Bir şehrin idari statüsü, devletin onu hangi gözle gördüğünü, bir başkent mi, bir sınır üssü mü yoksa vergisi toplanan sıradan bir kaza mı saydığını gösterir. Amasya bu rollerin hemen hepsini sırayla üstlendi. Yeşilırmak vadisine sıkışmış bu kale şehir önce bir krallığın merkeziydi, Roma ve Bizans yönetiminde taşra idaresinin önemli bir durağı oldu, Osmanlı döneminde hem Rum beylerbeyiliğinin merkezi hem de padişah oğullarının yetiştiği bir sancak olarak anıldı; sonra bir livâ merkezine, en sonunda da Cumhuriyet'te il merkezine dönüştü.

Hüseyin Hüsâmeddin, Amasya Tarihi'nin girişinde bu inişli çıkışlı seyri tek cümlede toplar. Ona göre sancak yazdığı günlerde yedi kazadan oluşuyor ve Sivas vilayetine bağlı bulunuyordu; oysa geçmiş çağlarda şehir önce bir saltanat merkezi ve on sancağı içine alan bir vilayetin merkezi, sonra on sekiz kazaya hükmeden bir livâ merkezi olmuş, siyasi taksimat bakımından pek çok değişikliğe uğramış, buna rağmen eski şöhretini korumuştu. Bu özetin her halkası, kaynaklarda birbirinden farklı tarihlerle anılan bir geçişe karşılık gelir. Tarihler her zaman örtüşmez; ayrılıklar ilgili yerlerde ayrıca belirtilmiştir.

Pontus Krallığından Bizans Themasına

Şehrin bilinen en eski adı Amaseia'dır; ne zaman ve kimler tarafından kurulduğu kesin olarak bilinmez. Büyük İskender çağından önce de var olduğu, tarihinin Hititler dönemine kadar uzandığı sanılır. Hellenistik dönemde zaman zaman Pontus krallarının başşehri olan Amaseia'da, kralların kayalara oyulmuş mezarları bugün de kalenin altında durur. Şehir milattan önce 63 yılında Roma sınırları içine katıldı ve coğrafyacı Strabon'un doğduğu yer olarak Roma çağında da önemini korudu. Milattan sonra III. yüzyılda bir piskoposluk merkezi hâline geldi. Hüsameddin, Hıristiyan kaynaklarda Aziz Asterius adıyla anılan piskoposun nüfuzunun şehri dinî bakımdan da bir merkez yaptığını yazar.

Geç Roma döneminin idari düzeninde Amaseia'nın payı daha da belirginleşir. Diocletianus'un reformlarından sonra 314'te kurulan Pontus diyosezinin vikarius'u Amaseia'da otururdu ve diyosez Doğu praefecturası'na bağlıydı. Ermenistan sınırındaki Sasani tehdidine karşı askerî komuta ise ayrı bir subayın, dux Ponti et Armeniae'nin elindeydi. Iustinianus 535'te diyosezi kaldırıp vikarius'u Galatia I valisi yaptı; sonuç yeterli olmayınca 548'de yeniden kurdu ve diyosez, VII. yüzyılın ikinci yarısında thema düzeniyle yer değiştirene kadar sürdü.

Thema düzeninde Amaseia, Ermeniyak (Armeniakon) thema'sının merkezi oldu. Kuzeydoğu Anadolu'da VII. yüzyılın ortalarında kurulan bu birim askerî ve sivil yönetimi bir arada tutan bir eyaletti ve başında bir stratēgos bulunurdu. IX. yüzyılda yaklaşık dokuz bin asker çıkardığı ve on yedi kaleyi kapsadığı kaydedilir. Büyüklüğü ve Müslümanlara karşı kuzeydoğu sınırındaki konumu, bu valiliği imparatorluğun en önemli görevlerinden biri hâline getirmişti. Thema döneminde şehir bir kez el değiştirdi: 712'de Araplar Amaseia'yı aldı, birkaç yıl sonra III. Leon'un (717-741) idaresindeki Bizans kuvvetleri geri aldı. Thema ise 1073 dolaylarında Selçuklu ilerleyişi sonucunda dağıldı. Böylece Pontus'tan Bizans'a uzanan bin yılı aşkın sürede Amasya, bir krallığın, bir diyosezin ve bir thema'nın merkezi olarak eyalet düzeyinde bir idari birimin başında kalmıştı.

Dânişmendliler, Selçuklular ve Moğol Yönetimi

Amasya'nın Türkler tarafından ne zaman fethedildiği konusunda kesin bilgi yoktur. Şehrin XI. yüzyılın sonlarında Dânişmendliler'in idaresinde olduğu bilinir; yaygın anlatı fethi Melik Ahmed Danişmend Gazi'ye ve 1075 tarihine bağlar. Dânişmendli hâkimiyeti, bu beyliğin topraklarının Anadolu Selçuklu Sultanı II. Kılıcarslan (1155-1192) tarafından ilhakına kadar sürdü. Selçuklu döneminde şehir "Dârü'l-izz" unvanıyla anıldı. II. Kılıcarslan'ın saltanatının sonlarında oğulları arasında yapılan taksimde Amasya Nizâmeddin Argun Şah'a düştü, ancak Argun Şah'ın kardeşi Tokat beyi Rükneddin Süleyman burayı zorla ele geçirdi. Amasya böylece Selçuklu hanedanının iç paylaşımlarına doğrudan konu olmuş oldu.

XIII. yüzyıl, merkezî otoritenin zayıfladığı bir dönemdir. Baba İshak'ın liderliğinde başlayan Babaî isyanı Amasya'ya da uzandı ve Baba İlyas, yakalanarak Amasya Kalesi'nin burçlarında idam edildi. 1243 Kösedağ Savaşı'ndan sonra Moğollar şehri zaptetti ve Amasya Moğol valileri tarafından yönetilmeye başlandı. Bir ara son Selçuklu Sultanı II. Gıyâseddin Mesud'un oğlu Tâceddin Altınbaş'ın hâkimiyetine girdi. Hüsameddin, Altınbaş'ın Amasya'da Selçuklu tahtına oturmasını ayrıca tartışır; bu hükümdarın vakfiyeleri, onun üç kez tahta çıktığını gösteren belgeler olarak kullanılır.

Hüsameddin'in aktardığına göre İlhanlı Sultanı Olcaytu döneminde Anadolu üç büyük eyalete ayrılmıştı. Anadolu eyaletinin merkezi Amasya'ydı ve Amasya, Tokat, Canik, Çorum, Karahisar-ı Şarkî, Kırşehir, Kayseri ile Yozgat livâlarını içine alıyordu. Rûm eyaleti ise Sivas merkezliydi, Âmid eyaleti de Diyarbekir'de toplanıyordu. Olcaytu, Anadolu eyaletini Şemseddin Ahmed Bey'e, Rûm eyaletini Alâeddin Savcı Bey'e verdi ve Anadolu başkadılığına Amasya ulemasından Şemseddin Muhammed el-Halâtî'yi atadı. Yaklaşık 710'da (1310-1311) Savcı Bey'in ölümüyle iki eyalet tek valinin elinde birleşti. Hüsameddin ayrıca "Rûm" adının eskiden beri Sivas çevresini anlattığını, Rûm eyaletinin Sivas vilayeti demek olduğunu da belirtir; bu ayrıntı, Osmanlı'nın Rum beylerbeyiliğinin merkezinin neden sonunda Sivas'a kayacağını anlamak için önemlidir. Bu eyalet taksimatını başka bir kaynakla doğrulayamadık; tek dayanak Hüsameddin'in aktardığı belgelerdir.

XIV. yüzyılın ikinci yarısında şehir, Sivas'ta hüküm süren Eretna'nın ve haleflerinin idaresinde kaldı. Eretnaoğlu Ali Bey'i yenen Emîr Hacı Şadgeldi şehri ele geçirdi ve Amasya, onun müttefiki Melik Ahmed ile Kadı Burhâneddin arasındaki siyasi mücadelelere sahne oldu. Hüsameddin, Şadgeldi'yi Amasya hükümdarı olarak anar ve Sivas'ın kimi ileri gelenlerinin Kadı Burhâneddin'in baskısından bıkıp Şadgeldi'ye gizlice çağrı gönderdiğini nakleder. Şadgeldi'nin ölümü üzerine oğlu Ahmed, Osmanlı Sultanı Yıldırım Bayezid'in desteğini alarak şehri Kadı Burhâneddin'e karşı savundu.

Osmanlı İdaresine Geçiş

Yıldırım Bayezid, Kadı Burhâneddin karşısında bir ara yenilgiye uğradıysa da yeniden giriştiği mücadelenin sonunda Amasya'yı Osmanlı topraklarına kattı. Bu olay TDV'de 1398 tarihli olarak anlatılır ve şehrin idaresinin Bayezid'in oğlu Çelebi Mehmed'e bırakıldığı kaydedilir. 1402 Ankara Savaşı'nda Bayezid'in Timur'a esir düşmesi üzerine Çelebi Mehmed kuvvetleriyle birlikte Amasya'ya çekildi ve kardeşleri İsa ile Süleyman'a karşı burayı hareket üssü olarak kullandı. Timur'un Anadolu seferi sırasında şehir yedi ay boyunca kuşatıldı. Timur, 1402'de Kara Devletşah'ı Amasya emiri olarak atadığında şehir halkı bu atamayı tanımadı ve onu içeri almadı; Kara Devletşah çevredeki Hakala köyünde konaklayarak şehrin geri kalan kısımlarına hükmetmeye çalıştı, sonunda Çelebi Mehmed ile yaptığı savaşta öldürüldü.

Osmanlı idaresine giriş tarihi kaynaklarda birbirinden farklıdır. Hüsameddin, Amasya'nın Osmanlı memleketi sayıldığı çağı hicrî 788 (1386-1387) yılından başlatır ve bu ilk devreyi Şehzade Yıldırım Bayezid ile açar. Selim Özcan'ın incelemesi de 1386'yı verir: I. Murad'ın Anadolu'daki beyliklere yönelik harekâtı sırasında Osmancık, Gümüş ve Amasya Osmanlı egemenliğini kabul ettiğini bildirince bölgeye oğlu Bayezid gönderilmiş, o da Amasya'ya gelerek beyliği Osmanlı Devleti'ne bağlamıştır. Aynı yazar, Bayezid'in ilk sancakbeyi sayılması kanaatinin, Amasya Emiri Ahmed ile Çandarlı Süleyman Bey'in 1384-1388 yılları arasında Kadı Burhâneddin'e karşı Osmanlı hâkimiyetini kabul etmesinden doğduğunu da not eder. TDV ise kesin bağlanmayı 1398 olarak anlatır. İki tarihi bağdaştıran açık bir belge yoktur; 1386'daki ilişkinin geçici bir bağlılık bildirimi, 1398'in ise fiilî ilhak olduğu yorumu makul görünse de kaynaklar bunu açıkça söylemez.

Rum Beylerbeyiliğinin Merkezi

Çelebi Mehmed, Fetret Devri'nin sonunda 1413'te padişah olduğunda Amasya'yı yıllarca kendisine üs edinmişti. Özcan'a göre Mehmed bu tarihte lalası Yörgüç Paşa'yı Amasya beylerbeyliğine atadı; bölgedeki Kara Tatarlar, Kastamonu, Canik ve Erzincan beylerinin çıkardığı karışıklıklar üzerine de oğlu Murad'ı on iki yaşında Amasya'ya sancakbeyi gönderdi. TDV'nin Yörgüç Paşa maddesi olayları biraz farklı sıralar. Çelebi Mehmed 1414'te on iki yaşındaki Şehzade Murad'ı Rum vilâyeti beyliğiyle Amasya'ya yollamış, Yörgüç Paşa'yı da lala sıfatıyla yanına vermiştir. Yörgüç'ün Rum beylerbeyiliğine tayini ise Murad tahta çıktıktan sonra, 826 (1423) yılında yapılmıştır. Özcan da Murad'ın 1421'de tahta çıkışından sonra Yörgüç'ün beylerbeyi sıfatıyla ikinci kez Amasya'ya atandığını yazar; yerel resmî anlatı ise Yörgüç'ün beylerbeyliğini 1422 ile 1435 arasına yerleştirir. Beylerbeyiliğin kuruluşunu 1413'e bağlayan anlatılar bu nedenle ilk atamayı, 1423 tarihini veren kaynaklar ise kesinleşen görevi esas alıyor görünür.

