Amaseia, Karadeniz kıyısından içeride, Yeşilırmak'ın dar ve derin bir vadiye yerleştiği noktada kurulmuş bir kentti. Bu konum onu liman kenti yapmıyordu, ama antik Pontus'un ekonomik düzeninde kıyıyla iç bölge arasındaki geçişi yöneten bir merkez olarak işlev görmesine yetiyordu. Kentin yetiştirdiği coğrafyacı Strabon, memleketini büyük ve derin bir vadide yükselen, hem insan eliyle hem doğal koşullarla çok iyi korunmuş bir yer olarak anlatır ve Amaseialıların ülkesini Pontus'un en geniş ve en verimli toprağı sayar. Kent, I. Mithridates'ten I. Pharnakes'e kadar yaklaşık bir yüzyıl Pontus Krallığı'nın başkenti oldu; başkentlik Sinope'ye geçtikten sonra da kraliyet mezarlarının, Zeus Stratios kültünün ve iç bölgenin yönetiminin merkezi olarak ağırlığını korudu. Onun ticaret ağındaki yeri, Karadeniz'in genel alışveriş düzeni, kıyıdaki liman kentleri ve Pontus'un iç bölgedeki üretimi birlikte düşünüldüğünde anlaşılır hâle gelir.
Karadeniz Havzasında Ticaretin Kuruluşu
Yunanlıların Karadeniz'e açılışı MÖ 8. yüzyılın sonlarına doğru başlar. Önce yerli halklarla alışveriş için küçük ticaret noktaları (emporia) kurulmuş, zamanla bunlar çoğu Miletli kolonistlerce yerleştirilen kentlere dönüşmüştür. Kıyıdaki Yunan kentleri uzun süre Skitler ve öteki yerli topluluklarla iyi komşuluk içinde yaşadı; ticaret en çok tarım ürünlerinin, özellikle tahılın, metal eşya ve lüks mallarla değiş tokuşuna dayanıyordu. Kuzey Karadeniz kıyıları, Kırım ve Dobruca antik dünyanın tahıl ambarları sayılırdı. Herodotos, Skit çiftçilerinin ekinleri satmak amacıyla ektiğini, kendi tüketimlerini düşünmediğini yazar. Bu akışın büyük bölümü Boğazlar üzerinden Ege dünyasına taşınıyordu.
Denizcilik önceleri kıyı boyunca, güneyde Anadolu, batıda Trakya yolu izlenerek yapılırdı. Fırtınalar, sığ sular, kayalıklar ve korsanlar tehlikeliydi, yine de her kıyıda elverişli demirleme yerleri bulunuyordu. Deri ve kürk Boğazlar'a bu yoldan ulaşırdı; bal ve balmumu, batı kıyısındaki ormanlardan elde edilen kereste ve demir eritmede kullanılan odun kömürü de havzanın bilinen kalemleri arasındaydı. Bölgenin ekonomik önemi Akhaimenid döneminde de arttı. Karadeniz'in güney kıyısı Kyros'tan itibaren Pers İmparatorluğu sınırları içinde kaldı, ama kaynaklar bölgenin Yunan dünyasıyla bağlarının Pers dünyasıyla olanlardan çok daha yoğun olduğunu gösterir. Doğuya giden yollar da vardı. Strabon'a göre bunlardan biri Phasis ağzından Kyros (Kura) Irmağı ve Hazar Denizi üzerinden Hirkanya, Margiana ve Baktria'ya, oradan Hindukuş'a ve Hindistan'a uzanıyordu.
Güney kıyısının Yunan kentleri bu ticarette kuzeydeki Yunanlıların etkin ortaklarıydı. MÖ 5. ve 4. yüzyıllarda Herakleia Pontike, onun hemen ardından da Sinope bölgenin en büyük şarap ve zeytinyağı tüccarlarıydı; bu iki kent kuzey kıyısıyla Ege, özellikle Atina arasındaki alışverişte aracılık ediyordu. Yunanlılar için önem taşıyan başlıca mallar tahıl, balık, deri ve kereste gibi doğal kaynaklardı. Sergej Saprykin'e göre Hellenistik dönemde bu kentlerin Karadeniz ticaretindeki payı belirgin biçimde azaldı, ancak Sinope kuzey ve doğu kıyılarıyla Rodos, Kos ve Bizantion arasındaki alışverişte kolaylaştırıcı rolünü sürdürdü.
Balık Ticareti Üzerine Tartışma
Balıkçılık havzanın eski gelir kapılarından biriydi: ton, uskumru, mersin balığı ve hamsi başlıca av ürünleriydi ve tuzlanarak Yunanistan'a ve Yakın Doğu'ya gönderildiği kabul edilir. On dokuzuncu yüzyıldan beri yaygın olan bu tablo son yıllarda sorgulanmıştır. John Lund ile Vincent Gabrielsen, tuzlanmış Karadeniz balığının Akdeniz'e büyük ve düzenli bir akışla taşındığına dair arkeolojik kanıtın çok az olduğunu vurgular. Karadeniz'de üretilmiş damgalı amforalar Boğaz'ın güneyinde ancak seyrek olarak bulunur: Atina'da yayımlanan 1001 amfora damgasından yalnızca altısı Sinope'den, biri Khersonesos'tan gelmektedir ve bütün Akdeniz'de bilinen Sinope damgalı amfora sayısı 181'dir. Bu yüzden iki araştırmacı, T. W. Gallant'ın Karadeniz balığının seçkin bir çevreye hitap eden bir lüks mal olduğu yolundaki görüşüne arkeolojik açıdan hak verir.
