Kadızâde İbrâhim Efendi'nin Bedrî mahlasıyla yazdığı şiirlerden tek bir beyit bile bugüne ulaşmadı. Şiirlerinin bir bölümü, Amasya şairlerini toplayan Abdî Efendi'nin tezkiresine girmişti ve o tezkire yandı. Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar maddesini bu kaybı anan iki kelimeyle bitirir: "Hayfâ ki yandı", yani "Yazık ki yandı." Kendisi XVII. yüzyılda naiplikten kadılığa yükselmiş Amasyalı bir ilim adamıydı; Çorum kadılığından ayrıldıktan sonra 1073 (1662-63) yılında öldü. Maddeyi günümüz Türkçesine aktarıp sözlerini açıklayan okuma Bedrî İbrâhim Efendi-Kadızâde başlığını taşır.

Amasya Tarihi'ndeki Madde

Hüsameddin, yedinci ciltte B harfiyle başlayan adlar arasında Bedrî'ye beş cümle ayırır:

Bedrî İbrâhim Efendi-Kadızâde Amasyalıdır. Kudâttan Bedreddîn Mahmûd Efendizâde Sâdık Mehmed Efendi'nin mahdûmudur. Ulemâdan tahsîl-i ulûm edib niyâbetle devr-i bilâd ederek sonra kadı oldu. Çorum kazâsından ma'zûlen 1073'de vefât etdi. Âlim, şâir, edîb, kâmil bir kadı idi. Abdî Efendi Tezkîresi'nde eş'ârı vâr idi. Hayfâ ki yandı.

Bugünkü dille: Amasyalıdır. Kadılardan Bedreddîn Mahmûd Efendi'nin oğlu Sâdık Mehmed Efendi'nin oğludur. Âlimlerden ders alarak öğrenimini tamamladı, naip olarak şehir şehir dolaştı, sonra kadı oldu. Çorum kazasındaki görevinden azledilmiş olarak 1073'te öldü. Âlim, şair, edip ve olgun bir kadıydı. Abdî Efendi'nin tezkiresinde şiirleri vardı. Yazık ki yandı.

Hayatı

Doğum tarihi, hocalarının adları ve hangi kasabalarda naiplik ettiği yazılı değildir. "Niyâbetle devr-i bilâd" ifadesi, onun meslek hayatına bir kadının vekili olarak başladığını ve bu sıfatla birçok kazayı dolaştığını anlatır; kadılık beratını ancak bu uzun stajdan sonra almıştır. Bilinen son görev yeri Çorum'dur. Hüsameddin onun Çorum'dan "ma'zûlen", yani görevden alınmış olarak öldüğünü söyler; bu söz azlin bir cezadan mı, yoksa olağan süre dolumundan mı kaynaklandığını belirtmez. Kadılıklar o dönemde kısa süreli tevcihlerdi ve sırasını bekleyen kadının "ma'zûl" sayılması sıradan bir durumdu.

Ailesi

"Kadızâde" lakabı, aileyi kuşaklar boyu kadılık yapmış bir soy olarak tanıtır. Babası Sâdık Mehmed Efendi hakkında Hüsameddin başka bilgi vermez. Dedesi olarak anılan "kudâttan Bedreddîn Mahmûd Efendi" ise kesin olarak teşhis edilemiyor. Aynı ciltte, Bedrî'nin maddesinden hemen önce, bu adı taşıyan iki kadı vardır: 1016'dan (1607-08) sonra ölen "kibâr-ı kudâttan Bedreddîn Mahmûd Efendi bin İbrâhim" ve 1061 ile 1065'te Amasya kadılığı yapıp 1088'de ölen Ganîzâde Bedreddîn Mahmûd Efendi. Ganîzâde, Bedrî'den on beş yıl sonra öldüğüne göre onun dedesi olması zayıf bir ihtimaldir. İbrâhim oğlu Bedreddîn Mahmûd Efendi ise tarih bakımından uygundur; Bedrî'nin, bu kadının babasıyla aynı adı, İbrâhim'i taşıması da eşleştirmeyi destekleyen bir ayrıntıdır. Hüsameddin bu bağı kurmaz; burada yalnız bir ihtimal olarak kaydedilmiştir. "Bedrî" mahlası da dedenin "Bedreddîn" lakabını hatırlatır, ama mahlasın nereden alındığına dair bir açıklama yoktur.

Amasya ile Bağı

Hüsameddin'in ilk sözü memleketine dairdir: "Amasyalıdır." Görevleri onu başka kazalara götürse de şiirleri, bir Amasya müderrisinin yalnız Amasyalı şairlere ayırdığı tezkireye girmiştir. Şehrin şairler çevresinde tanındığı buradan anlaşılır.

Şiiri

Bedrî'nin şiirlerine ulaşılamamıştır. Oysa Hüsameddin onları görmüştü. Gördüğü yer, Abdullah Paşa müderrisi Abdî Efendi'nin Tezkiretü'ş-Şu'arâ'sıydı; eser, onun tanıtımına göre 1000-1081 (1591-1671) yılları arasında Amasya'da yetişen şairlerin şiirlerini ve kısa hal tercümelerini içeriyordu. Hüsameddin bu kitabın "pek nâkıs", yani çok eksik bir nüshasını Amasya'da bulmuş ve birçok şairin maddesini ondan yazmıştı, ama Bedrî'nin maddesine bir beyit almadı; nüsha da sonradan yandı. Tezkireden aktarabildiği şiirler ve Bedrî'nin de adı geçen şairler listesi Abdî Efendi'nin kayıp tezkiresi yazısında toplanmıştır.

Kronoloji

1016 (1607-08) sonrası: Dedesi olması muhtemel kadı Bedreddîn Mahmûd Efendi bin İbrâhim ölür.

1073 (1662-63): Bedrî İbrâhim Efendi, Çorum kadılığından azledilmiş olarak ölür.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar