iken toplanıp sarmaşık otu denen bir bitkinin kırmızı kökleriyle birlikte kaynatılır, soğuyunca kıvam vermesi ve boyayı sabitlemesi için içine çiriş karıştırılır; bu boyaya "yaprak boya" denir. Bu bitkisel boyalar yazmaya doğadan gelen dingin, yumuşak bir renk verir. Zamanla pratik ve ucuz olduğu için hazır satın alınan anilin boyalar yaygınlaşmış, bugün yazmacılıkta daha çok sentetik boyalar kullanılır olmuştur.

Tokat'ın meşhur kırmızısı bu geleneğin en zahmetli örneğidir. Yıkanıp apresi giderilen kumaşa önce desenin dış hatları ve ayrıntıları siyahla basılır. Ardından şap ve kara boya karışımıyla zeminin astar boyası vurulur; karışımın oranına göre yazma kırmızı ya da kırmızı-mor olur. Kumaşlar eskiden ahırlarda on beş gün bekletilirdi, sonra alizarin, ardıç kozası ve cehri katılmış kazanlarda odun ateşinde kaynatılır, sürekli hareket ettirilerek boyayı emmeleri sağlanırdı. Soğuk suda durulanıp kurutulan kumaşa en son renk renk elvanlar basılırdı. Bu yöntemle yapılan yazmaların renkleri parlak ve solmaz olurdu. Alizarin boyanın üretimden kalkmasıyla bu teknik terk edilmiş, onunla birlikte "Tokat alı" denen renk de kaybolmuştur.

Araştırmacılar yazmanın renklendirilmesinde dört yöntem sayar. Karakalem tekniğinde beyaz kumaş üzerine siyah baskı yapılır. Aşındırma tekniğinde siyaha boyanmış nemli kumaşa erik zamkı ile kireç kaymağı karışımı sürülmüş kalıp basılır; kumaş yirmi dört saat bekletilip bol suyla yıkanınca kirecin değdiği yerler beyazlaşır ve siyah zemin üzerinde beyaz desenler belirir. Daldırma tekniğinde basılan motifler tutkal ya da balmumuyla kapatılır, kumaş boya kazanına batırılır ve yalnızca motiflerin dışında kalan zemin boyanır. Mavi ağartma tekniğinde ise beyaz bez yazmacıların "kozan mavisi" dediği toz çivitle boyanır, üzerine kontur basılır, birkaç aşamalı boyama ve yıkamadan sonra beyaz kalan yerlere istenen renkte elvan baskı yapılarak yazma tamamlanır.

Baskı Tezgâhında Çalışma

Yazmacılıkta kumaşın cinsi de önemlidir. Pamuk boyayı çabuk emdiği ve boyanın akmasını önlediği için en uygun ham maddedir; sentetik kumaşlar tercih edilmez. Yörede kaput bezi de denen Amerikan bezi, tülbent ve mermerşahi en çok kullanılan kumaşlardır; şile bezi ve patiska gibi pamuklular da kullanılır. Kumaş, kullanılacağı yere göre kesilir; başörtüsü ve örtüler için yüz santimlik karelerden iki metreyi aşan ölçülere kadar farklı boyutlar vardır.

Baskı keçe kaplı bir tezgâhın üzerinde yapılır. Keçe, kalıbın kumaşa iyi temas etmesini sağlar ve fazla boyayı emer. Boya, iç içe geçmiş iki tekneden oluşan bir düzenekte tutulur: alttaki büyük teknede boya karışımı, üstteki küçük teknede ise boya emdirilmiş bir keçe bulunur. Usta kalıbı bu keçeye bastırarak boyayı alır ve kumaşa vurur. Keçenin boyası azaldıkça alttan yenisi aktarılır; bu iş, tahta sap ucuna keçe sarılarak yapılan ve "yağlangıç" denen bir aletle görülür. Boya keçede azalırsa desen silik çıkar, fazla olursa dağılır; bu dengeyi kurmak ancak uzun tecrübeyle mümkündür.

Usta çoğu zaman kumaşın üzerine hiçbir işaret koymadan, oluşturacağı kompozisyonu zihninde tasarlar ve uygun kalıpları seçer. Boyaya batırılan kalıp kumaşa hafifçe bastırılarak desen aktarılır. Her bası bir öncekiyle uyum içinde sürmelidir, çünkü desenin tekrarındaki ahenk ustanın gözünün ve elinin terbiyesini ele verir. Desen bir yerde silik çıkarsa ince uçlu bir fırçayla rötuş yapılır. Kenar şeridi ya da orta göbek basılırken kalıp yere sığmazsa kumaşın bir kısmı kâğıtla kapatılır ve kalıp, deseni tamamlayacak biçimde kâğıdın üzerine taşırılarak basılır. Boyanın kıvamı, havanın nemi ve kumaşın cinsi sonucu doğrudan etkiler; hepsi tecrübeyle öğrenilen ince ayarlardır.

