Şirvânîzâde Mehmed Rüşdü Paşa, Amasya'nın Yâkûtiye Mahallesi'nde doğup Osmanlı sadrazamlığına kadar yükselen bir medrese âlimi ve devlet adamıdır; şiirlerinde "Rüşdî" mahlasını kullanmıştır. Nakşibendî-Hâlidî şeyhi İsmâil Sirâceddin Şirvânî'nin oğludur. Amasya ile bağı yalnız doğum yeri değildir: gençliğinde Amasya evkaf müdürlüğü yapmış, 1871-1872'de bir yıla yakın Amasya'da sürgün yaşamış, babasının Şamlar üstündeki türbesini ve camisini tamamlatmış, şeyh Mîr Hamza Nigârî'ye konak yaptırmıştır. Şairliği ömrünün ikinci planında kalmış, bir divan tertip etmemiştir. Bugüne ulaşan tek şiiri, Fatîn Efendi'nin tezkiresinde yer alan ve Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar'ın Amasya Tarihi'ne aktardığı beş beyitlik bir gazeldir. Bu gazel, bu kategoride ayrı bir sayfada özgün metni, günümüz Türkçesi ve yorumuyla verilmiştir.
Hayatı
Hüsameddin'e göre Mehmed Rüşdü, 1245 (1829-1830) yılında Amasya'da, Yâkûtiye Mahallesi'nde doğdu; TDV İslâm Ansiklopedisi doğum yılını 1828 olarak verir. Ailesi, Şirvan Hanlığı Rus idaresine geçtikten sonra Kürdemir köyünden önce Ahıska'ya, ardından Amasya'ya göç etmişti. Babası Şeyh İsmâil Sirâceddin, Amasya'da bir ilim ve tasavvuf halkası kurmuş, Mîr Hamza Nigârî gibi şairler yetiştirmişti. Mehmed Rüşdü ilk bilgilerini Anaç Hoca Mehmed Efendi'den, Arapça ve akli-nakli ilimleri babasından ve ağabeyi Abdülhamid Efendi'den aldı. Babası 1264'te (1848) ölünce İstanbul'a gitti, Vidinli Mustafa Efendi'nin derslerinde tahsilini tamamladı, ruûs imtihanını kazanarak Fâtih ve Bâyezid camilerinde ders okuttu.
1853'te Amasya evkaf müdürü olarak memleketine döndü. Bu görev kısa sürdü; 1855 başında istifa ederek İstanbul'a geri gitti. Hüsameddin, istifanın arkasında şehirdeki bir şikâyeti görür: bazı kişiler onun içki meclisleri kurduğunu, çengi oynattığını ve kalp para verdiğini mutasarrıf Sâlih Paşa'ya bildirmiş, Mehmed Rüşdü de bu yüzden sıkılıp görevini bırakmıştır. İstanbul'da Şeyhülislâm Meşrebzâde Ârif Efendi'nin çevresine girdi, oğluna ders verdi ve onun aracılığıyla müderrislik ruûsu aldı; Mahkeme-i Teftîş-i Evkāf kassamı oldu, Cevdet Paşa'nın başkanlığındaki arazi komisyonunda çalıştı.
Hayatının dönüm noktası, 1860'taki Şam olayları üzerine Hariciye Nâzırı Fuad Paşa'nın maiyetinde Suriye'ye gitmesidir. Fuad Paşa onun bilgisini ve neşeli sohbetini çok sevdi; ilmiye sınıfında istediği mahreç mevleviyeti şeyhülislâmın itirazıyla verilmeyince onu vezirlik rütbesiyle Şam valiliğine getirtti (1863). Hüsameddin bu olayı "bir mahreç mevleviyetine nâil olamadığı hâlde tâli'i kendisini vezir etti" sözüyle anlatır. Beyrut'ta ilmiye kisvesini çıkarıp mülkiye kıyafetiyle Şam'a döndü; ertesi yıl kurulan Suriye vilayetinin ilk valisi oldu. 1865'te Evkaf nâzırı olarak İstanbul'a geldi; ardından Maliye, Hazîne-i Hâssa ve Dahiliye nazırlıklarında bulundu. Mecelle'nin hazırlanması tartışmasında Cevdet Paşa'nın yanında yer aldı.
