Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, on iki ciltlik Amasya Tarihi'nin yazarı olarak tanınır; ama gençliğinde "Asrî" mahlasıyla şiir yazmış, bu alışkanlığını ömrünün sonuna kadar sürdürmüştür. Bir divanı ya da şiir mecmuası bilinmez. Bugün elimizde bulunan şiirleri, kendi eserinin sayfalarına serpiştirdiği manzumeler ile ölümünden bir yıl önce bir gazetede yayımlanan bir gazeldir: Amasya'yı semt semt anlatan otuz yedi bentlik bir murabba, iki Amasyalı şairin gazellerine yazdığı iki tahmis ve memleketine sitem eden bir gazel. Bu sayfa onun şairliğini ve bu şiirleri ele alır; tarihçiliği ve hayatı Hüseyin Hüsameddin Yasar yazısında ayrıntısıyla anlatılmıştır.

Hayatı

Hüseyin Hüsâmeddîn, 5 Kasım 1869'da Amasya'nın Çeribaşı Mahallesi'nde doğdu. Babası Abdîzâde diye tanınan Hacı Mehmed Ağa, annesi Zâhide Hatun'dur. Amasya'da rüşdiyeyi bitirdikten sonra İstanbul'a giderek medrese tahsili gördü, Arapça ve Farsçanın yanında Fransızca öğrendi. Meşihat dairesinde, çeşitli kazaların mahkeme naipliklerinde ve Evkaf Nezareti'nde çalıştı; Târîh-i Osmânî Encümeni üyesi oldu. Türk dili üzerine pek çok eser yazdı. Amasya Tarihi'nin ilk dört cildi ve bakiyesi sağlığında basıldı, öteki ciltler yazma olarak kaldı ve 2022'de Amasya Belediyesi tarafından yayımlandı. 10 Şubat 1939'da İstanbul Şişli'deki evinde öldü, Feriköy Mezarlığı'na gömüldü.

Asrî Mahlası

Hüsameddin, Amasya Tarihi'nin birinci cildinde, Amasya murabbaının son bendinin hemen ardından kendi hayatını anlatmaya başlarken mahlasını nasıl aldığını şöyle yazar:

Arz edilen âsâr-ı mütekaddimîn, Amasya'nın kâffe-i ahvâl ve ricâlini câmi' olamadığından bunları zamm ve ilâve ederek bir târîh-i mufassal tahrîrini tasmîm eden muharrir-i âciz, zamân-ı sabâvetimde bir müddet edebiyât ile iştigâl etdiğim cihetle akrân arasında "Asrî" mahlasını ihtiyâr ve ba'dehû tetebbu'ât-ı târîhiyyeye hasr-ı iştigâl etmiş idim.

Günümüz Türkçesiyle: Sözü edilen eski eserler Amasya'nın bütün hâllerini ve adamlarını içine alamadığı için bunlara ekleme yaparak ayrıntılı bir tarih yazmaya karar veren bu aciz yazar, çocukluk ve ilk gençlik çağımda bir süre edebiyatla uğraştığım için akranlarım arasında "Asrî" mahlasını seçmiş, daha sonra kendimi tamamen tarih araştırmalarına vermiştim.

"Asrî", Arapça "asr" (çağ, zaman) kelimesinden gelir ve "çağa ait, çağdaş" anlamını taşır. Hüsameddin'in kendi ifadesi şiiri geride bırakılmış bir gençlik uğraşı gibi gösterir, ama kaynaklarda kalan şiirleri bunun tam olarak doğru olmadığını gösterir: murabbaı 1912'de basılan birinci ciltte, tahmislerinden biri 1930'larda yazdığı onuncu ciltte, gazeli ise 1938'de yayımlanmıştır.

Şiirleri

Amasya Murabbaı

Hüsameddin'in en uzun ve en bilinen şiiri, "Etdikçe tecellî dile envâr-ı Amasya" mısraıyla başlayan otuz yedi bentlik murabbadır. Tarihçi, pek çok şairin ve tarihçinin Amasya'yı nazım ve nesirle övdüğünü, ama eserini uzatmamak için bunları aktarmadığını, onun yerine eserinin bir "fihrist icmali", yani özet bir içindekiler listesi olmak üzere bir "kasîde-i murabba'" yazdığını söyler. Şiirin her bendi, birinci ve ikinci ciltlerde ilgili konunun başına ya da sonuna konmuş, ardından bentte anlatılanlar nesirle açıklanmıştır. Bentler sırasıyla şehrin kuruluşunu, Çakallar ve Karakaya bağlarını, Ferhad Dağı'nı, Saraydüzü'nü, kaleyi, kral kaya mezarlarını, türbeleri, meyvelerini ve âlimlerini anlatır; son bent tarihin yazılış sebebini ve yazarın mahlasını verir. Redif "Amasya"dır ve kelime şiirde kırk kez geçer. Murabba, sitemizin Amasya Şiirleri dizisinde bütün bentleriyle, günümüz Türkçesi ve yorumuyla yayımlanmıştır: Amasya Murabbaı: Etdikçe tecellî dile envâr-ı Amasya. Aynı metni burada tekrarlamıyoruz.

Nelmî'nin Gazeline Tahmis

Sekizinci ciltte Hüsameddin, yakından tanıdığı Amasyalı müderris şair Tahsîn Hasan Efendi'nin, yani Nelmî'nin hayatını anlatır. Nelmî bir sevda ve ardından gelen bir ruh bunalımı içinde Amasya'ya dönmüş, Kapancızâde Medresesi'nin bir hücresine kapanmış, 1317 (1900) yılının Zilhiccesinde Yörgüç Paşa İmareti'nin üstünden Yeşilırmak'a atlayarak hayatına son vermiştir. Hüsameddin onunla son görüşmelerinde Nelmî'nin "aglasun" redifli bir gazelini kendisine verdiğini, gazeli onun yanında yüksek sesle okuduğunu, birlikte ağlaştıklarını ve ölüm haberini alınca gazeli "onun lisanından" tahmis ettiğini yazar. Beş bentlik bu tahmis, Hüsameddin'in duygu bakımından en yoğun şiiridir. Nelmî'nin hayatı ve gazeli için Nelmî (Tahsîn Hasan Efendi) yazısına bakılabilir.

Rüşdî'nin Gazeline Tahmis

Onuncu ciltte, Amasyalı sadrazam Şirvânîzâde Mehmed Rüşdü Paşa'nın biyografisinde Hüsameddin, paşanın Fatîn tezkiresinde kalmış "bir değilse de" redifli gazelini aktarır. Ardından "Müşârün-ileyhin şu gazeli tab'ımda bir küşâyiş uyandırdığından irticâlen şöyle tahmîs eyledim" der: gazel tabıında bir açılma uyandırdığı için onu hemen o anda tahmis etmiştir. Tahmisin son bendinde kendi mahlasını Rüşdî'nin mahlasıyla aynı bende yerleştirir. Mücahit Kaçar, bu tahmisin en az gazelin kendisi kadar başarılı olduğunu söyler. Paşanın hayatı için Rüşdî (Şirvânîzâde Mehmed Rüşdü Paşa) yazısına bakılabilir.

Amasya'ya Sitem Eden Gazel

Hüsameddin'in bilinen son şiiri Amasya'da çıkan Yeşilırmak gazetesinin 1938'deki bir sayısında yayımlanmıştır ve Amasya Tarihi'nde yer almaz. Metni Hüseyin Menç'in yazısından alarak ilk kez inceleyen Kaçar'dır. "Ey Amasya bana söyle nasıl füsûn ettin" diye başlayan altı beyitlik gazelde şair, ömrünü ve kalemini memleketinin tarihine adadığı hâlde karşılığını göremediğini, şehrin kendisini geride bırakıp başkalarını memnun ettiğini söyler. Kaçar, Hüsameddin'in Amasya'dan milletvekili olmak istediğini ve bu isteğinin karşılık bulmadığını, Amasya Tarihi'nin kalan ciltlerini bastıramayacağını anlamanın üzüntüsünü dostlarına yazdığı mektuplarda dile getirdiğini belirtir ve gazeli bu hayal kırıklığının ifadesi olarak okur. Kaçar ayrıca ilk mısrada aruzun bozulduğunu, öteki şiirlerinde vezin hatası yapmayan şairin bu mısraının basılı metinde yanlış verilmiş olabileceğini söyler.

