Yeşilırmak'ın iki yakasına yaslanmış Amasya'da el sanatları, yüzyıllar boyunca yalnızca bir geçim yolu olarak kalmamış, kuşaktan kuşağa aktarılan bir terbiye biçimine dönüşmüştür. Bugün bu sanatların birçoğu seri üretimin karşısında gerilemiştir. Valilik kayıtlarında halıcılık, semaver yapımı, peştamal dokumacılığı, iğne oyası, ağaç işçiliği, kırnap eğirme ve demircilik gibi dalların sürdüğü belirtilir. Bunların arasında kentin adıyla anılan, yalnızca Amasya'da yapılan ve gümüş levhanın üzerine kabartma ve desen işleyen bir zanaat vardır: Erhani gümüş işlemeciliği.
Erhani, adını bu tekniği geliştiren Erhan Şimşek'ten alır. Tümüyle elde yapılan, ilk aşamasından son aşamasına kadar makineye bırakılmayan bu iş, Türkiye'de uygulaması en zahmetli ve en az kişi tarafından sürdürülen takı sanatlarından biri sayılır. Tekniğin kendisi yenidir, ama işlendiği maden bu yörede yabancı değildir. Amasya sancağının dağlarından yüzyıllarca gümüş çıkarılmış, kentin darphanelerinde gümüş akçe kesilmiş, çarşısında kuyumcular çalışmıştır. Erhani'nin hikâyesi bu yüzden eski bir madenin yeni bir elde aldığı biçimin hikâyesidir.
Gümüşün Anadolu'daki Yeri
Gümüş, Türk kültüründe değerli bir maden olarak bilinmiş, para olarak da, takı ve ev eşyası olarak da yaygın biçimde kullanılmıştır. Madenlerin en parlağı sayılan gümüş yumuşak olduğu için elde kolay işlenir. Halk arasında "ay taşı" adıyla anılması da bu parlaklıkla ilgilidir. Mikrop barındırmadığı çok eskiden beri bilindiğinden, zehirlenmekten çekinenler suyu gümüş kaplardan içmiş, bu kapta bekletilen suyun arındığına inanılmıştır. Aynaların camın arkasında gümüş sırla yapılması da aynı madenin yaygın kullanım alanlarından biridir. Resmî tanıtım metinleri gümüşün halk inanışlarındaki yerini de sayar: nazardan ve kötülükten koruduğuna, hastalıkları uzak tuttuğuna, bereketi artırdığına inanılmış; aynı zamanda servetin, gücün, asaletin ve savaş ganimetinin simgesi sayılmıştır.
Anadolu'nun gümüş işçiliği tek bir teknikten ibaret değildir. Telkâri, kazaziye, savat, ravak, kakma, ajur, kalem atma, akıtma, mıhlama ve hasır gibi birçok işleme türü bu coğrafyada gelişmiştir. Karadeniz'in doğusunda, Trabzon, Ordu ve Rize'de kazaz gümüş, yani bilezik ve tespih gibi tel ve levha işi öne çıkar. Mardin telkâriyle tanınır. Amasya'nın payına düşen ise Erhani tekniğidir. Bu zanaat, Anadolu'nun ve Türk maden sanatının birikiminden beslenmekle birlikte, hazır bir geleneğin devamı olarak doğmamış, tek bir ustanın denemelerinden çıkmıştır.
Amasya Yöresinde Gümüş Madeni ve Darphaneler
Amasya'nın gümüşle bağı eski coğrafya kitaplarının da dikkatini çekmiştir. Hüsameddin'in aktardığına göre Osmanlı coğrafyacısı Sipâhîzâde Mehmed Efendi Takvîmü'l-Buldân'da kenti surları, kalesi, bostanları, büyük ırmağı ve su dolaplarıyla anlatır, "Medînetü'l-Hükemâ" diye anıldığını yazar ve "bunda gümüş madeni vardır" diye ekler. Hüsameddin bu tarifin Merâsıdü'l-Ittılâ' gibi daha eski coğrafya kitaplarındaki tariflerle uyuştuğunu belirtir. Madenin asıl yeri, bugün Gümüşhacıköy adıyla bilinen ilçenin güney yarısıydı. Hüsameddin, İnegöl Dağı'nın doğu eteğinde, Hacıköy'ün iki kilometre kadar güneyindeki Gümüş kasabasının dayandığı dağ ve tepelerde "kesretle", yani bol miktarda gümüş madeni bulunduğunu, kasabanın adını da büyük olasılıkla buradan aldığını yazar. Ona göre bu ad hicrî 575 (1179-80) yılından beri kayıtlarda geçer, sonradan verilmiş bir ad değildir. Bazı âlimler kasabayı Türkçe adın Arapçalaştırılmış biçimiyle "Kûmüs", anlamıyla da "Fızza" (gümüş) diye anmışlardır.
