Amasya'da Yeşilırmak kenti iki yakaya bölmekle kalmaz; yapıların nereye kurulacağını, hangi yüzün nehre döneceğini ve kalenin neden o kayanın üzerinde yükseldiğini de belirler. Antik çağda İris adıyla anılan bu akarsu, Hititlerin Kumeşmaha dediği ırmakla aynıdır ve Sivas'ın Suşehri ilçesindeki Kösedağ eteklerinden doğup Samsun'un Çarşamba ilçesinde Karadeniz'e karışır. Amasya'nın doğal güzellikleri bu güzergâhın üzerinde dizilir: kentin merkezinde kayalara oyulmuş kral mezarları ve suya bakan ahşap evler, kuzeyde Taşova'nın ormanları arasında bir heyelan set gölü, batıda Hamamözü'nün sıcak suları.
Yeşilırmak'ın Yolu
Yeşilırmak 519 kilometre uzunluğundadır ve 36.144 kilometrekarelik havzası Türkiye yüzölçümünün yaklaşık yüzde beşine denk gelir. Nehir üç kolun birleşmesinden oluşur. Ana kol, Tokat Nehri adıyla da anılan 468 kilometrelik yataktır; Kösedağ'dan Tozanlı Suyu olarak akmaya başlar, üzerindeki Almus Barajı'ndan sonra Tokat Nehri adını alır, Turhal'ın ardından Çengel Boğazı'nı geçerek Amasya'ya ulaşır. Sivas'ın Çamlıbel Dağları'ndan doğan, 256 kilometre uzunluğundaki Çekerek Çayı ile Tokat Nehri'nin buluştuğu yerden itibaren akarsuya Yeşilırmak denir. Üçüncü kol olan Kelkit Çayı ise ırmağın en büyük koludur. Gümüşhane'deki Çimen Dağları'ndan çıkan Kelkit, Niksar ve Erbaa ovalarını suladıktan sonra Erbaa ile Taşova sınırındaki Boğazkesen mevkiinde, tarihî Boğazkesen Köprüsü'nün bulunduğu yerde Yeşilırmak'a katılır. Kelkit'in uzunluğu kaynaklarda 320 ve 245,5 kilometre olmak üzere iki ayrı değerle verilir.
Amasya şehri, Doğu Karadeniz dağlarının batıya doğru alçalmasıyla oluşan Canik Dağları arasında, nehrin kendine açtığı dar bir vadide durur. Karadeniz kıyısına yaklaşık 80 kilometre uzaklıktaki bu vadinin rakımı 400 metre dolayındadır ve iklimi Karadeniz ile karasal iklim arasında bir geçiş niteliği taşır. Yazları iç bölgeler kadar kurak, kıyı şeridi kadar yağışlı geçmez; kışın yüksek kesimlere kar yağsa da şehir merkezinde kar ya etkisiz kalır ya da kısa sürer. Bu yumuşaklıkta nehir ve vadi sisteminin payı büyüktür. İlin ortalama rakımı yaklaşık 1.150 metre iken şehir merkezinin rakımı 411,69 metredir; aynı sınırlar içinde bu kadar farklı yükseklik bulunması, çok farklı mevsim ve manzaraların bir arada yaşanmasının nedenidir.
Nehir Amasya'dan sonra Taşova ve Çarşamba ovalarına açılır. Kazova, Geldingen, Taşova ve Çarşamba ovaları taşıdığı alüvyonla beslenir; Çarşamba çevresinde birikmiş alüvyon Yeşilırmak Deltası'nı oluşturmuştur. Düzensiz bir rejime sahip olan nehrin üzerine bugün Almus, Ataköy, Hasan Uğurlu, Suat Uğurlu, Kılıçkaya ve Süreyyabey barajları kurulmuştur; Süreyyabey Barajı asıl olarak taşkın ve sel koruması için yapılmıştır. Havzanın sınırları içinde Ladik, Boraboy ve Kaz gölleri yer alır.
Strabon'un Anlattığı Vadi
Vadinin kent ölçeğindeki en eski tarifi, Amasya'da doğduğu tahmin edilen coğrafyacı Strabon'a aittir. Strabon, Geographica'nın on ikinci kitabında kendi şehrini "geniş ve derin bir vadide" kurulmuş olarak anlatır ve yerleşimi insan öngörüsünün olduğu kadar doğanın da işi sayar. Ona göre kent aynı anda hem şehir hem kale işlevi görür: nehre dik inen yüksek bir kayanın üzerindedir, bir yanda nehir kıyısındaki surla, öbür yanda doruklara tırmanan surla çevrilidir. Doruklar iki tanedir ve doğal bir boyunla birbirine bağlanır; bu çevrenin içinde kralların sarayları ve anıtları yer alır. Kayanın içine, biri nehre biri boyuna doğru açılmış iki tüp biçimli kanal sayesinde şehrin suyu hiç kesilmez. Strabon ayrıca nehrin üzerinde iki köprü bulunduğunu, vadinin Khiliokomon adlı bir ovaya doğru genişlediğini ve ovanın Halys'e kadar verimli topraklarla sürdüğünü aktarır. İris'in Amaseia surlarının dibinden akıp doğuya döndüğünü, daha aşağıda Lykos ile birleştiğini de aynı kitapta yazar.
Bu anlatım iki bin yılı aşkın bir süre önce yazılmış olmasına rağmen bugünkü şehrin planıyla büyük ölçüde örtüşür. Kentin kalesi hâlâ nehre dik inen kayalığın üzerinde durur, kalenin içinde kayaya oyulmuş sarnıçlar ve su yolları bulunur, nehir üzerindeki köprüler şehrin iki yakasını bağlar. Bu süreklilikte nehrin açtığı vadinin payı vardır: hangi uygarlık gelirse gelsin, yerleşim aynı kayanın ve aynı suyun çevresinde yeniden kurulmuştur.
Harşena Dağı ve Kaya Mezarları
Vadinin kuzey duvarını oluşturan Harşena Dağı, Erken Tunç Çağı'ndan beri iskân edilen bir yerleşim alanıdır. Kalenin Tunç Çağı'nda, MÖ 3200 dolayında yapıldığı düşünülür ve kentin bütününü Kalkolitik Çağ'a, yaklaşık MÖ 5500'e kadar götüren güncel araştırmalar vardır. Kalenin kurucusu konusunda kaynaklar birleşmez: Arap tarihçiler kaleyi Harşene adlı bir komutana bağlar, Batılı tarihçiler ise Pontus kralı Mithridates'e. Aynı dağ sırasıyla Frig, İskit ve Med, Pers, Pontus, Roma, Doğu Roma, Danişmend, İlhanlı, Selçuklu ve Osmanlı yönetimlerine sahne olmuştur.
Dağın yüzündeki anıtsal mezarlar, Pontus Krallığı'nın Amaseia'yı başkent yapmasıyla birlikte açılmaya başlamıştır. Krallığın kuruluş tarihi kaynaklarda MÖ 301, 291 ya da 281 olarak verilir; kuruluşu Pers satraplarından I. Mithridates Ktistes'e bağlayan anlatıya göre mezar yapımı onunla başlar. Kızlar Sarayı bölgesinde, kurucu kral Mithridates Ktistes'ten I. Pharnakes'e kadar hüküm süren beş krala ait kaya mezarları bulunur ve bunların yükseklikleri 8 ile 15 metre arasında değişir. Kale yönünde ise yerden yaklaşık 20-25 metre yükseklikte, düz bir duvar üzerine kireçtaşı kayaya oyulmuş, MÖ 3. yüzyıla tarihlenen büyük ve küçük 18 mezar sayılır. Bu mezarlar kayanın canlı yüzünde, dışarıdan bakıldığında birer kapı gibi görünen oyuklardır; geceleri ışıklandırıldıklarında şehrin üzerinde asılı duran bir sıra oluştururlar. Harşena Dağı ve Pontus Kral Kaya Mezarları, Türkiye'nin UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi'nde yer alır.
Kalenin kendisi de nehir kadar katmanlıdır. Pers, Roma, Pontus ve Bizans dönemlerinde defalarca saldırıya uğramış, yıkılmış ve onarılmıştır; Roma ile Pontus arasındaki savaşlarda ciddi biçimde tahrip olmuştur. 11. yüzyılın sonlarında Türklerin eline geçtikten sonra büyük ölçüde onarılmış ve askerî önemini yitirdiği 18. yüzyıla kadar kullanılmıştır. Kalenin ortasında, Cilanbolu adıyla bilinen, yaklaşık 150 basamaklı bir yeraltı merdiveniyle inilen, kayaya oyulmuş bir dehliz bulunur. Kalede ayrıca sarnıçlar, su depoları, Osmanlı döneminden hamam kalıntıları ve dört kapı (Helkıs, Saray, Maydonos ve Meydan) sayılır. Timur'un orduları önünden kaçan Osmanlı şehzadesi I. Mehmed (Çelebi Mehmed) bu kaleye sığınmıştır. Yeşilırmak boyunca uzanan surların yaklaşık 800 metrelik kesimine tipik Amasya evleri, hamamlar ve camiler yaslanmıştır.
Yalıboyu Evleri
Kayaların dibinde, nehrin kuzey yakasında sıralanan ahşap evler Yalıboyu Evleri adıyla anılır. Bu evler Anadolu ve Balkanlar'daki geleneksel Türk evinin Amasya'ya özgü bir örneğidir ve 19. yüzyılın ikinci yarısında yapılmıştır. Yapılar Yeşilırmak ile Harşena Dağı arasında kalan dar ve uzun arsalara oturur; birçoğunun alt katı eski kent surunun kalıntısı üzerinde yükselir, yani evler kelimenin tam anlamıyla surun üzerinde durur. Nehrin kuzeyinde olmaları, hem nehre hem güneye bakmalarını sağlamıştır. Nehre dönük güney yüzleri ana cephedir; çıkmalar nehre doğru uzanır, bitişik nizam sayesinde cepheler karşı yakadan tek bir bütün olarak okunur.
Yapı sisteminde ahşap çatkının arası toprak dolguyla, yani hımış tekniğiyle doldurulmuştur; az sayıda örnekte dal sırası üzerine sıva uygulanan bağdadi tekniği görülür. Üst örtü çoğunlukla alaturka kiremitli beşik ya da kırma çatıdır. Nemli bir nehir kıyısında yaşamanın gerektirdiği önlemler yapının her yerindedir: kendir katkılı kireç ve samanlı çamur sıvalar, ahşap saçak ve doğramalara sürülen aşı boyası, nehir yönünde geniş tutulan saçaklar. Pencere açıklıkları alt katlarda 2:3, üst katlarda 1:2 oranında ve üçlü gruplar hâlinde düzenlenmiş, doğramalar giyotin biçiminde yapılmış, sokağa bakan açıklıklara mahremiyet için ahşap kafesler konmuştur. Kimi evlerde üç yanından ışık alan, şahnişin denilen çıkma odalar vardır.
Planlar bodrum üzerine bir ya da iki katlıdır ve odalar bir sofanın çevresinde toplanır; iç sofalı, dış sofalı, köşe sofalı ve orta sofalı örnekler bulunur. Dar ve uzun arsa, yapıyı çoğu evde iki kütleye bölmüştür. Nehre yakın olan büyük kütle harem, sokağa yakın olan küçük kütle selamlık olarak kullanılmıştır; aradaki avlu hem büyük kütlenin gölgesinde serin bir dış mekân hem de ocağın ve su kuyusunun bulunduğu bir iş alanı olmuştur. Odalarda ocak, yüklük, yüklüğün içinde abdest almaya ayrılmış gusülhane, sedir, sergen denilen raflar ve lambalık ya da şerbetlik adı verilen açık gözler yer alır; ahşap, kalemişi, alçı ve maden bezemeler de görülür. Mimarlık araştırmacısı Atlıhan Onat Karacalı, bu evlerin şehzadelerle birlikte kente gelen valideler ve paşalar tarafından kullanıldığını düşünür; nehirle kurulan yakın ilişkinin İstanbul özlemiyle açıklandığı yönündeki yorumları ise romantik bulur.
Evlerin bugünkü varlığı kısmen bir koruma çabasının sonucudur. Amasya 1939 Erzincan depremini, sayısız nehir taşkınını ve yangınları yaşamıştır. Kentin geleneksel dokusunu korumaya yönelik ilk adım 1979'da kentsel sit alanlarının belirlenmesi olmuştur; kent yedi sit alanına ayrılmış, Yalıboyu Evleri 2 No'lu alanda kalmıştır. 1981'de kat yüksekliğini ve cephe açıklıklarını sınırlayan geçiş dönemi koruma kararları alınmış, 1992'de Ankara Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu 126 sivil yapının tescilinin sürmesine karar vermiş, 1994'te yerel yönetim ve sivil girişimin birlikte kurduğu Yalıboyu Evleri Koruma Projesi kapsamında 80 ev tescil edilmiştir. 1996'da bu çalışmanın devamı olarak Amasya Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Vakfı kurulmuştur. 2000'li yıllardan sonra nehrin güney kıyısında Yalıboyu Sahil Promenadı, nehrin kuzeye döndüğü kesimde Pirinççi Promenadı yapılmıştır. Hatuniye Mahallesi'nde bu promenat, nehir, evlerin birleşik silueti ve arkada fon oluşturan kral mezarlarıyla tek bir manzara kurar.
Kent çekirdeğinin bu kesiminde nehir üzerinde birbirini izleyen köprüler de aynı tarihî sürekliliği taşır. Araştırmalarda Roma döneminden Alçak Köprü, Bizans döneminden Hükümet (Helkis) ve Magdenüs köprüleri, Selçuklu döneminden Meydan (İstasyon) Köprüsü anılır. Nehrin güney yakasında Roma döneminde Ana Tanrıça Tapınağı'nın bulunduğu alan Danişmendliler döneminde namazgâh, Selçuklular döneminde musalla olarak kullanılmış ve Osmanlı döneminde II. Bayezid Külliyesi için de aynı bölge seçilmiştir.
Boraboy Gölü
Şehir merkezinden kuzeye, Taşova yönüne çıkıldıkça vadi ormanlık ve engebeli bir araziye dönüşür. Boraboy Gölü, Amasya il merkezine 62 kilometre, Taşova'ya 22 kilometre, Boraboy köyüne 3 kilometre uzaklıkta, doğal bir heyelan set gölüdür. Bölgenin kayaç yapısı ve yakınından geçen Kuzey Anadolu Fay Hattı bu oluşumu hazırlamıştır: fay hattının oluşturduğu zayıf kırık zonları boyunca derine sızan sular tüf ve aglomeralar üzerindeki kütle hareketini kolaylaştırmış, heyelan Çatağın Deresi'nin vadisini kapatınca suyun birikmesiyle göl oluşmuştur. Heyelanın oluşturduğu setin üzerine sonradan taşkınlarda yarılmasını önlemek ve tarımsal sulama sağlamak için beton bir bent yapılmıştır. Bentteki kapak sistemi, yağış ve ani kar erimeleriyle göl seviyesi aşırı yükseldiğinde fazla suyu boşaltır; yaklaşık 5 metre yüksekliğindeki bent nedeniyle göl yüzeyi ilkbaharda genişler.
Göl yaklaşık 750 metre uzunluğunda, 200 metre genişliğinde, 0,11 kilometrekare yüzölçümündedir ve en derin noktası yaklaşık 11 metredir. Yüzey yüksekliği bir kaynakta 1.500 metre olarak verilir; heyelan set kotunu ölçen bir jeomorfoloji çalışması ise 1.054 metre değerini kullanır. Aynı çalışma, Çatağın Deresi'ne ve göle akan irili ufaklı akarsuların toplam kabul havzasının 11 kilometrekare olduğunu, bu akarsuların taşıdığı tortunun gölü zamanla doldurabilecek ölçüde olduğunu bildirir. Bu yüzden 1.054 metre kotundaki set seviyesinden başlayarak yukarıya doğru 1.075, 1.110, 1.129 ve 1.220 metre rakımlarında, akarsu tabanından yaklaşık 5-6 metre yükseklikte dört tutucu set yapılmış; en üstteki iki setin gerisi neredeyse tamamen tortuyla dolmuştur. Üç ayrı indeksle yapılan değerlendirme göl setinin kararlı olduğu sonucuna varmıştır, ancak araştırmacılar Kuzey Anadolu Fay zonuna yakınlık nedeniyle gözlemin sürmesi gerektiğini de vurgular.
Gölün çevresindeki alan 255,34 hektarlık bir tabiat parkıdır. Bölge ilk olarak birinci derece doğal sit alanı ilan edilmiş, 1992'de turizm merkezi sayılmış, 1996'da üçüncü derece doğal sit statüsü almış ve 3 Eylül 2013'ten itibaren tabiat parkı olarak hizmet vermeye başlamıştır. Alanda 1970'lerde ilk basit tesisler yapılmış; yürüyüş parkurları, piknik alanları, çocuk oyun alanı, seyir terasları, bungalov tipi konaklama yapıları, kamp alanı, kır lokantası ve deniz bisikleti bugünkü olanaklar arasındadır. Alanı 2017'de yaklaşık 70.000 kişi ziyaret etmiştir; 1990'larda yapılan bir araştırma ise 1993 için 12.970, 1994 için 16.439 günübirlik ziyaretçi kaydetmiştir. Kent merkezinden ya da Taşova'dan düzenli bir toplu ulaşım olmadığından ziyaretçilerin çoğu özel araçla gelir.
Gölün kuzey yamaçlarında ağırlıklı olarak doğu kayını, karaçam, sarıçam ve meşe, güney yamaçlarında sarıçam, karaçam ve karışık çalı toplulukları görülür. Amasya ili sınırlarında 245 endemik takson bulunduğu bilinir; bunların 29'u Akdağ ve Boraboy Gölü çevresinde yayılış gösterir. Park içinde ise altı endemik tür tespit edilmiştir. Yaban hayatı karaca, tavşan, kurt, tilki, yaban domuzu, sincap, porsuk gibi memelileri, bıldırcın, kınalı keklik, çulluk, bülbül, şahin, atmaca, kara leylek ve alaca ağaçkakan gibi kuşları, kır kaplumbağası ve su kaplumbağasını kapsar. Gölde sazan ve yayın balığı yaşar; sportif olta balıkçılığına elverişlidir.
Hamamözü ve Şifalı Sular
Vadinin batısında, Amasya ile Çorum arasında, Gümüşhacıköy, Laçin, Osmancık ve Çorum merkezle çevrili Hamamözü ilçesi bulunur. İlçe Amasya il merkezine 90, Çorum il merkezine 43 kilometre uzaklıktadır; yüzölçümü 204 kilometrekaredir ve nüfusuyla ilin en küçük ilçesidir (2024'te 3.567 kişi). Yakın tarihli bir yerleşimdir: 1887'de yakındaki Gümüş köyünden iki eşrafın çiftliğinin, 60 haneden oluşan Çerkes muhacirler tarafından satın alınmasıyla kurulduğu kaydedilir. İlçe 1914'ten beri aynı adı taşır; önce Gümüşhacıköy'e bağlı bir bucak iken 20 Ağustos 1971'de belediye statüsü almış, 20 Mayıs 1990 tarihli ve 20523 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan kanunla ilçe olmuştur.
İlçeye adını veren kaplıca ise çok daha eskidir. Hamamözü Kaplıcaları'nın tarihi tam olarak bilinmez; antik çağlardan beri kullanıldığı tahmin edilir ve kazı bulgularına dayanarak MS 1. yüzyılın ortalarından beri işletildiği de ileri sürülür. Kaplıca, Selçuklu beylerinden Arkut Bey'in adıyla Arkut Bey Hamamı olarak da anılır. O güne kadar yeryüzüne bir sızıntı hâlinde çıkan su, Arkut Bey zamanında biri kadınlara biri erkeklere ayrılmış iki kubbeli bir hamama kavuşmuştur. Osmanlılar döneminde de işletilen yapının yönetimini 1877 Osmanlı-Rus Harbi'nden sonra Kafkasya'dan gelen göçmenlerin üstlendiği anlatılır; bu tarih, ilçenin 1887'de kurulduğunu bildiren kayıtla tam örtüşmez ve iki bilginin birbirine nasıl bağlandığı kaynaklarda açıklanmaz. Modern termal tesisler 2000'li yıllarda hizmete girmiştir: iki kapalı havuz, sauna, kür havuzları, Türk hamamları ve 63 odalı, 130 yatak kapasiteli bir konaklama bölümü bulunur; eski hamam da hâlâ çalışır durumdadır.
Kaplıcada üç kaynak vardır ve sular sodyumlu, bikarbonatlı sular grubuna girer. Suyun sıcaklığı bir kayıtta 38, bir başkasında 42,5 derece olarak geçer; pH değeri 7,4, radyoaktivitesi 6 emandır. Su hem banyo hem içme amacıyla kullanılır; içildiğinde mide ve bağırsak hastalıklarına iyi geldiğine, banyo olarak ise sinir sistemi, kalp-damar ve siyatik rahatsızlıklarında yararlı olduğuna inanılır. Bu faydalar kaynaklarda halk inancı ve tedavi pratiği olarak aktarılır, tıbbi bir doğrulama anlamı taşımaz.
Yaylalar ve Vadide Gezi
Amasya'nın yüksek kesimleri yaz aylarında vadinin sıcağından kaçanların uğradığı serin alanlardır. İlin ortalama rakımının 1.150 metre olması, Boraboy'daki gibi ormanlık, serin ve sulak yerlerin il sınırları içinde bulunmasını açıklar. Kent içinde ise vadi boyunca uzanan yürüyüş yolları, teleferikle ulaşılan seyir noktaları ve nehir kıyısındaki çay bahçeleri, ışığın gün boyunca kayalar üzerindeki değişimini izlemeye elverişli yerlerdir. Akşamüstü Yalıboyu evlerinin pencerelerindeki ışıklar suya yansır, geceleri aydınlatılan kral mezarları nehrin üzerinde sıralanır; vadi mevsimden mevsime, saatten saate farklı bir görüntü verir. Yeşilırmak kıyısındaki lokantalarda sunulan balık-ekmek de kent gezisinin alışılmış duraklarındandır.
Kronoloji
Yaklaşık MÖ 5500: Güncel araştırmalara göre Amasya yerleşiminin Kalkolitik Çağ'a kadar uzandığı düşünülür.
MÖ 301, 291 ya da 281: Pontus Krallığı kurulur ve Amaseia başkent olur; kaya mezarları bu dönemde açılmaya başlar (tarih kaynaklara göre değişir).
MÖ 70: Romalı komutan Lucullus Amasya'yı Roma topraklarına katar.
1393: Amasya Osmanlı topraklarına katılır ve şehzade Çelebi Mehmed şehrin idaresine getirilir.
19. yüzyılın ikinci yarısı: Yalıboyu Evleri yapılır.
1887: Hamamözü, Çerkes muhacirlerin yerleşmesiyle kurulur.
1939: Erzincan depremi Amasya'yı da etkiler.
1979: Amasya kentsel sit alanları belirlenir; Yalıboyu Evleri 2 No'lu alanda kalır.
1990: Hamamözü ilçe statüsüne kavuşur.
1994-1996: Yalıboyu Evleri Koruma Projesi ve Amasya Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Vakfı çalışmaları yürütülür.
3 Eylül 2013: Boraboy Gölü ve çevresi tabiat parkı statüsü kazanır.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Strabon, Geographica, XII. kitap (Amaseia ve İris bölümleri); Thayer metni, penelope.uchicago.edu. penelope.uchicago.edu
Akademik çalışmalar
- Atlıhan Onat Karacalı, "Amasya Yalıboyu Evlerinin Mimari Özellikleri Üzerine Bir Değerlendirme ve Bir Öneri", DergiPark.
- Yayla, O.; Atayeter, Y., "Boraboy Heyelanında (Amasya) Jeomorfolojik Değerlendirmeler", Ahi Evran Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 10/1 (2024), s. 169-187.
- Bingül Bulut, M. B.; Kurt Konakoğlu, S. S., "Boraboy Gölü Tabiat Parkı'nın ziyaretçi yönetimi üzerine bir araştırma", AÇÜ Orman Fakültesi Dergisi, 24/2 (2023), s. 193-201.
Resmî kaynaklar
- Kültür Portalı, "Doğa Yürüyüşü - Boraboy Gölü - Amasya" (Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü verileri). kulturportali.gov.tr
Diğer kaynaklar
- Güncan, Özlem, "Hamamözü Kaplıcaları", Online Türkiye Turizm Ansiklopedisi, 2020. turkiyeturizmansiklopedisi.com
- Yeşilırmak, Kelkit Çayı, Çekerek Çayı, Harşena Dağı, Amasya Kalesi, Hamamözü ve Taşova maddeleri, Vikipedi (yardımcı kaynak).
Çevrimiçi kaynaklar









