Özgün Metin

Yine bir dürlü sûret tutdı 'âlem
Neler düzer lîkin görmez âdem
Sûretde kendüyi kuvvetlü bilür
Velî ma'nîde ol kemden olur kem

Günümüz Türkçesiyle

1. Dünya yine başka bir surete büründü; neler düzer, ama insan görmez.

2. Görünüşte kendini kuvvetli bilir; ama gerçekte o, azdan da azdır.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şehsuvar'ın Sonu

Yüz yetmiş dördüncü bâb Kayıtbay'ın Mısır'a sultan oluşuyla başlar. Osmanlı padişahı yine "Taht kutlu olsun" diye elçi göndermez. Mısır sultanı Şehsuvar'ın üzerine asker yollar; Şehsuvar Mısır askerini basar ve binlerce erini tutup öldürür. Yazar Şehsuvar'ın üstün gelmesinin Rum sultanının kuvvetiyle olduğunu söyler. Sonunda Mısır sultanı Osmanlı padişahına elçi gönderir: Şehsuvar'ın bütün vilayeti senin olsun, ona yardım etme. Padişah kabul eder. Mısır sultanı Şehsuvar'ın yanındaki Türkmen beylerine keseler dolusu filori gönderir ve "Rûm pâdişâhı bizümle bir oldı" der; beyler Şehsuvar'a hain olur ve Mısır askerine geçer. Şehsuvar kaçıp Zamantu hisarına girer, hileyle hisardan çıkarılır, boynuna zincir takılıp üç kardeşiyle Mısır'a götürülür ve Bâbüzüveyle üstünde çengelle öldürülür. Vilayet Budak Beg'e verilir. Osmanlı padişahı haber gönderir: Hani ahdin, Şehsuvar'ın memleketini bana vermen gerekirdi. Cevap kısadır: "Ne didükse didük, düşmânı ala getürdük." Padişah buna melul olur; yazar bunu düşmanlığın bir sebebi daha sayar.

Aynı Mısra

İlk mısra tanıdıktır: "Yine bir dürlü sûret tutdı 'âlem." Bu mısra, eserin II. Murad devrini anlatan bölümündeki beş beyitlik bir manzumenin de ilk mısraıdır (bu kategorideki Manzume 117). Ama ikinci mısra ve devamı farklıdır. Ek kısmın yazarı ya da derleyicisi bilinen bir mısraı alıp yeni bir parçaya başlangıç yapmış olabilir. Beyitler kısa bir yargı taşır: dünya yine başka bir surete bürünmüştür; neler düzdüğünü insan görmez. İkinci beyit görünüş ile gerçeği karşılaştırır: kendini kuvvetli bilen, gerçekte azdan da azdır. Bu yargı, Mısır sultanının sözünde durmamasına ya da Şehsuvar'ın sonuna yöneltilmiş olabilir. Ek kısmın bütün parçaları gibi bunun da kimin kaleminden çıktığı bilinmez. Üç kafiye sözü, 'âlem, âdem ve kem, kısa bir "-em" ile kapanır.

Kaynakça

  • Âşık Paşazade, Osmanoğulları'nın Tarihi, haz. Kemal Yavuz, M. A. Yekta Saraç, İstanbul: K Kitaplığı, 2003, s. 577 (çeviriyazı metin, bâb 174).