Özgün Metin

'Acabdur bu cihânda 'akl-ı insân
Kimi kâmil ü râhat kimi noksân
Bularda lutf u hiddetdür karışmış
Câhile hiddeti tîz oldı bürhân
Şuña kim fazl-ı Hak yoldaş olupdur
Tecellî eyledi göñlinde îmân
Yaramaz tîzlik itmek her kişiye
Ki alpuñ sabrı olur aña âsân
Yiri var sabr u tîzligüñ karındaş
Anuñ ehlini bul kim gide gümân

Günümüz Türkçesiyle

1. Bu dünyada insan aklı şaşılacak bir şeydir; kimi olgun ve huzurlu, kimi eksiktir.

2. Bunlarda lütuf ile hiddet karışmıştır; cahile hiddeti tez delil oldu.

3. Hak'kın lütfu kime yoldaş olmuşsa, gönlünde iman tecelli etti.

4. Tezlik etmek her kişiye yaramaz; yiğidin sabrı ona kolaylık olur.

5. Kardeşim, sabrın da tezliğin de yeri vardır; onun ehlini bul ki şüphe gitsin.

Edebî ve Tarihî Yorum

Murad Han'ın İlk Seferi

Kardeşi Süleyman Paşa ölünce Murad Han'ın neye yöneldiği kırk ikinci bâbda anlatılır. Murad Bursa'ya gelir, Karasi'den ve kendi vilayetinden büyük bir asker toplar. O sırada Bilecik, İznik ve Bursa kadılıklarında bulunmuş olan Çandarlı Halil'i kadıasker yapar, lalası Şahin'i de yanına alır. Gelibolu'dan geçer; Banatoz hisarı savaşsız teslim olur. Çorlu direnir, tekfurun gözüne ok değince zayıflar ve hisar yağmalanıp yıkılır. Misini tekfuru oğlunu ve hisarın kilidini getirip teslim olur ve armağanlar sunar; Murad hepsini gazilere verir. Bırgoz'un kâfirleri kaçmıştır; gaziler boş hisarı yakar.

Sabrın ve Hiddetin Yeri

Seferin iki yüzü, teslim olanlara gösterilen yumuşaklık ile direnenlere gösterilen sertlik, beyitlerde bir akıl öğüdüne dönüşür. Yazar insanları akıllarına göre "kâmil" ve "noksân" diye ayırır; lütuf ile hiddet herkeste karışıktır, ama cahilin hiddeti hemen kendini belli eder. Dördüncü ve beşinci beyitler bir denge kurar: tezlik herkese yakışmaz, yiğidin sabrı ona kolaylık getirir; ama sabrın da tezliğin de yeri vardır ve bunu bilen birine danışmak gerekir. Son mısradaki "anuñ ehlini bul", Murad'ın yanına aldığı Çandarlı Halil ve Lala Şahin gibi danışmanlara bir gönderme olarak okunabilir. Kafiye sözleri insân, noksân, bürhân, îmân, âsân ve gümân; hepsi "-ân" ile biter.

Kaynakça

  • Âşık Paşazade, Osmanoğulları'nın Tarihi, haz. Kemal Yavuz, M. A. Yekta Saraç, İstanbul: K Kitaplığı, 2003, s. 380 (çeviriyazı metin, bâb 42).