Pontus Krallığı'nın iç bölgelerinde bazı yerleşimler siyasi güçlerinden çok kutsallıklarıyla anılırdı. Bugün Tokat'ın Zile ilçesi olan antik Zela bunların başında gelir. Amasya'ya yaklaşık seksen kilometre uzaklıktaki bu kent, İran kökenli tanrıça Anaitis'in büyük tapınağına ev sahipliği yapmış, Pontus halkı en önemli yeminlerini burada etmiştir. Antik yazarlar Zela'yı bir şehirden çok bir kutsal alan olarak tarif eder; yönetimi bir rahibin elindeydi ve toprağının büyük bölümü tapınağa bağlı hizmetlilerin yaşadığı bir alandı. Kentin tarihi tapınakla bitmez. Zela, Roma'nın Pontus ile hesaplaştığı iki büyük savaşın yapıldığı ovanın adıdır ve Hitit döneminden Osmanlı'ya uzanan çok katmanlı bir geçmişi taşır.

Konumu ve Adı

Zile, Kazova'nın doğuya açılan geniş ovasında, Deveci Dağları ile Zile Dağları arasında yer alır. Çevresi kuzeyde ve batıda yaklaşık 1400, güneyde yaklaşık 1900 metreye varan sıradağlarla kuşatılmıştır; ova ise denizden 700 metre kadar yüksektedir. Şehrin içinde Kale, Hüseyin Gazi ve Akbaba gibi tepeler yükselir. Turhal'a 22, Tokat'a 70, Amasya'ya 80 kilometre uzaklıktadır. Bu konum, antik çağda kenti Amaseia, Komana Pontika ve Neokaisareia arasındaki yol ağının önemli bir durağı yapmıştır.

Kentin adı binlerce yıl boyunca çok az değişmiştir. Maşat Höyük'te ele geçen ve Hitit Kralı III. Tuthaliya dönemine ait bir tabletteki Anzilya adının Zile ile aynı yer olduğunu, tableti okuyan Sedat Alp ileri sürmüştür. Pontus ve Roma çağında kent Zela adıyla kayıtlara girer. Amasya Tarihi'nde Sılay ve Harkariye, Danişmendname'de Kırkıriyye ya da Gırgıriyye, Evliya Çelebi'de Zeyli biçimleri geçer. Evliya, adı burada dokunan güzel halı ve kilimlere bağlar; bu açıklama, eski bir kök üzerine sonradan kurulmuş bir halk etimolojisi gibi görünür. Arap-Bizans mücadeleleri sırasında Müslüman Araplar kente Gazale demiştir. Zile'nin yanından akan Çekerek Irmağı'nın antik adı ise Skylaks olarak geçer; bu ad İskitlerle ilişkilendirilir ve bölgede İskit etkisinin bir izi sayılır.

Eski Yerleşim Katmanları

Zile ovasının en eski yerleşimi, kentin yaklaşık yirmi kilometre güneyindeki Maşat Höyük'tür. Tahsin Özgüç'ün kazılarında burada Hitit İmparatorluğu'na bağlı bir sınır beyinin merkezi ortaya çıkarılmıştır. Hitit çağındaki adı Tapikka olan bu merkez, Karadeniz bölgesi ile Hitit ülkesinin asıl toprakları arasındaki sınırda, doğuya giden yolların üzerinde kurulmuştur. Kayalık bir tepenin üstüne oturtulan iki katlı saray, yerleşimin hem yönetim hem savunma merkezi olduğunu gösterir; Kaskaların saldırılarına açık olan kent beş kez yıkılıp yeniden yapılmıştır. Mustafa Şahin'in aktardığına göre Maşat MÖ 1200 dolaylarında Frigler'in eline geçmiş, ardından Kimmerler ve İskitler bölgeye yerleşmiştir. Antik Zela ile bu höyük arasında doğrudan bir süreklilik belgelenmemiştir; ancak ova, Pontus'tan çok önce de yönetim ve ticaret açısından değerli bir bölgeydi.