Edebî Kişiliği

Hüsameddin'in şairliği tarihçiliğinin gölgesinde kalmıştır. Onu bu yönüyle ilk kez derli toplu inceleyen Kaçar, şiirlerinde aruz ve kafiye kusuru bulunmadığını, divan şiiri geleneğine son derece hâkim olduğunu, "nev-heves" bir şiir meraklısından çok kalbur üstü şairler arasında sayılabilecek bir yetenek taşıdığını söyler. Metin Hakverdioğlu, murabba için "Amasya Güzellemesi" adını kullanır ve şiirde en çok mübalağa ile teşbih sanatlarının kullanıldığını, şairin Amasya'nın her köşesinde olağanüstü bir şey keşfettiğini belirtir. 2022 neşrinin giriş bölümünde de murabba, tahmisler ve gazel birlikte anılarak şairliğinin güçlü olduğu vurgulanır.

Bu şiirlerin ortak yanı, hepsinin bir vesileye bağlı olmasıdır. Murabba bir tarih kitabının iskeleti olarak yazılmış, tahmisler iki şairin hayatını anlatırken onların şiirine verilmiş birer karşılıktır, gazel de memleketle hesaplaşan yaşlı bir yazarın sitemidir. Hüsameddin'in dili kendi dönemi için açıktır; Arapça ve Farsça tamlamaları bol kullanır, ama cümle yapısı anlaşılır kalır. Tahmislerde başkasının gazelini o şairin ağzından sürdürme ustalığı, eski şiirin kalıplarını bir tarihçinin değil bir şairin rahatlığıyla kullandığını gösterir. Kaçar, bir divanı ya da mecmuası bulunmayan bu şairin şiirlerinin bir gün toplu olarak ortaya çıkabileceği umudunu dile getirir; bugüne kadar böyle bir derlemeye rastlanmamıştır.

Bu Bölümdeki Şiirler

Kaynaklarda metni bulunan şiirlerinden ikisi tahmis, biri gazeldir; her biri bu kategoride ayrı bir sayfada özgün metin, günümüz Türkçesi ve yorumla verilmiştir: Nelmî'nin gazeline yazdığı tahmis ("Vasl içün çok ağladım yok çâre hicrân aglasun"), Rüşdî'nin gazeline yazdığı tahmis ("Birdir gınâ-yı kalb ü gınâ bir değilse de") ve 1938'de yayımlanan gazel ("Ey Amasya bana söyle nasıl füsûn ettin"). Amasya murabbaı ise yukarıda belirtildiği gibi Amasya Şiirleri dizisinde yer alır. Hüsameddin 1939'da öldüğü için şiirleri telif koruması altında değildir.

Kronoloji

5 Kasım 1869: Amasya'da, Çeribaşı Mahallesi'nde doğar.

1317 (1900): Nelmî'nin ölümü üzerine onun gazelini tahmis eder.

1912: Amasya murabbaının bentlerini içeren Amasya Tarihi'nin birinci cildi basılır; ikinci cilt 1914'te çıkar.

1932: Rüşdî'nin gazeline yaptığı tahmisi içeren onuncu cildi tamamlar.

1938: "Ey Amasya bana söyle nasıl füsûn ettin" gazeli Yeşilırmak gazetesinde yayımlanır.

10 Şubat 1939: İstanbul'da ölür.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

Çevrimiçi kaynaklar