Nelmî mahlaslı Tahsîn Hasan Efendi, XIX. yüzyılın son çeyreğinde Amasya'da doğup yetişmiş, İstanbul'da medrese tahsilini tamamlayıp müderris olmuş, kısa ömrünü yine Amasya'da tamamlamış bir divan şairidir. Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar onu yakından tanımış, son görüşmelerinde elinden gazeller almış ve Amasya Tarihi'nde ona şiirleriyle birlikte uzunca bir madde ayırmıştır. Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü ise şairin kendi eliyle istinsah ettiği divanın Ankara'daki nüshasını tanıtır. İki kaynak doğum tarihinde ayrılır; şairin ölümünü ise yalnız Hüsameddin kaydeder. Hüsameddin'in maddesi Tahsîn Hasan Efendi-Nelmî başlığıyla sitemizin ansiklopedi bölümünde de yer alır; kaynaklarda metni bulunan şiirleri bu kategoride ayrı sayfalarda verilmiştir.
Hüsameddin'in Kaydı
Hüsameddin, Amasya Tarihi'nin sekizinci cildinde Nelmî'nin hayatını şöyle anlatır (şiirler ayrı sayfalarda verildiği için burada alınmamıştır):
Amasyalıdır. Kapancızâde müderrisi İnepazarlı el-Hâc İsmâ'îl Hakkı Efendizâde Kıllı Mehmed Nûrî Efendi'nin büyük mahdûmudur. 1292 saferinin on ikisinde Hacı Hamza mahallesinde doğdu. İbtidâ'î tahsîlinden sonra 1303'de Rüşdiyye mektebine girdi. 1307'de birincilikle mektebden çıkıp eşrâftan Topçuzâde Münîb Bey'in mahdûmları Sâlih, Hilmî Beylere mu'allim oldu. Bunların himmetiyle tahrîrât kalemine girip ser-mübeyyiz ve meclis-i idâre baş-kâtib mu'âvini oldu. Bu esnâda Bekir Paşa müderrisi Hâfız Abdurrahmân Kâmil Efendi'nin halka-i tedrîsine mülâzemet ederek tahsîl-i ulûma çalışdı. Fakat mu'allimi bulunduğu Mehmed Hilmî Bey'in câzibe-i hüsnüne pek meftûn olduğu münâsebetle tahsîl ü tefeyyüzüne fütûr gelmiş kendisi de Hilmî'ye hem-kâfiye olmak üzere "Nelmî" diye bir mahlas intihâb ederek şi'r ü inşâya düşmüştü. 1309'da ba'zı hayır-hâhânın delâlet ve tavsiyesiyle İstanbul'a gidip rindâne hareketini bıraktı. Bâyezîd ders-i âmlarından Perşembeli Ahmed Remzî Efendi'nin halka-i tedrîsine mülâzemet ederek Çorlulu Alî Paşa'nın medresesinde mu'ahharan alay müftüsü olan Amasyalı Mustafa Âsım Efendi ile beraber ikâmet etdi. Hattı güzel, isti'dâdı mükemmel olduğu münâsebetle 1311'de Galata mahkemesine kitâbetle mülâzım ve 1313'de ikmâl-i tahsîl ederek mücâz ve recebde hâcesi kısmet-i askeriyye mahkemesi mukayyidi olduğu münâsebetle mu'âvini olup iki yüz kuruş ma'aşa nâ'il oldu. Bu esnâda Şeyhülislâm velî ni'metim Yûsuf Efendizâde Mehmed Cemâleddîn Efendi Hazretleri'ne bir kasîde takdîm ederek 1314 senesi şevvâlinde Devriyye müderrisi oldu.
