Amasya'yı iki yakaya bölen Yeşilırmak'ın kuzey kıyısında, Harşena Kalesi'nin sarp kayalıklarının eteğinde, yüzyıllar boyunca Osmanlı şehzadelerinin ikamet ettiği bir mevki vardır. Bugün Saray Düzü, Beyler Sarayı ve Kızlar Sarayı adlarıyla anılan bu alan, kentte sancak beyliği yapan hanedan mensuplarının oturduğu, divan kurduğu ve maiyetini topladığı yerdi. Aynı düzlük Danişmendlilerden beri sultanların ve komutanların karargâhı olmuş; Osmanlılar bu geleneği devralmış, Çelebi Mehmed'in sancak beyliği sırasında alanı büyük bir saray yapısıyla genişletmişti. Yazılı kaynaklar sarayın varlığını hep bildirdi, ama yapının toprak altındaki izlerini somut olarak ortaya koyan şey son yıllarda yürütülen arkeolojik kazılar oldu.

Saray Düzü'nün Geçmişi

Amasya'ya gelen şehzadelerin oturduğu yer, Selçuklu döneminde "Beyler Sarayı" diye bilinen, Osmanlıların ise "Şehzadeler Sarayı" dediği iç kale bölgesindeki yapılar topluluğuydu. Halk arasında bu ad zamanla Saraydüzü olarak yerleşti. Danişmendlilerden itibaren sultanların ve komutanların ikametgâhı olan yerin asıl biçimini kazanması, Selim Özcan'ın aktardığı bilgiye göre, Çelebi Mehmed'in Amasya sancak beyliği sırasında 1396'da gerçekleşti. Şehzade, Gümüşlüzâde Köşkü olarak bilinen mülkü Gümüşlüzâde Hoca Celaleddin Çelebi'den satın aldı ve buraya büyük bir saray yaptırdı. Beyler Sarayı ya da Saraydüzü adı bu tarihten sonra kullanılmaya başlandı. Yerel anlatılarda köşkü yaptıran kişi, Amasya'nın tanınmış ailesinden Gümüşlüzâde Tâceddin Mahmud Çelebi olarak da anılır; Gümüşlü Camii'ni yaptıran aynı aile adıdır. Satıcının adı Özcan'ın aktardığı kayıtta Celaleddin Çelebi biçiminde geçtiğinden bu ayrım kesinleştirilememiştir, ama köşkün Gümüşlüzâdelere ait olduğu her iki anlatıda da ortaktır. Bazı yerel anlatılarda saray "Pir İlyas" adıyla da geçer; bu adın kökeni belgelenememiştir.

Yapı, Osmanlı döneminde yaklaşık üç buçuk asır saray olarak kullanıldı. Aynı kaynak, II. Murad'ın oğlu Ahmed Çelebi ile II. Bayezid'in oğlu Şehzade Ahmed'in ve I. Selim'in bu mekânda doğduğunu bildirir; dayanak, Amasya tarihçisi Hüseyin Hüsameddin'in kayıtlarıdır. Aynı makalede şehzadelerin Amasya'da bulunduğu sürenin 182 yıl kadar olduğu da yazılıdır. Üç buçuk asırlık süre sarayın yapı olarak ayakta kaldığı dönemi, yüz seksen iki yıl ise şehzade sancağı olarak geçen süreyi anlatıyor görünür; iki rakam ilk bakışta çelişir, ama farklı şeylerin ölçüsüdür.

Amasya'nın Osmanlı sancakları arasındaki yeri sarayın önemini de açıklar. Bir yerleşimin şehzade sancağı olabilmesi için sınır bölgesinde bulunması, daha önce bir Anadolu beyliğine başkentlik yapmış olması ve tarih, kültür ve ticaret bakımından ağırlığı olması gerekirdi. Amasya bu üç ölçüyü de karşılıyordu. Danişmendlilere merkez olmuş, XVI. yüzyılın sonlarına kadar Osmanlıların doğu sınırında stratejik bir kent kalmış, aynı zamanda bölgenin kültür ve ilim merkezlerinden biri olmuştu. Şehzade Yıldırım Bayezid'in ilk sancak beyi olarak gönderilmesiyle başlayan dönem, tarihî kayıtlardan tespit edilen on iki şehzadenin "çelebi sultan" sıfatıyla Amasya'ya atanmasıyla sürdü; bunlardan altısı sonradan padişah oldu, altısı sancak beyi olarak kaldı.

Sarayda Yaşayan Şehzadeler

Sarayın ilk önemli sahibi Çelebi Mehmed'dir. Ankara Savaşı'nın ardından gelen fetret devrinde Amasya'yı kendine merkez edinen Mehmed, 1413'te padişah olunca lalası Yörgüç Paşa'yı Amasya beylerbeyliğine atadı. Bölgede Kara Tatarlar, Kastamonu, Canik ve Erzincan beyleri karışıklık çıkarınca, babasının sancak beyliği döneminde burada doğmuş olan Şehzade Murad, on iki yaşında lalası Yörgüç Paşa ile birlikte Amasya'ya sancak beyi olarak gönderildi. Murad 1421'de babasının ölümü üzerine tahta çıktı; Amasya'ya sonra lalalarından Hamza Bey, bir yıl sonra da ikinci defa Yörgüç Paşa beylerbeyi olarak tayin edildi. Bu tablo, şehzadenin sarayda tek başına bırakılmadığını, yanında deneyimli bir devlet adamının bulunduğunu gösterir.

Yörgüç Paşa 1435'te Edirne muhafızlığına gönderilince, 1420'de Amasya'da doğan II. Murad'ın büyük oğlu Ahmed Çelebi sancak beyi oldu. Büyük Ahmed diye de anılan şehzade üç yıl kadar görev yaptıktan sonra 1438'de Amasya'da öldü. Yerine kimin geldiği konusunda kaynaklar ayrışır. Hüsameddin'e göre sekiz yaşındaki Şehzade Mehmed, yani sonradan Fatih olacak şehzade, 1438'de Amasya sancak beyliğine getirilmiştir. Hammer'in aktardığı bir rivayet de Mehmed'in Amasya'da bulunduğunu düşündürür; bu rivayette II. Murad'ın Amasya'daki üç oğlu Halvetî şeyhi Pir İlyas'ın damadı Şeyh Abdurrahman'ı ziyaret eder, şeyh iki şehzadenin elini öpmesine izin verir, Mehmed'in önünde ise diz çöker. Halil İnalcık, Mehmed'in altı yaşında Amasya valisi atandığı iddiasını şüpheli bulur ve onun 1443 baharında lalalarıyla birlikte Edirne'den Manisa'ya gönderildiğini hatırlatır. İsmail Hakkı Uzunçarşılı da Ahmed'den sonra Mehmed'in Amasya sancak beyliğinden söz etmez. Fatih'in Amasya'daki valiliği bu yüzden kesin bir olgu olarak değil, tartışmalı bir bilgi olarak anılmalıdır.

Sancağa 1440'ta, on beş yaşındaki Şehzade Alâeddin getirildi. Babasının talimatıyla emrindeki sipahilerle 1443'teki Karamanoğulları savaşına katıldı ve dönüşte Amasya'da öldü. Sonraki dönemlerden biri, 1454'te yedi yaşında Amasya sancak beyliğine atanan II. Bayezid'e aittir. Bayezid 1473'teki Otlukbeli Savaşı'na babası Fatih'in yanında katıldı ve dönüşte babasıyla birlikte Amasya'da bir ay kadar kaldı. Amasya'ya bağlı Lâdik kazası sancak beylerinin yazlık makamı olduğundan yazları oraya giderdi. Çandarlı İbrahim ve Yahya Paşa gibi tecrübeli devlet adamlarını kendine lala yaptı, Amasyalı hat ustası Şeyh Hamdullah'tan yazı dersi alarak icazetname elde etti. 1481'de babasının ölümü üzerine tahta çıkmak için Amasya'dan ayrılırken hocası Şeyh Hamdullah'ı da ailesiyle birlikte İstanbul'a davet etti, yerine burada doğan büyük oğlu Ahmed'i vali bıraktı.

Şehzade Ahmed otuz yıllık sancak beyliğiyle Amasya'da en uzun süre görev yapan şehzade oldu; ardından yirmi yedi yılla babası II. Bayezid, yirmi dört yılla da Çelebi Mehmed gelir. Ahmed de babası gibi şairlere ve bilginlere sarayını açtı. Meclisinde bulunan şairler arasında Amasyalı kadın şair Mihrî Hatun vardı ve kasidelerinin büyük bir bölümünü Şehzade Ahmed'e sunmuştu. Ahmed, taht için devlet adamlarından davet alınca büyük oğlu Murad'ı sancağa bırakarak İstanbul'a gitti. Bu sırada Şahkulu isyanının etkisi ve Safevi halifelerinin Tokat ve Sivas çevresindeki hareketleri bölgeyi buhrana sürükledi. Murad, Safevi halifelerinden Nur Ali'ye katıldı; Yahşi Beyzade Ahmed Paşa isyancıları Amasya'dan çıkarınca Şah İsmail'in yanına gitti ve orada üç dört yıl idarecilik yaptıktan sonra öldü. Ahmed ise taht girişimi başarısız kalınca Amasya'ya döndü, 1512'de padişah olan kardeşi Selim'le mücadeleyi sürdürdü ve 1514'te Yenişehir'de yenilerek ortadan kaldırıldı.

Amasya sancak beyliğine 1538'de Kanuni'nin yirmi dört yaşındaki büyük oğlu, o sırada Manisa valisi olan Şehzade Mustafa atandı ve 1553'te öldürülene kadar görevde kaldı. Mustafa'nın atanmasıyla sancak Sivas'tan ayrılarak müstakil bir eyalet hâline geldi; ölümünden sonra yeniden Rum eyaletine bağlı bir sancak oldu. Mustafa'nın öldürülmesi yeniçeriler ve halk arasında büyük üzüntü yarattı. Taşlıcalı Yahya'nın yazdığı ağıt ve Amasya yakınlarından geçen Avusturyalı gezgin Hans Dernschwam'ın gözlemleri, halkın bir bölümünün şehzadenin ölümüne, bir bölümünün de İran seferlerinin uzamasına kederlendiğini, görüştüğü herkesin şehzadeyi övdüğünü gösterir. Mustafa ilme ve edebiyata ilgi duymuş, "Muhlisî" mahlasıyla şiirler yazmıştır.

Mustafa'dan sonra Kanuni'nin sağ kalan oğulları arasında taht çekişmesi başladı. Manisa'daki Selim Konya'ya, Kütahya'daki Bayezid Amasya'ya nakledildi. Bayezid, İstanbul'a yakın bir yerden uzaklaştırılmaktan kuşkulandığı için başlangıçta gitmek istemedi; Amasya'dan babasına gönderdiği arizada Ankara sancağını istedi ve Amasya'daki hâlinin "mükedder" olduğunu yazdı. Bir süre sonra bazı şartlarla yola çıkıp 1558'de Amasya sancak beyi oldu. "Şâhî" mahlasıyla şiir yazan Bayezid, 30 Mayıs 1559'da Konya yakınlarında Selim'e yenildi ve Amasya'ya çekildi; af dilekleri kabul edilmeyince aynı yılın Ağustos ortasında dört oğluyla birlikte Safevi Şahı Tahmasb'a sığındı. Para karşılığı geri verilen şehzade 1562'de Kazvin'de idam edildi. Amasya'ya gönderilen son şehzade, 1566'da II. Selim'in padişah olmasıyla oğlu Şehzade Murad (sonraki III. Murad) oldu. Celalî isyanlarından ve medrese öğrencilerinin çıkardığı karışıklıklardan etkilenen şehirde yaklaşık bir buçuk yıl kaldı, sonra Manisa'ya atandı. Bundan sonra Amasya merkezden atanan sancak beyleri tarafından yönetildi.

Saray Hayatı ve Çevresi

Bir şehzadenin Amasya'ya gelişi, uzun bir hazırlığın sonucuydu. Osmanlı şehzadelerinin ilk eğitimi sarayda başlar, annelerinin ilgisinin yanında dadılar ve kalfalar çocukla özel olarak ilgilenirdi. Beş altı yaşına gelen şehzade için bir hoca tayin edilir, eğitime başlaması da bed-i besmele denen bir törenle kutlanırdı; törende devlet erkânı hazır bulunur, şeyhülislam dua ederdi. On, on iki yaşına kadar süren bu eğitimde Kur'an okuma, Arapça, Farsça, tarih ve coğrafya gibi derslerin yanında ok atma, cirit ve avcılık, edebiyat ve güzel yazı da yer alırdı. Ardından şehzade, Şehzade Murad'dan başlayan gelenekle yönetim tecrübesi kazanması için lalasıyla birlikte Amasya gibi bir sancağa gönderilirdi. Bu uygulama Kanuni döneminde, Şehzade Bayezid'in isyanından sonra değişti: yalnızca veliaht olan oğul sancağa çıkarıldı, öbür şehzadeler Topkapı Sarayı'nda gözetim altında yaşadı ve sancak olarak yalnızca Manisa kaldı. III. Mehmed sancağa çıkan son şehzade olmuştur.

Bir şehzade sarayı küçük ölçekte bir devlet merkeziydi. Şehzade, lalası ve maiyetiyle sancağın yönetimini yürütür, sancak beyliği ona gerçek bir idarecilik tecrübesi kazandırırdı. II. Murad'ın oğlu Murad'ın on iki, II. Bayezid'in yedi yaşında sancağa çıkarılması, bu tecrübenin çok erken başladığını ve işin ağırlığını lalaların taşıdığını gösterir. Genç şehzadenin eğitiminde lalalar kadar çevresindeki bilginler ve sanatkârlar da rol oynardı. Bayezid'in Şeyh Hamdullah'tan hat öğrenmesi bunun en bilinen örneğidir; Hamdullah daha sonra Osmanlı hat ekolünün kurucusu sayılmıştır.

Amasya'nın bu dönemdeki kültür hayatı büyük ölçüde şehzade sarayının çevresinde toplanıyordu. XVI. yüzyılın ortalarına kadar saray canlı bir kültür faaliyetine sahne oldu; tarihçi Şükrullah, hattat Şeyh Hamdullah, Tâcî Bey ile oğulları Câfer ve Sâdî Çelebiler, âlim Müeyyedzâde Abdurrahman Çelebi, Zenbilli Ali Efendi ve hekim Sabuncuoğlu Şerefeddin bu ortamda yetişen ya da bu ortamla ilişkili şahsiyetlerdir. Mihrî Hatun'un kasidelerini Şehzade Ahmed'e sunması sarayın şiir meclisleri için en somut belgelerden biridir. Şehzade Mustafa ile Şehzade Bayezid'in kendilerinin de şiir yazmış olması çevrenin edebiyata yakınlığını doğrular.

Sarayın fizikî görünümü konusunda en dikkat çekici tanıklık, 1555'te Amasya'ya gelen Hans Dernschwam'a aittir. Dernschwam'ın anlattığına göre şehzade sarayı, çevresi bahçeli, tek katlı, tuğladan yapılmış basit bir yapıydı ve dağın eteğinde duruyordu; Kanuni o sırada burada oturuyordu. Bu tarif, sarayın görkemli bir yapı olduğu yönündeki anlatımla ilk bakışta çelişir. Bir gezginin gördüğü sade görünümü çini ve altın buluntularla bağdaştırmak için hem Osmanlı saray mimarisinin ölçeğini hem de yapının farklı dönemlerde değişmiş olabileceğini hesaba katmak gerekir. Şehir o yıl bir yangın da geçirmişti: Dernschwam, 14 Nisan 1555'te çıkan büyük yangında yanan evlerin kısa sürede yeniden yapıldığını yazar, şehirde on bir cami saydığını da ekler.

Kanuni, 1553'teki İran seferine çıkarken Amasya'ya uğradı, dönüşte de buraya geldi ve Avusturya hükümdarı Ferdinand ile Safevi Şahı Tahmasb'ın elçilik heyetlerini kabul etti; 29 Mayıs 1555'te Safevilerle Amasya Antlaşması'nı imzaladı. Bu olaylar şehzade sarayının bulunduğu yerin padişahın doğu seferlerinde karargâh olarak da kullanıldığını gösterir. Evliya Çelebi'nin kale için verdiği tarif de aynı yöndedir: Kalede eski tarz bir saray, Yıldırım Bayezid Camii, barut depoları, buğday ambarı ve sarnıçlar bulunurdu. Hüseyin Hüsameddin ise kalenin iki mahalle genişliğinde olduğunu; iki burcu, iki kapısı, sarayı, camisi, medresesi, zaviyesi, imarethanesi ve iki hamamı bulunduğunu yazar.

Sarayın Yıkılışı ve Saraydüzü Kışlası

Şehzadelerin ayrılmasıyla sarayın siyasî işlevi sona erdi. Amasya, XVI. yüzyılın ortalarından itibaren İstanbul'a yakın şehzade sancaklarının öne çıkması yüzünden bu statüsünü yitirdi; Manisa tek şehzade sancağı olarak önem kazandı. Saray yapısı sonraki yüzyıllarda yıprandı ve yerel bilgilere göre 1883'te deprem ve bakımsızlık yüzünden yıkıldı. Kalıntıların üzerine 1898 ile 1900 arasında, Üçüncü Ordu'ya bağlı Kafkas Fırkası için beş binadan oluşan bir kışla yapıldı. Kışla 1930'dan itibaren önemini kaybetti, 1944'te tamamen yıkılarak yerine askerî lojman ve subay orduevi yapıldı; heyelan riski nedeniyle bu yapılar da 1986'da boşaltılıp yıkıldı.

Saraydüzü Kışlası'nın tarihe geçen bir yönü daha vardır. Mustafa Kemal Paşa, 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıktıktan sonra Havza'dan Amasya'ya geçti ve 12 Haziran 1919'da Cülustepe'de Müftü Hacı Tevfik Efendi ile Amasyalılar tarafından karşılandı. Aktarıldığına göre 21 Haziran'da başlayan Amasya Genelgesi görüşmeleri bu kışlada 22 Haziran sabahına kadar sürdü ve genelge yaveri Cevat Abbas Bey'e yazdırıldı. Millî Mücadele'nin temelini oluşturan metinde ilk kez millî egemenlikten söz edilmiş, Sivas ve Erzurum'da il ve bölge temsilcilerinin katılacağı kongreler öngörülmüştü. Şehzadelerin yüzyıllarca oturduğu alan böylece Cumhuriyet'e uzanan sürecin ilk metinlerinden birinin yazıldığı yer olarak da anılır oldu.

Bugünkü Saraydüzü Kışlası, 1944'te çekilen bir fotoğraf esas alınarak, eski yeri heyelan riski taşıdığı için Yeşilırmak kıyısındaki bugünkü konumunda 2007'de aslına uygun biçimde yeniden inşa edildi. Dikdörtgen planlı yapı iki katlıdır; ikisi kuzey ve güney uçlarında, ikisi merkezde doğu ve batı cephelerinde olmak üzere dört kapısı vardır. Merkezdeki bölüm bir kule üzerinde soğan kubbeyle örtülüdür, doğu kapısında iki direğe oturan bir balkon bulunur. Zemin kat pencereleri kemerli, ikinci kat pencereleri düz ve dikdörtgendir. Üst kattaki salonda Müftü Hacı Tevfik Efendi başkanlığındaki Amasya heyetinin Mustafa Kemal Paşa'yı Cülustepe'de karşılayışı on iki balmumu figürle canlandırılmıştır; duvarlarda heyet üyelerinin fotoğrafları ve Amasya Genelgesi'nin maddelerini içeren afişler asılıdır. Bina bugün müze ve il halk kütüphanesi olarak kullanılıyor.

Harşena Kalesi ve Kızlar Sarayı Kazıları

Tarihî kaynaklardan bilinen sarayların yerini ve niteliğini arkeolojik olarak belirlemeye yönelik çalışma, İstanbul Üniversitesi öğretim üyesi E. Emine Dönmez'in başkanlığında yürütülen Harşena Kalesi ve Kızlar Sarayı kazılarıdır. 2016 yazında kazılar sekizinci yılına ulaşmıştı; İstanbul ve Mimar Sinan üniversitelerinden akademisyen ve öğrenciler çalışmaya katılıyor, Tekirdağ Müzesi'nden Zeynep Göçer bakanlık temsilciliğini üstleniyordu. Dönmez'in açıklamasına göre Kızlar Sarayı mevkiinde ortaya çıkan buluntular Osmanlı saraylarına ait izleri göstermeye başlamış ve varlığı kaynaklardan bilinen bu sarayların kimliği ilk kez mimari verilerle kanıtlanmıştı.

Yukarı kale bölümündeki çalışmalar Osmanlı dönemine ait taş döşemeli bir sokağı ve çevresindeki mimari yapıları ortaya çıkardı. Anakaya üzerinde, Roma İmparatorluk Dönemi'nde yapılmış bir tapınağa ya da sur temeline işaret eden önemli bir yapının sonraki yerleşimciler tarafından tahrip edildiği anlaşıldı. 2015 çalışmaları sırasında anıtsal bir duvar üzerinde bulunan dört altın Memlûk sikkesi hem Anadolu hem Osmanlı arkeolojisi için önemli bir veri sundu ve XV. yüzyıla ait mimari kalıntıların doğru tarihlendirilmesine yardımcı oldu. 2016'da ise çok sayıda İznik üretimi "Haliç işi" çini seramik ile Osmanlı dönemine ait bir altın sikke, ayrıca metal kemer tokaları ve zırh süsleri bulundu. Bu buluntular sarayda yaşayanların hem zevkini hem de askerî kimliğini yansıtır. Dönmez, kazıların Demir Çağı, Danişmend, Selçuklu ve Osmanlı arkeolojisinin daha iyi anlaşılmasını sağladığını da belirtmiştir.

Dönmez aynı açıklamada, Şehzade Mustafa'nın da aralarında olduğu tahta çıkamayan beş şehzadenin yanı sıra padişah olan Yıldırım Bayezid, Çelebi Mehmed, II. Murad, Fatih Sultan Mehmed ve II. Bayezid'in Amasya'da valilik yaptığını, Yavuz Sultan Selim'in bu şehirde doğduğunu ve Kanuni Sultan Süleyman'ın devleti bir kış boyunca Amasya'dan yönettiğini hatırlatmıştır. Kazı verileri ile yazılı kaynaklar bu noktada birbirini tamamlar. Hüsameddin ve gezgin kayıtları sarayın var olduğunu söylüyor, toprağın altından çıkan çini parçaları, sikkeler ve taş döşemeli sokak ise yapının sıradan bir konak olmadığını düşündürüyor.

Kronoloji

1074: Danişmend Gazi, Amasya'yı merkez yaparak Danişmendli Devleti'ni kurar; iç kaledeki yapı topluluğu sultanların ve komutanların ikametgâhı olur.

1396: Çelebi Mehmed, Gümüşlüzâde Köşkü'nü satın alarak yerine büyük bir saray yaptırır; yapı Beyler Sarayı ve Saraydüzü adlarıyla anılmaya başlar.

1413: Çelebi Mehmed padişah olur ve lalası Yörgüç Paşa'yı Amasya beylerbeyliğine atar.

1421: II. Murad, Amasya sancak beyliğinden ayrılarak tahta çıkar.

1438: Büyük Ahmed Çelebi Amasya'da ölür; sancağa Şehzade Mehmed'in (Fatih) atandığı kimi kaynaklarda geçer, İnalcık bunu şüpheli bulur.

1440: Şehzade Alâeddin Amasya sancak beyliğine getirilir.

1454: II. Bayezid yedi yaşında Amasya sancak beyi olur.

1481: II. Bayezid tahta çıkmak için Amasya'dan ayrılır, yerine oğlu Ahmed'i bırakır.

1514: Şehzade Ahmed, Yenişehir'de kardeşi I. Selim'e yenilir.

1538: Şehzade Mustafa Amasya sancak beyi olur.

1553: Şehzade Mustafa öldürülür.

1555: Hans Dernschwam Amasya'ya gelir; 29 Mayıs'ta Amasya Antlaşması imzalanır.

1558: Şehzade Bayezid Amasya sancak beyi olur.

1566: Amasya'ya atanan son şehzade olan Şehzade Murad göreve başlar.

1883: Saray yapısı deprem ve bakımsızlık nedeniyle yıkılır.

1898-1900: Kalıntıların üzerinde Saraydüzü Kışlası inşa edilir.

1919: Amasya Genelgesi görüşmeleri Saraydüzü Kışlası'nda yapılır.

1944: Kışla yıkılır, yerine lojman ve orduevi yapılır.

1986: Heyelan tehlikesi nedeniyle bu yapılar boşaltılıp yıkılır.

2007: Saraydüzü Kışlası, 1944 fotoğrafı esas alınarak Yeşilırmak kıyısında yeniden inşa edilir.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Abdi-Zade Hüseyin Hüsameddin, Amasya Tarihi, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, 2007. amasya.gov.tr

Akademik çalışmalar

  • Selim Özcan, "Amasya'da Sancak Beyliği Yapan Şehzadeler Döneminde Amasya Şehri", Amasya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, sayı 5 (DergiPark).
  • "Osmanlı'da Şehzade Eğitimi", Hüma Dergisi. humadergisi.com

Resmî kaynaklar

  • "Osmanlı Dönemi", Amasya Valiliği resmî sitesi.
  • Hans Dernschwam, İstanbul ve Anadolu'ya Seyahat Günlüğü, çev. Yaşar Önen, Kültür Bakanlığı Yayınları, 1992.

Diğer kaynaklar

  • İlhan Şahin, Feridun Emecen, "Amasya", TDV İslâm Ansiklopedisi. islamansiklopedisi.org.tr
  • "Şehzade Mustafa'nın Sarayını Buldular", Milliyet Amasya Haberleri, 25 Ağustos 2016 (E. Emine Dönmez'in kazı açıklaması). milliyet.com.tr
  • "Saraydüzü Kışlası, Amasya", Ayak İzlerim, 31 Ocak 2024.

Çevrimiçi kaynaklar