Madenden çıkan gümüş para olarak da işlendi. Hüsameddin, Muînüddin Süleyman Pervâne'nin çağdaşı olan Selçuklu Sultanı Kılıç Arslan'ın hem Amasya'da hem de o zamanlar "Gümüş Pazarı" diye bilinen bu kasabada birer darphanesi bulunduğunu, Gümüş Pazarı'nda basılmış sikkelerin ele geçtiğini ve kasabadaki Darphane Mahallesi'nin adını o dönemden aldığını kaydeder. Amasya'daki darphane, kenti bağımsız bir emirlik olarak yöneten Hacı Şadgeldi Paşa zamanında da çalışıyordu. Paşa hicrî 764 (1362-63) yılında kaleyi onartırken darphaneyi de yeniletmişti. Hüsameddin, Şadgeldi'nin sikke kestirdiği bir darphanesi olduğunu kabul eder, ama ne onun ne de oğlunun sikkesinin bulunabildiğini açıkça belirtir.
Timur'un Anadolu'yu çiğnediği yıllardan sonra altın ve gümüş bulmak zorlaşmıştı. Hüsameddin'in anlatımına göre Timur herkesin elindeki parayı çeşitli bahanelerle alıp el koymuş, Amasya yönetiminin en büyük derdi para olmuştu. Bu sıkıntılı dönemde Şadgeldi Paşa'dan kalan darphaneyi Mağribî asıllı Ahi İlyas'ın oğlu Bedreddin Mahmud Çelebi işletiyor ve gümüş akçe kesiyordu. Mahmud Çelebi bu yüzden halk arasında "Ahi Darbhâneci" diye tanındı. Hicrî 811'de (1408-09) Pervâne Bey Mahallesi'nde yeniden yapılan darphanenin emini oldu, Çelebi Sultan Mehmed'in mali işlerini düzene koydu. Hicrî 824'te ikinci kez geldiği bu görevi ölümüne kadar sürdürdü. Aynı yıllarda altın ve gümüş akçenin yerine "çav" ya da "çavik" denen kâğıt paranın da sürüldüğü anlatılır. Mahmud Çelebi'nin Pervâne Bey Mahallesi'nde kurduğu Darbhâneci Tekkesi hicrî 836'da (1432-33) tamamlandı. Hüsameddin'in bir başka yerinde tekkeyi darphane emini Şemseddin Ahmed Çelebi'nin yaptırdığı yazılıdır. Şemseddin Ahmed, Mahmud Çelebi'nin oğludur ve o da babası gibi darphane emini olmuştur. Bu iki kayıt arasındaki fark tekkenin baba tarafından başlatılıp oğul döneminde tamamlanmasından ileri gelmiş olabilir, ancak bu bir yorumdur. Tekke 1273 (1856-57) büyük yangınında tamamen yok olmuş, arsası mülke dönüşmüştür.
Osmanlı döneminde Gümüş madeni ile Amasya darphanesi, kentin ileri gelenlerinin sık sık üstlendiği görevler arasındaydı. Hüsameddin'in biyografi ciltlerinde "Gümüş madeni emini" sanını taşıyan çok sayıda Amasyalı vardır. Bunların en tanınmışı Artukoğlu Mehmed Çelebi'dir. Sipahi iken hicrî 886'da (1481-82) Gümüş Madeni Nazırı ve kaza voyvodası olmuş, işini iyi yürüttüğü için yirmi yıl kadar bu makamda kalmış, kendisine "Hacı Nazır" denmiştir. Hicrî 905'te (1499-1500) Amasya Darphanesi emini olarak Şehzade Ahmed'in yakın çevresine girmiş, şehzadenin ölümünden sonra yeniden maden nazırlığına dönmüş ve hicrî 919'da (1513) orada ölmüştür. Yaptırdığı cami, mektep ve çeşmelerin çevresinde büyüyen yerleşime önce "Hacı Nazır Köyü", sonra kısaca "Hacıköyü" denmiştir. Bugünkü ilçe adının iki yarısı, Gümüş ve Hacıköy, böylece aynı madenin tarihine bağlanır. Madenin geliri sonraki yüzyıllarda da önemini korudu: Köprülü Mehmed Paşa'ya Gümüş madeni arpalık olarak verilmiş, Paşa Hacıköy'de kervansaray, bedesten, cami ve hamam yaptırarak hicrî 1071'de (1660-61) vakfetmiştir. Amasya darphanesine ise Şehzade Mustafa'nın kölesi Balaban Bey'in hicrî 961'de (1553-54) emin olduğu ve bu görevde uzun süre kaldığı yazılıdır.