Strabon Zela'nın kuruluşunu Asur kraliçesi Semiramis'e bağlar ve kentin ortasındaki tepenin sonradan yapıldığını ekler. Bu anlatıya dayanarak kentin dört bin yıllık olduğu söylenir, ama Semiramis geleneği tarihsel bir kayıt sayılamaz. Daha sağlam zemin Pers egemenliğiyle başlar. Perslerin Anadolu'yu ele geçirmesinin ardından Yeşilırmak havzası Kral Yolu'nun geçtiği bir bölge olarak önem kazanmış, Zela da Kapadokya satraplığına bağlı bir şehir olarak Pers valilerince yönetilmiştir. Büyük İskender'in Anadolu'ya geçtiği günlerde Pers satraplarının Zile'de bir savaş meclisi topladığı, Danişmendname'de ise kentte İskender Çeşmesi diye anılan bir çeşmenin bulunduğu aktarılır. İskender sonrasında Kapadokya satraplarından Ariarathes kendini kral ilan edip Gaziura'yı (Turhal) merkez yapmış, ardından bölge Kapadokya ile yeni kurulan Pontus Krallığı arasında paylaşılmıştır. Zela bu paylaşımda Pontus sınırlarına dahil olmuştur.

Anaitis Kültü ve Tapınağın Kuruluşu

Zela'nın ününü sağlayan, tanrıça Anaitis'e adanmış tapınaktır. Anaitis, Zerdüşt inancındaki su ve bereket tanrıçası Anahita'nın Anadolu'daki adıdır. Corsten'e dayanan araştırmalar, tanrıçanın Anadolu'ya MÖ 6. yüzyılda Pers yönetimi eliyle girdiğini belirtir; II. Artaxerxes'in MÖ 4. yüzyılın ortasında Lidya'da Ahura Mazda ve Anahita'nın resmi ibadetini emrettiği bilinir. Anadolu'nun batısında Anaitis çoğunlukla Artemis ile özdeşleştirilmiş, Lidya'da Kybele ile karıştırılmış, Hierokaisareia, Hypaipa, Philadelphia ve Gölmarmara çevresinde Artemis Anaitis ya da Pers Artemisi adıyla yaşamıştır. Bu tapınakların çoğu şehirlerin yakınında bulunan, çevresinde sınırlı bir kutsal bölge barındıran ibadet yerleriydi. Zela'nın farkı, tapınağın çevresinde bütünüyle ayrı bir yönetim düzeninin kurulmuş olmasıdır.

Strabon tapınağın kuruluşunu bir olaya bağlar. Anlattığına göre Sakalar yağma seferlerinde Kapadokya'ya, bugün Pontus denen bölgeye kadar ilerlemiş, ele geçirdikleri ganimetle şenlik yaparken bölgedeki Pers komutanlarının gece baskınıyla yok edilmiştir. Komutanlar ovadaki bir kayanın üstüne toprak yığıp bir tepe oluşturmuş, tepenin çevresini surla çevirmiş ve Anaitis ile aynı sunağı paylaşan Omanos ve Anadatos adlı tanrıların tapınağını buraya kurmuştur. Zaferin anısına Sakaia adı verilen bir bayram düzenlenir; Strabon'un tarifine göre bu şenlikte insanlar İskit giysileriyle gece gündüz içer, kadınlarla birlikte eğlenirdi. Athenaios'un aktardığı Berossos ve Ktesias parçaları ise Sakaia'nın Babil'de de kutlandığını, bu bayramda bir kölenin kral gibi giydirilerek evin efendisi rolünü oynadığını bildirir. Araştırmacılar bayramın adını İskitlere bağlamanın doğru olmadığını, kökenin Pers-Babil çevresinde aranması gerektiğini tartışır. Sakaia, Anaitis tapınaklarının bulunduğu her yerde kutlanan bir bayramdı.

