Özgün Metin
Vezin: Mef‘ûlü Mefâ‘îlü Mefâ‘îlü Fe‘ûlün
Etdikçe tecellî dile envâr-ı Amasya
Şevkile yakar kalbimi bir nâr-ı Amasya
Çeşmimde döner eşk-i şerer-bâr-ı Amasya
Kalbimde durur hasret-i dîdâr-ı Amasya
Bu şehri yapan devr-i evâ'ilde Amîsdir
Derler ki Amâsîs'e dahi nâmı enîsdir
Şâ'ir dedi Elmâsiye'den hazfi selîsdir
Elmâsı çıkarmış gibi ahcâr-ı Amasya
Cennet gibidir sûy-ı cenûbunda Çakallar
Gûyâ ki beşikdir yed-i Kudret onu sallar
Meşşâta-i eyyâm-ı bahâr vechini allar
Bir la'le döner nâzıra ruhsâr-ı Amasya
Sağında bunun Karakaya cennet-i diğer
Bir hûb ferîdin iki ruhsârına benzer
Yıldız gibi ezhâr ile mestûr serâser
Bunlardan alır hep suyu gülzâr-ı Amasya
Eyler iki menba' buranın zevkini ikmâl
Gûyâ ki biri âb-ı zülâl ü biri selsâl
Bir menba'ı yapmış Kaya Paşa gibi mifzâl
Diğer Acem Ağa gibi mi'mâr-ı Amasya
Evvel buranın nâmına derler idi Fârnak
Vermekde harâbât-ı kadîme ona revnak
Yapmışdı selâtîn orada kasr-ı Havernak
Söyler bunu bir şâhid-i sâlâr-ı Amasya
Cennât-ı cihânın burası sanki ecelli
Şehzâdelere olmuş idi sayd mahalli
Enzâra olur Köşklü Kayadan bu da belli
Bir merkez-i sultân iken aktâr-ı Amasya
En sonra Çakalzâdelere kısmet-i evfer
Oldu buradan hîn-i teferrukda müyesser
Şimdi orası bunların adı ile eşher
Etdi bunu tahkîk perestâr-ı Amasya
Garbında bunun kûh-ı celî şöhre-i Ferhâd
Gûyâ eser-i aşk ile vermiş ana bünyâd
Rûmîler onun dâmenine Veng demiş ad
Lâkin budur u'cûbe-i ahbâr-ı Amasya
Maşrık tarafı bir cebel-i şâhık-ı mesmûr
Zencîrli Kaya nâmı ile âleme meşhûr
Zencîri onun on sene evvel idi manzûr
Hayretle bakardı ana ebsâr-ı Amasya
Bâlus Kayası şarka uzanmış bu kayadan
Bulmuş eteği feyz ü şeref sun'-ı Hudâ'dan
Âlîdir onun menkabesi medh u senâdan
Zîrâ burada müstetir ebrâr-ı Amasya
Üstünde sarây-ı şeref-âbâd kadîmdir
İşte burası mevlid-i Sultân Selîm’dir
Bir kışla vü mekteb ile umrânı azîmdir
Bunlarla teceddüd eder edvâr-ı Amasya
Yanında Soğuk Çeşme ki bir bâğ-ı İrem'dir
Hoş manzaradır lutf-ı hevâ dâfi'-i gamdır
Tesnîm gibi âbı dahi bir fazl-ı ni'amdır
Vermiş buraya behceti dâdâr-ı Amasya
Bir kal'a-i müstahkemedir semt-i şimâli
Âsâr-ı girân-mâye-i eslâf ile mâlî
Şimdi ise ümrân u sükûndan içi hâlî
Gûyâ siper-i dâfi'-i peygâr-ı Amasya
Envâ'-ı sanâyi' ile enzârda mümtâz
Ankâ gibi germiş kanadın etmede pervâz
Şâhîn gibi semt-i feleğe doğru ser-efrâz
Olmuş bu vakâr ile nigeh-dâr-ı Amasya
Derler ki bunu Harşenedir eyleyen inşâ
Etmiş ona kendi adını sonradan i'tâ
Yapmış burayı kendisine mesken-i zîbâ
Bu kal'a yüzünde görülür gâr-ı Amasya
Vustâda Cilanbolu dahi hayreti câlib
Her bir tarafında görülür türlü garâ'ib
Mecrâ vü mesâbî de ne ma'lûm u ne gâ'ib
Âbı sayılır efdal-i âbâr-ı Amasya
Bir merkez-i mahfûz kralı idi evvel
Pon şâhları kâ'id-i taht oldu müselsel
Romalılara etdi yedi harb-i mükemmel
Bunlar ile ma'lûm olur etvâr-ı Amasya
Bu şâhların dahmesi olmuşdu mağârât
Ecsâdını hep sonra duhûr eyledi târât
Bir vakt rehâbîne olup cây-ı riyâzât
Şimdi ise boş mahzen-i ekdâr-ı Amasya
Etdi ümerâ kal'ayı kerrât ile tecdîd
Selçûk-neseb Şâh Kubâd eyledi teşyîd
Lâkin bunu da kerr-i zamân eyledi tebdîd
Etmişdi vatan burcunu dizdâr-ı Amasya
Sağında bunun türbe-i Şirvânî-i Kâmil
Kandîl-i hüdâ feyz-i Hudâ nûr-ı fezâ'il
Yanında yatar Hazret-i Îsâ gibi fâzıl
Etrâfı bütün kümmel ü ahyâr-ı Amasya
Solunda dahi makbere-i Hazret-i Cû'î
Feyzin buradır mebde'-i pür-zevk-i tulû'ı
Bulmuş buralar nâm-ı kerîmiyle şuyu'ı
Hakkâ buradır mecma'-ı esmâr-ı Amasya
Kelkis idi evvel buranın nâm-ı kadîmi
Tezyîn ediyor bahçesini bâd-ı nesîmi
Erbâb-ı tenezzüh alıyor feyz-i amîmi
Ezvâkı burada bulur efkâr-ı Amasya
Mağrib tarafı kûh-ı refî'-i Karamânî
Olmuş eteği Akbilek'e cây-ı emânî
Tefsîr ile takvâda alem pîr-i zamânî
Kudsî-şiyem ü mefhar-i ethâr-ı Amasya
Boydan boya bir manzara-i hûr-likâdır
Müstağrak-ı envâr-ı füyûzât-ı Hudâ'dır
Her bir tarafı bâğ-ı İrem zevk-fezâdır
Hep bunları sîrâb eder enhâr-ı Amasya
Her vakte göre meyveleri kâmil ü mebzûl
Her meyvesinin ta'mı bütün dehrde makbûl
Elması hedâyâ olarak her yere mersûl
Her beldede meşhûrdur esmâr-ı Amasya
Her mevsiminin bir şeref ü izzeti vardır
Her bahçesinin bir tarab u behceti vardır
Her goncasının hande-i ulviyyeti vardır
Bülbülleri giryân eder ezhâr-ı Amasya
Yüzlerce mülûk u ümerâ himmeti görmüş
Pek çok eser-i lutf u refâhiyyeti görmüş
Şâyân olacak kadrine bir hürmeti görmüş
Takdîr kılınmış yine mikdâr-ı Amasya
Her zerresi âlûde-i eltâf-ı ekâbir
İzhâr ediyor âleme bin türlü mefâhir
Olmuşdu mahallâtı bütün hayra mezâhir
Hep şâhid-i âdil buna âsâr-ı Amasya
Her devresi bir silsile-i aşk u cünûndur
Her bir deresi dolmuş onun eşk ile hûndur
Her gûşesi bin medfen-i erbâb-ı fünûndur
Aktâra bütün münteşir ezkâr-ı Amasya
Her gûşe-i feyzinde birer âşık-ı şeydâ
Her kûy-ı kemâlinde birer şâir-i dânâ
Her zerre-i hâkinde biner feyz hüveydâ
Mestûr-ı kütübdür nice eş'âr-ı Amasya
Toprağı edilmiş ezelî aşk ile tahmîr
Hem cevher-i hüsn etmiş onun zâtını tenvîr
Her san'at u dânişde yetişdirdi meşâhîr
İbrâz-ı fezâ'il eder ahrâr-ı Amasya
Gelmiş nice meczûb-ı İlâhî nice müştâk
Çıkmış oradan dehre nice kâmil ü uşşâk
Gûyâ burada olmuş idi âlem-i mîsâk
Pür-feyz ü himem zâviyedir dâr-ı Amasya
Her bir ciheti medrese-i ilm ü edebdir
Erbâb-ı zekâ feyzine i'lâ-yı sebebdir
Makbûl-i ümem melce'-i ashâb-ı talebdir
Medhûl olur elbette dilâzâr-ı Amasya
Âlemde mülûk u ümerâya vatan olmuş
Yüzlerce sudûr u vüzerâya vatan olmuş
Binlerce şüyûh u ulemâya vatan olmuş
Fikr et ki geçirmiş neler a'sâr-ı Amasya
Lâyık mı ki bu menba'-ı ahyâr ola mechûl
Her fâzılı bir gûşe-i nisyânda mahmûl
Lâyık mı ki şu menbet-i ebrâr ola mezhûl
Mübhem kala dehr içre şu esrâr-ı Amasya
Bu fikr ile sarf eyledi çok sa'y-i mükemmel
Cem' eyledi akvâl u rivâyâtı müseccel
Tahkîk ile yazdı ona târîh-i mufassal
Asrî gibi bir hâdim-i fahhâr-ı Amasya
Günümüz Türkçesiyle
1. Amasya'nın nurları gönle göründükçe, bir Amasya ateşi özlemle kalbimi yakar. Gözümde Amasya için dökülen kıvılcım saçan (yakıcı) gözyaşları döner durur; kalbimde Amasya'yı görme hasreti yerleşmiştir.
2. Bu şehri en eski çağlarda kuran Amîs'tir; derler ki adı Amâsîs adına da yakındır, onunla akrabadır. Bir şair, adın "Elmâsiye"den kısaltılmış, söylenişi kolay bir biçim olduğunu söyledi; sanki Amasya'nın taşları içinden elmas çıkarmış gibidir.
3. Güney yanında Çakallar cennet gibidir; sanki bir beşiktir de onu Kudret eli (Allah'ın eli) sallar. Bahar günleri, gelin süsleyen bir kadın gibi onun yüzüne allık sürer; Amasya'nın yanağı, bakan kişiye kırmızı bir lal taşı (yakut) gibi görünür.
4. Bunun sağında Karakaya da ikinci bir cennettir; ikisi (Çakallar ile Karakaya) eşsiz bir güzelin iki yanağına benzer. Baştan başa yıldız gibi çiçeklerle örtülüdür; Amasya'nın gül bahçeleri suyunu hep bunlardan alır.
5. Buranın tadını iki kaynak tamamlar; sanki biri berrak, tatlı su, öteki boğazdan kolayca akan lezzetli sudur. Kaynaklardan birini Kaya Paşa gibi çok cömert bir hayır sahibi yaptırmış, ötekini de Amasya'yı bayındır eden Acem Ağa gibi biri.
6. Eskiden buranın adına Fârnak derlerdi; eski yıkıntılar ona bugün de bir parıltı veriyor. Hükümdarlar orada (Hîre hükümdarı Nu'mân'ın ünlü sarayı) Havernak gibi bir köşk yaptırmıştı; bunu Amasya'nın ileri gelenlerinden bir tanık söyler (eski kayıtlar doğrular).
7. Burası sanki dünya cennetlerinin en yücesidir; bir zamanlar şehzadelerin av yeri olmuştu. Amasya'nın dört bir yanı bir sultan merkezi iken (şehzadeler burada otururken) bunun izi Köşklü Kaya'dan da bakanlara açıkça görünür.
8. En sonunda, (şehzade mülkü) dağıtıldığı sırada buranın en büyük payı Çakalzâdelere nasip oldu. Şimdi orası onların adıyla anılır (Çakallar); bunu Amasya'ya gönül vermiş bir hizmetkâr (yazarın kendisi) araştırıp ortaya çıkardı.
9. Bunun batısında adı parlak bir şöhretle anılan Ferhad Dağı vardır; sanki onu bir aşk eseri olarak kurmuşlardır. Rumlar onun eteğine "Veng" adını vermiş; ama Amasya'ya dair rivayetlerin en tuhafı budur. Dize iki türlü okunabilir: "tuhaf" sözü Veng adına bağlanan Hristiyan rivayetine de, dağın aşk uğruna delindiği masalına da gider.
10. Doğu tarafı, çakılmış gibi sağlam duran yüksek bir dağdır; dünyaya Zincirli Kaya adıyla tanınır. Onun zinciri on yıl öncesine kadar görülürdü; Amasya'nın gözleri ona hayretle bakardı.
11. Bu kayadan doğuya doğru Bâlus Kayası uzanır; eteği, Allah'ın yaratışından bereket ve şeref bulmuştur. Onun menkıbesi övgüyle anlatılamayacak kadar yücedir; çünkü Amasya'nın ermişleri burada gizlidir (toprağa verilmiştir).
12. (Eteğindeki düzlükte) şeref yurdu olan eski bir saray vardır; işte burası Sultan Selim'in doğduğu yerdir. Bir kışla ile bir mektep sayesinde bayındırlığı büyüktür; Amasya'nın devirleri bunlarla yenilenir.
13. Yanında Soğuk Çeşme vardır ki bir İrem bağıdır (masallardaki cennet bahçesi); manzarası hoştur, havasının güzelliği gamı giderir. Cennet pınarı Tesnîm gibi olan suyu da nimetlerin bir lütfudur; buraya bu sevinci Amasya'nın adil Rabbi vermiştir.
14. Kuzey yanı sağlam bir kaledir; eskilerin değerli eserleriyle doludur. Şimdi ise içi bayındırlıktan ve oturanlardan boştur; sanki Amasya'yı savaştan koruyan bir kalkandır.
15. (Kale) türlü ustalıklarla göze seçkin görünür; Anka kuşu gibi kanadını germiş, uçmaktadır. Şahin gibi göğe doğru baş kaldırmıştır; bu vakarla Amasya'nın bekçisi olmuştur.
16. Derler ki bunu Harşene yaptırmış, sonradan ona kendi adını vermiş; burayı kendisine güzel bir mesken edinmiş. Bu kalenin yüzünde Amasya'nın mağaraları (kaya mezarları) görülür.
17. (Kalenin) ortasında Cilanbolu da hayret uyandırır; her yanında türlü tuhaflıklar görülür. Suyunun geldiği yol da döküldüğü yer de ne tam bilinir ne de büsbütün kayıptır; suyu Amasya kuyularının en iyisi sayılır.
18. (Burası) önceleri kralın korunmuş merkeziydi; Pon (Pontus) şahları art arda tahta oturdu. Romalılarla yedi büyük savaş yaptılar; Amasya'nın geçirdiği hâller bunlarla bilinir.
19. Bu şahların mezarı mağaralar olmuştu; sonra zamanlar hepsinin cesetlerini dağıtıp yok etti. Mağaralar bir vakit rahiplere riyazet (inziva ve nefis terbiyesi) yeri oldu; şimdi ise Amasya'nın boş birer keder mahzenidir.
20. Emirler kaleyi defalarca yeniledi; Selçuklu soyundan Şah Kubâd (Alâeddin Keykubad) onu yükseltip sağlamlaştırdı. Ama zamanın dönüşü onun yaptığını da dağıttı; Amasya'nın dizdarları (kale muhafızları) kalenin şehre bakan burcunu kendilerine yurt edinmişti.
21. Bunun (kalenin) sağında olgun ermiş Şirvânî'nin türbesi vardır; o, hidayet kandili, Allah'ın feyzi, faziletlerin nuruydu. Yanında Hazret-i Îsâ gibi faziletli biri (damadı Hacı Îsâ Efendi) yatar; çevresi baştan başa Amasya'nın kâmil ve hayırlı insanlarıyla doludur.
22. Solunda da Hazret-i Cû'î'nin kabri vardır; onun coşkulu feyzinin doğduğu yer burasıdır. Bu yerler onun soylu adıyla yayılıp tanındı; gerçekten Amasya meyvelerinin toplandığı yer burasıdır.
23. Buranın eski adı Kelkis idi; seher yeli bahçesini süslüyor. Gezip eğlenmeye çıkanlar buradan bol bir feyz alır; Amasyalıların gönülleri aradıkları zevki burada bulur.
24. Batı tarafı yüce Karaman Dağı'dır; eteği Akbilek'e gönül dileklerine uygun bir yurt olmuştur. (Akbilek) tefsirde ve takvada çağının bayrak olmuş piri, kutsal huylu ve Amasya'nın temiz insanlarının övüncüdür.
25. (Amasya) baştan başa huri yüzlü bir manzaradır; Allah'ın feyizlerinin nurlarına gark olmuştur. Her yanı gönle zevk veren bir İrem bağıdır; bunların hepsini Amasya'nın ırmakları sular.
26. Her mevsime göre meyveleri olgun ve boldur; her meyvesinin tadı bütün dünyada beğenilir. Elması hediye olarak her yere gönderilir; Amasya'nın meyveleri her memlekette ünlüdür.
27. Her mevsiminin bir şerefi ve itibarı vardır; her bahçesinin bir neşesi ve güzelliği vardır. Her goncasının yüce bir gülüşü vardır; Amasya'nın çiçekleri bülbülleri ağlatır.
28. (Amasya) yüzlerce hükümdarın ve emirin himmetini görmüş, pek çok lütuf ve refah eseri görmüş. Değerine yaraşır bir saygı görmüş; Amasya'nın kıymeti yine de hakkıyla takdir edilmiştir.
29. Her zerresi büyüklerin lütuflarına bulanmıştır; dünyaya bin türlü övünç kaynağı gösterir. Mahallelerinin hepsi hayır işlerinin göründüğü yerler olmuştu; Amasya'nın eserleri buna adil birer tanıktır.
30. Her çevresi bir aşk ve divanelik zinciridir (bir dağ silsilesidir); her deresi gözyaşı ve kanla dolmuştur. Her köşesi ilim ve fen sahiplerinin bin mezarını barındırır; Amasya'nın anılışı bütün ülkelere yayılmıştır.
31. Feyizli her köşesinde çılgınca seven bir âşık, olgunluk yurdu her mahallesinde bilge bir şair vardır. Toprağının her zerresinde biner feyz görünür; Amasya'nın nice şiiri kitaplarda yazılıdır.
32. Toprağı ezelî aşkla yoğrulmuş, güzellik cevheri onun özünü aydınlatmıştır. Her sanatta ve bilgide ünlüler yetiştirdi; Amasya'nın soylu insanları faziletlerini ortaya koyar.
33. (Oraya) Allah'a tutkun nice meczup, nice özlem dolu kişi gelmiş; oradan dünyaya nice kâmil insan ve âşık çıkmıştır. Sanki ruhların Allah'a söz verdiği misak âlemi (Elest meclisi) burada kurulmuştu; Amasya yurdu feyiz ve himmet dolu bir zaviyedir (tekkedir).
34. Her yanı bir ilim ve edep medresesidir; zekâ sahiplerinin feyzini yükseltmeye vesiledir. Milletlerce makbuldür, ilim isteyenlerin sığınağıdır. Son dize iki türlü okunabilir: "Amasya'yı inciten (küçümseyen) kişi elbette yanılgıdadır" ya da (Hakverdioğlu'nun okuyuşuyla) "gönlü kırık olanın yolu elbette Amasya'ya düşer."
35. Dünyada hükümdarlara ve emirlere vatan olmuş; yüzlerce sadrazama ve vezire vatan olmuş; binlerce şeyhe ve âlime vatan olmuş. Düşün ki Amasya'nın asırları neler geçirmiş.
36. Hayırlı insanların bu kaynağının bilinmez kalması, her faziletlisinin bir unutulma köşesinde adı sanı silinmiş durması yakışır mı? İyi insanların yetiştiği bu toprağın unutulup bir kenara atılması, Amasya'nın bu sırlarının dünyada kapalı kalması yakışır mı?
37. Bu düşünceyle Asrî gibi Amasya'yla övünen bir hizmetkâr çok ve eksiksiz emek harcadı; sözleri ve rivayetleri belgeleriyle topladı; araştırarak ona ayrıntılı bir tarih yazdı.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şair
Asrî, Amasya Tarihi'nin yazarı Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar'ın mahlasıdır. 5 Kasım 1869'da Amasya'nın Çeribaşı Mahallesi'nde, Abdîzâde el-Hâc Mehmed Ağa ile Zâhide Hatun'un oğlu olarak doğdu. Balcı Mektebi'nde hafızlığını tamamladı, rüşdiyeyi 1887'de bitirdi, 1889'da İstanbul'a giderek Kalenderhâne Medresesi'nde okudu ve 1899'da hocası Tokadîzâde Ahmed Nûreddin Efendi'den icazet aldı. Vezirköprü, Osmancık, Niksar ve Refahiye'de naiplik yaptı; son memuriyeti Evkaf Nezâreti'nde eski kayıtlar mütercimliğiydi. 10 Şubat 1939'da İstanbul Şişli'deki evinde öldü, Feriköy Mezarlığı'na gömüldü.
Şiirle ilişkisini kendisi şöyle anlatır: "zaman-ı sabâvetimde bir müddet edebiyât ile iştigâl etdiğim cihetle akrân arasında 'Asrî' mahlasını ihtiyâr ve ba'dehû tetebbu'ât-ı târîhiyyeye hasr-ı iştigâl etmiş idim." Yani mahlas çocukluk ve ilk gençlik yıllarından kalmadır; sonra bütün emeğini tarih araştırmalarına vermiştir. Bir divanı ya da şiir mecmuası bilinmez. Mücahit Kaçar, kitabın çeşitli ciltlerinden bu murabbaı, biyografisini verdiği iki şairin gazellerine yazdığı iki tahmisi ve bir gazelini toplayarak şairliğini ilk kez derli toplu incelemiştir.
Şiirin Yapısı
Şiir 37 bentlik bir murabbadır; müellif ona "kasîde-i murabba'" der, yani dörtlüklerle kurulmuş bir övgü şiiri. Murabba, her bendi dört dizeden oluşan bir nazım şeklidir. Burada ilk bentte dört dize kendi arasında kafiyelidir; sonraki bentlerde ilk üç dize kendi arasında kafiyelenir, dördüncü dize ise ilk bende bağlanır (aaaa, bbba, ccca...). Her bendin son dizesi "-âr-ı Amasya" ile biter: "-ı Amasya" rediftir, ondan önceki "-âr" sesi kafiyeyi kurar (envâr, ahcâr, ruhsâr, gülzâr). İlk bentte dört, sonraki 36 bentte birer kez geçtiği için "Amasya" adı şiirde tam 40 kez söylenir. Vezin aruzun "Mef'ûlü Mefâ'îlü Mefâ'îlü Fe'ûlün" kalıbıdır. Kaçar ve Hakverdioğlu, şiirde vezin ve kafiye kusuru bulunmadığını tespit eder.
Divan şiirinde bir şehri öven şiirler kaside, gazel, musammat ve küçük mesnevi biçiminde yazılmıştır. Mehmet Arslan, 1500 kadar divanı tarayarak 200 civarında şairin 116 şehir hakkında şiir yazdığını tespit etmiş, bu murabbaı da Amasya şiirleri arasında sayıp onu "bir nevi Amasya belgesi veya belgeseli" diye nitelemiştir. Şehrengizler bir şehrin güzellerini anlatan manzumelerdir ve şehrin övgüsü onlarda yalnız başta yer alır; Asrî'nin şiiri ise baştan sona şehrin kendisini anlatır. Hakverdioğlu bu yüzden şiire "Amasya Güzellemesi" adını verir ve onu bir Amasya şehrengizi denemesi sayar.
Metnin dağınık yayımlanışı birkaç okuma farkı doğurmuştur. 2022 baskısındaki çeviriyazı (Mehmet Arslan) esas alınmıştır. Asıl baskıda şiir beyit düzeninde basılmıştır; Kaçar ve Arslan onu dörtlüklere ayırır. 20. bentte "teşyîd" (yükseltip sağlamlaştırma) kelimesini Arslan "teşdîd" (sağlamlaştırma) okur; 21. bentte "hüdâ" yerine Hakverdioğlu "hedâ" okur, ikisi de "hidayet" anlamındadır. 17. bentteki "mesâbî de" (döküldüğü yerler de) Arslan'da "mesâbâda", Kaçar'da "mesbâda" biçimindedir. 36. bentte "menbet" yerine "menbit", 37. bentte Kaçar'da "fahhâr" yerine "fehhâr" geçer. Kaçar'ın metni ayrıca 33. bentte "meczûbü'l-hayy" ve son dizede "Bir feyz ü himem-i zâviyedür" okuyuşlarını verir. Bu farklar anlamı değiştirmez.
Anlam ve Söz Sanatları
Şiir hasretle açılır ve bir hizmet beyanıyla kapanır. İlk bentte şair, şehrinden uzak düşmüş birinin özlemini dile getirir; şerhinde bu özlemin kaynağını "hubb-ı vatan" diye adlandırır ve vatan sevgisinin ona hizmet etmekle ispat edileceğini, kendisinin de bu sebeple yıllarını bu esere verdiğini söyler. Son iki bent bu düşünceyi tamamlar: bu kadar hayırlı insan yetiştiren şehrin sırlarının bilinmez kalması "lâyık mı?" diye sorulur ve cevap 37. bentteki Asrî'dir. Hakverdioğlu bu bendi eserin sebeb-i telifi olarak okur.
Aradaki bentler şehri yön yön dolaşır. Hüsameddin 3. bendin şerhinde bunun "Amasya'nın etrâf-ı erba'asından bir tarafını, ya'nî kıble tarafını" gösterdiğini söyler. Şiir güneydeki bağlarla başlar, batıdaki Ferhad Dağı'na, doğudaki Zincirli Kaya ile Saraydüzü'ne, kuzeydeki kaleye ve kral mezarlarına geçer, kalenin iki yanındaki türbelerle ve batıdaki bağlarla bu turu tamamlar. 25. bentten sonra yer adları çekilir, yerini meyveye, mevsime, hükümdarlara, âlimlere, şairlere, tekkelere ve medreselere bırakır. Böylece şiir, kitabın kendi sırasını izleyen bir içindekiler listesi gibi okunur.
Söz sanatları arasında en çok mübalağa ve teşbih kullanılmıştır. Çakallar ile Karakaya bir güzelin iki yanağına (4), kale kanatlarını germiş Anka'ya ve göğe baş kaldırmış şahine (15) benzetilir. Hüsameddin nesirde de aynı benzetmeyi kurar: kalenin yanları "açılmış kanad gibi kabarık" olduğu için "garba doğru havaya uçan şâhîne benzer." 3. bentteki kırmızı lal yanak, Hakverdioğlu'na göre ihâm-ı tenasüple Amasya'nın kırmızı elmasına da işaret eder. 27. bentte goncalar güler, bülbüller ağlar; bu, gül ile bülbül mazmununa dayanan bir teşhistir. 21. bentteki "Hazret-i Îsâ gibi fâzıl" ifadesi tevriyelidir: hem Hz. İsa'yı hem türbede yatan damat Hacı Îsâ Efendi'yi anlatır. 30. bentteki "silsile" de iki anlamlıdır: delilerin bağlandığı zincir ve şehri çeviren dağ silsilesi. Hüsameddin'in şerhi bu ikinci anlamı açıkça verir: Amasya'nın her tarafı bir dağ silsilesiyle çevrilidir ve her yanında bir meczubun makamı vardır; şehrin içinden geçen dereler arasında da 1271'de büyük bir selle köprüleri ve evleri sürükleyen Çakallar Deresi anılır. 33. bentteki "âlem-i mîsâk" ruhların ezelde Allah'a söz verdiği Elest meclisine telmihtir. Hüsameddin bendin ardından Amasya'dan yetişen tarikat şeyhlerini anlatır; Hakverdioğlu ise dizede şehrin farklı devletlerin yeniden kuruluş misaklarına sahne olmasına da bir işaret görür.
Şiirin Anlattığı Yerler
Çakallar ve Karakaya (3-8). Hüsameddin'e göre güneydeki tek parça dağın, Dârüsselâm Mahallesi üstündeki Hoca Sultan önünden geçen yolun doğusunda kalan kısmına Çakallar, batısında kalan kısmına Karakaya denir. Çakallar'ın ortası düz, iki yanı yüksek olduğu için "uzun bir beşiğe benzer"; düz yerine Hamza Düzü denir. Köşk Kayası altındaki İplik Çözen mesiresi Çakallar'dan, Çanaklar ve Kaşık Pınarı mesireleri Karakaya'dan sayılır. Çakallar bugün de şehrin güneyinde, merkeze üç kilometre kadar uzaklıkta bir mahalle ve seyir yeridir; eski bağların bugünkü durumu ise güvenilir bir kaynakla tespit edilemedi.
Kaya Paşa ve Acem Ali suları (5). Çakallar'dan doğan üç meşhur sudan biri Kaya Paşa Suyu'dur. Ermiş Köyü yaylasından gelir; Torumtay soyundan Kaya Paşa 805'te (1402-03) yolunu onarıp suyu on beş çeşmeye vakfetmiştir. Öteki, Zincirli Kaya yakınındaki Söngütlü Kaya'nın altından çıkan Acem Ali Suyu'dur; Nişaburlu tüccar Hoca Acem Ali Ağa 873'te (1468-69) yolunu yaptırıp on üç çeşmeye vakfetmiştir. Dizedeki "mi'mâr" kelimesi burada şehri bayındır eden hayır sahibi anlamındadır. Bu suların bugünkü durumu tespit edilemedi.
Fârnak (6). Hüsameddin bu adı 691 tarihli bir bağ satış hücceti ile Tâcîbeyzâde Sa'dî Çelebi'nin "riyâzi'l-Fernakiyye" sözüne dayandırır; bin yılı dolaylarına kadar buraya Fernak Bağları dendiğini ve adın, Çakallar'da bir kasaba yaptırdığını söylediği Pontus hükümdarı Farnak'tan geldiğini yazar.
Köşklü Kaya (7). Hüsameddin'e göre Çelebi Sultan Mehmed burada bir köşk yaptırmış, Şehzade Ahmed devrinde "Köşklü Kaya eğlenceleri" dillere düşmüştür; köşkün kalıntıları yazarın zamanında görülüyordu. Kalıntıların bugünkü durumu tespit edilemedi.
Ferhad Dağı ve Veng (9). Ferhad Kayası, Karakaya'nın güneybatısındaki yalçın kayadır; doğuya uzanan silsilesine Ferhad Dağı denir. Kayadaki oyuğu Ferhad'ın Şirin için deldiğine inanılırdı. Hüsameddin bunu "masal" sayar, oyuğu izleyerek Şâhin Kayası önünden Kibrithâne'ye kadar on sekiz kilometre süren bir su yolu olduğunu gösterir ve yapımı Pontus hükümdarlarına bağlar. Bu yapı bugün Ferhat Su Kanalı adıyla tescillidir; Helvacı Mahallesi'nde, Ferhat Arası mevkiinde açık bir bölümü görülebilir ve araştırmacılar onu Helenistik döneme tarihler. Veng adını ise Rumlar Yovannis'e, Ermeniler Ohannis'e bağlar; ikisinde de bir havari taştan su akıtmıştır. Veng mevkiinin bugünkü yeri tespit edilemedi.
Zincirli Kaya (10). Yukarı Pazar'ın doğusundaki ucu sivri büyük kayadır. Meşkgâh hizasında, yerden altmış metre kadar yukarıda kayaya bağlı bir zincir bulunduğu için bu adı almıştır. Hüsameddin zincirin 1311'e (1893-94) kadar yerinde durduğunu, sonra bir gece düşüp kaybolduğunu yazar. Zincire dair ondan başka bir kaynak bulunamadı.
Bâlus Kayası ve Saraydüzü (11-12). Bâlus, Zincirli Kaya'nın arkasından doğuya uzanıp Lokman Dağı'na bağlanan kayadır; Hüsameddin adının nereden geldiğini bilmediğini söyler. Şimal eteğindeki düzlüğe Beyler Sarayı, Saraydüzü ya da Pîr İlyas denir; "ebrâr" sözü buradaki Pîr İlyas ve Gümüşlüzâde türbelerine işaret eder. Pîr İlyas'ın türbesi bugün Pirler Parkı içinde ayaktadır. Çelebi Mehmed'in Gümüşlüzâdelerden satın aldığı yerde kurulan Osmanlı sarayında II. Murad ve Yavuz Sultan Selim doğmuştur. Dizedeki kışla 1898-1900'de saray kalıntılarının bulunduğu alanda yapılmıştır; Mustafa Kemal 1919 Haziranı'nda burada ağırlanmış, Amasya Genelgesi burada hazırlanmıştır. Kışla 1935'te kısmen, 1944'te tamamen yıktırılmış, dış görünüşüne sadık bir benzeri 2007'de Şamlar Mahallesi girişinde yapılmıştır; bugün Millî Mücadele Müzesi'dir.
Soğuk Çeşme (13). Hüsameddin buna Soğuk Pınar der: sarayın güneydoğusundaki derenin iki yanındaki bağlar ve dereden akan su. Su, Lokman Dağı'nda hekim Lokman'ın mezarı yakınından doğar, değirmenleri döndürür; Gümüşlüzâde Tâceddîn Mahmûd Çelebi kendi mahallesindeki çeşmelere bu sudan akıtmıştır. Bugünkü yeri tespit edilemedi.
Kale, kral mezarları ve Cilanbolu (14-20). Kale Harşena Dağı üzerindedir ve bugün de ayaktadır. Hüsameddin'in saydığı onarımlar (Dânişmend Ahmed Gazi, Sultan Mes'ûd, Alâeddin Keykubad, Şâdgeldi Paşa, II. Murad ve sonrakiler) bugünkü resmî tanıtımlarda neredeyse aynen tekrarlanır. Hüsameddin vadide on iki kaya mezarı sayar; bugün şehir çevresinde yirmi bir kaya mezarı tespit edilmiştir, beşi Kızlar Sarayı kesimindedir. 19. bentteki rahipler, Hüsameddin'in fetihten önce mağaraların papazların riyazet yeri olduğu rivayetine dayanır; Aynalı Mağara'nın XI. yüzyılda keşişhane olarak kullanıldığı bilinmektedir. Harşena Dağı ve kral kaya mezarları 2015'te UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi'ne alınmıştır. Cilanbolu, kalenin ortasında yüz elli kadar basamakla inilen, kayaya oyulmuş bir su kuyusudur (dehliz); turizme açmak için yapılan temizlik çalışmalarında 2009'da 170 metreye ulaşılmıştır.
Şirvânlı Türbesi (21). Kalenin doğusundaki türbe, Nakşibendî-Hâlidî şeyhi İsmâil Sirâceddin Şirvânî (ö. 1848) içindir; oğlu Mehmed Rüşdi Paşa 1283-84'te (1867-68) yaptırmıştır. İçinde şeyhin oğlu Ahmed Hulûsî Efendi ile damadı Hacı Îsâ Rûhi Efendi de yatar. Halk arasında "Yukarı Türbe" diye anılan yapı bugün Şamlar Mahallesi'nin yukarısındaki tepede ayaktadır.
Şeyh Cû'î ve Kelkis (22-23). Kalenin batısındaki bağlar Mevlevî şeyhi Cemâleddin Mehmed Cû'î'nin adıyla anılır; halk ağzında "Cığcığı" denir. Şeyh 817'de (1414) burada bir Mevlevîhane yaptırmıştır. Hüsameddin'e göre Şeyh Cû'î Vakfiyesi'nde bu bağların eski adı Kelkis olarak geçer; Nisan'ın yirmisinden itibaren Amasya'nın ileri gelenleri buraya göçerdi. Ad bugün Şeyhcui Mahallesi'nde yaşar; şeyhin türbesini bir yerel kayıt Merkez'e bağlı Yuvacık köyünde gösterir. Kelkis adının bugün nerede yaşadığı tespit edilemedi.
Karaman Dağı ve Akbilek (24). Hüsameddin, şehrin batısındaki dağın adını 727'de buradan aşıp şehre giren Karamanzâde Yahşî Bey'e bağlar, ama bunu "zannolunur" kaydıyla söyler. Dağın doğu eteğinde, tefsirci Molla Bahşî Halîfe'nin 931'de (1524-25) gömüldüğü yer Akbilek diye anılır. Akbilek bugün Amasya merkezinin kalabalık mahallelerinden biridir. Dağın bugün bu adla anılıp anılmadığı doğrulanamadı.
Elma (26). Hüsameddin bendin önünde Amasya'nın elmasını, bamyasını, ayvasını, kirazını ve kozasını sayar. Amasya Misket Elması bugün coğrafi işaretle tescillidir.
Tarihî Bağlam
Hüsameddin bentlerden önce, Amasya'yı nazım ve nesirle övenleri aktarmanın kitabı uzatacağını, bunun yerine eserin "fihrist-i icmâli olmak üzere" bir murabba yazıp her bendin ardından onun tarihî anlamını açıkladığını söyler. Bu yüzden bentler birinci cildin 14. sayfasından 334. sayfasına kadar dağılmıştır. Fârnak bendinin hikâyesi ayrıdır. Yazar ikinci ciltte birinci cildin basımı sırasında müsveddenin bir kâğıdının, yani iki sayfasının dışarıda kaldığını, bu sayfalardaki bendi "altıncı" bent olarak oraya eklediğini yazar. Bu not, bendin şiirdeki yerini Mehmet Arslan'ın sırasıyla aynı biçimde gösterir.
Şiirin ne zaman yazıldığına dair kesin bir kayıt yoktur, ama kitabın kendisi bir ipucu verir. 10. bentte zincirin "on sene evvel" görüldüğü söylenir; nesirde zincirin 1311'de (1893-94) düştüğü yazılıdır. İkisi birlikte okunursa bu bent 1321 (1903-04) dolaylarında yazılmış olmalıdır. Birinci cilt 1912'de basılmıştır; dört cildin basımı 1928'e kadar sürmüştür. Asıl baskının yılı ve matbaası kaynaklarda farklı verilir: Hakverdioğlu 1332 ve Necm-i İstikbal Matbaası'nı, Avni Erdemir ise 1327 ve Hikmet Matbaası'nı anar.
Şiir yazarının hayatında da biliniyordu. Ahmed Remzi Akyürek'in Amasya gazeli "Kalsa Remzî anda bir müddet yazıp evsâfını / Bir eser te'lîf ederdi Asrî-i dünyâ gibi" beytiyle Asrî'ye ve kitabına telmih yapar. 2022 baskısının sunuşunu yazan Amasya Belediye Başkanı Mehmet Sarı da sözlerini bu murabbaın 27. bendiyle bitirmiştir.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, ed. Songül Keçeci Kurt, Recep Orhan Özel, Metin Hakverdioğlu, Amasya: Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, 2022, c. 1, s. 76-184 ve c. 2, s. 274 (çeviriyazı: Mehmet Arslan). https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/1-4/files/basic-html/page78.html
Akademik çalışmalar
- Metin Hakverdioğlu, "Hüseyin Hüsameddin Yasar'ın Amasya Şiiri", Kesit Akademi Dergisi 7/27 (2021), s. 401-418. https://dergipark.org.tr/tr/pub/kesitakademi/article/959375
- Mücahit Kaçar, "Amasya Tarihi Müverrihi Hüseyin Hüsâmeddin'in Şâirliği", Uluslararası Amasya Âlimleri Sempozyumu Bildiriler Kitabı II, Amasya 2017, s. 65-72. https://isamveri.org/pdfdrg/G00226/2017/2017_KACARM.pdf
- Mehmet Arslan, "Divan Edebiyatında Şehirler Üzerine Yazılan Şiirler ve Bunlar Arasında Amasya Şiirleri", Uluslararası Amasya Şairleri Bilim Şöleni Bildiriler Kitabı, KIBATEK 2018, s. 47-70. https://makale.isam.org.tr/bitstreams/6533e00d-6d4a-45b4-b9cd-a0d910b9bbe7/download
- Turgut Akpınar, "Hüseyin Hüsâmeddin Yasar", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 18, İstanbul 1998, s. 551-552. https://islamansiklopedisi.org.tr/huseyin-husameddin-yasar
- Gediz Urak, Işık Aksulu, "Documentation for Preservation of the Ferhat Water Canal in Amasya", METU Journal of the Faculty of Architecture 23/2 (2006), s. 93-112. https://open.metu.edu.tr/bitstream/handle/11511/50999/93_112.pdf
Resmî kaynaklar
- Kültür Portalı, "Ferhat Su Kanalı". https://kulturportali.gov.tr/turkiye/amasya/kulturenvanteri/ferhat-su-kanali
- T.C. Amasya Valiliği, "Saraydüzü Kışla Binası ve Milli Mücadele Müzesi". https://amasya.gov.tr/sarayduzu-kisla-binasi-ve-milli-mucadele-muzesi
- Kültür Portalı, "Pir Sücaeddin İlyas Türbesi". https://www.kulturportali.gov.tr/turkiye/amasya/gezilecekyer/pr-sucaedn--lyas-turbes
- Amasya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, "Amasya Kalesi". https://amasya.ktb.gov.tr/TR-59516/amasya-kalesi.html
- Kültür Portalı, "Şirvanlı İsmail Türbesi". https://www.kulturportali.gov.tr/turkiye/amasya/gezilecekyer/yukari-turbe-srvanli-smal-turbes
- Amasya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, "Amasya Misket Elması". https://amasya.ktb.gov.tr/TR-59571/amasya-misket-elmasi.html
Diğer kaynaklar
- "Tombs of the kings of Pontus", Wikipedia. https://en.wikipedia.org/wiki/Tombs_of_the_kings_of_Pontus
- Abdulhalim Durma, "Amasya'da Mevlevilik". https://www.semazen.net/amasyada-mevlevilik-abdulhalim-durma/
- "Şeyh Cui Baba Türbesi / Amasya - Merkez - Yuvacık Köyü", Sosyo Denemeler, 2013. http://sosyodenemeler.blogspot.com/2013/08/seyh-cui-baba-turbesi-amasya-merkez.html
Çevrimiçi kaynaklar
- https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/1-4/files/basic-html/page78.html
- https://dergipark.org.tr/tr/pub/kesitakademi/article/959375
- https://isamveri.org/pdfdrg/G00226/2017/2017_KACARM.pdf
- https://makale.isam.org.tr/bitstreams/6533e00d-6d4a-45b4-b9cd-a0d910b9bbe7/download
- https://islamansiklopedisi.org.tr/huseyin-husameddin-yasar
- https://kulturportali.gov.tr/turkiye/amasya/kulturenvanteri/ferhat-su-kanali