Eski Amasya'da Kuyumcular
Madenin ve darphanenin yanında kentin çarşısında gümüşü işleyen ustalar da vardı. Hüsameddin, Bayezid II döneminin âlimlerinden Hâtemî İbrâhim Çelebi'yi anlatırken onun, Amasya'da "Yüzükçü Abdullah Çelebi" diye tanınan bir kuyumcunun oğlu olduğunu kaydeder. Bu kısa not, 15. yüzyılın Amasya'sında yüzük yapan bir ustanın adının oğlunun lakabına geçecek kadar bilindiğini gösterir.
Son Osmanlı döneminin çarşısı hakkında daha ayrıntılı bilgi, Amasyalı Ermenilerin hatıralarını toplayan Kapriel Simonian'ın 1966'da yayımlanan Amasya hatırat kitabında bulunur. Bu kitaba dayanan bir çalışmaya göre kentte Ermenilere ait altı kuyumcu atölyesi vardı. Kuyumcu Yeghia Oundjian, altın ve gümüşten ince süs eşyaları ve nişan yüzükleri yapmasıyla tanınırdı. Hovhannes Yeremian altın, gümüş ve alüminyum üzerine kalem işi oymadaki ustalığıyla bilinirdi. Çarşıdaki saraç dükkânlarında Çerkez usulü eyerlerin yanında gümüş at takımları yapılıyor, Mardiros ve Hovhannes Adzigian gibi ustalar eyerleri ve arabaları "savatlı" denen gümüş süslemelerle bezeyordu. Çarşıdaki dört sarraf da para bozmaktan çok mücevher, aksesuar ve antika ticaretiyle uğraşıyordu. Bu kuşağın ustalarının işlerinin bugüne nasıl ulaştığı ya da ulaşıp ulaşmadığı elimizdeki kaynaklarda izlenemiyor. Erhani'nin kurucusunun bu eski çarşı geleneğiyle doğrudan bir bağı da bilinmiyor ve elimizdeki bilgilerle iki gelenek arasında bir süreklilik kurmak mümkün değildir. Hammaddenin yolu da değişmiştir. Bir zamanlar madenini kendi dağlarından çıkaran yörenin Erhani atölyelerinde kullanılan gümüş levhalar bugün İstanbul'dan getirilir.
Erhan Şimşek ve Tekniğin Doğuşu
Erhani gümüş işlemeciliğinin kurucusu Erhan Şimşek, bu alanda herhangi bir sanat eğitimi almamıştır. Gümüşle uğraşmaya hobi olarak başlamıştır. Tekniği inceleyen araştırmacılar onu, Şimşek'in emekliliğinde yıllarca üzerinde çalıştığı ve farklı el sanatlarından esinlenerek geliştirdiği bir yöntem olarak tanımlar. Anlatıldığına göre bu yola çıkmasının başlıca nedeni Anadolu kültürüne duyduğu ilgiydi. Görevi gereği Eskişehir ve İzmir gibi illerde bulunduğu yıllarda yöresel sanatlarla ilgilenmiş, minyatür heykeller yapmış, seramik ve ahşap işleriyle uğraşmıştır. Gümüşle tanışması bir dostu aracılığıyla olmuştur. Yıllarca çalıştığı bu çeşitli el sanatlarının izleri, geliştirdiği tekniğe sonradan girmiştir. Erhan Şimşek gümüşü bilinen yöntemlerin dışında kendine ait bir yöntemle işlemiş, bu yöntem de onun adıyla Erhani olarak anılmıştır. Şimşek'in hangi meslekten emekli olduğu ve tekniği hangi yıllarda geliştirdiği elimizdeki kaynaklarda belirtilmez.
Tekniğin kentte kurumsal bir zemine oturması, sanatsal kuyumculukta alternatif bir yöntem olarak görülmesiyle başlamıştır. Valilik, Erhan Şimşek'i bir proje için Amasya'ya davet etmiştir. Erhani Gümüş İşleme Eğitim Merkezi projesi (EGİEM) adıyla anılan bu girişimin genel amacı kadınların iş hayatına katılmasına katkıda bulunmaktı. Aynı çerçevede 2006 yılından itibaren Amasya Şehit Mehmet Gök Halk Eğitim Merkezi kuyumculuk teknolojisi branşı altında Erhani kursları açmış ve bu kursları sürdürmüştür. Sanayinin ve teknolojinin gelişmesiyle geleneksel el sanatlarının yok olmaya yüz tuttuğu bir dönemde bu kurslar, tekniğin yeni kuşaklara aktarılabildiği başlıca yer olmuştur.
Kursların nasıl yürüdüğüne dair erken bir tanıklık 2014 yılına aittir. Şubat 2014'te yayımlanan bir ajans haberine göre Amasya Halk Eğitim Merkezi ve Akşam Sanat Okulu bünyesinde bir önceki yılın eylül ayında açılan Erhani gümüş işleme kursuna on beş ev kadını katılmış, kursiyerler yaptıkları gümüş ürünleri satarak para da kazanmaya başlamıştı. Kursun usta öğreticisi Seher Yılmaz, kadınların bu tekniği kullanarak "serisi olmayan, döküme girmeyen", hiçbir makine kullanmadan tümüyle el emeğiyle ürünler çıkardığını anlatmış, kursiyerlerin kolye, küpe, bileklik, düğme, kemer ve broşun yanında çerçeve, şamdan, ayna, süs eşyası, hatta tablo bile işleyebildiklerini söylemişti. Kurs aynı yılın 22 Mart'ında sona erecekti. Haber, zanaatın daha ilk yıllarında kadınlar için bir meslek ve aile bütçesine katkı yolu olarak görüldüğünü gösterir. Seher Yılmaz'ın adı, 2024'te yayımlanan araştırmanın verdiği usta çırak zincirinde geçmez. Bu da kurslarda farklı dönemlerde birden fazla eğiticinin görev aldığını düşündürür.
Tekniğin Özellikleri
Erhani, gümüş madeninden eritilerek çekilmiş levhalar üzerine çizim ve kabartma yoluyla yapılan bir işlemedir. Çok sayıda alet ve makineye ihtiyaç duyulmaz. İş baştan sona sanatçının araştırmasına, bilgisine ve el yeteneğine bağlıdır. Değerli ve yarı değerli taşlar eklenerek eser ayrıca zenginleştirilir. Tekniğin bu kentte öne çıkan yönü, yok olmaya yüz tutmuş başka sanatları gümüşe aktarabilmesidir. Hat, tezhip, bezeme, minyatür, çini, ebru ve tuğra gibi dallarda ortaya çıkmış birçok tarihî eser, estetiği bozulmadan gümüşe uyarlanabilir. Tekniği tanıtan resmî metin, bu sanatları gümüşe aktarabilen Erhani dışında bir dalın bulunmadığını ileri sürer. Bu iddia bir tanıtım metnine aittir ve ayrıca doğrulanmış değildir. Aynı metin, Erhani tekniğine ait altı farklı buluşun bulunduğunu da belirtir, ancak bunların neler olduğunu saymaz.
Zanaatın bir başka ayırt edici yanı, eserin iki yüzünün de işlenmesidir. Gümüşün ön yüzü kadar arka yüzü de desenlidir. Basit bir iş bile olsa arkasına mutlaka bir motif çizilir. Bu, eserin elde yapıldığını ve özgünlüğünü gösteren bir işaret sayılır. Erhani takılar kolye, küpe, bileklik, düğme, kemer ve broşla sınırlı kalmaz. Çerçeve, şamdan, ayna, süs eşyası ve tablo da yapılır. Bunların en zoru, ev dekorasyonuna yönelik gümüş panolardır. Panoların fiyatı yüksek olduğu için satışları diğer ürünlere göre daha azdır.
