Amasya'nın güneyinde, Yeşilırmak'ın Kazova'dan çıkıp kuzeye döndüğü yerde, sarp bir kaya kütlesinin üzerinde bugün Turhal Kalesi yükselir. Kalenin yamacına yaslanmış kasaba, antik çağda Gaziura adıyla bilinen yerleşimin devamıdır. Gaziura, Pontus Krallığı'nın Yeşilırmak havzasındaki çekirdek topraklarında yer alan, Amaseia, Zela ve Komana Pontika ile aynı yol ağına bağlı bir kale kentiydi. Amasyalı coğrafyacı Strabon onu "eski bir kral konutu" diye anar, ancak kendi çağında kentin terk edilmiş olduğunu da ekler. Bu tek cümle, Gaziura hakkındaki yazılı bilginin büyük bölümünü oluşturur; gerisini kalenin kendisi, sikkeler, kaya yazıtları ve çevredeki mezarlar tamamlar.

Adı ve Erken Tarihi

Turhal çevresindeki en eski yerleşim izleri Kalkolitik Çağ'a uzanır. Şenyurt beldesindeki Ali Tepesi'nde Kalkolitik ve İlk Tunç Çağı çanak çömleği bulunmuş, Ulutepe (Kelit) köyü yakınındaki Gevenlik Tepesi'nde Tokat Müzesi'nin 1976'da yaptığı kurtarma kazısından çıkan buluntular Geç Kalkolitik ve İlk Tunç Çağı'na tarihlenmiştir. Turhal'ın bilinen en eski adı ise yazılı bir belgeden gelir. Kültepe metinleri arasında yer alan ve Eski Asur Ticaret Kolonileri Dönemi'ne, yaklaşık İÖ 1860'a tarihlenen bir mahkeme kaydında Gazabura adlı bir yer geçer. Tablet, Kuzallum adlı bir kişiyle adı kırık yüzünden okunamayan bir başkası arasındaki bakır alışverişini konu alır. Gazabura'nın Hitit metinlerindeki Gazzimara, Gazziura gibi yazılışlarla aynı yer olduğu, bunun da Hellenistik çağdaki Gaziura'ya ve bugünkü Turhal'a işaret ettiği kabul edilir. Maşathöyük mektuplarında geçen Gaşipura'nın da aynı kent olduğu genel olarak benimsenir. Forlanini'ye göre Gaşipura yazılışı I. Şuppiluliuma'dan önceki ve hemen sonraki yıllara ait mektuplarda, Gazziura yazılışı ise İÖ 13. yüzyıl metinlerinde görülür. Aradaki dönemde bölge Kaşka işgali altında kalmış, III. Hattuşili zamanında bölgeyi yeniden ele geçiren Hititler kentin eski adını Kaşka telaffuzuyla bozulmuş biçimiyle kullanmaya devam etmiştir.

Kalenin bulunduğu tepede Demir Çağı'na ait çanak çömlek de ele geçmiştir; Tokat ve Sivas illerinde Demir Çağı çanak çömleğini inceleyen araştırmalar Turhal Kalesi'nden de örnekler bildirir. Dolayısıyla tepe, İlk Tunç Çağı'ndan Osmanlı dönemine kadar, Asur Ticaret Kolonileri, Hitit, Demir Çağı, Pers, Pontus ve Roma dönemleri boyunca kesintisiz iskân görmüş görünür. Bu süreklilik, yerleşimin neden hep aynı noktada kurulduğunu da açıklar. Turhal, Amasya, Tokat ve Zile'yi birbirine bağlayan yolların kesiştiği yerde, ırmağın kıyısında ve verimli bir ovanın ortasında durur.

Pers Satraplığından Pontus Krallığına

Perslerin egemenliğinde bu topraklar Kappadokia satraplığına bağlıydı. III. Artakserkses döneminde (İÖ 358-338) satraplık güney ve kuzey olmak üzere ikiye bölündü. Strabon'un aktardığına göre Makedonlar Kappadokia'yı ele geçirdiklerinde ülke Persler tarafından zaten iki satraplığa ayrılmıştı; biri "Asıl Kappadokia", öteki ise bölgenin yerlilerince Pontus diye anılan Kappadokia Pontika'ydı. Turhal toprakları ikincisinin sınırları içinde kaldı. İskender'in Granikos Savaşı'ndan (İÖ 334) sonra büyük Kappadokia satrabının yerine yenisini atadığı sıralarda, kuzeydeki satraplık Pers soylusu Ariaramnes'in oğlu I. Ariarathes'in elindeydi. Ariarathes, İskender'in güneyden geçen güzergâhının dışında kalmış, İÖ 332'de kendini bağımsız ilan etmişti. İskender'in ölümünden sonra Kappadokia payına düştüğü Perdikkas'a karşı direndi, ancak İÖ 322'de art arda iki savaşta yenildi, tutuklandı ve öldürüldü.

Gaziura bu satraplığın merkezi olmuş, Ariarathes en azından bir süre kralî ikametgâh olarak burada oturmuştur. Kentin bu dönemdeki önemini en iyi gösteren belge sikkelerdir. Ariarathes, Gaziura'da Pers ağırlık ölçülerine uygun gümüş paralar bastırmıştı. Ön yüzde Gaziura'nın tanrısı Baal tahtta oturur; sol eliyle uzun bir asaya yaslanmış, sağ elinde buğday başağı ile üzüm salkımı tutmaktadır, bileğinde ise bir kartal durur. Arka yüzde bir grifonun geyiğe saldırışı ve Aramice yazılmış Ariarathes adı görülür. Baal'in adı da Aramice olarak "BAL-GZOUR" biçiminde okunur. Buğday ve üzüm, Strabon'un Yeşilırmak ovaları için anlattığı bereketle uyumludur.

İÖ 301'de I. Mithradates Ktistes, Yeşilırmak (Iris) ve Kelkit (Lykos) havzalarında Pontus Krallığı'nı kurdu. Gaziura yeni krallığın sınırları içinde kaldı. Zela, Amaseia ve Komana Pontika'yı birleştiren yolların kesiştiği noktada bulunması, kente hem Dazimonitis hem de Zelitis yörelerini denetleme üstünlüğü sağlıyordu. VI. Mithradates Eupator zamanında Gaziura'nın, Pontus kaleleri arasında darphanesi bulunan merkezlerden biri olduğu da bildirilir. Bu bilgi, kalenin bir sığınaktan ibaret olmadığını, krallığın para basan idari düğümlerinden biri olarak çalıştığını gösterir.

Strabon'un Gaziura'sı ve Ovanın Coğrafyası

Gaziura adı antik kaynaklarda ilk kez Strabon'da geçer. Strabon, Iris'in seyrini anlatırken ırmağın Pontus'taki Komana'nın ortasından, verimli bir ova olan Dazimonitis'ten batıya doğru aktığını, sonra kuzeye, "şimdi terk edilmiş olan eski kral konutu Gaziura'ya doğru" döndüğünü yazar. Ardından Skylax ve öteki ırmakların sularını alarak yeniden doğuya yönelir, kendi memleketi Amaseia'nın surlarının dibinden geçer ve Phanaroea'da Lykos ile birleşir. Aynı bölümde ovanın daima nemli ve otlu olduğunu, sığır ve at sürülerini beslediğini, darı ve sorgum ekimine elverdiğini, dağ eteklerinin ise yabani üzüm, armut, elma ve ceviz gibi meyveleri bol bol verdiğini anlatır.

