Özgün Metin
Vezin: fâilâtün fâilâtün fâilâtün fâilün (remel). "Şâh şâh" redifli mısraların kalıbı neşirde adlandırılmamıştır; adı biz koyduk.
Gül yüzüñ üzre ki düşmüş ca‘d-ı kâkül şâh şâh
Zînet itmiş bâğ-ı hüsnüñ tâze sünbül şâh şâh
Hâl-i anber-bâruñ ile mûy-i pür-çînler ki var
Rişte-i çûb üzre bitmiş ‘ıkd-i fülfül şâh şâh
Bâğ-ı ‘âlemde yüzüñ mânend bir gül isteyüp
Cüst ü cû idüp gezer gülzârı bülbül şâh şâh
Gonca-i ser-beste mektûb eyleyüp gül şâhına
Gülşen içre bülbül ezberler teressül şâh şâh
‘Avnîyâ mekr-i rakîb-i dîvi def‘ itsün diyü
Peyk-i âhuñ boynına takdum hamâyil şâh şâh
Günümüz Türkçesiyle
1. Gül yüzünün üstüne kâkülünün kıvrımları dal dal düşmüş; sanki güzellik bahçeni dal dal taze sümbüller süslemiş.
2. Amber kokulu benlerin ve kıvrım kıvrım saçların, ince bir dal üzerinde bitmiş salkım salkım karabiber taneleri gibidir.
3. Bülbül dünya bahçesinde senin yüzüne benzer bir gül isteyip arayarak gül bahçesini dal dal dolaşır.
4. Ağzı kapalı gonca gül padişahına (ya da gül dalına) bir mektup yazmış; bülbül gül bahçesinde o yazışmayı dal dal ezberler.
5. Ey Avnî, şeytan gibi rakibin hilesini savsın diye ah habercimin boynuna halka halka muskalar taktım.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Redifteki "şâh şâh" ikilemesi gazelin bütün imgelerini bir ağacın dallarına asar. Farsça "şâh" dal demektir; ikileme "dal dal, bölük bölük" anlamını verir. Aynı kelime padişah anlamına da geldiği için dördüncü beyitte "gül şâhı" hem gül dalı hem gül padişahı olarak okunabilir. Kafiye "kâkül, sünbül, fülfül, bülbül, teressül, hamâyil" kelimelerindeki "-ül" sesidir; maktadaki "hamâyil" bu sese ancak yaklaşık olarak uyar. Beş beyit, remelin dörder tefilelik kalıbıyla akar.
Anlam ve Söz Sanatları
İlk iki beyit sevgilinin yüzünü bir bahçe olarak çizer. Parlak ve kırmızı yanak bahçedir, ona dökülen siyah ve kokulu kâküller taze sümbüllerdir. İkinci beyitteki benzetme daha alışılmadıktır: amber kokulu benler ile kıvrım kıvrım saçlar, ince bir sapın üzerinde bitmiş karabiber salkımına benzetilir. Doğan, benin amber kokulu sayılmasını amberin koyu rengine ve o dönemde içine amber katılmış mürekkeple yapma ben yapılması âdetine bağlar.
Üçüncü beyit bir hüsnütalildir: bülbülün bağ bahçe dolaşması, sevgilinin yüzüne benzeyen bir gül araması diye açıklanır. Dördüncü beyit ise divan şiirinin sevilen bir benzetmesine dayanır. Yeşil çanak yapraklarına sarılı, ağzı kapalı gonca "nâme-i ser-beste", yani mühürlü, gizli bir mektuptur. Bülbül bu mektubu gül padişahına götürmek için ezberlemektedir; eskiden gizli haberlerin yakalanma korkusuyla yazıya geçirilmeyip ezberle taşındığını hatırlatan Doğan, aynı mazmunu kullanan Tâcîzâde Câfer Çelebi beyitlerini de örnek verir. "Teressül", mektup yazma sanatı ve münşeat demektir; bülbülün ezberlediği şey bir yazışmalar mecmuasıdır.
Makta, saray hayatından alınmış iki kelimeyle kurulur. "Peyk" padişahın buyruklarını ileten, koşuculukla tanınan yaya ulaktır; Fâtih'in kanunnamesinde seferde padişahın üzengisinde peykbaşının yürümesi emredilir. "Hamâyil" ise kötü varlıklardan korunmak için boyna asılan muskadır. Âşığın göğe yükselen ahı bir peyke, bu ahın halka halka çıkan dumanı da peykin boynuna takılan muskalara benzetilir; muska, ah ulağını şeytan gibi rakibin hilesinden korur. Bir padişahın kendi peyklerini bir aşk beytinin malzemesi yapması, divanın saraydan şiire geçen kelimelerinin iyi bir örneğidir.
Kaynakça
- Fâtih Sultan Mehmed (Avnî), Fâtih Dîvânı ve Şerhi / Dīwān of Sultan Mehmed II with Commentary, haz. Muhammet Nur Doğan, İngilizce çev. Michael D. Sheridan, 3. baskı, İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı, 2023, şiir 7, s. 124-128 (yazma: Millet, Ali Emîrî Manzum 305, vr. 3b). https://ekitap.yek.gov.tr/urun/fatih-divani-ve-serhi--ucuncu-baski-_794.aspx
Çevrimiçi kaynaklar