Motifler ve Anlamları

Yazmalarda motifler çoğunlukla doğadan alınır. Çiçekler, yapraklar, dallar, meyveler, ağaç ve hayvan figürleri bir araya getirilerek kompozisyon kurulur. İslâm sanatındaki resim anlayışının etkisiyle bu motifler üsluplaştırılmış biçimde işlenir. Motifler kullanım yerine, bölgeye ve döneme göre değişir; kalıplara oyulan desenler arasında bitkisel ve geometrik süslerin yanında ibrik ve çaydanlık gibi eşya, yazı, hatta insan ve hayvan figürleri de görülür. Amasya sicillerinde "çiçekli" adıyla anılan kumaşlar, çiçek desenli kumaşın şehirde ayrı bir tür olarak tanındığını gösterir.

Halk arasında yazma motiflerine çeşitli anlamlar yüklenir. Karanfil sevgiyi, lale zarafeti, dal ve yaprak bolluğu, hayat ağacı ise soyun sürekliliğini anlatır. Bu bakımdan her motif bir dileğin, bir duanın ya da bir bereket temennisinin taşıyıcısı sayılır. Komşu Tokat'ta "Tokat içi dolusu" ve "Tokat elmalısı" gibi adı konmuş desenler vardır; Tokat elmalısı siyah zemin üzerine kırmızı ya da kırmızı-mor basılmış elma motiflerinden oluşur ve Amasya'ya komşu Zile dolaylarında kullanılır. İstanbul kökenli "Çengelköy" deseni de Tokat yöresinde basılmıştır. Dokumacılıkta da benzer bir adlandırma geleneği görülür: Amasya'nın Yassıçal çuhasında her motifin "tekke peşkuru", "eminem" ve "sinekli" gibi kendine has bir adı vardır.

Gündelik Hayatta ve Çeyizde Yazma

Yazmanın en yaygın kullanım alanı kadınların başörtüsüdür. Bunun yanında bohça, yorgan yüzü, sofra bezi, peşkir ve yağlık olarak da kullanılır; böylece sanat evin en mahrem köşelerine kadar uzanır. Bir yazma bohçaya sarılan çeyiz ya da bir başörtüsüne düşen lale, gündelik hayatı güzelliğin diliyle donatır. Amasya'da iğne oyası bütün yörede yaygındır ve özellikle yemeni oyalamakta kullanılır; baskılı başörtüsünün kenarını oyayla süslemek, iki ayrı ev sanatını aynı parçada buluşturur. Bugün yaka çiçeği, mendil, fular ve para kesesi de oyayla zenginleştirilmektedir.

Yemeni, Amasya'nın geleneksel kıyafetinde de yer alır. Yörenin özgün kadın kıyafeti olarak kabul edilen Göynücek'in Ilısu köyü kıyafeti on parçadan oluşur ve boncuklarla süslenmiş fesin üstüne pullu yemeni örtülür. Düğün geleneklerinde de yemeninin yeri vardır: gelin almaya giden konvoydaki araçlara kız evince yemeni, şifon ve havlu gibi hediyelikler takılır. Bir zamanlar her evin sandığında yeri olan yazmalar çeyizin ayrılmaz bir parçasıydı. Sicillerdeki tereke kayıtları da bu kumaşların miras olarak paylaştırılan, değer biçilen eşyalar arasında yer aldığını, yani evin taşınır servetinin bir parçası sayıldığını gösterir.

Ustadan Çırağa Aktarım

Yazmacılığın en kıymetli yanı öğretilme biçimidir. Kalıbı oymayı, boyayı kararında hazırlamayı ve basıyı düzgün vurmayı bir usta ancak yıllar içinde çırağına aktarabilir. Araştırmacılar, yazmacılığın bugüne kadar sürmesinde gelenek ve göreneklerin yanında usta-çırak ilişkisinin de belirleyici olduğunu vurgular. Yöre yazmacılığı günün ihtiyaçlarına göre pek geliştirilmediği hâlde, yazmaların giyimde ve ev eşyasında aranır olması bu sanatın sınırlı çevrelerde de olsa canlılığını korumasını sağlamıştır.

Amasya çevresinde bu bilgi çoğu zaman aile içinde, babadan oğula ve anneden kıza geçerek sürmüştür. Bu durum Amasya'nın başka el sanatlarında da görülür: Yassıçal çuhasının usta öğreticisi Neşe Aşçı, dokumacılığı annesi ve anneannesinden öğrendiğini anlatır. Her yazma bu yüzden bir ustanın el terbiyesini ve göz kararını taşır, sanat da bir aile mirası hâline gelir.

Sanayi Baskısı ve Günümüz

On dokuzuncu yüzyılda sicillerde görülen basma bolluğu, bir bakıma geleneksel yazmacılığın geleceğini de haber veriyordu. Önce İngiliz ve Frenk basmaları, sonra fabrika üretimi ucuz baskılı kumaşlar pazara girdikçe elle basılan yazmalar seyrekleşti. Teknoloji geliştikçe ağaç baskı tekniği de değişti; seri üretime daha uygun ve daha kolay olan serigrafi kullanılmaya başlandı. Tokat'ta bile özgün yazmaların renk ve teknik özellikleri bu yüzden büyük ölçüde kaybolmuştur. Bugün kumaşların renklendirilmesi çoğunlukla boyama ve basma fabrikalarında yapılmaktadır.

Buna karşın bu ince ustalık açılan kurslar, halk eğitim çalışmaları ve kültür turizmi etkinlikleriyle yeniden canlandırılmaya çalışılmaktadır. Amasya'da bunun en iyi bilinen örneği dokuma alanındadır: Halk Eğitim Merkezi, kaybolmaya yüz tutmuş Yassıçal çuhasını kurslarla yaşatmış, eğitim, üretim, teşhir ve satış yeri olarak kullanılan iki katlı ahşap bir konakta usta öğreticiler yetiştirmiştir. Kök boyalı yün ipliklerle dokunan çuhalarda bugün pamuk karışımı iplikler kullanılmakta, geleneksel motifler ev mefruşatına ve giysilere uyarlanmaktadır. Yazma motiflerinin yastık, pano ve hediyelik eşyalara taşınması da aynı yolu izler ve yazmacılığı bir hatıra nesnesi olmaktan çıkarıp yaşayan bir tasarım diline dönüştürür.

Amasya ilinde bugün halı ve kilim dokumacılığı, Merzifon'da kamçılı tezgâhlarda peştamal ve çarşaf dokumacılığı, Gümüşhacıköy'de kırnap ve halat eğirme, yörenin tamamında da iğne oyası yaşamaya devam etmektedir. Yazma ise bu el sanatları arasında daha çok başörtüsü, oya ve çeyiz geleneği içinde varlığını sürdürür. Yazmacılık sabır isteyen bir sanattır: kalıbın oyulması günler, boyanın hazırlanması ustalık, baskının tamamlanması dikkat ister. Amasya'da kumaşa düşen o küçük bahçeler, şehrin yüzyıllardır süren dokuma ve boyacılık birikiminin bugüne kalmış izlerinden biridir.

Kronoloji

4. yüzyıl: Tahta kalıpla bez üzerine basılmış kumaşın bilinen en eski örneği, Mısır'da Ahmim'de bulunan bir çocuk entarisi.

1523: Amasya'nın nüfusu yaklaşık yedi bin kişi; on altıncı yüzyılda şehirde bir boyahane ve çok sayıda ipek dokumacısı bulunur.

1554-1555: On ay içinde resmî yollardan Amasya'ya giren ipek miktarı 10.632 lodraya (yaklaşık 15 ton) ulaşır.

1701: Seyyah Tournefort, Tokat ve Amasya'nın ülkenin geri kalanı kadar kumaş ürettiğini yazar.

1784-1786: 61 numaralı Amasya şer'iyye sicilinin tereke kayıtlarında basma ve yemeni geçer.

1811: 68 numaralı sicilde basma, yemeni, çiçekli ve hatayi dahil 22 çeşit kumaş kayıtlıdır.

1839-1845: 78 numaralı sicilde basma, en çok anılan kumaş olarak 23 kez geçer.

1862-1865: 89 numaralı sicilde basma 58 kez anılır; Frenk yazma, Tokad yazma ve al yazma ayrı ayrı kaydedilir.

1863: Amasya, Mısır pamuk tohumunun denendiği pilot bölgeler arasına alınır.

1864: Amasya'da her yıl 15 Aralık'ta başlayan panayır kurulur.

1867-1880: 94 numaralı sicil, Amasya adına kayıtlı son şer'iyye sicilidir.

2009: Amasya Halk Eğitim Merkezi, Yassıçal çuhası dokumacılığını kurslarla yaşatma çalışmalarını sürdürür.

Kaynakça

Akademik çalışmalar

Resmî kaynaklar

Diğer kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar