Amasya Müzesi'nin vitrinlerinden birinde, boyu yirmi bir buçuk santimetreyi geçmeyen çıplak bir bronz gövde durur. Kolları ve bacakları günümüze ulaşmamıştır, ama sivri başlığı, kalın kaşları ve badem biçimli gözleriyle ne olduğu bellidir: Hititlerin baş tanrısı Fırtına Tanrısı Teşup. Arkeoloji yazınında Amasya Heykelciği ya da Doğantepe Heykelciği adlarıyla anılan bu eser, 1962 yılında Amasya'nın Doğantepe köyünde, bir kazının değil bir ev yapımının sırasında ele geçti. Aradan altmış yılı aşkın zaman geçtiği hâlde müze yetkilileri, eserin dünyada bir eşinin bulunmadığını söylemektedir.
Buluntunun Öyküsü
Amasya Müzesi'nin anlattığına ve basına yansıyan açıklamalara göre heykelcik 1962'de Doğantepe'de, evi için kerpiç hazırlayan bir köylünün elinden çıktı. Bazı anlatımlar buluntu yerini höyüğün yaklaşık dört metre derinliği olarak verir. Bulan kişi nesnenin değerini bilmiyordu ve onu bir paket sigara karşılığında başka birine verdi. Heykelcik daha sonra polisin eline geçti ve Amasya Müzesi'ne teslim edildi. Müze Müdürü Celal Özdemir bu öyküyü 2021'de yerel basına yaptığı açıklamada ayrıntılarıyla anlattı, heykelciğin müzenin en kıymetli eserlerinden biri olduğunu ve özel bir vitrinde sergilendiğini belirtti.
Bu öykü bilimsel açıdan bir eksikliğe de işaret eder. Heykelcik, yanındaki buluntularla birlikte tabakalı bir kazının içinde kayda geçmiş bir nesne değildir. Bu yüzden onu belirli bir yapıya, bir tabakaya ya da bir yıla bağlayacak yayımlanmış bir stratigrafik veri bulunmamaktadır. Tarihleme ve işlev yorumları, eserin kendi biçimine ve Hitit sanatındaki karşılaştırma örneklerine dayanır. Doğantepe'de tesadüfen bulunan mühürler de bölgedeki Hitit varlığını gösteren dolaylı kanıtlar arasında anılır.
Heykelcik sonraki yıllarda yurtiçinde ve yurtdışında açılan çeşitli sergilere gönderildi. Bugün Amasya Müzesi'nin Hitit dönemini temsil eden en tanınmış parçasıdır. Müzenin genel tarihi, koleksiyonu ve mumyaları ayrı bir yazının konusudur. Burada ele alınan, yalnızca bu tek nesne ve onun çevresindeki sorulardır.
Doğantepe
Doğantepe, Amasya il merkezinin yaklaşık yirmi yedi kilometre dışında, 527 metre rakımlı bir köydür. Köyün adı 1928 kayıtlarında Zara olarak geçer. 1971'de belediye statüsü kazanan yerleşim, nüfusu iki binin altına düştüğü için 2013'te bu statüyü yitirdi. Heykelciğin çıktığı höyük köyün güneybatısındadır. Kimi kaynaklara göre bu yığılma Geç Neolitik ve Erken Kalkolitik çağlardan Osmanlı dönemine kadar yerleşim görmüştür. En azından Hitit çağında burada önemli bir merkezin bulunduğu, aynı yerden çıkan mühürlerle ve bronz tanrı figürüyle anlaşılmaktadır.
Amasya Belediyesi'nin kent tarihi anlatısı Doğantepe'yi Hititlerin Amasya'daki önemli yerleşimlerinden biri olarak gösterir ve Teşup heykelciğini MÖ 1400-1200 arasına tarihler. Doğantepe'nin yaklaşık beş kilometre güneyindeki Oluz Höyük'te 2007'de başlayan kazıların ilk raporunda da bu köy, tesadüfen bulunan tunç tanrı heykelciği ve mühürleri nedeniyle yörede güçlü ve önemli bir Hitit varlığının bilindiği yer olarak anılır. Aynı rapor, Doğantepe'nin Geç Bizans döneminde Tabula Peutingeriana'da Amaseia'nın on altı Roma mili batısında görünen Virasia ile ilişkili olabileceğini düşünür. İki höyük arasındaki uzaklık bazı yayınlarda kuş uçumu yedi kilometre olarak verilir; fark, ölçüm noktası tercihinden kaynaklanıyor olabilir.