Sadrazam Âlî Paşa ile arası açılınca nazırlıklar arasında dolaştırıldı. Âlî Paşa'nın ölümünden sonra sadrazam olan Mahmud Nedim Paşa onu 1871 sonbaharında azlettirip Amasya'da ikamete mecbur etti; Hüsameddin, sadrazamın kışkırtmasının yanında oğlu İsmâil Hakkı Bey'in kumar ve sefahatinin de bu sürgünde payı olduğunu yazar. Paşa 1872 yazında affedildi, İstanbul'a dönüp Orman ve Maâdin, sonra yeniden Evkaf ve Maliye nâzırı oldu. 17 Safer 1290'da (16 Nisan 1873) sadrazamlığa getirildi. Hüsameddin'in kaydına göre Serasker Hüseyin Avni Paşa, Sultan Abdülaziz'i tahttan indirme fikrini ona açmış, sadrazam bu teklife yanaşmamış, Hüseyin Avni Paşa da ifşa edilme korkusuyla onu padişaha karşı itham etmiştir. Böylece dokuz ay on gün süren sadaretinin ardından 1874 Şubatında azledildi, önce Halep, sonra Hicaz valiliğine gönderildi.
Hicaz'a vardıktan kısa süre sonra Tâif'te öldü ve sahâbî Abdullah b. Abbas'ın kabri yakınına gömüldü. Ölüm tarihi kaynaklarda farklıdır: Hüsameddin ve TEİS 11 Şaban 1291'i verir, TDV İbnülemin'e dayanarak 13 Eylül 1874 tarihini kaydeder. Ölüm sebebi de tartışmalıdır. İbnülemin kara humma der; Cevdet Paşa, kilercisinin Hüseyin Avni Paşa'nın adamı olduğunu ve onun eliyle zehirletildiğinin söylendiğini aktarır. Hüsameddin ise türlü rivayetlerin dolaştığını, hiçbirini doğrulayacak delil bulunmadığını yazar.
Amasya ile Bağı
Mehmed Rüşdü Paşa'nın Amasya'daki izleri en çok sürgün yılına bağlıdır. Hüsameddin'e göre paşa bu dönemde babasının halifesi Mîr Hamza Nigârî'nin sohbetinde vakit geçirdi, yapımı süren babasının türbesini ve camisini tamamladı, Nigârî için de büyük bir konak yaptırdı; ama "gözü ve kulağı İstanbul'da idi." Şeyh İsmâil Sirâceddin'in Şamlar Mezarlığı'nın üstündeki türbesi ve yanındaki mescit bugün de Şirvanlı Camii adıyla bilinir; bu yapılar Şirvanlı (Azeriler) Camii ve Mîr Hamza Nigârî Türbesi yazısında anlatılmıştır. Paşa ayrıca Feyziye Medresesi'ni, Tayyar Paşa Medresesi'ni ve gençliğinde kaldığı Benderli Medresesi'ni yeniden onarttı.
Hüsameddin, bu hayırların yanında paşanın memleketine iki zararını da yazmayı ihmal etmez. Birincisi, güçlükle elde edilmiş olan Amasya vakıflarının istisnasını ilk Evkaf nazırlığında kaldırmasıdır; tarihçiye göre bu karar pek çok vakıf hizmetlisini mağdur etmiştir. İkincisi, Mahmud Nedim Paşa'nın sadaretinde Amasyalı Hâfız Ali Paşazâde Hasan Tahsin Bey'in gayretiyle üç sancaklı bir vilayet hâline getirilen Amasya'yı, İstanbul'a döner dönmez eski hâline döndürtmesidir. Hüsameddin bunun nedenini, gençliğindeki evkaf müdürlüğü sırasında kendisini şikâyet eden "bazı müfsitlerin" yüzünden istifaya zorlanmasına bağlar ve "bunun hıncını Amasya'dan ve halkından çıkardı derler" diye ekler. Bu sözün bir rivayet olduğunu tarihçi kendisi de belirtir.
Paşanın Amasya'daki ailesi de kayıtlarda yer alır. Ağabeyi Seyyid Ahmed Hulûsî Efendi kazaskerliğe kadar yükselmiştir; hayatı Hüsameddin'in altıncı cildindeki maddesinden hazırlanan Ahmed Hulûsî Efendi (Şirvânîzâde) yazısında okunabilir. Hüsameddin iki kardeşi şöyle karşılaştırır: ikisi de cömert, ince ruhlu ve birbirine benzer yüzlüydü; Mehmed Rüşdü Paşa son derece bilgili, araştırıcı ve her türlü kemali toplamış biriydi, Ahmed Hulûsî Efendi ise bilginliğinin yanında takvalı ve şeriata bağlıydı. Paşanın tek oğlu İsmâil Hakkı Bey 1291 Saferinde genç yaşta öldüğü için soyu kendisinden devam etmedi; İsmâil Hakkı Bey'in kızı, Ahmed Hulûsî Efendi'nin oğlu Hâlid Ziyâ Bey ile evlendi.
Babasının hayatı İsmail Sıracüddin Şirvânî yazısında, paşanın himaye ettiği şairin hayatı ise Mîr Hamza Nigârî yazısında ayrıntısıyla anlatılmıştır.