Kadınlara yönelik ürünler arasında küpe, toka, yüzük, kolye, bileklik, halhal ve rozet bulunur. Erkekler için tespih, kol düğmesi ve yaka rozeti üretilir. Erhani kuyumculuk sektörüne de girmiş, geleneksel ya da modern biçimde düzenlenebilen, kişiye özel tasarımlara elverişli bir alternatif teknik olarak ilgi görmüştür. Hazır bir kalıbı doldurmakla yetinilmez. Öğrenciler kuyumculuğu da öğrendiği için taş, kaynak ve döküm gümüş üzerinde kendi tasarımlarını geliştirebilirler. Kapşon ve dizi taşları için yuva yapabilmek amacıyla kaynak yapmayı da öğrenmeleri gerekir. Bu yüzden Erhani kursunun çerçevesi, yalnızca belirli bir süsleme yöntemini öğreten öteki el sanatı branşlarına göre daha geniştir. Öğrencinin hayal gücü ve el becerisi, işlediği gümüşe doğrudan yansır.
Gümüşün Geçtiği Aşamalar
Erhani işlemede kullanılan gümüş bin ayar saf gümüştür. Eritilen maden levha biçiminde çekilir. Levhanın kalınlığı mikron cinsinden belirlenir. Arka yüzde kullanılan levha 30 mikron, ön yüzde kullanılan levha genellikle 8 mikron kalınlıktadır. Bu değerler yapılacak işe göre değişebilir. Telin kalınlığı da işi yapan kişi tarafından seçilir. Süreç, usta ve çırakların anlatımına göre dokuz kadar aşamadan oluşur ve her aşama bir öncekinin üzerine kurulur.
İlk iş tavlamadır. Gümüş, küçük bir tüple belirli bir mesafeden alevden geçirilir. Amaç, çekim sırasında yüzeye bulaşmış saç yağını ve kimyasalları uçurmak ve maddeyi yumuşatmaktır. Sonra su zımparasıyla gümüş tek yönde zımparalanıp temizlenir. Bu noktada işin hangi teknikle yürütüleceği, örneğin klişe kabartma mı yoksa serbest çizim mi kullanılacağı belirlenmiş olmalıdır. Kabartma, folyo ve bakır gibi başka malzemelerde de kullanılan bir tekniktir. Erhani onu gümüşe uygular. Üçüncü aşamada klişe kabartılır, üzerindeki desen şimşir kalem ve bıçak yardımıyla gümüşe geçirilir. Bu işlem metalin içinde bir boşluk bırakır. Boşluğu sertleştirmek ve çökmesini önlemek için reçine ile katalizörün karışımından oluşan plastik çelik yapıştırıcı kullanılır. Sertleşme bir günde tamamlanır.
Boşluklar sertleştikten sonra kalıp bir kez daha kabartılır ve desen gümüşte belirginleşir. Beşinci aşamada ön ve arka yüz birleştirilir. Arka yüze asetat kalemle çizilen motif, sabitleme kalemiyle yani pentel kalemle sabitlenir. Ön ve arka yüz kapatıldıktan sonra eser kükürtlenir ve karartılır. Desenler üç boyutlu olduğundan yüksekte kalan kısımlar gümüş renginde kalır, çukur kısımlar kükürtle koyulaşır ve motif böylece öne çıkar. Bu nedenle üretilen takıların çoğu karartılarak verilir. Yalnızca düz gümüş rengini isteyen müşteriler için karartma yapılmaz, ancak Amasya Erhani'sinde karartma işlemin aşamalarından biri sayılır.
Yedinci aşamada gümüş su zımparasıyla bir tür banyo yaptırılır. Suyun amacı gümüşün çizilmesini önlemektir. Zımparalama sırasında koyulaşmış çukurlar yerinde kalır, yüksek kısımlar yeniden parlar. Bundan sonra bin ayar gümüşe 925 ayarı basılır. Dokuzuncu ve son aşama cilalamadır. Cila bezi ve gümüş cilası kullanılarak ürün parlatılır, taşlı ürünlerde taşlar bu aşamada eklenir. Ürün en sonunda etiketlenir, gramlanır, fiyatlandırılır ve barkodlanır. Bu aşamalar klişe kalıp tekniği için geçerlidir. Başka bir tasarım üzerinde çalışılıyorsa sıra da değişir.
Araştırmada verilen alet listesi, atölyenin nasıl donatıldığını gösterir. Bu liste, atölyede çalışan ikinci bir kaynak kişinin, Samiye Dikmen'in anlatımına dayanır. Tavlama için tüp, parlatma için cila bezi ve gümüş cilası, kapatılmış levhanın kenarlarını kesmek için makas, levhayı kapatmak için bıçak kullanılır. Desen asetat kalemle çizilir, motifler şimşir kalemle kabartılır. Ayarı basmak için çekiç, kaynak için çift, artakalan parçaları düzeltmek için eğe, kulpları kıvırmak için karga burunları gerekir. Kaynaklanacak yer boraksla temizlenir. Kaynaktan sonra matlaşan gümüş, seyreltilmiş asitli suya batırılarak eski rengine döndürülür ve elle tutulabilmesi için ayrıca düz suya daldırılır. Kükürt karartmada, zımpara pürüzsüzleştirmede, reçine ve katalizör ise iki yüzün birleştirilmesinde kullanılır. Cila bezi yıprandığında üzerine gümüş cilası dökülerek parlatmaya devam edilir.
Motifler ve Kaynakları
Erhani işlemede kullanılan desenler Amasya'nın uzun süredir bilinen tezhip, minyatür ve hat geleneğinden beslenir. Bu zanaata özgü motifler arasında yaşam çiçeği, kabartma, klişe, gül ve lale sayılır. Çiçek motifleri içinde ayrıca karanfile ve bülbüle de rastlanır. Gümüşün arka yüzündeki desen için tezhip, çini ve hat sanatından yararlanılırken ön yüzde özel klişeler kullanılır. Klişeler Ankara ve İstanbul'da yaptırılır ve tezhip kitaplarındaki örneklerin Erhani için boyutlandırılmasıyla elde edilir. Kalıplarda kullanılan metal çelik ile pirinç karışımıdır. Motif sayısının sınırı yoktur, çünkü yeni kalıp yaptırılabilir ve imitasyon takılar bile desen kaynağı olarak değerlendirilebilir. Günümüzde motifler daha sade ve modern biçimlerde yorumlanmaktadır.
Bu yolla kâğıttaki ince çizgi levhanın kabartılmış yüzeyine geçer, hattatın kalemiyle çizilen çizgi kuyumcunun şimşir kalemiyle gümüşe işlenir. Müşterinin tercihine göre motif değiştirilebildiği için aynı elden çıkan iki eser birbirine benzemeyebilir. Tanıtım metinlerinden biri bu işçiliği, sanki 16. yüzyılda yaşamış bir bezeme sanatçısının heyecanıyla, büyük bir sabırla inceden inceye yapılan bir iş olarak tarif eder. Benzetme abartılı görünse de motiflerin kaynağını doğru gösterir: Erhani'nin desen dağarcığı klasik Osmanlı süsleme sanatının kitaplarından gelir.
Usta ve Çırak İlişkisi
Erhani, bugün usta çırak ilişkisi içinde yaşatılmaktadır. Zanaatın aktarım zinciri, Kuşdemir ve Hakan'ın 2024 tarihli araştırmasında şöyle verilir: Erhan Şimşek valiliğin projesiyle Amasya'ya gelmiş ve Neslihan Sivri'ye eğitim vermiş, Neslihan Sivri de Emel Köse'yi yetiştirmiştir. Emel Köse bugün öğrencilerine hocasından öğrendiklerini aktarmaktadır. Araştırmanın başlıca kaynak kişisi olan Köse, görüşme sırasında 39 yaşında ve üniversite mezunudur. Aslen bilgisayar öğretmeni olan Köse, bilgisayar kurslarında ders verdikten sonra hocasının ısrarıyla Halk Eğitim Merkezi'nde Erhani eğitimi almaya başlamıştır. Altı ay hocasının yanında çalışmış, ardından bir yıl boyunca ürettiklerini satıp kazancıyla yeniden hammadde almıştır. Kendi benzetmesine göre bu iş yemek yapmaya benzer. Eller alıştıkça ortaya daha güzel ürünler çıkar. Bir öğrencinin bütün aşamaları düzenli biçimde ve ustasından yardım almadan yapabilmesi için üç dört yıllık bir eğitimden geçmesi gerekir. Neslihan Sivri Amasya'dan ayrılırken öğrencisine, bu işi arkasından sürdürürse bütün emeklerini helal edeceğini söylemiştir.
Zanaatın önünde pratik güçlükler de vardır. Gümüş ve taş gibi malzemelerin bir kısmı Amasya'da hemen bulunamaz ve acil durumlarda İstanbul'dan getirtilir. Siparişin gelmesi üç dört günü bulabilir. Kentte yalnızca bir gün kalan bir müşteri bu sürede alışveriş yapamayabilir ya da getirilen taşın boyutunu veya rengini beğenmeyebilir. Üretimde çıkan hurda, yani yırtılan ya da ateşin fazla tutulması yüzünden erimiş gümüş birikir. Hurda 500 ile 1000 gram arasına ulaşınca İstanbul'a gönderilir, orada yeniden eritilip çekilir ve Amasya'ya levha olarak geri döner.
Araştırma, Erhani'nin bugün sınırlı sayıda kadın tarafından işlendiğini belirtir. Takı sanatı genellikle kadınlara hitap ettiği için bu alanda kadınlar öne çıkmıştır. Aynı çalışma, diğer branşlarda kırk elli kişi çalışırken Erhani'de beş kişinin bulunduğunu not eder. Bu azlığın başlıca nedeni hammaddenin pahalı olmasıdır. Yazarlara göre zanaatın hak ettiği değeri bulabilmesi için daha çok kişi tarafından bilinmesi ve işlenmesi, belediyeler ve üniversitelerle iş birliği yapılarak desteklenmesi gerekir. Amasya Belediyesi'nin Kültür Evleri de bu alanın öncü kurumları arasında gösterilir. 2014'teki kursa on beş kadının katıldığı düşünülürse, on yıl içinde zanaatı düzenli olarak sürdürenlerin sayısının azaldığı anlaşılır. Bu karşılaştırma iki ayrı kaynağın verilerine dayanan bir çıkarımdır, kursiyerlerin sonradan ne yaptığına dair bir kayıt yoktur.
Satış ve Tanıtım
Eğitim verenlerin ürettiği takılar Halk Eğitim Merkezi'nin tanzim ve satış noktalarında sergilenir ve satılır. Satışı yapan kişiler ürünü alana Erhani gümüşün özelliklerini anlatır. Hediye kutusunun üzerine yapıştırılan notta takıda kullanılan taş, taşın özellikleri, gümüşün ayarı, elde işlendiği ve işlemede hangi motifin kullanıldığı yazar. Merkezin Ocak 2023 tarihli kataloğunda da Erhani takılar yer alır. Ürünlerin yerli ve yabancı konuklarca ilgiyle karşılandığı belirtilir.
Gümüşün kararması bu işte kusur sayılmaz, tersine gerçekliğin kanıtı olarak görülür. Atölyede anlatıldığına göre asıl gümüş havayla ve oksijenle temas edince oksitlenir ve kararır. Hiç kararmayan bir madde gümüş değildir. Erhani'de kükürtle yapılan karartma, bu doğal özelliği işleme tekniğinin bir parçası hâline getirir.
Çeyiz Geleneği ve Gümüşün Anlamı
Amasya'da gümüşün bir kıymet ölçüsü olduğu, genç kızların çeyiz sandıklarına gümüş bilezik, kemer ve düğme konduğu anlatılır. Bu eşyalar bir hatıra olduğu gibi bir güvence de sayılırdı ve kuşaktan kuşağa geçerdi. Bu anlatı elimizdeki kaynaklarda ayrıntılı biçimde belgelenmemiştir. Kentin eski kuyumcularının altın ve gümüşten nişan yüzükleri yaptığı ise son Osmanlı dönemine ait hatıralarda kayıtlıdır. Yine de takı ve süsün kadın emeğiyle yakından bağlantılı olduğu, el sanatlarına ilişkin yayınlarda sıkça vurgulanır. Erhani'nin bugün ağırlıklı olarak kadınlar tarafından sürdürülmesi bu bağı yeni bir biçimde devam ettirir.
Kronoloji
1179-80: Hüsameddin'e göre gümüş madenleriyle bilinen Gümüş kasabasının adı bu tarihten (hicrî 575) beri kayıtlarda geçer.
1362-63: Hacı Şadgeldi Paşa Amasya Kalesi'ni onarttırır ve darphaneyi yeniletir.
1408-09: Bedreddin Mahmud Çelebi, Pervâne Bey Mahallesi'nde yeniden yapılan Amasya darphanesinin emini olur.
1432-33: "Ahi Darbhâneci" diye tanınan darphane emininin Pervâne Bey Mahallesi'ndeki tekkesi tamamlanır.
1481-82: Artukoğlu Mehmed Çelebi Gümüş Madeni Nazırı olur. Yerleşime adını veren "Hacı Nazır" odur.
1499-1500: Artukoğlu Mehmed Çelebi Amasya Darphanesi emini olur.
1553-54: Balaban Bey Amasya darphanesi emini olur.
1660-61: Gümüş madeni kendisine arpalık olarak verilen Köprülü Mehmed Paşa, Hacıköy'de yaptırdığı kervansaray, bedesten, cami ve hamamı vakfeder.
2006: Amasya Şehit Mehmet Gök Halk Eğitim Merkezi, kuyumculuk teknolojisi branşı altında Erhani gümüş işleme kurslarını açar.
2013-14: Amasya Halk Eğitim Merkezi ve Akşam Sanat Okulu'nda eylülde açılan Erhani kursuna on beş ev kadını katılır. Kurs 22 Mart 2014'te sona erer.
2023: Halk Eğitim Merkezi'nin Ocak kataloğunda Erhani takılar yer alır.
2024: Kuşdemir ve Hakan'ın Erhani gümüş işlemesini usta çırak ilişkisi açısından inceleyen makalesi Korkut Ata Türkiyat Araştırmaları Dergisi'nde yayımlanır.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Hüsameddin, Amasya Tarihi, c. 1-4 (e-kitap s. 77, 154, 190, 192, 357, 420, 446, 459, 470; Sipâhîzâde'nin Amasya tarifi, Darbhâneci Tekkesi, Gümüş kasabası ve madeni, Kılıç Arslan'ın darphaneleri, Şadgeldi Paşa'nın darphanesi): https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/1-4/files/basic-html/page192.html
- Hüsameddin, Amasya Tarihi, c. 6-8 (e-kitap s. 130, 267-268, 424; Artukoğlu Mehmed Çelebi "Hacı Nazır", Ahi Darbhâneci Bedreddin Mahmud Çelebi, Balaban Bey): https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/6-8/files/basic-html/page267.html
- Hüsameddin, Amasya Tarihi, c. 9-12 (e-kitap s. 101; Hâtemî İbrâhim Çelebi ve babası Yüzükçü Abdullah Çelebi): https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/9-12/files/basic-html/page101.html
Akademik çalışmalar
- Kuşdemir, O. F. ve Hakan, B. (2024). Amasya'ya Özgü Olan Erhani Gümüş İşlemesinin Usta Çırak İlişkisi Açısından İncelenmesi. Korkut Ata Türkiyat Araştırmaları Dergisi, 16, 718-731. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/3919445
Resmî kaynaklar
- Türkiye Kültür Portalı, Amasya Gümüş İşlemeciliği. https://www.kulturportali.gov.tr/turkiye/amasya/kulturatlasi/gumus-slemeclg
- Amasya Valiliği, El Sanatları. https://amasya.ktb.gov.tr/TR-59499/el-sanatlari.html
- Söyleyici, V. (2017). Gelenekten Geleceğe El Sanatlarıyla Amasya. Amasya Belediyesi Kültür Yayınları.
- Amasya Şehit Mehmet Gök Halk Eğitim Merkezi Ocak Kataloğu (2023). Amasya Valiliği.
Diğer kaynaklar
- Tashjian, L. (2022). Trades and commerce [Amasya]. Houshamadyan, çev. Simon Beugekian (Kapriel H. Simonian, Houshamadyan Bondagan Amasyo, Venedik 1966'ya dayanır). https://www.houshamadyan.org/mapottomanempire/vilayet-of-sivas/amasya/economy/trades-and-commerce.html
- Gümüş, Kadın Ustaların Ellerinde Hayat Buluyor. Son Dakika (kaynak: DHA), 15.02.2014. https://www.sondakika.com/guncel/haber-gumus-kadin-ustalarin-ellerinde-hayat-buluyor-5671941/
Çevrimiçi kaynaklar
- https://www.kulturportali.gov.tr/turkiye/amasya/kulturatlasi/gumus-slemeclg
- https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/3919445
- https://amasya.ktb.gov.tr/TR-59499/el-sanatlari.html
- https://www.houshamadyan.org/mapottomanempire/vilayet-of-sivas/amasya/economy/trades-and-commerce.html
- https://www.sondakika.com/guncel/haber-gumus-kadin-ustalarin-ellerinde-hayat-buluyor-5671941/