Heykelciğin Yapısı
Heykelcik bronzdan dökülmüştür ve yüksekliği 21,5 santimetredir. Ağırlığı bazı yayınlarda 1340 gram, bazılarında 1,5 kilogram olarak geçer. Figür dik durur ve başında sivri, konik bir başlık taşır. Kaşları kalın, gözleri badem biçimli ve yüzü sakin bir ifadeyle işlenmiştir; kimi anlatımlar dudaklardaki hafif gülümsemeye dikkat çeker. Gözlerin bugün boş duran yuvalarında özgün hâlinde lacivert bir taşın, yani lapis lazulinin kakılı olduğu söylenir. Müze Müdürü Özdemir de gözlerde bu taşın bulunması gerektiğini belirtir. Yuvaların boş oluşu kakmanın zamanla kaybolduğunu düşündürür, ama bu da bir çıkarımdır ve taşın cinsi üzerine yayımlanmış bir analiz bilinmemektedir.
Eserin en dikkat çekici özelliklerinden biri eksikliğidir. Kollar, bacaklar ve gövdenin bazı parçaları bulunamamıştır. Müzenin etiket metni, Hitit sonrası toplulukların bu tanrıya duyulan inancı ortadan kaldırmak amacıyla gövdenin alt yarısını tahrip etmiş olabileceğini belirtir. Bu görüş bir olasılıktır. Tahribatın kasıtlı mı, yoksa gömü ortamının ve sonraki yerleşim faaliyetlerinin bir sonucu mu olduğunu gösteren yayımlanmış bir inceleme bilinmemektedir. Kimi anlatımlarda kolların hareketli yapıldığı söylenir. Kollar günümüze ulaşmadığı için bu düzenin nasıl işlediği ayrıntılı olarak bilinemez.
Bronz döküm tekniği, Hitit çağında maden işçiliğinin ulaştığı düzeyi gösterir. Anadolu'nun bakır kaynaklarına dayanan bu gelenekten tanrı ve hayvan figürleri, kült kapları ve silahlar günümüze ulaşmıştır. Bazı yayınlar Doğantepe heykelciğini Hitit çağına ait bilinen metal insan figürlerinin en büyüğü olarak tanımlar. Müze Müdürü de eseri, Hitit İmparatorluğu'na ait ebadı en büyük heykel olarak niteler. Bu iddia, karşılaştırılabilir bütün buluntular tek tek gözden geçirilmeden kesin bir hüküm olarak okunmamalıdır.
Tarihleme Sorunu
Eser için ileri sürülen tarihler kaynaktan kaynağa ayrışır. Amasya Belediyesi'nin kent rehberi ve Vikipedi gibi derleme metinler onu MÖ 1400-1200 arasına yerleştirir. Anadolu müzelerini tanıtan bazı yayınlar ve fotoğraf sitelerindeki açıklamalar MÖ 1450-1200 aralığını verir. Müzenin etiketinden aktarılan bir anlatım ise doğrudan MÖ 15. yüzyılı belirtir. Bu üç aralık birbirinden çok uzak değildir ve hepsi Geç Tunç Çağı'nın Hitit Büyük Krallık dönemini kapsar. Ancak 1450 ile 1200 arası Hitit tarihinin bütün büyük krallık evrelerini içine alır. Dolayısıyla verilen aralık, eserin hangi hükümdarın zamanında yapıldığını söylemeye yetmez.
Bu belirsizlik buluntunun bağlamsız oluşundan doğar. Elde bir tabaka, bir mimari yapı ya da yazılı belge yoktur, yalnızca üslup ve ikonografi vardır. Konik başlık ve ayakta duruş biçimi Hitit imparatorluk çağı betimlerine uyar. Bu özelliklere dayanan bir sanat tarihi incelemesi daha dar bir aralık önerebilir, ama şimdilik güvenle söylenebilecek olan, heykelciğin Hitit Büyük Krallık dönemine, yaklaşık MÖ 15. ile 13. yüzyıllar arasına ait olduğudur.