Aynı yazarlar bu sonucun ticaretin önemsiz olduğu anlamına gelmediğini de ekler. Yazılı kaynaklar Pontus tuzlu balığının Atina'da beğenildiğini gösterir; balığın amforalar dışında, arkeologlarca henüz tanınmamış kaplarla, tahta sandıklar ya da sepetlerle taşınmış olması da mümkündür. Varna açıklarında bulunan ve Sinope işi olduğu düşünülen bir amforanın içinde parçalanmış büyük bir tatlı su yayın balığına ait kemikler, zeytin çekirdekleri ve reçine çıkması bu tartışmaya yeni bir örnek eklemiştir; yine de bu kabın geminin kendi erzakını mı yoksa bir ticari yükü mü taşıdığı belirsizdir. Pontus kıyısında yaşayanlar için balık her durumda önemli bir geçim kaynağıydı ve Strabon'un Sinope ile Pharnakeia çevresindeki palamut avına ilişkin kayıtları bunu doğrular.
Güney Kıyısının Limanları
Pontus iki ayrı bölgeden oluşuyordu: dar bir kıyı şeridi ve nehir vadileriyle bölünmüş dağlık bir iç kesim. Kıyıya paralel uzanan Pontus Dağları bu ikisini birbirinden ayırır, geçitleri ve vadi yollarını belirleyici kılardı. Kıyıda Yunan kolonileri egemendi. Bunların en önemlisi Sinope idi; Strabon kenti, bir yarımadanın boynuna kurulu, iki yanında limanlar ve demirleme yerleri bulunan, doğal koşullarla insan öngörüsünün birleştiği bir yer olarak anlatır. Sinope, Trapezus (Trabzon), Kerasus ve Kotyora gibi kendi kolonilerini de kurdu. Çevresindeki dağlar kerestesiyle bilinirdi, kentin kendi parası vardı, adını verdiği kırmızı toprak boya sinopia ise Kapadokya'da çıkarılıp antik dünyanın her yerine ulaşırdı. Strabon, palamut avında Sinope'nin ikinci, Bizans'ın üçüncü sırada geldiğini de aktarır.
Sinope'nin siyasî ağırlığı da büyüktü. Kent MÖ 183'te I. Pharnakes tarafından ele geçirildi ve ardından krallığın başkenti oldu. Pharnakes'in bu tercihi askerî, ticarî ve siyasî gerekçelere dayanıyordu: Sinope hem doğal bir limana sahipti hem de iç bölgelere uzanan yollara açılıyordu. Strabon, VI. Mithradates Eupator'un burada doğup yetiştiğini, kenti krallığının ana kenti saydığını yazar. Amaseia ise iç bölgenin kraliyet merkezi olarak kaldı. Böylece krallık iki ayrı ekonomik çevreyi iki merkezden yönetiyordu: biri denizin, öteki vadinin ticaretinin başında duruyordu.
Amisos (bugünkü Samsun), Sinope'den yaklaşık 900 stadion uzaklıkta, Strabon'un önemli bir kent olarak andığı bir limandı. Kentin MÖ 8. yüzyılın ortalarında Miletli Yunanlılarca kurulduğu söylenir; verimli toprakları ve sığ sularıyla çok sayıda tüccarı çektiği kaydedilir. Strabon, Amisos topraklarının Amazonların yurdu sayılan Themiskyra ovasını ve Sidene'yi de kapsadığını aktarır. Amisos'u Amaseia'ya bağlayan hat Yeşilırmak (antik Iris) vadisinden geçiyordu. Strabon, Iris'in Dazimonitis ovasından ve eski bir kraliyet konağı olan Gaziura'nın yanından geçtikten sonra Amaseia surlarının dibinden aktığını, Phanaroia'da Lykos ile birleştiğini, ardından Themiskyra ovasından geçip denize ulaştığını anlatır. Nehir vadisi, iç bölgenin ürününü kıyıya indiren doğal bir güzergâhtı. Amaseia, bu vadinin hem su hem yol bakımından ilk geniş durağında yer alıyordu. Amisos limanını Amaseia'ya bağlayan bir başka yol da güneydeki tapınak kenti Zela'dan geçiyordu.
Pontus Kralları ve Kıyı Kentleri
Pontus Krallığı başlangıçta denize çıkışı olmayan bir iç ülke devletiydi. Saprykin'in belirttiği gibi ilk kralların başlıca işi kıyıdaki Yunan kentlerini denetim altına almaktı ve MÖ 2. yüzyılın başına gelindiğinde Amisos, Amastris, Trapezus ile kolonileri ve en sonunda Sinope ile onun kolonileri krallığa katılmıştı. Aynı araştırmacıya göre Amisos, Amaseia ile birlikte krallığa ilk bağlanan kentlerdendi ve tarih boyunca doğu Anadolu'nun iç kesimleriyle bağlantılıydı. I. Pharnakes kendi adını taşıyan Pharnakeia'yı kıyıda yeni bir kent olarak kurdu; bu, kralın Karadeniz'e verdiği önemi gösterir. Ne var ki MÖ 183-179 savaşındaki yenilgisi krallığın ekonomisini ağır biçimde sarstı. Pharnakes'in Kırım'daki Khersonesos ile yaptığı antlaşmada kentin kuzeybatı Kırım'daki tahıl topraklarını Skitlere karşı savunmayı üstlenmesi, Saprykin'e göre Amisos ve Sinope tüccarlarının buğday aldığı bu bölgeyi korumaya dönük bir hamleydi.
Oğlu V. Mithridates Euergetes döneminde kuzey kıyısıyla bağlar güçlendi. Amisos ve Sinope'den gelen göçmenlerin MÖ 2. yüzyılın ikinci yarısında Bosporos Krallığı'nda yaşadığını mezar taşları gösterir; Atina'ya ve Delos'a giden Amisoslu ve Sinopelilerin de en çok bu dönemde arttığı anlaşılır. Amisos'un başlıca ihraç mallarından biri, çoğu Dionysos kültüyle ilgili pişmiş toprak figürinlerdi ve bunlar MÖ 3. yüzyılın sonundan 1. yüzyıla kadar bütün Karadeniz çevresinde bulunmuştur. Kentin gümüş drahmileri Kırım'dan batı Gürcistan'a kadar geniş bir alana dağılmış, Pantikapaion, Gorgippia ve Phanagoria'nın ilk gümüş sikkelerinden bir kısmı Amisos drahmilerinin üzerine yeniden basılmıştır. Metal çözümlemeleri, Bosporos'un son bronz sikkelerinin sarı Pontus bakırından yapıldığını gösterir. Saprykin bundan, Pontus Krallığı'nın kuzey kıyısına sikkenin yanı sıra sikke basımı için maden de sağladığı sonucunu çıkarır.
VI. Mithradates Eupator tahta çıktığında çevresini Amisos'un önde gelen yurttaşlarıyla doldurdu ve bu kente öteki Pontus kentlerinden çok daha fazla sayıda ve çeşitte sikke basma ayrıcalığı tanıdı. Kuzey Karadeniz'den gelen tahıl krallık için hayatî önemdeydi: Bosporoslular krala her yıl 180.000 medimnos tahıl ve 200 talanton gümüş gönderiyordu, Roma ile üçüncü savaştan önce ise Mithradates Karadeniz'in çeşitli yerlerinden yaklaşık iki milyon medimnos tahıl topladı. Kolkhis de donanmanın kurulması için kereste, kenevir, altın ve erzak sağlıyordu. Saprykin, kıyıdaki Yunan kentleriyle yapılan bu alışverişin Pontus kentlerinin liman gelirlerini ve kraliyet hazinesini beslediğini düşünür.
Amaseia'nın Konumu ve Toprakları
Strabon'un kendi kentini anlatışı, ekonomik işleyişle de ilgili ipuçları taşır. Kent, Iris'in aktığı derin bir vadide, nehre doğru dik inen yüksek bir kayanın üstünde ve eteğinde kuruludur. Kaya, hem kent hem kale olarak iş görecek biçimde düzenlenmiştir: bir yanda nehir kıyısına yerleşmiş kent surları, öbür yanda tepelere tırmanan duvarlar yer alır. Kayanın iki tepesi birbirine dar bir boyunla bağlanır ve surların içinde krallara ait saraylar ve anıtlar bulunur. Kayanın içinde, biri nehre biri boyuna doğru oyulmuş iki kanal, kente suyu hiçbir koşulda kesilemeyecek bir kaynak sağlar. Nehir üzerinde iki köprü vardır; biri kentten banliyöye, öteki banliyöden dış topraklara geçirir. Yani kent, kuşatmada dayanıklı olduğu kadar, kara trafiğini bir noktaya toplayan bir geçit niteliği de taşıyordu.
Strabon'un andığı köprülerin akıbetini Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar ayrıntılı biçimde tartışır. Ona göre bu köprülerden yalnızca Alçak Köprü ayakta kalmıştır, o da ırmağın yatağında gözden kaybolmuş ve üzerine yenisi yapılmıştır. Hüsâmeddîn, Kızlar Sarayı hizasındaki köprünün temelini oluşturan eski yapının küçük gözlü olarak granitten örüldüğünü, hiç onarım görmeden ayakta kaldığını, ırmak yatağı doldukça gözlerinin toprak altında kaldığını ve kemerleri üzerine kalın, kare kesitli kâgir ayaklar oturtulduğunu yazar. Köprünün Pontus devletinin eseri olduğunu, zamanla alçaldığı için halk arasında "Alçak Köprü" adını aldığını, 1281 yılına kadar üzerinden geçildiğini belirtir. Taşkınlarda tehlike yarattığı için Amasya mutasarrıfı Ziya Paşa eski köprüyü temel yaparak üzerine ahşap bir köprü kurdurmuş, bu köprü 1298 taşkınında yıkılınca 1299'da ayakları kâgir, üstü ahşap olarak yeniden yapılmıştır. Ancak Hüsâmeddîn aynı sayfada vadideki altı köprünün hiçbirinin eski zamanlardan kalmadığını, hepsinin İslâm fethinden sonra yapıldığını da söyler; Alçak Köprü'nün Pontus dönemine ait olduğu yolundaki görüşü bu genel hükümle çelişir ve modern bir araştırmayla doğrulanmış değildir.
Hüsâmeddîn'e göre Pontus devrinde kentin zemini bugünkünden en az altı metre aşağıdaydı. Kuyu kazılarında çıkan kalıntılar İçeri Şehir'in mermer döşemeli olduğunu, ırmak yanının sağlam bir surla çevrildiğini ve yapıların çoğunun kırmızı tuğla ve kısmen mermerden yapıldığını göstermiştir. Irmağın güney yakasında, Osmanlı döneminde Yukarı ve Aşağı Pazar denen kesim boyunca, Receb, Şamlıca ve Sofîzâde mahallelerinin altında bulunan kalıntılar da bu yakanın düzgün döşenmiş ve iyi yapılarla dolu olduğunu gösteriyordu. Hüsâmeddîn, Alçak Köprü'nün yapım tarzının ve ırmağın dibine kadar inmesinin, yer altında çıkan bu yapılarla aynı hizada bulunmasıyla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini düşünür. Antik kentin iki yakasını birbirine bağlayan bu geçişin, Strabon'un anlattığı kent ile banliyö arasındaki köprüye karşılık gelebileceği düşünülebilir; bu bir çıkarımdır ve kazıyla kanıtlanmamıştır.
Köprülerin ötesinde vadi önce dar, sonra genişleyerek Khiliokomon ovasına açılır. Amaseialıların ülkesinin kuzey bölümü yaklaşık beş yüz stadion uzunluğundadır, geri kalanı bundan çok daha uzundur ve Babanomos ile Ximene'ye değin gider; kuzeyden güneye ise Zelitis'i ve Büyük Kapadokya'yı, Trokmilere kadar kapsar. Böylesine uzun bir şeridin iki ucu, kıyı limanlarına ve Kapadokya yaylalarına bağlanıyordu. Kentin güneybatısından kuzeyine, Iris ile Halys arasında uzanan ova antikçağda Gazakene adını taşıyordu. Phazemonitis'te sağlık veren sıcak su kaynakları ve yüksek bir tepede kurulu Sagylion kalesi de bu topraklardandır; Sagylion'un su deposu kralların işine yarardı, ancak Pompeius'un emriyle kaleler artık kaçakların barınmasına elverişli kalmasın diye işlevsiz kılınmıştı. Phazemonitis'in geri kalanı Strabon'a göre ağaçsızdır ama tahıl bakımından verimlidir. Mithradates savaşları yüzünden terkedilmiş araziler çoktu, ama toprakların büyük bölümü hâlâ ağaçlıktı, bir kısmı at otlağı ve öteki hayvanlar için elverişliydi.
Pontus'un Üretimi
Krallık zengin doğal kaynaklara sahipti. Kıyıda ton balığı avcılığı değerli bir sanayiydi, gemi yapımı için gereken kereste bol bulunuyordu. Amisos'un doğusundaki Themiskyra ovası sığır, at, tahıl ve meyve veriyordu. Pharnakeia'nın güneyindeki Paryadres dağlarında ünlü maden yatakları vardı. Strabon, Pharnakeia'nın karşısında yaşayan Khaldaioi'ların eski adının Khalybes olduğunu, burada denizde palamut avının, karada madenciliğin bulunduğunu, madenlerin kendi zamanında yalnızca demir verdiğini, eskiden gümüş de çıkarıldığını yazar. Dağlar denize çok yakın olduğundan sahil şeridi dar kalıyor, ekilebilir toprak az oluyordu; halk madencilik ve balıkçılıkla geçiniyordu. Strabon ayrıca balık sürülerinin peşinden kıyıya yaklaşan yunusların avlandığını ve yağlarından her amaçla yararlanıldığını ekler.
İç bölgede en verimli yer, Iris ile Lykos'un birleştiği Phanaroia ovasıydı; Strabon burayı Pontus'un en iyi kesimi sayar. Bağ, zeytin ve çeşitli tarım ürünleri burada yetişiyordu. Iris'in aktığı ova her zaman nemli ve otlu olduğundan sığır ve at sürülerini besler, darı ve sorgum ekimine uygun düşerdi. Strabon, suyun bolluğunun kuraklığı dengelediğini, buradaki halka hiçbir zaman kıtlığın gelmediğini yazar. Dağ eteklerinde yabanî üzüm, armut, elma ve fındık yılın her mevsiminde toplanabiliyor, av hayvanı da çoktu. Amaseia'nın kendi ülkesinde ise Strabon'a göre vadi önce Khiliokomon ovasına açılır, ardından Diakopene ve Pimolisene toprakları gelir, hepsi verimlidir ve Halys Nehri'ne kadar uzanır. Khiliokomon adı "bin köy" anlamına gelir ve bölgenin yoğun köy yerleşimini yansıtır; köy, Pontus'ta en yaygın toplumsal örgütlenme biçimiydi ve Anadolu'nun eski düzenine bağlanırdı. Güneydoğuda, Komana topraklarındaki Dazimonitis (Kazova) bağcılık, meyvecilik ve tahıl tarımına elverişli olduğu kadar demir ve bakır madenleriyle de zengindi.
Amaseia ülkesinin batısı, Ximene'de, kaya tuzu yatakları barındırıyordu; Strabon, Halys (Kızılırmak) adının bu tuz ocaklarından (halae) geldiğini belirtir. Pimolisa yakınındaki Sandarakurgion Dağı'ndan ise sandarak (realgar) çıkarılırdı. Strabon bu ocağı ayrıntılı anlatır. Ocağı vergi toplayıcıları (publicani) işletir, çalışanlar suçlarından ötürü pazarda satılan kölelerden oluşurdu. İşin ağırlığı bir yana, madendeki havanın ve cevher kokusunun ölümcül olduğu, işçilerin kısa sürede öldüğü, iki yüzden fazla işçi bulunmasına rağmen hastalık ve ölümle sürekli tükendikleri, ocağın verimsizliği yüzünden sık sık atıl kaldığı yazılıdır. Bu kayıt, kentin çevresinde madenciliğin ne ağır bir insan bedeliyle yapıldığını gösteren nadir ayrıntılardan biridir. Strabon'un anlattığı öteki ürünlerin bir kısmı Amaseia'ya ait olmayıp daha batıdaki Paphlagonya kıyısına bağlıdır; Amastris ve Kytoros çevresinde yetişen şimşir ağacı bunlardan biridir.
Amforalar ve Kıyı Kentlerinin Sikkeleri
Antik ticaretin izini en güvenilir biçimde süren buluntulardan biri damgalı amfora kulplarıdır. Pontus kıyı kentlerinde bulunan bu mühürlü kulplar, kentlerin hem Karadeniz'deki öteki yerleşimlerle hem Ege dünyasıyla geniş ticaret bağları kurduğunu gösterir. Klasik ve Hellenistik dönemde Karadeniz'de amfora üreten başlıca merkezler Herakleia, Amastris, Sinope, Dioskourias ve Khersonesos idi. Bu kapların içeriği tartışmalıdır. Sinope amforalarının esas olarak şarap taşıdığını düşünenler olduğu gibi, zeytinyağının daha olası olduğunu savunanlar da vardır; antik yazarlar Sinope'de hem bağcılığın hem zeytinciliğin yapıldığını kaydeder. Nicolae Conovici'nin Histria'dan yayımladığı yaklaşık 550 Sinope damgasında en sık görülen semboller, yaklaşık yüzde 28 ile, üzüm, satirler ve sofra kapları gibi şaraba göndermede bulunan işaretlerdir; damgaların yüzde 2'si ise Sinope sikkelerindeki yunus tutan kartal amblemini taşır.
Sikkeler de ekonomik ağı belgeler. Sinope MÖ 450 ile 325 arasında, bir kartalın pençesinde yunus ya da başka bir deniz hayvanı tuttuğu desenli sikkeler bastı; aynı tip, Milet kolonisi olan İstros ve Olbia'da da görülür. Sinope tipi sikkeler MÖ 4. yüzyılda Akhaimenid satrapları tarafından da basılmaya devam etti. Pontus kralları Pers soyundan geldiklerini ileri sürseler de sikkelerinde Hellenistik hükümdarlar gibi görünür, İskender'in kral statırını örnek alırlardı. Sinope'nin iç bölgeyle ilişkileri ise zamanla gelişti. Kent uzun süre kıyıdaki öteki topluluklar dışında iç Anadolu'dan görece yalıtık kaldı. Arkeolojik buluntular, MÖ 4. yüzyıl ile 1. yüzyıl arasında liman kenti ile çevresindeki iç bölgeler arasında ekonomik hareketliliğin arttığını gösterir. Bu aralık, Amaseia'nın başkent olarak yükseldiği ve ardından iç bölgenin kraliyet merkezi olarak kaldığı dönemle örtüşür.
Amaseia Sikkeleri ve Amasya Müzesi Buluntuları
Amaseia, Hellenistik dönemde kendi adıyla bronz sikke basan kentlerden biriydi; bu sikkelerde kentin adı ΑΜΑΣΣΙΑΣ biçiminde yazılır ve en erken örnekler MÖ 120-100 yıllarına tarihlenir. VI. Mithradates dönemine ait bir tipte ön yüzde Zeus başı, arka yüzde yıldırım üzerinde duran bir kartal görülür; bu tasvir kentin koruyucu tanrısı ve kraliyet kültünün merkezi olan Zeus Stratios ile ilişkilendirilir. Kanatlı bir baş ile yıldızlar arasında bereket boynuzu taşıyan bir başka tip ise MÖ 120-100 arasına konur. Arka yüzdeki yazı bunları kentin kendi basımı gibi gösterse de aynı tiplerin Amisos ve Sinope'de de basılmış olması, gerçek yetkinin VI. Mithradates'te olduğunu düşündürür. Kral, Pontus ve Paphlagonya kentlerine görünüşte bir özerklik tanırken denetimi elden bırakmamış, bu yüzden kentlerin bronz sikkeleri tip bakımından birbirine eşitlenmiştir. Dionysos ile kutsal sepet (cista mystica), Ares başı ile kınındaki kılıç bu ortak tiplerin en bilinenleridir.
Amasya Müzesi'nin sikke koleksiyonu, kentin bu ağdaki yerini somut olarak izlemeye imkân verir. Stanley Ireland'ın 2000'de yayımladığı katalog müzedeki 4.500'den fazla sikkeyi kapsar ve bunlar MÖ 5. yüzyıldan MS 11. yüzyıla kadar uzanır. Sikkelerin çoğu çevre bölgeden gelen buluntulardır; bu yüzden Amaseia, Amisos, Sinope ve Kapadokya'daki Kaisareia darphaneleri zengin biçimde temsil edilir, ama Küçük Asya'nın elliyi aşkın başka darphanesinden de örnekler vardır ve bir kısmı Mısır'daki İskenderiye'ye, Galya'daki Arles'e kadar uzak yerlerden gelir.
