Özgün Metin
Hak'a tâlib cihânda az kişi var
Sofılar kamusı hôd lût umar
Kılur namâz Vedûd dir yalvarur çok
Varur beg kapusına tîmâr umar
Başında dal u ya künbed geyüpdür
Ma'ânî söyleseñ dir kanı himâr
İlâhî saña sıgındum bu hâldan
Bu gaflet uyhusından cânum uyar
Diyesin sûfi Tañrı'yı hâzır bil
Cevâbı dir ki Tañrı şeyhe uyar
Diyesin sûfî kâfir olduñ añla
Yakîn îmân kor o küfre uyan er
Günümüz Türkçesiyle
1. Dünyada Hakk'ı arayan az kişi var; sofuların hepsi kendi çıkarını umar.
2. Namaz kılar, "Vedûd" der, çok yalvarır; bey kapısına varır, tımar umar.
3. Başına dal ya da kubbe gibi bir külah giymiştir; anlam söylesen "Hani eşek" der.
4. İlahî, bu hâlden sana sığındım; bu gaflet uykusundan canımı uyandır.
5. "Sûfî, Tanrı'yı hazır bil" desen, cevabı "Tanrı şeyhe uyar" olur.
6. "Sûfî, kâfir oldun, anla" desen, (bil ki) kesin iman, o küfre uyan eri (yolda) bırakır.
Edebî ve Tarihî Yorum
Karaburun
Simavna kadısının oğlu Musa zamanında kadıaskerdir; yetmiş yedinci bâb açıldığında Mehmed Çelebi onu İznik'te ulufeyle oturtmuştur. Onun kethüdası Börklüce Mustafa Karaburun'a gidip "mürâyılıklar" eder, Aydın ilinin çoğunu kendine döndürür ve öyle bir mertebeye varır ki kendine nebi ve veli benzetmesi yaptırır. Bunu işiten Simavna Kadısıoğlu İznik'ten kaçar, İsfendiyar'a gider, Sinop'tan gemiyle Eflak'a geçer ve Ağaç Denizi'ne girer; Börklüce ile anlaşmalıdır. Mehmed Çelebi veziri Bayezid Paşa'yı ve oğlu Murad'ı gönderir; Karaburun'da büyük bir savaş olur ve Börklüce parçalanır. Bayezid Paşa Manisa'da Torlak Hu Kemal'i bulur ve bir müridiyle birlikte astırır. Bu sırada Simavna Kadısıoğlu Ağaç Denizi'nden vilayetlere "bedbaht sofılar" gönderir: "Şimden girü pâdişâhlık benümdür... Bu vilâyetde halîfe benem." Yazar ekler: bu zamanın sofuları "Biz dervişlerüz" der, ama derviş değildir; şeyhlerinin bir gün çıkacağını, kendilerinin de bey olacaklarını umarlar.
Tımar Uman Sûfî
Nesrin son cümleleri hiç ara vermeden şiire geçer. Hakk'ı arayan azdır; sofuların çoğu kendi çıkarını umar. İkinci beyit bu ikiyüzlülüğü bir sahneyle anlatır: namaz kılar, Tanrı'nın "Vedûd" adını anar, ama bey kapısına gidip tımar ister. Üçüncü beyitte başındaki "dal" ya da "künbed" biçimli külah anılır; anlam üzerine konuşulsa "Hani eşek" diye alay eder. Beşinci beyit, Tanrı'yı şeyhe bağımlı kılan bir anlayışı, altıncı beyit ise küfre düşenin imandan ayrılışını söyler. Dördüncü beyitte yazar araya girip dua eder: bu gaflet uykusundan canını uyandırması için Tanrı'ya sığınır. Bu parça, bir dervişin derviş geçinenlere karşı yazdığı bir yergidir. Börklüce'ye karşı gönderilen Bayezid Paşa, eserin vezirler bâbında Amasya'da imaret yaptıran vezir olarak anılır; hakkında Amasyalı Bayezid Paşa sayfası vardır.
Kaynakça
- Âşık Paşazade, Osmanoğulları'nın Tarihi, haz. Kemal Yavuz, M. A. Yekta Saraç, İstanbul: K Kitaplığı, 2003, s. 427 (çeviriyazı metin, bâb 77).






