Özgün Metin

Bu silk-i cevheri bu yâdigârı
Tamâm itdim o dem kalmadı kârı
Ve hem şehr-i Amâsiyyede bünyâd
Olup durur bu nazm-ı mâna âbâd
Amâsîyye halâyıkını ey ferd
Kazâdan sakla virme birine derd
İlahî yarlıga yârân ü ceddim
Recâ-yı lütfuna yok gerçi haddim

Günümüz Türkçesiyle

1. Bu inci dizisini, geride kalacak bu hatırayı tamamladım; o anda yapılacak başka bir iş kalmadı. (Şair eserini ipe dizilmiş mücevherlere benzetir. "Kalmadı kârı" sözü iki türlü okunabilir: "eserin bitmemiş bir yanı kalmadı" ya da "o andan sonra bana başka bir iş kalmadı".)

2. Üstelik bu eser Amasya şehrinde kuruldu; anlamca zengin, dolu bu manzume orada ayakta duruyor.

3. Ey tek ve eşsiz olan Allah, Amasya'nın halkını belalardan koru; hiçbirine dert verme.

4. Allah'ım, dostlarımı ve atalarımı bağışla; gerçi senin lütfunu ummaya benim hakkım yoktur.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şair

Hızrî mahlasını kullanan Mehmed Bey, Amasya'nın köklü ailelerinden birine mensuptu. Hüseyin Hüsâmeddîn'in Amasya Tarihi'nin dokuzuncu cildindeki kaydına göre Amasya valisi Kabulî Ağazâde Hızır Paşa'nın torunlarındandır: babası Lütfullah Çelebi, Hızır Paşa'nın oğlu İbrahim Bey'in oğludur; Yavuz Sultan Selim'in ser-kâtibi Keşfî Mehmed Çelebi de amcasıdır. Gençliğinde ilim ve kâtiplik öğrenmiş, Amasyalı Abdullah Efendi'den çeşitli yazı türlerini meşk etmiştir. 918'de (1512) Selim tahta çıkınca İstanbul'a gelip Divân-ı Hümâyûn kalemine girmiş ve amcasının himayesinde Divan kâtibi olmuştur.

Selim'in ölümü, ardından amcasının vefatı ve Amasyalı Pîrî Mehmed Paşa'nın sadaretten çekilmesi, Hızrî'nin hayatını değiştirmiştir. Makbul İbrahim Paşa'nın sadaretinde Divan'dan çıkarılmış, bir süre Yahşi Beyzâde İskender Paşa'nın divan kâtipliğini yapmış, sonra defterdar Yenicelizâde İskender Çelebi'ye intisap ederek yeniden Divân-ı Hümâyûn kâtibi olmuştur. Kanûnî'nin Bağdat seferi sırasında İskender Çelebi'nin 941'de asılarak idam edilmesi onu derinden sarsmış, 942 yılının başında İstanbul'a dönüşünün ardından ölmüştür. Hüsameddin onu "kâtib, münşî, şâir, hattât" diye tanıtır ve bir divanıyla Âb-ı Hayat adlı manzum bir risalesi olduğunu kaydeder. Latîfî de tezkiresinde "Hızrî-i Amâsyevî"yi kalem erbabından sayar, padişahın Bağdat'a yöneldiği sırada öldüğünü yazar ve onu mesnevi söyleyen bir şair olarak anar.

Şiirin Yapısı

Dört beyit, mesnevi tarzında, yani her beyti kendi içinde kafiyeli olarak yazılmıştır: yâdigârı/kârı, bünyâd/âbâd, ferd/derd, ceddim/haddim. Mesnevi uzun anlatı ve öğüt eserlerinin nazım şeklidir; Hüsameddin de Âb-ı Hayat'ı "nesâyih ü mevâ'iz-i edebiyyeden bâhis risâle-i manzûme", yani edebî öğütler ve vaazlar üzerine manzum bir risale olarak tarif eder. Kaynakta vezin belirtilmez; mısralar Mefâ'îlün Mefâ'îlün Fe'ûlün kalıbına uyar ki bu kalıp Türk mesnevisinin en çok kullanılan ölçülerindendir.

Elimizdeki parça risalenin tamamı değil, Hüsameddin'in aktardığı dört beyittir. Eserin tamamlandığını bildiren ilk beyitle sona yakışan dua beyitleri, parçanın risalenin kapanış bölümünden alındığını düşündürür; ancak Hüsameddin bunu açıkça söylemez ve risalenin bütünü bu çalışmada görülemedi. Hüsameddin eseri saray kütüphanesinde, 989'da (1581) Galata Sarayı'nın küçük odasında yetişen Amasyalı Bâlî bin Mehmed'in eliyle yazılmış bir nüshada gördüğünü belirtir. Aynı maddede Latîfî'den aktarılan bir matla ile sır saklamanın erdemi üzerine birkaç mesnevi beyti de yer alır; onların Amasya ile bir ilgisi bulunmadığı için burada alınmadı.

Anlam ve Söz Sanatları

İlk beyit eski şiirin tanıdık bir benzetmesine dayanır: söz, ipe dizilmiş mücevherdir ("silk-i cevher"). Şair beyitleri inci tanelerine, eserini de onların dizildiği ipe benzetir; bu, kelime seçmeyi ve beyit kurmayı kuyumculuğa yaklaştıran yaygın bir teşbihtir. Aynı beyitte esere "yâdigâr" denmesi, şairin onu kendinden sonra kalacak bir hatıra olarak düşündüğünü gösterir. İkinci beyitte "bünyâd" (temel, kuruluş) ile "âbâd" (bayındır, mamur) kelimeleri yapı ve şehir dünyasından gelir; manzume, temeli atılıp ayağa kaldırılmış bir bina gibi anlatılır. Böylece eser ile onun yazıldığı şehir aynı kelime ailesinde buluşur: Amasya'da "bünyâd" olan bir eser, anlamca "âbâd" bir yapıdır.

Üçüncü beyit bir duadır ve Allah'a "ferd", yani tek ve eşi olmayan diye seslenir. Şair Amasya'nın "halâyık"ını, yani orada yaşayan bütün insanları kaza ve beladan korunmaya emanet eder. Dördüncü beyitte dua kişiselleşir: önce dostlar ve atalar için bağışlanma dilenir, ardından şair kendi payına bir alçakgönüllülük cümlesi söyler. "Recâ" (umut) ile "had" (sınır, hak) arasındaki karşıtlık, kulun Allah'ın lütfunu hak ettiğini iddia edemeyeceği düşüncesini taşır. Atalar için edilen dua, Hızır Paşa'dan gelen ve Amasya'da hayır eserleri bırakmış bir aileye mensup olan şairin ağzında ayrıca anlam kazanır.

Tarihî Bağlam

Dört beyit, bir Divan kâtibinin hayatının büyük kısmını İstanbul'da ve seferlerde geçirmiş olmasına rağmen eserini memleketine bağladığını gösterir. İkinci beyitteki "şehr-i Amâsiyyede bünyâd olup" sözü, risalenin Amasya'da yazıldığı ya da başlandığı anlamına gelir; Hızrî'nin hangi yıllarda Amasya'da bulunduğu kaynakta belirtilmediği için eserin tarihi de bilinmemektedir. Parçanın en dikkat çekici yanı, şairin eserini bitirirken şehrin bütün halkı için dua etmesidir.

Hüsameddin bu duaya kendi nesriyle karşılık verir. Beyitlerin hemen ardından şöyle yazar: "Ah Amasya! Beni kendi uğrunda yıllarca fedakârane ve kimseden yardım görmeksizin çalıştıran ve bu şâir-i kadir-şinâsı sükkân-ı kirâmına duâ-hân eden, seni bütün maarifiyle, sanayiğiyle hayrat ü evkâfıyla müessesât-ı diniyye ve medeniyyesiyle asırlarca yükselten âl-i cenâb, keremkâr, kadir-şinâs ricâlin ve senin şerefindir." Dört asır arayla iki Amasyalı yazarın şehre bağlılığı bu satırlarda yan yana gelir: biri eserini bitirirken şehrin halkına dua eder, öteki o duayı yıllarca süren tarih çalışmasının içine yerleştirir. Hızrî'nin divanı ve risalesinin tamamı bu çalışmada görülemedi; şairin Amasya'ya dair sözü burada Hüsameddin'in aktarımıyla verilmiştir.

Kaynakça

  • Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 9, yay. haz. Eyüp Baş, Fatih Koca; ed. Songül Keçeci Kurt, Recep Orhan Özel, Metin Hakverdioğlu, Amasya: Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, 2022, s. 119-120 ("Hızrî Mehmed Bey-Hızır Paşazâde" maddesi; asıl baskı s. [386-388]) (çeviriyazı: Eyüp Baş, Fatih Koca). amasya.bel.tr
  • Latîfî, Tezkiretü'ş-şuarâ, "Hızrî-i Amâsyevî" maddesi (Hüsameddin'in Amasya Tarihi, c. 9, s. 120'deki aktarımından).