Tapınağın ne zaman yapıldığı kesin olarak bilinmiyor. Mary Boyce'un görüşü, yapının geç Pers döneminde, yaklaşık MÖ 4. yüzyılda kurulduğu ve sonradan Pontus kralları tarafından geliştirildiği yönündedir. Yazılı belge bulunmadığı için bu tarih bir tahmin olarak kalır; kuruluşa ilişkin elimizdeki tek açıklama Strabon'un aktardığı öyküdür. Tapınağın mimarisi hakkındaki bilgimiz de sınırlıdır. Elde Korinth düzeninde beyaz mermer bir parça ve Roma İmparatorluk döneminde Zela'da basılan sikkeler vardır. Septimius Severus (193-211) ile Caracalla (211-217) dönemine ait bu sikkelerin bir bölümünde kale gibi burçlu bir avlu kapısı ve arkasında yükselen alınlık, bir kısmında ise dört ya da altı sütunlu giriş sundurması görülür. Sütunlar arasında kültün simgesi olan bir alev yükselir. Bu alev, ateş kültünün Zela'da MS 3. yüzyıla kadar sürdüğünü gösterir; aynı simge Lidya'daki Hypaipa sikkelerinde de görülür.

Tapınağın bulunduğu tepenin kuzeydoğu yamacında, kayanın oyulması ve taş ile ahşap yapı elemanlarının eklenmesiyle yapılmış küçük bir tiyatro vardı. Bugün bunun yalnızca anakayaya oyulmuş oturma sıraları ve orkestra bölümüne ait birkaç yapı parçası kalmıştır. Kentte ayrıca bir mezar ve bazı mimari parçalar bilinir.

Tapınak Devleti

Modern araştırmada Zela, Komana Pontika ile birlikte Anadolu'daki tapınak devletlerinin başlıca örneği sayılır. Terim Mezopotamya'dan gelir: Sümer kentlerinde tapınak toprağın büyük bölümünü elinde tutar, üretimi ve halkı örgütlerdi. Anadolu'da bu kavramı Zela için kullananlar arasında David Magie, D. R. Wilson, Virgilio, McGing ve Marek sayılır. Emine Sökmen'in tezi tapınak devletini üç öğeyle tanımlar: tapınağın başındaki rahip, tapınak çevresinde yaşayıp onun için çalışan kutsal hizmetliler ve tapınağa gelir sağlayan tapınak toprağı. Aynı tez, Zela ve Komana'nın bu tanıma tam olarak uymadığını da belirtir; Strabon bu yerleşimler için polis sözcüğünü kullanır, tapınak devleti terimi ise modern bir adlandırmadır.

Strabon'un Zela hakkındaki en önemli tespiti, eski krallar döneminde kentin bir şehir olarak değil, Pers tanrıçasına ait kutsal bir alan olarak yönetildiğidir. Bütün alanın başında bir rahip bulunur, çok sayıda tapınak hizmetlisi ve rahip bu kutsal bölgede yaşardı. Strabon'a göre Zela, büyük bölümü tapınak hizmetlilerine ait, kutsal alana benzeyen bir şehirdi. Krallar zamanında hizmetlilerin sayısı ve rahiplerin saygınlığı büyüktü; ama Strabon'un yazdığı çağda her şey Pythodoris'in elindeydi ve çok kişi hizmetlilerin sayısını ve tapınağın öteki kaynaklarını sömürerek azaltmıştı. Komşu toprak da küçülmüş, birkaç hükümdarlık arasında bölünmüştü. Strabon ayrıca Pontus halkının en önemli konulardaki yeminlerini Zela'da ettiğini bildirir. Bu bilgi, kutsal alanın bir güvence ve yemin yeri olarak kullanıldığını gösterir.

Zela'nın rahipleri hakkında elimizde Komana'daki rahipler kadar ayrıntı yoktur. Komana'da rahip, krallıkta kralın ardından ikinci sırada yer alır ve çoğu zaman kral ailesinden gelirdi; Zela için bu türden bir isim ve soy listesi bilinmez. Bu yüzden Zela'nın tapınak devleti olarak işleyişine ilişkin bilgiler ağırlıklı olarak Strabon'un kısa tarifine ve Komana ile yapılan karşılaştırmalara dayanır. Kutsal alanın gelirinin nasıl toplandığı, hizmetlilerin sayısı ya da toprağın büyüklüğü hakkında kesin sayı bulunmaz.

Pontus ve Roma Çağında Zela

Mithradates VI Eupator döneminde (MÖ 120-63) Pontus Krallığı'nın iç bölgelerindeki Amisos, Amaseia, Komana Pontika, Zela, Gaziura ve Taulara gibi merkezlerde benzer tasarımlı bronz sikkeler basılmaya başlamıştır. Sikkelerin ortak tipi ve ağırlık standardı, bu kentlerin özerk olmaktan çok krallığın merkezi denetimi altında olduğunu düşündürür. Zela ve Komana hem dini merkez hem ticaret merkezi olduğu için bu ağın doğal parçalarıydı. Zela'dan geçen yol Tavium'dan Komana Pontika ve Neokaisareia'ya uzanıyor, Amaseia yönünden gelen ticaret yolu da kente bağlanıyordu. Roma döneminde ticaret yolunun Tokat üzerinden geçecek biçimde yeniden yönlendirilmesi ise Gaziura'nın (Turhal) yeniden canlanmasına yol açmıştır.

Zela, Pontus ile Roma arasındaki mücadelenin iki kritik savaşına sahne olmuştur. Mithradates VI, MÖ 67'de Roma komutanı Triarius'u Zela yakınlarında yenmiştir; Şahin yenilginin yerini kentin beş kilometre kadar uzağındaki Altıağaç mevkiine, bugünkü Bayırköy civarına bağlar. Caesar'ın İskenderiye Savaşı adlı eserinde Zela, ovada kurulu olmasına karşın iyi tahkim edilmiş bir Pontus şehri olarak tanıtılır. Caesar'a göre kentin surlarını her yandan doğal, sanki elle yapılmış bir yükselti taşır; çevrede vadilerle kesilmiş çok sayıda büyük dağ vardır. Bunların en yükseği Mithradates'in zaferiyle, Triarius'un bozgunuyla ve Roma ordusunun yok edilmesiyle ünlüdür, Zela'dan üç mili aşmayan bir uzaklıktadır ve sırtı neredeyse kente kadar uzanır.

Pompeius Mithradates'i bölgeden çıkardıktan sonra Pontus topraklarını yeniden düzenlemiş, Zela'yı da bu düzenlemede bir şehir statüsüne yükseltmiştir. Sökmen'in tezinde anlatıldığına göre bu işlem sırasında Zela'nın toprak yetkisi genişletilmiş, dağınık tapınak toprakları birleştirilmiş ve Romalıların seçtiği rahip bu toprakların ve halkın başına geçmiştir. Roma yönetimi, dini yapının toplum üzerindeki gücünü bilerek kullanmış, kendisine uygun rahipleri destekleyerek yerel halkı bu kanaldan yönetmiştir. Aynı süreç Pessinus ve Pisidia Antiokheiası gibi başka tapınak merkezlerinde de görülür; Strabon, Pessinus rahiplerinin eskiden hükümdar gibi güçlü olduğunu, bu ayrıcalıkların sonradan epeyce azaldığını yazar. Wilson'ın dikkat çektiği bir ayrıntı daha vardır: Zela, Antonius döneminde yeniden bağımsız bir tapınak statüsüne dönmüştür. Bu değişimlerde hangi toprakların kaybedildiği ve geri alındığı belgelerden kesin olarak anlaşılamaz.

MÖ 47'de Mithradates'in oğlu Pharnakes ile Caesar arasındaki savaş yine Zela ovasında yapılmıştır. Roma tarafı, beş saat süren çarpışmayı kazanmıştır. Caesar zaferi Roma'ya, tarihe geçen Veni, vidi, vici (geldim, gördüm, yendim) sözüyle bildirmiştir. Zela'da bu sözün yazılı olduğu bir sunak kitabesi bulunduğu rivayeti Zile'de anlatılır, fakat bunu doğrulayan bir buluntu aktarılmamaktadır. Pharnakes'in yenilgisiyle birlikte Pontus kralları döneminin direnişi sona ermiş ve Zela çevresi Roma'ya bağlanmıştır. Kentin sonraki idari tarihi karmaşıktır: Zela önce Polemon'un Pontus'una dahil olmuş, MS 64'te Neron döneminde Galatya'ya bağlanmış, 70'ten sonra Galatya ile Kapadokya tek eyalette birleştirilince Pontus Kapadokyası içinde kalmış, Diocletianus'un yeniden düzenlemesinde Diospontus eyaletine verilmiştir. MS 395'te Roma'nın ikiye ayrılmasının ardından Zile Doğu Roma sınırları içinde kalmıştır. Zile'nin Ernebadi köyünde bu döneme ait kilise kalıntıları bulunur.

Kaya Mezarları ve Arkeolojik Veriler

Zela çevresi arkeolojik olarak hâlâ az araştırılmış bir bölgedir. Murat Tekin'in iç Pontus kaya mezarları üzerine çalışması, bölgenin bu konudaki verilerinin son derece sınırlı olduğunu vurgular. Amasya Kral Kaya Mezarları (Hellenistik dönem) ile Ordu çevresindeki kaya mezarlarının dışında, bölgenin kaya mezar geleneği ayrıntılı biçimde incelenmemiştir. Tekin'in yüzey araştırmalarında Zile'de Evrenköy'deki Kapıkaya Kaya Mezarı anıtsal görünümüyle öne çıkar; İğdir köyünün Göz ve Ağılönü mevkilerindeki mezarlar ise birbirine yakın konumları ve sayılarıyla dağınık ve tekil örneklerden ayrılır. Mezarlarda tarihlemeye yardımcı olacak yazıt ya da kabartma bulunmadığından, tarihleme mimari özelliklere ve Paphlagonia ile Yozgat Karabacak'taki örneklerle karşılaştırmaya dayanır. Çalışmanın anahtar sözcükleri arasında Hellenistik ve Roma dönemleri yer alır.

Tapınak devletinin kendisine ait kalıntılar ise ayrıntılı bir kazı verisi sunmaz. Sökmen, Anaitis tapınaklarına ilişkin bilgimizin büyük oranda sikkelere dayandığını, mimari kanıtın yetersiz olduğunu ve Zela'daki tapınağın kuruluşuna dair efsanevi anlatı dışında kayıt bulunmadığını belirtir. Kentin tarihinin bugün hâlâ yazılı kaynaklarla, özellikle Strabon ile Caesar'ın anlatısıyla kurulabilmesinin nedeni budur.

Zela'dan Zile'ye

Zile Panayırı'nın kökeni, Anaitis tapınağı ile ilişkilendirilir. Şahin'in aktardığı rivayetlere göre kasım başında yapılan ziyaretlerde tapınağın başrahibi sonbaharda büyük bir törenle taç giyer, kalabalıklar kurban keser, getirdikleri mallarla çevrede canlı bir ticaret oluşurdu. Halkın panayır için kullandığı Deri ya da Deyri sözü, Farsça deyr (tapınak) ile ilgili olabilir. Başka bir anlatı panayırı Semiramis'e, bir diğeri Perslerin Komana'daki Ma kültüne karşı kurduğu Omanos tapınağına bağlar. Şahin, kökeni ne olursa olsun Zile Panayırı'nın bugün Anadolu'nun en eski panayırlarından biri olduğunu yazar. Bu bağlantı kesin bir belgeye dayanmaz; panayırın Anaitis tapınağından doğduğu iddiası bir yorum olarak kalır.

Hıristiyanlığın yayılmasıyla birlikte Anaitis kültü gerilemiş, ama kalıntıları uzun süre yaşamıştır. Şahin, Zile'nin Papaklı (Süleymaniye) köyü ve çevresinde doğurganlık ve bereketle ilgili kültün kırıntılarının yakın zamana kadar halk geleneklerinde sürdüğünü, bu döneme ait en önemli kalıntının da Bekimiş Taşı olduğunu kaydeder; taşın Hıristiyanlık öncesine ait olması kuvvetle muhtemeldir. Roma ve Bizans çağında kent doğu sınırını koruyan kalelerden biri olmuş, Neokaisareia'ya giden Roma yolu ile Sebastopolis'e uzanan eski yol Zile'den geçmiştir.

İslami dönem fetihlerinin tarihi tartışmalıdır. Zile'nin Danişmendli Melik Ahmed Gazi tarafından alındığı yıl 1067, 1068, 1071 ve 1074 olarak verilir; Şahin 1074'ü daha makul sayar. Danişmend Gazi Destanı'na göre kuşatma güçtü: kentin ileri gelenleri iç kaleye sığınmış, zenginler kaleye çıkarken yoksullar dışarıda bırakılmıştır. Danişmendliler döneminde Zile geniş bir bölgenin merkeziydi; Kadışehri, Çekerek, Akdağmadeni ve Sulusaray'ın büyük bölümü Osmanlı'nın son dönemine kadar Zile'ye bağlı kalmıştır. Antik dönemden kaldığı sanılan bir yapı camiye çevrilmiş, Selçuklular zamanında 1227'de Zile'de bir han yapılmış, III. Gıyaseddin Keyhüsrev döneminde Ulu Cami inşa edilmiştir (666/1267). Kent daha sonra İlhanlıların, Eratnalıların ve Kadı Burhaneddin Ahmed Devleti'nin yönetimine girmiş, Yıldırım Bayezid 1392'de bölgeyi Osmanlı hâkimiyetine almıştır. 1455 ve 1485 tahrirlerinde halkın çoğunun dokumacılıkla uğraştığı görülür.

Amasya ile İlişkisi

Zela ile Amaseia arasındaki bağ coğrafi ve siyasi bir bağdır. İki kent Pontus Krallığı'nın iç bölgesinde yer alır, ortak bir yol ağıyla bağlanır ve aynı bronz sikke düzenine dahil olurdu. Amaseia krallığın önemli bir kenti ve kral mezarlarının bulunduğu yerdi, Zela ise tapınak devleti olarak dini ve ekonomik bir odaktı. Strabon'un Amasyalı olması da bu ilişkiye ayrı bir anlam katar: Zela hakkındaki en değerli antik tarif, komşu kentin bu yazarından gelir.

Kronoloji

MÖ 1400'ler: Maşat Höyük'te (Tapikka) Hitit sınır merkezi; tabletteki Anzilya adı Zile ile ilişkilendirilir.

MÖ 6. yüzyıl: Anaitis kültü, Pers yönetimi eliyle Anadolu'ya girer.

MÖ 4. yüzyıl (yaklaşık): Zela'daki Anaitis tapınağının geç Pers döneminde kurulduğu düşünülür; belge yoktur.

MÖ 67: Mithradates VI, Roma komutanı Triarius'u Zela yakınlarında yener.

MÖ 47: Caesar, Pharnakes'i Zela ovasında yener.

MS 64: Neron, Zela'yı Galatya'ya bağlar.

MS 193-217: Septimius Severus ve Caracalla dönemi sikkelerinde Zela tapınağı ve kült alevi görülür.

MS 395: Roma'nın ikiye bölünmesiyle Zile Doğu Roma sınırlarında kalır.

1074 (tartışmalı): Danişmendli Melik Ahmed Gazi Zile'yi alır.

1267: Zile Ulu Camii yapılır.

1392: Yıldırım Bayezid bölgeyi Osmanlı topraklarına katar.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Strabon. Geographika, XI.8.4-5; XII.3.31-37.

Akademik çalışmalar

  • Sökmen, Emine. 'Temple States' of Pontus: Comana Pontica and Zela. Yüksek lisans tezi, Orta Doğu Teknik Üniversitesi, 2005.
  • Şahin, Mustafa. "İlk ve Ortaçağlarda Zile." History Studies 5/3 (2013): 207-222. historystudies.net
  • Tekin, Murat. "Pontos Bölgesi'nin İç Kesimindeki Kaya Mezar Geleneği Üzerine Bir Değerlendirme (Gaziura ve Zela Örnekleri Üzerinden)." TÜBA-AR 26 (2020): 131-147. dergipark.org.tr

Diğer kaynaklar

  • Caesar. De Bello Alexandrino, 72-74.

Çevrimiçi kaynaklar