Hayfâ ki tab'ında olan ibtilâ-yı hüsnün bir sâ'ikası olarak hocazâdesi Mehmed Ârif Efendi'nin aşkına giriftâr oldu. O esnâda Ârif Efendi de Hilmi Bey'in ayârında gâyet güzel ve câzibe-i hüsn ü ânı mükemmel bir nev-civân idi. Bundan dolayı hocasının hânesine daha yakın olan Molla Kestel medresesine nakl-i ikâmet etdi. Mehmed Ârif Efendi sabah ve akşam yanından ayrılmazdı. Çünkü Tahsîn Efendi cidden afîf ü ınnîn idi. Kendisinden bir fenâlık ümîd edilmezdi. 1314 senesi zilhiccesinde medresede yalnız kaldığından gece kendisine ârız olan bir vehm ü kâbusdan dolayı şu'ûruna bir ihtilâl geldi. Her şeyden tevahhuş eder uykudan bile ürkerdi. 1315 senesi rebîülevvelinde bi'z-zarûre Amasya'ya avdet edib Kapancızâde medresesinin bir hücresine kapandı. Halk ile ülfet ü ünsiyetten çekilip kendi âleminde şi'r u tasavvuf ile iştigâle koyuldu. Kimseyi yanına sokmadı, müdhîş bir hayrete daldı. 1317 senesi recebinde İstanbul'dan Amasya'ya geldiğim esnâda aralık aralık kendisi ile görüşürdüm. Ne yazık ki sene-i mezbûre zilhiccesinin on yedinci günü sabahleyin kendisini Yörgüç Paşa imâretinin üst tarafından ırmağa atıp intihâr etdi. Gâyet zekî, tab'an latîf, cevvâl, müsta'id, şi'r u inşâsı ve kitâbeti güzel, küşâde-meşreb, latîfe-gû, beşûş âlim idi. Sonradan fevka'l-âde durgun, mütehayyir oldu. Hîç gülmez, kimse ile konuşmaz, hîç bir yere çıkmazdı.
Günümüz Türkçesiyle kayıt şunu söyler: Tahsîn Hasan Efendi Amasyalıdır. Kapancızâde Medresesi müderrisi, İnepazarlı Hacı İsmâil Hakkı Efendi'nin oğlu Kıllı Mehmed Nûrî Efendi'nin büyük oğludur. 12 Safer 1292'de Hacı Hamza Mahallesi'nde doğdu. İlk öğreniminden sonra 1303'te rüştiye mektebine girdi ve 1307'de okulu birincilikle bitirdi. Şehrin ileri gelenlerinden Topçuzâde Münîb Bey'in oğulları Sâlih ve Hilmî beylere öğretmen oldu; onların yardımıyla hükümetin yazı kalemine girip baş temize çekici ve idare meclisi başkâtip yardımcısı oldu. Bu sırada Bekir Paşa Medresesi müderrisi Hâfız Abdurrahmân Kâmil Efendi'nin derslerine devam ederek ilim tahsil etti. Ancak öğretmeni olduğu Mehmed Hilmî Bey'in güzelliğine çok tutulduğu için tahsili gevşedi; kendisi de Hilmî'ye kafiye olsun diye "Nelmî" mahlasını seçerek şiir ve nesir yazmaya başladı.
1309'da bazı iyiliksever kişilerin yol göstermesiyle İstanbul'a gitti ve rintçe hayatını bıraktı. Bayezid Camii ders-i âmlarından Perşembeli Ahmed Remzî Efendi'nin derslerine devam etti; Çorlulu Ali Paşa Medresesi'nde, sonradan alay müftüsü olan Amasyalı Mustafa Âsım Efendi ile birlikte kaldı. Yazısı güzel, yeteneği mükemmel olduğu için 1311'de Galata mahkemesine kâtip yardımcısı olarak girdi. 1313'te tahsilini tamamlayıp icazet aldı; aynı yılın Receb ayında hocası askerî kısmet mahkemesinin kayıt memuru olunca onun yardımcısı oldu ve iki yüz kuruş maaşa kavuştu. Bu sırada Şeyhülislam Yûsuf Efendizâde Mehmed Cemâleddîn Efendi'ye bir kaside sunarak 1314 Şevvalinde Devriyye müderrisi oldu.