Turhal tam da bu tarife uyar: Yeşilırmak Kazova'dan doğu-batı doğrultusunda gelir, Katmerkaya Boğazı'ndan geçerek Turhal Ovası'na girer ve burada güneyden kuzeye akmaya başlar. Turhal'ı Gaziura ile ilk özdeşleştiren kişi, 19. yüzyılda bölgeyi dolaşan İngiliz jeolog William Hamilton olmuştur. Hamilton ırmağın Turhal'da batıdan kuzeye döndüğünü fark etmiş ve bunun Strabon'un tarifiyle örtüştüğünü belirtmiştir. Fransız arkeolog Charles Texier de aynı sonuca vardı; Amerikalı misyoner H. J. van Lennep, Alman oryantalist A. D. Mordtmann ve seyyah Heinrich Barth da kaleyi Gaziura olarak kabul etti.

Özdeşleştirme tartışmasız değildir. Kimi araştırmacılar Gaziura'yı Talaura ile, kimileri Ibora ile aynı yer sayar. Ramsay'in önerisini izleyen Munro, Anderson ve Grégoire gibi yazarlar Turhal'ın Gaziura olduğunu kabul eder, kentin geç antik çağdaki adının ise Ibora olabileceğini düşünür; G. de Jerphanion'un 1911'de yayımladığı "Ibora-Gazioura" makalesi bu tartışmanın temel metinlerinden biridir. Bugün başvuru haritalarının çoğu Gaziura'yı Turhal'a yerleştirir ve Turhal Kalesi için yapılan son arkeolojik değerlendirmeler de kalenin Pontus dönemindeki adının Gaziura olduğunu kabul ederek yürür.

Roma Savaşları ve Dazimonitis Ovası

Gaziura'nın tarihe girdiği en bilinen olay, VI. Mithradates ile Roma arasındaki Üçüncü Mithradates Savaşı sırasında yaşandı. Cassius Dio, Manius Acilius ile Gaius Piso'nun konsüllüğü yılında (İÖ 67) Mithradates'in Romalı komutan Triarius'u savaşa çekmek için Gaziura yakınlarında kamp kurduğunu, Triarius'un Gaziura'dan isteksizce ayrıldığını anlatır. Savaşın sonunda Roma ordusu Zela yakınlarında ağır bir yenilgiye uğradı ve Gaziura Kalesi Roma askerlerinden temizlendi. Bu zafer kalıcı olmadı. Lucullus'un kendisine karşı harekete geçtiğini öğrenen Mithradates, Gaziura'dan doğuya, Dazimon yönüne çekilirken ovadaki tarlaların bir kısmını hasat ettirdi, kalan tahılı da yok ettirdi. Böylece peşindeki Lucullus bu bereketli ovadan geçerken ordusunu besleyemedi. Dazimonitis'in, yani Kazova'nın, bir ordunun karnını doyurabilecek kadar zengin olduğu bu olayda açıkça görülür.

Dazimonitis, Pontus krallarının eline geçmeden önce Komana'nın geniş tapınak arazisini oluşturuyordu. Kral, atadığı başrahip aracılığıyla ovayı yönetiyor, gelirler tapınakta toplanıyordu. Bu düzenin Roma çağında da sürdüğü, yalnızca başrahibi artık Roma'nın atadığı anlaşılıyor. Komana'nın son başrahibi Dyteutos'un İS 34-35'te ölmesiyle bu topraklar Roma tarafından ilhak edilip Galatia Eyaleti'ne bağlandı. Bizans döneminde ova İmparator Maurice'in (İS 582-602) sınır taşının kanıtladığı gibi bir imparatorluk mülküydü ve Sebasteia üzerinden Armenia Thema'sına inen askerî yol üzerinde bir toplanma noktası işlevi görüyordu.

İÖ 64'te Roma, Pontus'u Bithynia ile birleştirerek Pontus ve Bithynia Eyaleti'ni oluşturdu ve Gaziura da bu eyaletin sınırlarına girdi. Kent bundan sonra sırasıyla Bizans, Danişmendli, Selçuklu, İlhanlı, Eretna, Kadı Burhaneddin ve Osmanlı egemenliğinde kaldı; Osmanlıların eline kesin olarak 15. yüzyılın başında geçtiği kabul edilir. Strabon'un gözlemi, kentin Roma çağına girerken kral konutu niteliğini yitirdiğini düşündürür. Texier, Pompeius'un Pontus kalelerini yıktırdığını ve Gaziura'nın Strabon'un çağında harabe olduğunu yazar; bu yorum Strabon'un "terk edilmiş" ifadesine dayanır ve kalenin sonradan Bizans dönemi onarımlarıyla yeniden kullanıldığı gerçeğiyle çelişmez.

Turhal Kalesi

Turhal Kalesi, ilçe merkezinde, ova tabanından yaklaşık 180 metre yükseklikteki dik bir kaya bloğunun üzerinde yer alır. Yöre halkı ona Dengiboz Kalesi de der. Batısından Yeşilırmak güney-kuzey doğrultusunda akar, doğusundan Tokat-Amasya karayolu geçer; kayalığın doğu ve güneydoğu eteklerinde şehir mezarlığı, batı yamacında evler bulunur. Doğu ve batı yanları uçurumdur, güney yönü de kısmen sarptır, bu yüzden kaleye en kolay kuzeyden çıkılır ve burada ana kayanın düzleştirilmesiyle yapılmış, bugün büyük oranda yıpranmış basamaklar durur. Kale kuzey-güney doğrultusunda uzanır. Ayakta kalan iki burçtan biri güneydoğuda kare planlı, öbürü güneyde yarım daire planlıdır; 1933'e kadar surlarda üç burç bulunduğu bildirilir. Günümüze ulaşan sur kalıntılarının çoğu kalker moloz taşla örülmüştür ve Bizans ile Osmanlı dönemlerine tarihlenir. Evliya Çelebi 17. yüzyılda kaleyi Turhal Ovası'nda bir yığma tepe üzerine taştan yapılmış, beşgen biçimli küçük bir kale olarak tarif eder ve çok sağlam olmadığını ekler.

Kayaya oyulmuş basamaklı tünel, kalenin en dikkat çekici bölümüdür. Girişi kuzeye bakan ve güneye doğru inen tünel at nalı biçimlidir; girişte yaklaşık 2,8 metre genişliğinde ve 3,2 metre yüksekliğindedir. Tünelin ilk basamakları kısmen korunmuştur, sonrası ağır biçimde tahrip olmuştur. Hamilton tünele yaklaşık elli adım girdiğini, yüzeyin 45 derecelik eğimli ve bozuk olması yüzünden kılavuzunun uyarısını da dinleyerek geri döndüğünü yazar. Texier tünelin sonunun taş ve çakılla dolduğunu, ancak elli adım kadar gidilebildiğini belirtir. Alman araştırmacı Belck 1901'de tüneli 2,80 metre genişliğinde ve yaklaşık 4 metre yüksekliğinde, ustaca işlenmiş bulmuş, 230 adım sonra kayanın içinde kör bir biçimde sona erdiğini yazmıştır. H. H. von der Osten ise 13 Ağustos 1926'da tünelin sonuna kadar inebilmiş, 45 derecelik eğimli tünelin 250 metre uzunluğunda olduğunu, sonunda taş ve toprakla tıkanmış iki yatay tünelin başladığını bildirmiştir. de Jerphanion kalede ikinci bir tünel daha saptamıştır; bu tünel kalenin en yüksek noktasından başlayıp yapı kalıntılarının altına doğru kıvrılarak iner. Aynı araştırmacı kalede yaklaşık 5 metre çaplı, üstü açık yuvarlak bir silo ile bunun yanında yarı çapında ikinci bir silo ya da sarnıç kaydetmiştir. Bugün kayalıkta kayaya oyulmuş dört sarnıç kalıntısı vardır; ikisi moloz ve toprakla dolmuş, ikisi bitki örtüsü altında kalmıştır.

Basamaklı tüneller Pontus bölgesine özgü bir kale mimarisi öğesidir. Kayanın içine 25 ile 45 derece arasında eğimle oyulmuş, basamaklı bir koridordan oluşurlar. Yapılan sayımlara göre Pontus'ta Tokat, Amasya, Çorum, Sivas, Yozgat, Ordu ve Samsun illerinde otuz ayrı yerde otuz dokuz basamaklı tünel bilinir. Tokat ilinde ise on bir noktada on üç tünel vardır ve bunların onu bir kaleyle bağlantılıdır; Turhal, Tokat, Zile, Niksar, Çördük, Geyraz, Karagöz ve Kevgir kaleleri bunlar arasındadır. İşlevleri konusunda üç görüş öne sürülmüştür. Çoğu araştırmacı tünellerin kuşatma sırasında bile kaleye su sağlamak için yapıldığını düşünür; Turhal, Zile ve Niksar gibi kalelerde tünellerin aşağıdan akan ırmağa doğru inmesi bu görüşü destekler. Tokat Kalesi'ndeki kazılar, tünelin 138. metresinde bir kaynak suyuna ulaşıldığını göstermiştir. von der Osten, Turhal ve Çördük tünellerinin olağanüstü büyüklüğüne bakarak bunların garnizonun bir kısmının düşmanın gözünden uzakta vadiye inmesine de yaradığını savunmuş, de Jerphanion gizli bir çıkış yolu olabileceğini düşünmüştür. Kültsel amaçlı kullanım ise başka bölgelerdeki bazı tünellerin girişlerinde bulunan nişlere dayanılarak ileri sürülür; Tokat'ta böyle bir örnek yoktur.

Tünellerin tarihi de tartışmalıdır. Yazılı bir belge bulunmaz, arkeolojik kanıt azdır. Georges Perrot Amasya Kalesi'ndeki tünellerin beşik tonozlu girişlerini kral kaya mezarlarının işçiliğine benzeterek Hellenistik çağa tarihlemiştir. Tokat'taki Geyraz ve Ordu'daki Kurul kalelerinin tünellerinden çıkan VI. Mithradates dönemi bronz sikkeler de bu yapıların Pontus çağında kullanıldığını gösterir. Turhal tüneli için doğrudan bir tarihleme verisi bulunmasa da yapı bu gelenek içinde değerlendirilir. Pazar ilçesinin Dereköy köyünde 2019 yüzey araştırmasıyla Pontus Krallığı kalesi olarak tanımlanan Dereköy Kalesi de aynı ağın bir halkasıdır. Deniz seviyesinden 1102 metre yükseklikte kurulu bu küçük kalenin çevresi 137, alanı 838 metrekaredir ve yaklaşık 300 metre doğusunda, 70 metre aşağıda basamaklı bir tünel bulunur. Kazova çevresindeki Hellenistik yerleşmelerin tepelerde kurulduğu, tarım arazilerinin boş bırakıldığı, ovayı çevreleyen dağ sırasında ise yolu ve yerleşimleri gözetleyen bir kale zincirinin sıralandığı bildirilir. Gaziura bu zincirin ova içindeki en büyük düğümüdür.

Kale Yazıtları

Kalenin antik çağla bağını kuran en önemli belgeler, kayaya kazınmış Yunanca yazıtlardır. İngiliz arkeologlar Munro (1893) ve Hogarth kalede eski Yunanca yazıtlar bulunduğunu bildirmişti. J. G. C. Anderson 1899'da yaptığı incelemede, en yüksek terasa çıkan patikanın yanında kayanın dik yüzündeki bir panelde kasıtlı olarak kazınmış bir yazıt gördü. Anderson'un restitüsyonuna göre yazıt, yabancıların kaleye girmesini yasaklayan askerî bir bildiri gibiydi. 1907'de Henri Grégoire yazıtı 36 santimetre yüksekliğinde ve 65 santimetre genişliğinde dikdörtgen bir alanda okuyup şöyle çevirdi: kale komutanının izni olmadan kaleye hiçbir yabancı giremez; yasağı çiğneyen köle kırbaçlanıp satılacak, özgür bir adam ise sürgün edilecektir. Yazıt İÖ 2. yüzyılın sonuna ya da 1. yüzyılın başına, yani VI. Mithradates dönemine tarihlenmiştir.

Grégoire üst terastaki ikinci bir yazıtı da kaydetmiş, birkaç harf dışında çözememişti. G. E. Bean 1950'de bu ikinci yazıtı buldu, estampajını aldı ve okudu: Antiphilides'in oğlu, Byzantion'daki gençlerin meşale yarışının galibi, bu adağı Hermes'e sunmuştur. Bean harf karakterlerine bakarak yazıtı İÖ 2. yüzyılın başına tarihledi, ama aynı incelemede Grégoire'ın çevirdiği askerî yasak yazıtını bulamadı. Bugün ne biri ne öbürü okunabilir durumdadır. Son yüzey araştırması, güney terasta ana kaya üzerinde 55x30 santimetre ölçüsünde bir çerçeve saptamış ve bunun Bean'ın bildirdiği yazıtın konumuyla örtüştüğünü, yazının zamanla aşınmış olabileceğini belirtmiştir. Araştırmacılar daha önce bildirilen Hellenistik yazıtların kalenin üstünden bilinçli ya da bilinçsiz biçimde yok olduğunu da kaydeder.

Kalede çalışanların bıraktığı kayıtlar kalenin yıpranma tarihini de verir. Hamilton'ın büyük taş bloklardan yapılmış, lentoları, kenarlıkları ve eşikleri tek parça olan kapılar gördüğünü yazdığı kalenin bu kısımlarını Anderson 1899'da bulamadı; Mordtmann ise antik çağdan geriye yalnızca basamaklı tünelin kaldığını, her şeyin modern taş işçiliğinde olduğunu söyledi. Barth, kalenin büyük bölümünün yeni yapı olduğunu kabul etmekle birlikte, kayaya oyulmuş merdivenin Mithradates'ten sonraki bir döneme ait olamayacağını, burasının büyük olasılıkla bir "hazine saklama yeri" olduğunu yazdı. Strabon, Mithradates'in Küçük Armenia'daki dağlık bölgede yetmiş beş kale yaptırıp servetinin çoğunu oraya koyduğunu anlatır, ancak adını andığı başlıca kaleler arasında Gaziura yoktur; Texier ve Barth'ın hazine yorumu bu nedenle kanıttan çok bir çıkarımdır.

Yüzey Araştırmaları ve Günümüz

Turhal Kalesi'nde 1955'te C. Burney, İÖ 2. binyıla, Demir Çağı'na ve Klasik döneme ait çanak çömlek saptadı. 1997'de Turhal Kaymakamlığı koruma kurulu kararıyla basamaklı tünelde temizlik yaptı. Tokat Müzesi, kalenin onarımına esas olacak rölöve için 2011'de sur duvarlarını açığa çıkarmak üzere on bir gün süren temizlik ve kazı yaptı. Bu çalışmada surların ortalama bir metre kalınlıkta olduğu, büyük bölümünün tahrip olduğu görüldü; bakır cüruf, pipo parçaları, kemik yüzük ve Demir Çağı çanak çömleği bulundu. Daha sonra burç ve sur izleri takip edilerek surların büyük bölümü onarıldı. Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi'nden Şengül Dilek Ful başkanlığındaki ekibin yürüttüğü son yüzey araştırması, daha önceki araştırmacıların kayıtlarındaki pek çok kalıntının bugün görülemediğini, ama kalenin bulunduğu tepenin İÖ 2. binyıldan Osmanlı dönemine kadar kesintisiz iskân gördüğünü doğruladı. Güney ve kuzey yönlerinde yoğun biçimde çıkan çanak çömlek bu kesintisizliğin en somut kanıtıdır. Kalenin güney zirvesinde ise yıkılmış betonarme yapıların kalıntıları bulunur.

Kaya Mezarları

Pontus'un iç kesimindeki kaya mezarı geleneği, Gaziura çevresinde de izlenir. Bölge arkeolojik açıdan az araştırılmıştır. Amasya'daki Hellenistik Dönem Kral Kaya Mezarları, Ordu'daki (Kotyora) Geç Hellenistik-Erken Roma dönemi kaya mezarları ve Tokat il merkezindeki az sayıda Hellenistik mezarın dışında, Pontus'un kaya mezarı geleneği ayrıntılı biçimde ele alınmamıştır. Bu nedenle Turhal ve Zile yöresindeki yüzey araştırmaları bu boşluğu doldurmaya çalışır. İncelenen mezarlar arasında Turhal'ın Şenyurt beldesindeki Sivrikaya Kaya Mezarı ile Zile'nin Evrenköy'ündeki Kapıkaya Kaya Mezarı anıtsal görünümleriyle öne çıkar. Zile'ye bağlı İğdir köyünün Göz ve Ağılönü mevkilerinde ise birbirine yakın ve çok sayıda mezar yer alır; araştırma alanındaki öteki mezarlar dağınık ve tekil örnekler olduğundan buradaki yoğunluk ayrı bir özellik gösterir.

Bu mezarlarda tarihlemeye yardımcı olacak yazıt ya da kabartma bulunmamıştır. Araştırmacılar bu nedenle önce mezarların mimarisine bakmış, ardından bunları Pontus'un batı komşusu Paphlagonia'daki, ayrıca Yozgat'ın Sarıkaya ilçesi Karabacak köyündeki kaya mezarlarıyla karşılaştırmıştır. Çalışmanın anahtar sözcükleri Hellenistik ve Roma dönemlerini birlikte anar; kesin bir tarih verilememesinin nedeni, elde yazılı ya da kabartmalı hiçbir belgenin bulunmamasıdır.

Kronoloji

İÖ 1860 civarı: Kültepe metinlerinde Gazabura adlı bir yer geçer.

İÖ 13. yüzyıl: Gazziura adı Hitit metinlerinde görülür; III. Hattuşili bölgeyi Kaşkalardan geri alır.

İÖ 332-322: Ariarathes bağımsız satraplığını Gaziura merkezli yönetir; kentte Baal tasvirli sikkeler basılır.

İÖ 301: I. Mithradates Ktistes Pontus Krallığı'nı kurar.

İÖ 67: VI. Mithradates, Gaziura yakınlarında Romalı komutan Triarius'a karşı kamp kurar.

İÖ 64: Pontus, Pontus ve Bithynia Eyaleti içinde Roma yönetimine girer.

İS 1. yüzyılın başı: Strabon Gaziura'yı terk edilmiş eski bir kral konutu olarak anar.

1899-1926: Anderson, Belck, Grégoire ve von der Osten kaleyi ve basamaklı tüneli inceler.

1950: G. E. Bean kalenin yazıtlarından birini okur.

2011: Tokat Müzesi kalede sur temizliği ve kazısı yapar.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Strabon, Geographika XII (Antik Anadolu Coğrafyası, çev. Adnan Pekman).

Akademik çalışmalar

  • Uyanık, H. (2023). Tarihi ve Arkeolojik Araştırmalar Işığında Eskiçağ'da Turhal Kalesi. Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi, 10 (5), 1529-1549.
  • Tekin, M., Ful, Ş. D., Uyanık, H. (2022). Kazova'da (Dazimonitis) Yeni Keşfedilen Basamaklı Tünelli Bir Pontos Krallığı Kalesi: Dereköy Kalesi. Belleten, 86 (306). belleten.gov.tr
  • Pontos Bölgesi'nin İç Kesimindeki Kaya Mezar Geleneği Üzerine Bir Değerlendirme (Gaziura ve Zela Örnekleri Üzerinden). TÜBA-AR (Türkiye Bilimler Akademisi Arkeoloji Dergisi). dergipark.org.tr
  • Bean, G. E. (1953). Pontos Yazıtları. Belleten, XVII (66), 151-178.

Diğer kaynaklar

  • Arslan, M. (2007). Mithradates VI Eupator: Roma'nın Büyük Düşmanı. Odin Yayıncılık.

Çevrimiçi kaynaklar