Saprykin bu katalogdan önemli bir sonuç çıkarır. Müzedeki Mithridates dönemi bronz sikkelerinin büyük çoğunluğu eski Amaseia'dan gelir ve bunlar arasında Amisos darphanesinin ürünleri, yaklaşık MÖ 100-65 yıllarına tarihlenerek, açık bir üstünlük taşır. Pontus'ta bulunan definelerde de Amisos bronzları Sinope, Amastris, Gaziura, Komana ve Khabakta gibi merkezlerin sikkelerinden yedi kattan fazla sayıdadır: oran yüzde 72,12'ye karşı yüzde 12'dir ve ikinci sırayı Sinope alır. İç pazarda en yaygın Amisos tipleri Ares ile kılıç, Athena ile Perseus ve egis üzerinde Gorgo başı ile palmiye dalı tutan Nike tipleriydi. Kuzey kıyısındaki Pantikapaion darphanesinin sikkeleri ise müzede yalnızca iki örnekle temsil edilir; Pontus definelerinde bunlardan yalnız biri, Merzifon definesinde, görülür. Saprykin buna dayanarak Amisos'un MÖ 2. yüzyılın sonu ile 1. yüzyılın başında iç bölgeyle ticarette en etkin kent olduğunu savunur.
Aynı tablo Karadeniz'in öbür kıyılarında da görülür. Olbia, Khersonesos, Tyras, Bosporos ve Kolkhis'teki buluntularda Pontus sikkelerinin en yoğun olduğu dönem MÖ 111-90 arasıdır ve Amisos sikkeleri bu buluntuların başını çeker. Saprykin, Pontus bronzlarının kentler arası bir para gibi işlediğini, Pontuslu aracıların Bosporos'ta mal satın alıp Pontus'ta daha yüksek fiyata sattığını ya da Pontus limanlarında gümrük ödediğini, böylece hem kraliyet gelirlerinin hem Amisos ile Sinope'nin kazancının arttığını öne sürer. Kral adına basılan altın stater ve gümüş tetradrahmiler ise kuzey kıyısında ödeme aracı olarak kullanılmamış, yalnızca tapınaklara adak olarak bırakılmıştır. MÖ 85'ten sonra Amisos sikkelerinin kuzey kıyısındaki yaygınlığı azalır ve üçüncü Roma savaşının ardından Amastris ile Sinope tüccarları öne çıkar. Amaseia'nın bu düzende kıyıdaki darphanelerin parasıyla dönen bir iç pazar olduğu, müzedeki buluntu dağılımından çıkarılabilir; kentin kendi bronzlarının bu pazardaki payı hakkında elimizde ayrıntılı bir sayım yoktur.
Tapınak Devletleri ve Panayır Merkezleri
Pontus'un ekonomik düzeninde Anadolu kökenli tapınak devletleri ayrı bir yer tutardı. Komana, Ma tanrıçası için kurulmuş geniş bir tapınak mülküydü; yaklaşık altı bin tapınak hizmetlisi ve geniş kutsal arazisi vardı, rahibin yetkisi altındaydı ve rahip, tanrıçanın yılda iki kez yapılan "çıkış" törenlerinde diadem takar, kraldan sonra ikinci sırada sayılırdı. Strabon, Komana'nın kalabalık bir şehir ve Ermenistan'dan gelenler için dikkate değer bir ticaret merkezi (emporion) olduğunu yazar. Törenlere kentlerden ve kırdan gelen halk toplanır, sakinler bağlarla çevrili mülklerde rahat yaşardı. Strabon, bolluk içinde geçen yaşamı ve kente akın eden tüccarla askerin paralarını harcamasını, Korinthos'a benzettiği bir atasözüyle anar. Komana, Hellenistik dönemden itibaren sikke basan ender iç bölge yerleşimlerinden biriydi.
Zela'da Anaitis tapınağı bulunur, Pontus halkı en önemli yeminlerini burada ederdi. Zela, Iris ile Skylaks'ın suladığı verimli Zelitis ovasında, tarım ve hayvancılığın yapıldığı bir bölgenin merkezindeydi ve Amisos limanını Amaseia'ya bağlayan yolun üzerinde bulunuyordu. Ameria'daki Men Pharnakou ve Selene tapınağı da büyük olasılıkla II. yüzyılda I. Pharnakes döneminde kurulmuş bir Anadolu kutsal alanıydı; arazilerinde tapınağa bağlı yüzlerce hizmetli çalışıyordu ve Pontus kralları krallık yeminini "kralın kaderi ve Pharnakes'in Men'i" üzerine edecek kadar bu tapınağa saygı gösterirdi. Bu merkezlerdeki hizmetlilerin ve geniş mülklerin ekonomik ağırlığı büyüktü; tapınak kurumlarının bankacılık gibi bir işlev gördüğüne dair kaynaklarda açık bir kayıt ise yoktur.
Amaseia'nın kendi topraklarında da benzer bir toplanma yeri vardı. Kentin yaklaşık 10 km doğusunda, Phanaroia'ya (Taşova) giden yolun üzerindeki Yassıçal (eski adıyla Ebemi) yakınında Zeus Stratios kutsal alanı bulunuyordu. VI. Mithradates kentte sürekli bir garnizon bulundurmuş, bu kutsal alanı sık sık ziyaret ederek tanrı adına bir sunak yaptırmıştı. David French 1984'te burada bir yapıyı çevreleyen ve her biri ayrı bir bölgeyi işaret eden on dört taş tespit etmiştir. Kent topraklarındaki köylerin temsilcilerinin yılın belirli dönemlerinde burada kutlamalar yaptığı düşünülmektedir; böyle toplantıların alışverişe de vesile olup olmadığı kaynaklarda geçmez.
Krallığın Ekonomik Dayanağı
Pontus Krallığı'nın uzun süre ayakta kalmasında askerî gücün yanı sıra bu ekonomik dayanağın payı vardı. Nüfus üç kültürel kesimden oluşuyordu: kıyıda ağırlıkta Yunanlılar, iç bölgede Persler ve yerli Anadolu halkları. Bölgede Helenistik Yunanca yazıtların azlığı, Yunan kültürünün kıyı kentleri ve saray dışında derine işlemediğini düşündürür. Amaseia ve çevresi uzun süre Doğu etkisinde kaldı; yerleşimlerin çoğu verimli ırmak vadilerinde kurulmuştu ve temel geçim kaynakları tarım ve hayvancılıktı. VI. Mithradates Eupator, Karadeniz çevresinin hemen tamamını denetimine aldı ve yaşamının son otuz yılını Roma'ya karşı verdiği mücadeleyle geçirdi. Strabon, Kabeira'da kralın sarayının, su değirmenlerinin, hayvanat bahçesinin, av alanlarının ve madenlerin bulunduğunu yazar. Kabeira, doğudan gelip batıya uzanan ana kara yolunun üzerindeydi. Kainon Chorion kalesinde saklanan hazineler ise sonradan Pompeius tarafından Capitolium'a adandı.
Roma Döneminde Yollar ve Kentler
Roma egemenliğiyle birlikte düzen değişti. Amaseia, MÖ 70'te Lucullus tarafından ele geçirildikten sonra Pompeius'un kurduğu Bithynia ve Pontus eyaletinin idarî merkezi, aynı zamanda özgür kent oldu. Pompeius yeni kentler kurdu: Phazemon köyünü Neapolis'e, Pimolisene çevresindeki bir yeri Pompeiupolis'e, Kabeira yakınındaki yarım kalmış Eupatoria'yı Magnopolis'e dönüştürdü. Ayrıca kalelerin yıkılmasını emretti, kaçakların ve soyguncuların bu kalelerden yararlanmaması için. Pompeius'un iç Pontus'ta kurduğu ya da yeniden düzenlediği yerleşimlerin yedisi Amaseia çevresindeydi ve kentleri birbirine bağlayan geniş bir yol ağı da onun döneminde yapıldı. Amisos Sezar'ın, sonra Augustus'un eliyle özgürleşti ve Strabon'un zamanında iyi yönetilen bir kent olarak anlatılır. Sinope'ye bir Roma kolonisi yerleştirildi.
Amaseia, Strabon'un deyişiyle bir ara krallara verilmiş, kendi döneminde ise eyalet hâline gelmişti. Marcus Antonius doğu eyaletlerini yeniden düzenlerken kenti bölgedeki başka kentlerle birlikte yerel hükümdarlara bırakmış, MÖ 3/2'de ise Amaseia Roma'nın Galatya eyaletine bağlanarak Pontus Galaticus'un merkezi olmuştu. İmparatorluk döneminde "Pontus'un metropolisi ve birinci kenti" unvanlarını sikkelerinde taşıdı; aynı unvanları Neokaisareia da kullanıyordu. Kent Tiberius'tan Severus Alexander'a kadar pek çok imparator döneminde ΑΜΑCΙΑC yazılı sikkeler bastı. Mithradates savaşları yüzünden ülkede yıkık kaleler ve boşalmış topraklar vardı, ama Strabon, ülkenin hâlâ ağaçlık ve otlak olarak elverişli, yaşam için uygun olduğunu belirtir.
Roma yollarının Amaseia çevresindeki izleri 1970'lerden 1990'ların ortasına kadar David French'in yürüttüğü yüzey araştırmalarıyla belgelenmiştir. 1984'te Amaseia ile Neokaisareia (Niksar) arasındaki yolun güzergâhı doğrulanmış, 1987'de bu yolun bir kesiminde yakınında küçük bir bent bulunan bir konak yeri ve bir tahkimat tespit edilmiştir. 1985'te Boğa ve Çiğemlik'te Diocletianus dönemine ait iki yeni mil taşı bulunmuş, Amasya'nın kendisinde ele geçen bir mil taşı parçası müzeye kaldırılmıştır. 1986'da Bağlıca, Akyazı, Ezinepazar ve Toklucak'ta mil taşları kaydedilmiş, 1989'da ise kentten Suluova'ya ve oradan Osmancık'a giden iki Roma güzergâhı incelenmiştir. Son araştırma döneminde Alaca ile Amasya arasındaki yol da ele alınmıştır. Bu bulgular, Strabon'un kara trafiğini bir noktada toplayan geçit kenti olarak tarif ettiği Amaseia'nın Roma döneminde de batıda Halys havzasına, doğuda Lykos vadisine uzanan yolların kavşağında kaldığını gösterir.
Kronoloji
MÖ 8. yüzyılın sonu: Yunanlıların Karadeniz'e açılışı başlar, ilk ticaret noktaları kurulur.
MÖ 7. yüzyıl: Miletli kolonistler Sinope'ye yerleşir (bazı araştırmacılar 8. yüzyılı önerir).
MÖ 450-325: Sinope tipi sikkeler dolaşımdadır.
MÖ 227/226: Pontus kralı, depremle yıkılan Rodos'a bağışlarda bulunur.
MÖ 183: I. Pharnakes Sinope'yi ele geçirir; krallığın başkenti Amaseia'dan Sinope'ye geçer.
MÖ 179: Pharnakes, komşularının koalisyonuna yenilir; aynı yıl Khersonesos ile antlaşma yapar.
MÖ 120-100: Amaseia adına basılmış bilinen en erken bronz sikkeler.
MÖ 111-90: Pontus bronz sikkelerinin, başta Amisos basımlarının, Karadeniz çevresinde en yaygın olduğu dönem.
MÖ 70: Lucullus Amaseia'yı ele geçirir.
MÖ 63: VI. Mithradates'in ölümüyle krallık sona erer, Roma Pontus eyaletini kurar.
MÖ 3/2: Amaseia, Galatya eyaletine bağlanan Pontus Galaticus'un merkezi olur.
Doğrulanamayan Noktalar
Amisos'un demir, zeytin ve gümüş ticaretiyle ünlü olduğu ve Part ülkesinden gelen kervan ticaretinin önemli bir kısmını karşıladığı yönündeki anlatılar elimizdeki birincil kaynaklarda doğrulanamamıştır. Strabon'un kaydında demir ve gümüş madenleri Pharnakeia çevresindeki Khalybes bölgesiyle ilişkilendirilir; Amisos'un daha erken tarihli gümüş sikkelerinin Margiana'daki Part kenti Nisa'ya kadar ulaştığı ise sikke buluntularıyla bilinir. Sinope'nin kuruluş tarihi de tartışmalıdır: yazılı kaynaklar daha erken bir yerleşime işaret ederken arkeolojik buluntular Karadeniz çevresinde Yunan yerleşiminin 7. yüzyılın sonundan itibaren belgelendiğini gösterir. Alçak Köprü'nün Pontus dönemine ait olduğu yalnızca Hüsâmeddîn'in görüşüdür ve kendi eserindeki genel hükümle çelişir. Amasya Müzesi sikke kataloğunun içeriği burada yayıncı tanıtımı ve Saprykin'in aktarımı üzerinden kullanılmıştır.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Strabon, Geographika, XII. kitap (Pontus ve Kapadokya bölümleri).
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 1, s. 104 ve 107, Amasya Belediyesi e-kitap: https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/1-4/files/basic-html/page104.html ve https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/1-4/files/basic-html/page107.html
- Kamil Doğancı - Recep Altın, "Strabon'a Göre Antikçağda Amaseia ve Çevresi", Karadeniz Araştırmaları, 15/58 (2018), s. 1-25.
Kitaplar
- Sergej Ju. Saprykin, "The Unification of Pontos: The Bronze Coins of Mithridates VI Eupator as Evidence for Commerce in the Euxine", Vincent Gabrielsen - John Lund (ed.), The Black Sea in Antiquity. Regional and Interregional Economic Exchanges, Aarhus University Press, 2007, s. 195-208.
- John Lund - Vincent Gabrielsen, "A Fishy Business: Transport Amphorae of the Black Sea Region as a Source for the Trade in Fish and Fish Products in the Classical and Hellenistic Periods", Tønnes Bekker-Nielsen (ed.), Ancient Fishing and Fish Processing in the Black Sea Region, Aarhus University Press, 2005.
Diğer kaynaklar
- Brian McGing, "Pontus", Encyclopaedia Iranica (2004).
- Rüdiger Schmitt, "Black Sea", Encyclopaedia Iranica, c. IV, f. 3 (1989).
- Stanley Ireland, Greek, Roman and Byzantine Coins in the Museum at Amasya (Ancient Amaseia), Turkey, British Institute of Archaeology at Ankara, 2000 (yayıncı tanıtımı). amasya.bel.tr
- Survey of Roman Roads and Milestones (David French), British Institute at Ankara proje özeti.
- Künker, eLive Premium Auction 434, lot 8114: Pontus, Amaseia, bronz sikke, MÖ 120/100 (katalog açıklaması).
- Sinope, Amisos, Amasya ve Pontus Krallığı üzerine ansiklopedik maddeler (yardımcı kaynak).
Çevrimiçi kaynaklar
- https://www.iranicaonline.org/articles/pontus/
- https://penelope.uchicago.edu/Thayer/E/Roman/Texts/Strabo/12C*.html
- https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/2246301
- https://antikmuseet.au.dk/fileadmin/www.antikmuseet.au.dk/Pontosfiler/BSS_6/BSS6_13_saprykin.pdf
- https://digitalrepository.biaa.ac.uk/_flysystem/repo-bin/2022-03/biaa_PRJ40_Summary.pdf