Hüsameddin'in Kaydı
Hüsameddin, Amasya Tarihi'nin onuncu cildinde paşaya "Rüşdü Mehmed Paşa-Şirvânîzâde" başlığıyla uzun bir madde ayırır. Maddenin başı ve paşanın şairliğini anlatan bölüm şöyledir:
Rüşdü Mehmed Paşa-Şirvânîzâde Amasyalıdır. Yukarıda tercemesi yazılan Hâlidiyye meşâyih-i kirâmından Şirvânî el-Hâc İsmâ'îl Sirâceddîn Efendi'nin ikinci mahdûmudur. Amasya'da Yâkûtiyye Mahallesi'nde 1245'de doğdu. Mukaddimât-ı ulûmu Anac Hoca Mehmed Efendi'den gördü. Ulûm-ı Arabiyye ve akliyye ve nakliyyeyi hâssaten pederinden ahz ü tederrüs edib 1264'de pederinin vefâtından sonra İstanbul'a gitdi. [...] Âlim, fâzıl, münşî, zekî, fatîn, sahî, mümtezic, mu'tedil, orta boylu, tıknaz, sabîh, mütebessim bir zât idi. [...] Merhûm gâyet kâtib, münşî olduğu gibi mükemmel şâir ve rind-meşreb idi. Mey ü mahbûbu gâyet sever, İstanbul sâhil-hânelerinde ve köşklerinde ricâl-i asrıyla beraber ta'tîl günlerinde ve gecelerde her türlü zevk ü sefâya düşkün idi. "Fatîn tezkeresi"nde şu gazeli görüldü.
Günümüz Türkçesiyle: Şirvânîzâde Rüşdü Mehmed Paşa Amasyalıdır. Biyografisi daha önce yazılan Hâlidiye şeyhlerinden Şirvânî Hacı İsmâil Sirâceddin Efendi'nin ikinci oğludur. Amasya'da Yâkûtiye Mahallesi'nde 1245'te doğdu. İlimlerin başlangıç bilgilerini Anaç Hoca Mehmed Efendi'den öğrendi. Arapça ilimleri, akli ve nakli ilimleri özellikle babasından okudu; 1264'te babası ölünce İstanbul'a gitti. [...] Bilgin, faziletli, iyi nesir yazan, zeki, anlayışlı, cömert, uyumlu, ölçülü, orta boylu, tıknaz, güzel yüzlü ve güler yüzlü bir zattı. [...] Merhum çok iyi bir kâtip ve münşi olduğu gibi mükemmel bir şair ve rint meşrepli bir adamdı. Şarabı ve güzelleri pek sever, tatil günlerinde ve gecelerde İstanbul'daki sahilhanelerde ve köşklerde devrinin devlet adamlarıyla birlikte her türlü zevk ve eğlenceye düşkündü. Fatîn tezkiresinde şu gazeli görüldü.
Hüsameddin gazeli aktardıktan sonra onu "tabımda bir açılış uyandırdığı için" hemen o anda tahmis ettiğini söyler ve Asrî mahlasıyla imzaladığı beş bentlik tahmisi ekler. Bu tahmis, tarihçinin kendi şiiri olduğu için onun kategorisinde, Asrî (Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar): Şair ve Eserleri başlığı altında ayrı sayfada verilmiştir.
Şiiri
Mehmed Rüşdü Paşa'nın şairliği hakkında kaynaklar aynı şeyi söylemez. Hüsameddin onu "mükemmel şâir" sayar. Son sadrazamların biyografisini yazan İbnülemin Mahmud Kemal ise, TEİS'teki aktarımına göre, paşanın önce tahsil, sonra devlet işleriyle uğraştığı için önemli eserler yazmaya fırsat bulamadığını, bazı şiirlerini toplamışsa da asıl yeteneğinin şairlik olmadığını, bunu kendisinin de bildiği için nazımda ısrar etmediğini ve divan tertip etmediğini yazar. Metin Hakverdioğlu ise Amasya'daki Şirvânî şairleri incelediği çalışmasında paşanın "şair yönünün güçlü" olduğunu söyler ve şiirlerinden örneklerin Mîr Hamza Nigârî çevresinin şairlerini derleyen Hümâ-yı Arş adlı eserde de bulunduğunu belirtir. Bu eser yayımlanmamıştır ve oradaki şiirlere ulaşılamamıştır.
Bugün metni bilinen tek şiiri, Fatîn Dâvud'un Hâtimetü'l-eş'âr adlı tezkiresinde yer alan "bir değilse de" redifli gazeldir. Gazel, birbirinden ayrı olduğu bilinen şeylerin, coşkunluk ve aşk hâlinde şaire bir görünmesini işler: kavuşmanın safası ile safa, ayrılığın cefası ile cefa, yer ile gök, sabah ile akşam, dert ile deva. Son beyitte şair, söz anlayan kişinin bu tarzı ve edayı bileceğini söyleyerek kendi şiir anlayışını da ortaya koyar. Gazel Hüsameddin'in metninde ve TEİS'te küçük okuma farklarıyla yer alır; bu farklar şiir sayfasında gösterilmiştir. Paşanın mesleğiyle ilgili iki eseri de vardır: Mâverdî'nin devlet idaresine dair Arapça eserinin Düstûrü'l-vüzerâ adıyla Türkçe çevirisi ve Gelenbevî'nin mantık kitabı el-Burhân üzerine bir haşiye.