Ne yazık ki tabiatındaki güzelliğe düşkünlüğün bir sonucu olarak hocasının oğlu Mehmed Ârif Efendi'ye âşık oldu. Ârif Efendi de o sırada Hilmî Bey ayarında çok güzel, çekici bir delikanlıydı. Bu yüzden hocasının evine daha yakın olan Molla Kestel Medresesi'ne taşındı. Ârif Efendi sabah akşam yanından ayrılmazdı, çünkü Tahsîn Efendi gerçekten iffetli bir insandı ve ondan bir kötülük beklenmezdi. 1314 Zilhiccesinde medresede yalnız kaldığı bir gece yakalandığı bir vehim ve kâbus yüzünden aklı karıştı; her şeyden ürker, uykudan bile korkar oldu. 1315 Rebiülevvelinde zorunlu olarak Amasya'ya döndü ve Kapancızâde Medresesi'nin bir hücresine kapandı. İnsanlarla görüşmeyi bıraktı, kendi âleminde şiir ve tasavvufla uğraşmaya başladı; kimseyi yanına sokmadı, derin bir şaşkınlığa daldı. Hüsameddin 1317 Recebinde İstanbul'dan Amasya'ya geldiğinde onunla ara sıra görüşüyordu. Aynı yılın 17 Zilhiccesi sabahı Nelmî, Yörgüç Paşa İmareti'nin üst tarafından kendini ırmağa atarak hayatına son verdi. Hüsameddin onu çok zeki, yaratılıştan ince, hareketli, yetenekli, şiiri, nesri ve yazısı güzel, açık meşrepli, nükteci ve güler yüzlü bir âlim olarak anar; sonradan son derece durgun ve şaşkın bir hâle girdiğini, hiç gülmediğini, kimseyle konuşmadığını, hiçbir yere çıkmadığını ekler.
Hayatı
Hüsameddin'e göre Nelmî 12 Safer 1292'de, yani Mart 1875'te doğmuştur. Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü'ndeki maddeyi yazan İsmail Hakkı Aksoyak ise divan nüshasının başındaki kayda dayanarak doğum yılını 1288 (1871-72) olarak verir. Aynı kayda göre Tahsîn üç yaşındayken annesini kaybetmiş, ilk eğitimini babasından almış, ardından Bayezid medresesinde okumak için İstanbul'a gitmiş ve daha sonra memleketine dönmüştür. Babasının adını Aksoyak "Kapıcızâde müderrisi, diğer adıyla yeni daire müderrisi İsmailoğlu Nûrî Efendi" diye verir ve onun "Kıllı" lakabıyla anıldığını belirtir. Bu bilgiler Hüsameddin'in kaydıyla örtüşür: Kapancızâde müderrisi, İsmâil Hakkı Efendi'nin oğlu Kıllı Mehmed Nûrî Efendi. İki kaynak aynı kişiyi anlatır; ayrıldıkları nokta doğum yılıdır. Hüsameddin'in verdiği gün ve ay, rüştiyeye giriş (1303) ve mezuniyet (1307) tarihleriyle uyumludur; divan kaydındaki 1288 ise şairin kendi elinden çıkmış bir bilgi olabilir. Hangisinin doğru olduğu belirlenemedi.
Nelmî'nin hayatı iki kısa dönemden oluşur. İlki Amasya'daki yetişme yıllarıdır: rüştiye, hükümet kalemindeki kâtiplik ve Abdurrahman Kâmil Efendi'nin dersleri. İkincisi 1309'da (1891-92) başlayan İstanbul yıllarıdır. Burada Bayezid ders-i âmlarından birinin yanında tahsilini tamamlamış, Galata mahkemesinde ve askerî kısmet mahkemesinde kâtiplik yapmış, 1314 Şevvalinde (Mart 1897) Devriyye derecesinde müderris olmuştur. Bu yükseliş yalnızca birkaç ay sürmüş, 1314 Zilhiccesinde (Mayıs 1897) başlayan ruhsal sarsıntı onu 1315 Rebiülevvelinde (Temmuz-Ağustos 1897) Amasya'ya döndürmüştür. Son iki yılını Kapancızâde Medresesi'nin bir hücresinde yalnız geçirmiştir. 17 Zilhicce 1317'de, Nisan 1900 ortalarında, Yörgüç Paşa İmareti yakınında Yeşilırmak'a atlayarak ölmüştür. Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü ölüm tarihinin bilinmediğini yazar; Hüsameddin'in kaydı bu boşluğu doldurur.