Fırtına Tanrısı'nın Adları
Hitit panteonu, egemenliği altına aldığı toplulukların tanrılarını kendi dizisine katmasıyla bilinir. Bu yüzden Hititlere "bin tanrılı halk" denmiştir. Bu kalabalığın başında fırtına ve gök tanrısı durur, ama onun adı yere ve döneme göre değişir. Hatti dilinde Taru olarak anılan fırtına tanrısı, Hititçe ve Luvice metinlerde Tarhunna ya da Tarhunz adını taşır. Hurri dilinde aynı rolün adı Teşup'tur. Hurri etkisinin güçlendiği Orta Hitit dönemi sonrasında Hititler Teşup'u kendi hava tanrıları Tarhunna ile özdeşleştirmeye başlamıştır. Bu yüzden Türkçe yazında kullanılan "Hitit Fırtına Tanrısı Teşup" ifadesi, farklı kökenli adların ortak kullanımını yansıtır.
Bazı araştırmacılar Hurri tanrılarının Hitit yönetici sınıfına girişini I. Şuppiluliuma dönemiyle ya da Kizzuwatna kökenli yeni bir hanedanın iktidara gelişiyle ilişkilendirmiştir. Bu bir olasılık olarak ileri sürülür. Kaynaklarda bu tanrıların adı sık sık aynı çivi yazısı işaretiyle, yani rüzgâr ve fırtına anlamına gelen Sümerce göstergeyle yazıldığından, okurun hangi dildeki adı seslendirmesi gerektiğine bağlam karar verirdi. Bu durum Doğantepe'deki figürün bazen Teşup, bazen Tarhunna, bazen de yalnızca Hava Tanrısı diye anılmasını açıklar.
Fırtına Tanrısı, tarıma bağlı Hitit toplumunda yağmuru, gök gürültüsünü, toprağın verimini ve kıtlığın önlenmesini sağlayan güç olarak görülürdü. Kutsal hayvanı boğaydı. Hitit tapınak buluntularında boğa figürleri bu nedenle Fırtına Tanrısı kültüne işaret eden bir sembol olarak yorumlanır. Hititler tanrılarına adanan bayramların çokluğuyla da bilinirler ve bu bayramların bir bölümü ilkbaharda, doğanın uyanışıyla birlikte kutlanırdı.
İkonografi
Hitit sanatında fırtına tanrıları birbirine yakın biçimde gösterilir. Uzun saçlı ve sakallı bir erkek figürü boynuzlarla süslü konik bir başlık, kısa bir etek ya da kilt ve ucu yukarı kıvrık ayakkabılar taşır. Elinde omzuna dayalı ya da savurma durumunda bir gürz bulunur. Yazılıkaya kaya tapınağında Teşup'u gösteren merkezî kabartma, tanrının iki dağ tanrısının sırtında durduğunu ve elinde üç uçlu bir yıldırım tuttuğunu gösterir. Amasya heykelciğinin sivri başlığı, müze yazarlarınca bu Yazılıkaya kabartmalarındaki tanrı figürlerini anımsatan bir özellik olarak belirtilir.
Doğantepe örneğinde bu bütünlüğün ancak bir bölümü görülebilir. Başlığın biçimi, yüzün ifadesi ve gövdenin ayakta işlenmesi korunmuştur. Ellerde tutulan gürz, yıldırım ya da başka bir simge ve altta duran dağ ya da boğa gibi öğeler günümüze ulaşmamıştır. Bu eksiklik heykelciğin tam olarak hangi fırtına tanrısı tipini temsil ettiğini söylemeyi zorlaştırır. Figür Hurri Teşup'unu olduğu kadar Hititlerin kendi Tarhunna'sını ya da yerel bir kült merkezinin tanrısını da gösteriyor olabilir. Bu ayrımı yapmaya ancak elde tutulan nesne ya da eşlik eden hayvan yeterdi.
Tapınak ve Kült Bağlamı
Müze Müdürü Özdemir, Doğantepe'nin o dönemde bir Hitit yerleşimi olduğunu ve burada bir tapınak bulunmuş olabileceğini, heykelciğin de Hitit kral ve kraliçelerinin ilkbahar bayramlarında dolaştırdıkları heykellerden biri olabileceğini söyler. Bu yorum, Hitit dininde tanrı heykellerinin törenlerde taşındığı bilgisiyle uyumludur. Heykelcik küçük olduğu için hem kalıcı bir tapınak sunağında hem de törensel bir alayda düşünülebilir. Bazı yayınlar eserin Hititlerin Yukarı Ülkesi'ndeki Hakmiş/Doğantepe kült yerine tapınma için getirilmiş olabileceği gibi buradaki tapınağa ait bir heykel de olabileceğini yazar. Doğantepe'de bir tapınağın varlığı ise şimdiye kadar kazıyla gösterilmiş değildir ve tanrı figürünün bulunuşundan çıkarılan bir sonuçtur.
Hitit kaynaklarında Fırtına Tanrısı'nın en önemli kült merkezlerinden biri Nerik'tir. Hattuşa arşivindeki bir Hatti yazılı büyü metni bu kentte düzenlenen bir bayrama aittir. Nesili konuşan Hititler kenti I. Hattuşili döneminde ele geçirdi ve Nerik Fırtına Tanrısı onuruna Puruli adlı bir ilkbahar bayramı sürdürdü; bayramda Illuyanka'nın öldürülmesi öyküsü okunurdu. Hantili döneminde kent Kaşkalar tarafından yıkılınca bayram Hattuşa'ya taşındı. III. Hattuşili, II. Muvatalli'nin hükümdarlığı sırasında yaklaşık MÖ 1290 dolaylarında kenti geri aldı ve baş rahip olarak yeniden kurdu. Nerik bugün 2005'ten beri Berlin Özgür Üniversitesi'nden Rainer Maria Czichon ve Jörg Klinger'in kazı yaptığı Vezirköprü'deki Oymaağaç Höyük ile eşleştirilmektedir. Orada bulunan çivi yazılı tablet parçaları bu eşleştirmenin dayanağını oluşturur.
Hakmiş Sorunu
Hitit belgelerine göre Kaşka baskısı sürerken Fırtına Tanrısı kültü Hakmiş kentine taşındı. Hakmiş'in yeri konusunda son yıllarda yapılan öneriler, kentin Amasya sınırları içinde olabileceği noktasında birleşiyor. Doğantepe heykelciği bu tartışmada en sık başvurulan buluntudur. Oluz Höyük çalışmalarını tanıtan bir arkeoloji haberinde Doğantepe'de çıkarılan bronz Fırtına Tanrısı heykelciği, Doğantepe Höyüğü'nün Hitit kült merkezleriyle eşleştirilmesini destekleyen en büyük bulgu olarak gösterilir. Haberde Nerik adı da geçer, ama Nerik'in Oymaağaç'ta tanımlanmasıyla birlikte bu kimlik önerisi zayıflamıştır; Doğantepe için daha çok Hakmiş adı ileri sürülmektedir.
Bu eşleştirme henüz kesinleşmemiş bir hipotezdir. Hakmiş'in coğrafyası Hitit uzmanları arasında tartışmalıdır ve tek bir bronz figür, ne kadar önemli olursa olsun, bir kentin adını belirlemeye yetmez. Buna karşın heykelcik, Doğantepe'nin yalnızca geçiş yolu üzerinde bir yerleşim olmadığını, dinsel işlevi olan bir merkez olabileceğini düşündürür.
Komşu Buluntular: Oluz Höyük
Doğantepe heykelciğinin anlamı çevredeki yerleşimlerle birlikte düşünülünce netleşir. Şevket Dönmez ve E. Emine Naza Dönmez'in yönettiği Oluz Höyük kazıları, MÖ 2. binyıl katmanlarındaki Hitit varlığını ortaya koymuştur. Birinci sezonun en dikkat çekici buluntularından biri, Hitit özellikleri gösteren düğme biçimli taş bir mühürdü. Kazı ekibinden Aslıhan Yurtsever Beyazıt, sonraki yıllarda ele geçen pişmiş toprak boğa figürünün ve boğa başlı halka biçimli kabın Oluz'da Fırtına Tanrısı ile ilgili bir kutsal alan bulunabileceği düşüncesini güçlendirdiğini söyler. Bu görüşe göre höyükte sur sistemine rastlanmaması da yerleşimin askerî değil dinsel yönünün ağır bastığını gösterir. Oluz'un güneyden Šapinuva üzerinden gelen yolun üzerinde ve Hatti ülkesinden Hakmiş'e giden ana güzergâhın yakınında olduğu da vurgulanır. Oluz için ileri sürülen kent eşleştirmeleri arasında Šanahuitta ve Ištahara yer alır, ama bunların hiçbiri kesinlik kazanmamıştır.