Paşanın yönetim anlayışına dair Hüsameddin'in bir notu da edebiyat tarihi bakımından ilgi çekicidir. Tarihçiye göre paşa 1872'de İstanbul'a döndüğünde bazı hürriyetçi davranışlarıyla Midhat Paşa'nın da sevgisini kazanmış, "Ziyâ ve Kemâl Beylerin takip ettikleri gayeyi benimsemişti." Burada anılanlar, Amasya'da mutasarrıflık da yapmış olan Ziya Paşa ile Nâmık Kemal'dir. Ziya Paşa'nın Amasya yılları Ziya Paşa: Şair ve Eserleri yazısında ele alınmıştır.
Kaynakların Durumu
Paşanın hayatı hakkında en ayrıntılı yerel kaynak Hüsameddin'in maddesidir; resmî görevlerin tarihleri ise TDV maddesinde arşiv belgelerine dayanılarak verilmiştir. İki anlatı büyük ölçüde örtüşür, ama tarihlerde küçük farklar vardır. Doğum yılı Hüsameddin'de 1245 (1829-1830), TDV'de 1828'dir. Amasya'ya sürgün Hüsameddin'de 3 Receb 1288 (Eylül 1871) tarihli azille başlar, TDV ise Amasya'da ikamete mecbur edilişini 30 Ekim 1871 olarak verir. Ölüm tarihi için yukarıda belirtilen iki tarih vardır. Hüsameddin'in Amasya vakıfları ve vilayet meselesi hakkındaki suçlamaları yerel bir tarihçinin değerlendirmesidir; başka kaynakta karşılığı görülmemiştir. Şiirleri için Fatîn tezkiresinin kendisi görülemedi; gazelin metni Hüsameddin'den ve Fatîn'e atıfla şiiri veren TEİS maddesinden alınmıştır.
Kronoloji
1245 (1829-1830): Amasya'da Yâkûtiye Mahallesi'nde doğar (TDV: 1828).
1264 (1848): Babası Şeyh İsmâil Sirâceddin ölür; İstanbul'a gider.
1853-1855: Amasya evkaf müdürüdür; istifa ederek İstanbul'a döner.
1860: Fuad Paşa'nın maiyetinde Şam'a gider.
1863: Vezirlik rütbesiyle Şam valisi olur; ertesi yıl Suriye valisidir.
1865-1871: Evkaf, Maliye, Hazîne-i Hâssa ve Dahiliye nazırlıklarında bulunur.
1871-1872: Azledilip Amasya'da ikamete mecbur edilir; babasının türbesini ve camisini tamamlatır.
16 Nisan 1873: Sadrazam olur.
Şubat 1874: Sadaretten azledilir; Halep, ardından Hicaz valiliğine gönderilir.
1291 (1874): Tâif'te ölür (Hüsameddin ve TEİS: 11 Şaban 1291; TDV: 13 Eylül 1874).
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 10, haz. Turan Açık, İbrahim Serbestoğlu, Amasya: Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, 2022, s. 72-82 (e-kitap s. 213-216; "Rüşdü Mehmed Paşa-Şirvânîzâde" maddesi). https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/9-12/files/basic-html/page213.html
Akademik çalışmalar
- Mehmet Ali Beyhan, "Şirvânîzâde Mehmed Rüşdü Paşa", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 39, İstanbul 2010, s. 209-210. https://islamansiklopedisi.org.tr/sirvanizade-mehmed-rusdu-pasa
- Metin Hakverdioğlu, "Anadolu'yu Aydınlatan Şirvânîler ve Amasya'daki Şirvânî Şairler", Amasya Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Amasya Özel Sayısı, 2022, s. 129-155. amasya.bel.tr
- Mücahit Kaçar, "Amasya Tarihi Müverrihi Hüseyin Hüsâmeddin'in Şâirliği", Uluslararası Amasya Âlimleri Sempozyumu Bildiriler Kitabı II, Amasya 2017, s. 65-73. https://isamveri.org/pdfdrg/G00226/2017/2017_KACARM.pdf
Kitaplar
- Yunus Kaplan, "Rüşdî, Şirvânî-zâde Mehmed Rüşdî Paşa", Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü, 2014. https://teis.yesevi.edu.tr/madde-detay/rusdi-sirvanizade-mehmed-rusdi