Amasya ile Bağı
Nelmî Amasya'nın Hacı Hamza Mahallesi'nde doğmuş, babasının müderrislik yaptığı Kapancızâde Medresesi'nin çevresinde büyümüştür. İlk hocalarından biri, sonradan Millî Mücadele yıllarında Amasya müftüsü olacak olan Abdurrahman Kâmil Efendi'dir; Nelmî onun Bekir Paşa Medresesi'ndeki derslerine devam etmiştir. Şehrin eşrafından Topçuzâde ailesinin çocuklarına öğretmenlik yapmış, mutasarrıflığın yazı kaleminde çalışmıştır. Mahlasını da bu çevrede, öğrencisi Mehmed Hilmî Bey'in adına kafiye olsun diye seçmiştir. İstanbul'daki yıllarında bile Amasyalı hemşehrileriyle bir arada yaşamış, Çorlulu Ali Paşa Medresesi'nde Amasyalı Mustafa Âsım Efendi ile aynı odayı paylaşmıştır. Hayatı da şiiri de Amasya'da başlayıp Amasya'da sona ermiştir.
Şiiri
Nelmî'nin şiirlerini toplayan Dîvân-ı Nelmî'nin bilinen tek nüshası Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Kütüphanesi'ndedir (M Con nr. 53). Aksoyak'a göre nüsha şairin kendisi tarafından 20 Muharrem 1314'te (1 Temmuz 1896) istinsah edilmiştir; yani divan, şair henüz İstanbul'da ve sağlığı yerindeyken derlenmiştir. Divanda başka şairlerle birlikte yazılmış müşterek şiirler bulunur; Aksoyak bunlardan Nelmî'nin müşterek şiire meraklı olduğu sonucunu çıkarır ve birlikte şiir yazdığı Sabrî ile İsmetî'nin onun hemşehrisi olabileceğini söyler. Bu iki şairin kimliği belirlenemedi. Divan bugüne kadar yayımlanmamıştır.
Şiirlerinden bugün okunabilenler iki kaynaktadır. Hüsameddin Amasya Tarihi'nde beş parça aktarır: Ârif Efendi'ye tutulduğu günlerin başında irticalen yazıp kendisine verdiği "etdim seni" redifli gazel, gönle öğüt veren bir kıt‘a, son yıllarında Allah'ın birliği üzerine yazdığı iki gazelden kalan beyitler ve son görüşmelerinde verdiği "aglasun" redifli gazel. Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü ise divandan Sabrî ile birlikte yazılmış "aşk" redifli müşterek bir gazeli örnek olarak verir. Bu şiirler, güzelliğe tutkun bir gencin bahçe imgeleriyle dolu gazellerinden yalnızlık yıllarının tasavvufî beyitlerine uzanan kısa bir yolu gösterir. Son gazeldeki "Kerbelâ-yı gam" ve "hasret ateşi" sözleri, Hüsameddin'in anlattığı son günlerin havasını taşır.
Hüsameddin, mahlası Asrî ile Nelmî'nin iki gazelini tahmis etmiştir. Bunlardan "etdim seni" redifli gazelin tahmisini "vaktiyle" yazdığını söyler ama metnini vermez; "aglasun" redifli gazelin tahmisini ise Nelmî'nin ölümünden sonra "onun lisanından" yazdığını belirtir ve beş bendiyle kitabına alır. Bu tahmis Hüsameddin'in şiiridir ve onun eserleri arasında değerlendirilir.