Bu bağlamda Doğantepe'nin Teşup figürü, yalnız başına bir nesne olmaktan çıkar. Amasya çevresi Hitit yazılı kaynaklarında geçen kült kentlerinin aranabileceği bir alan olarak görünmeye başlar. Dönmez'in kazı raporu Amasya'yı arkeolojik açıdan en çok ihmal edilmiş illerden biri olarak niteler. Heykelcik bu ihmal edilmiş alandaki en doğrudan dinsel buluntu olduğundan, araştırmalarda sık sık başvuru noktası olmuştur.
Önemi ve Sınırları
Doğantepe heykelciğinin önemi üç noktada toplanır. Birincisi nadirliğidir. Metal bir insan biçimli tanrı figürünün bu boyutta ve bu korunma durumunda bulunması Hitit arkeolojisinde sık rastlanan bir durum değildir. İkincisi, Amasya yöresindeki Hitit dinsel yaşamının varlığını somutlaştırmasıdır. Bu bölge uzun süre Hattuşa ve Orta Anadolu merkezli araştırmaların gölgesinde kalmıştır. Üçüncüsü, Oluz Höyük ve Oymaağaç gibi yerlerdeki kazılarla birlikte okunduğunda Hakmiş ve Nerik gibi yazılı belgelerde adı geçen yerlerin konumu üzerine süren tartışmaya veri sağlamasıdır.
Eserin sınırı da açıktır. Bağlamsız bulunmuş, parçalı ve tarihi geniş bir aralığa yayılan bir nesne tek başına hüküm kurmaya elverişli değildir. Doğantepe'de yapılacak sistemli bir kazı ve bir tapınak ya da Hitit mimarisi kalıntısının bulunması heykelciğin yerini ve işlevini belirleyecektir. O zamana dek Amasya Teşup'u, ait olduğu kült merkezinin adı bilinmeden ve gövdesinin yarısı eksik hâlde, Hitit çağının Amasya'daki varlığını gösteren en açık nesne olarak durmaktadır.
Kronoloji
MÖ 15.-13. yüzyıllar: Heykelciğin tarihlendiği Hitit Büyük Krallık dönemi; kaynaklara göre MÖ 1450-1200 ya da 1400-1200.
MÖ 1290 dolayı: III. Hattuşili'nin Nerik'i yeniden ele geçirmesi.
1962: Doğantepe'de ev yapımı sırasında heykelciğin tesadüfen bulunması; el değiştirdikten sonra polis aracılığıyla Amasya Müzesi'ne teslim edilmesi.
2005: Oymaağaç Höyük'te (Nerik) Berlin Özgür Üniversitesi kazılarının başlaması.
2007: Oluz Höyük'te sistematik kazıların başlaması.
2018: Oluz Höyük'te pişmiş toprak boğa figürünün bulunması.
2021: Amasya Müze Müdürü'nün heykelciğin bulunuş öyküsünü ve işlevine ilişkin değerlendirmesini basına açıklaması.
Kaynakça
Akademik çalışmalar
- Şevket Dönmez, E. Emine Naza Dönmez, "Amasya-Oluz Höyük Kazısı 2007 Dönemi Çalışmaları: İlk Sonuçlar", Belleten 73/267, 2009 (belleten.gov.tr/tam-metin/87/tur). kentrehberi.amasya.bel.tr
Resmî kaynaklar
- T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Amasya Müzesi tanıtım sayfası (muze.gov.tr).
- Amasya Belediyesi, Kent Rehberi: Amasya Tarihçesi (kentrehberi.amasya.bel.tr/amasya/tarihce).
Diğer kaynaklar
- "Oluz Höyük, Hitit Fırtına Tanrısı Teşup'a adanmış tapınak barındırıyor olabilir", Arkeoloji ve Sanat (arkeolojisanat.com). arkeolojisanat.com
- "Teshub", "Nerik" ve "Amasya Museum" maddeleri, Wikipedia (en.wikipedia.org). en.wikipedia.org
- "Doğantepe, Amasya", Vikipedi (tr.wikipedia.org). en.wikipedia.org
- DHA haberi, Amasya Müze Müdürü Celal Özdemir'in açıklaması, 23 Nisan 2021 (Hürriyet, Sözcü).
- Objektif Amasya, "Amasya Müzesi'nin Minyatür Tanrısı: Teşup" ve "Amasya'da Bir Paket Sigaraya Satılan Tanrı" haberleri.
- Turkish Archaeo News, "Amasya Museum" (turkisharchaeonews.net).
Çevrimiçi kaynaklar







