Özgün Metin
Vezin: mefâilün feilâtün mefâilün feilün (müctes; neşir sessiz, kalıbı biz tarttık)
Çü oldı la‘lüñe teşbîh cân-fezâ-yı şerâb
Dile ziyâde olur dem-be-dem hevâ-yı şerâb
Behâr oldı vü güller açıldı ey sâkî
Kadeh getür ki bu fasl eyler iktizâ-yı şerâb
Yeter çerâğ baña şem‘a ihtiyâcum yok
Fürûğ-ı mâh-ı ruh-ı sâkî vü safâ-yı şerâb
Başumda gerd-i mezellet elümde köhne sifâl
Kanı benüm gibi devr içre bir gedâ-yı şerâb
Gice yol üzre yatup mest nakdi aldurduñ
Ne kaldı ‘Avnî elinde k’ola behâ-yı şerâb
Günümüz Türkçesiyle
1. Can veren şarap senin lâl dudağına benzetildiği için, gönlümde şarap arzusu her an artıyor.
2. Bahar geldi, güller açıldı, ey saki; kadeh getir, çünkü bu mevsim şarabı gerektirir.
3. Sakinin ay yüzünün parıltısı ve şarabın verdiği ferahlık bana kandil olarak yeter; muma ihtiyacım yok.
4. Başımda horluk tozu, elimde eski bir toprak kadeh; bu devirde benim gibi bir şarap dilencisi nerede?
5. Gece yol üstünde sarhoş yatıp nakdini çaldırdın; Avnî'nin elinde şarabın bedeli olacak ne kaldı?
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Redif olarak seçilen "şerâb", beş beytin her birini aynı kelimeye bağlar; kafiye "cân-fezâ, hevâ, iktizâ, safâ, gedâ, behâ" kelimelerindeki "-â" sesidir. Müctes bahrinin "mefâilün feilâtün mefâilün feilün" kalıbı, divan şiirinde içki ve bahar gazellerinde sık kullanılan, hafif ve akıcı bir vezindir.
Anlam ve Söz Sanatları
Gazelin bütününde şarap iki yüzlü bir kelimedir. Matlada içki arzusu bir benzerlikten doğar: şarap, can vericiliğiyle sevgilinin dudağına benzetilmiştir; dudağa ulaşamayan âşık ona benzeyen şaraba yönelir. Doğan'ın okumasında şarap, gazelin tamamında mecazî ve hakikî aşkı birlikte taşır. İkinci beyit mevsimi gerekçe gösterir: bahar gelmiş, güller açılmıştır ve "bu fasıl" şarap ister. "Fasıl" hem mevsim hem de musiki meclisindeki bölüm anlamına gelir; bahar ile meclis böylece aynı kelimede buluşur.
Üçüncü beyitte meclisin ışığı sakinin yüzünden ve şarabın parıltısından gelir. Ay yüzlü saki ve kadehteki şarap, muma gerek bırakmayan bir "çerâğ", yani kandil olur; mum, ay ve kandil arasında bir ışık tenasübü kurulur. Dördüncü beyit âşığı bir dilenci olarak çizer: başında "gerd-i mezellet", horluk tozu, elinde "köhne sifâl", kırık dökük toprak bir kadeh vardır. Dünya hükümdarının kendini şarap kapısında bir dilenci olarak göstermesi, divandaki birçok beyitte tekrar edilen bir tersine çevirmedir.
Makta bir sahne anlatır. Âşık gece sarhoş olup yol üstünde uyuyakalmış, üzerindeki parayı çaldırmıştır; şimdi şarabın bedelini ödeyecek bir şeyi yoktur. Doğan'ın açıklaması, tasavvufun akıl ile aşk arasında kurduğu çatışmaya dayanır. Nakd akıl, şarap aşktır; aşka ancak aklı yitirerek ulaşılır. Bu okumaya göre âşığın yol üstünde kaybettiği servet aklıdır ve bu kayıp bir yıkım değil, aşka açılan kapıdır. Mostarlı Ziyâî'nin "Aklumun nakdin metâ'-ı aşk-ı yâra vireli / Hâce-i âlem hakı-y-çün görmedüm aslâ ziyân" beyti, Doğan'ın bu düşünceye gösterdiği örnektir. Avnî'nin beytinde ise düşünce tavsiye kılığına girmez; şair kendi kendine şaşkınlıkla seslenir: elde bir şey kalmamıştır, ama şarap arzusu da sönmemiştir.
Kaynakça
- Fâtih Sultan Mehmed (Avnî), Fâtih Dîvânı ve Şerhi / Dīwān of Sultan Mehmed II with Commentary, haz. Muhammet Nur Doğan, İngilizce çev. Michael D. Sheridan, 3. baskı, İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı, 2023, şiir 5, s. 116-118 (yazma: Millet, Ali Emîrî Manzum 305, vr. 2b). https://ekitap.yek.gov.tr/urun/fatih-divani-ve-serhi--ucuncu-baski-_794.aspx
Çevrimiçi kaynaklar