Bu kategoride yer alan şiirler şunlardır: Gazel 1 ("Sevdigim aşkınla câna yâdigâr etdim seni"), Kıt‘a 1 ("Ey dil sana kendin gibi bir yâr bulunmaz"), Gazel Parçası 1 ("Öyle mahfîsin ki sen hayrân âlemdir sana"), Gazel Parçası 2 ("Sensin ey cânânım idrâk eyledim cân ‘âleme"), Gazel 2 ("Âh dirdim bir zamân sevdâ ile cân aglasun") ve Müşterek Gazel 1 ("Âlem-i tevhîdi tenvîr eyleyen bir yâr-ı aşk"). Her biri özgün metin, günümüz Türkçesi ve yorumla ayrı bir sayfada verilmiştir.
Çevresi
Nelmî'nin hayatında birkaç kişi belirgin bir yer tutar. Hocası Abdurrahman Kâmil Efendi, Amasya'nın son devir âlimlerinin önde gelenlerindendir. Hüsameddin, bir hemşehrisi olarak onu Amasya'da yeniden görmüş, şiirlerini dinlemiş ve ölümünden sonra hatırasını kitabına geçirmiştir; aralarındaki yakınlık, Hüsameddin'in onun gazelini yüksek sesle okuyup birlikte ağladıklarını anlatmasından anlaşılır. İstanbul'daki hocası Perşembeli Ahmed Remzî Efendi ile oda arkadaşı Mustafa Âsım Efendi, Hüsameddin'in kaydında adı geçen öteki kişilerdir. Hüsameddin'in hayatı için Hüseyin Hüsameddin Yasar yazısına bakılabilir.
Kaynakların Durumu
Nelmî hakkında bilinenler iki kaynağa dayanır ve bu kaynaklar birbirini büyük ölçüde doğrular. Ayrılık iki noktadadır. Birincisi doğum yılıdır: Hüsameddin 12 Safer 1292 (Mart 1875), divan kaydına dayanan Aksoyak 1288 (1871-72) der. İkincisi ölümdür: Aksoyak ölüm tarihinin bilinmediğini yazar, Hüsameddin ise şairi 1317 Zilhiccesinde (Nisan 1900) kaybettiğini kesin bir dille ve tanık olarak kaydeder. Şairin 1900'de ölmüş olması, şiirlerinin telif bakımından kamuya ait olduğunu da gösterir. Aksoyak'ın Bayezid medresesinde okuduğunu söylemesi, Hüsameddin'in Bayezid ders-i âmlarından Ahmed Remzî Efendi'nin derslerine devam ettiğini yazmasıyla uyumludur.
Kronoloji
12 Safer 1292 (Mart 1875): Hüsameddin'e göre Amasya'nın Hacı Hamza Mahallesi'nde doğar (divan kaydına göre 1288/1871-72).
1303 (1885-86): Rüştiye mektebine girer.
1307 (1889-90): Rüştiyeyi birincilikle bitirir, Topçuzâde Münîb Bey'in oğullarına öğretmen olur.
1309 (1891-92): İstanbul'a gider.
1311 (1893-94): Galata mahkemesine kâtip yardımcısı olarak girer.
1313 (1895-96): Tahsilini tamamlayıp icazet alır.
20 Muharrem 1314 (1 Temmuz 1896): Divanını kendi eliyle istinsah eder.
Şevval 1314 (Mart 1897): Devriyye müderrisi olur.
Rebiülevvel 1315 (Temmuz-Ağustos 1897): Amasya'ya dönüp Kapancızâde Medresesi'ne çekilir.
17 Zilhicce 1317 (Nisan 1900): Amasya'da ölür.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 8, Amasya: Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, 2022, s. 33-40 (e-kitap s. 487-489; "Tahsîn Hasan Efendi-Nelmî" maddesi). https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/6-8/files/basic-html/page487.html
- Dîvân-ı Nelmî, Ankara Üniversitesi DTCF Kütüphanesi, M Con nr. 53 (Aksoyak'ın tanıtımıyla).
Kitaplar
- İsmail Hakkı Aksoyak, "Nelmî, Tahsîn", Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü, 2014 (güncelleme 2020). https://teis.yesevi.edu.tr/madde-detay/nelmi-tahsin
Çevrimiçi kaynaklar