Bu dönemde Rum vilâyeti Amasya, Tokat, Sivas, Çorum ve Osmancık bölgelerini içine alıyordu. Yerel resmî anlatı vilayeti Sivas, Tokat, Çorum ve Samsun sancaklarından oluşan bir birim olarak tarif eder ve Amasya'nın bu dönemde "Rumiyye Vilayeti" diye anıldığını yazar. İlhanlılar'dan kalan Moğol ve Türkmen nüfusu göçebe yaşıyordu ve onu merkezî bir idare altına almak güçtü. Yerli Türkmen aileleri de başlarına buyruk hareket ediyordu. Yörgüç Paşa beylerbeyiliğinin ilk yıllarında yol keserek şehirlere kadar gelen Kızılkocaoğulları çetelerini itaat altına aldı, 1427'de Canik hâkimi Hüsâmeddin Hasan Bey'i yakalatıp Bursa'ya göndererek Ordu ve Çarşamba çevresini Osmanlı idaresine kattı, Tokat'a yerleşen Karakoyunlu İskender Mirza'nın askerlerinin bölgeyi yağmalaması üzerine durumu padişaha bildirdi. Orta Anadolu'da güvenliği sağlayan Yörgüç Paşa'ya vezirlik rütbesi verildi. Yörgüç Paşa Nisan-Mayıs 1442'de öldü ve Amasya'da yaptırdığı caminin türbesine gömüldü; Özcan ise onun 1435'te Edirne muhafızlığına gönderildiğini belirtir.

Beylerbeyilik, şehzadenin sancakbeyliğinden ayrı bir makamdı ve Yörgüç'ten sonra da sürdü. Hüsameddin, hicrî 848'de (1444-1445) Amasya beylerbeyinin Şâhin Paşazâde Mehmed Paşa olduğunu, 857 muharreminde (Ocak-Şubat 1453) ise Amasya beylerbeyi Hızır Paşa ve Amasya beylerinin İstanbul'un fethine memur edilmeleri üzerine Tokat sancakbeyi Eretnazâde Alâeddin Ali'nin beylerbeyliğe getirildiğini kaydeder; bu adlar arasında bölge ailelerinden çıkanlar da vardır. Aynı yazar eski muhasebe defterlerinden şu rakamları aktarır: Amasya merkez-i vilâyet olduğu zaman beylerbeyinin tahsisatı 530 bin akçe, hazine hâsılatı 557 bin akçeydi ve vilayette on dokuz zeamet ile dört yüz yirmi dokuz tımar bulunuyordu. Sipahilerin komutanına Amasya'da "kethüdâyeri", zeamet sahiplerinin komutanına "alaybeyi" denirdi.

Şehzade Sancağı

XV. yüzyılın başından XVI. yüzyılın ortasına kadar Amasya, Osmanlı hanedanına mensup şehzadelerin idari tecrübe kazanmak için gönderildiği önemli merkezlerin başında yer aldı. Şehzadeler bu sancaklara yanlarında tecrübeli bir lala ile gönderilir, orada küçük çapta bir devlet işletirlerdi. Amasya'nın bu işe elverişli sayılmasında doğu sınırına yakın bir sancağın merkezi olmasının payı büyüktü; sınır boylarında kazanılacak başarıların taht yolunda büyük avantaj sağlayacağı düşünülüyordu. Özcan, bir yerleşimin şehzade sancağı olabilmesi için uç bölgede bulunmasını, eski bir Anadolu beyliğine başkentlik yapmış olmasını ve kültür ile ticaret merkezi sayılmasını gerekli özellikler olarak sıralar. Amasya bunların hepsini taşıyordu.

Amasya'da sancakbeyliği yapan şehzadelerin sayısı Özcan'a göre on ikidir ve sancak yaklaşık 182 yıl boyunca şehzadelere ev sahipliği yapmıştır. Çelebi Mehmed'den sonra II. Murad ve II. Bayezid burada sancakbeyi olarak bulundu; Fâtih'in de burada sancakbeyi olduğu TDV'de anılır, fakat Halil İnalcık bu iddiaya şüpheyle yaklaşır ve Mehmed'in 1443 baharında Manisa'ya gönderildiği bilinir. II. Murad'ın oğulları Ahmed Çelebi (1435-1438) ile Alâeddin (1440'tan itibaren), II. Bayezid'in oğlu Şehzade Ahmed, Kanunî'nin oğulları Mustafa ile Bayezid de Amasya'da görev yaptı. II. Bayezid, 1454'te yedi yaşında sancakbeyliğine atandı ve 1481'e kadar bu görevde kaldı; sancaktan ayrılırken yerine burada doğan büyük oğlu Ahmed'i bıraktı. Lâdik, o yıllarda Amasya'ya bağlı bir kaza olarak sancakbeylerinin yazlık makamı sayılıyordu.

Sancağa çıkan şehzadelere "Çelebi Sultan" denirdi. Yörgüç Paşa'nın hem Murad'ın lalası hem Rum beylerbeyi olması, şehzadelik ile beylerbeyilik işlevlerinin Amasya'da ne kadar iç içe geçtiğini gösterir. Şehzadelerin taht için kendilerini güçlü bir aday saymaları da şehri siyasetin merkezine çekti. II. Bayezid'in oğulları arasındaki taht kavgalarında Amasya önemli rol oynadı. Şahkulu isyanı sırasında Şehzade Ahmed isyana müdahale edip geri çekilmek zorunda kaldı ve İstanbul'a giderken büyük oğlu Murad'ı Amasya sancakbeyliğinde bıraktı; Murad Safevi halifelerine katılıp Şah İsmail'in yanına gitti ve İran'da öldü.

Merkezin Sivas'a Taşınması

Eyaletin idari merkezi, yani beylerbeyinin oturduğu "paşa sancağı", XV. yüzyılın ilk yarısından XVI. yüzyılın başlarına kadar Amasya'ydı. Özcan bu durumun 1520'ye kadar sürdüğünü, bundan sonra Rum Eyaleti'nin paşa sancağı Sivas olunca Amasya'nın Sivas'a bağlandığını yazar. Başka bir yayın eyalet merkezinin 1526'dan itibaren Sivas olduğunu belirtir. Hüsameddin ise taşınmayı daha erkene, hicrî 924 cemaziyelevvelinin (Mayıs-Haziran 1518) içine koyar ve nedenini de verir: Şehzade Murad taraftarlarının ve celâlî topluluklarının Sivas, Darende ve Arapgir çevresinde yoğunlaşması Sivas'a önem kazandırmış, bu sebeple Rumiyye vilayetinin merkezi Sivas'a nakledilmiştir. Amasya beylerbeyi Şâdî Paşa Sivas beylerbeyi olmuş, Amasya ise bir livâ merkezine dönmüştür. Üç tarihin yan yana durması taşınmanın birkaç yıla yayılmış olabileceğini düşündürür; belgeler bunu açıkça göstermez.

Hüsameddin, bu değişimin parasal sonuçlarını da yazar. Amasya sancakbeyliğine Amasyalı Atabeyzâde Hızır Paşa'nın kölesi Keyvân Ağa'nın oğlu Uzun Rüstem Bey atanmış, yıllık 450 bin akçe maaş bağlanmıştır. Livâ merkezi olunca yalnızca maaşta küçük bir azalma görülmüş, hazine hâsılatı ile zeamet ve tımar sayısı aynı kalmıştır. Amasya, livâ merkezi olduğunda da eyaletin birinci sancağı sayılmıştır. Statü düşmüş, şehrin mali ve askerî ağırlığı ise bir anda silinmemiştir. Şehzadelerin bulunduğu yıllarda sancakbeyi olan şehzade ile eyalet merkezindeki beylerbeyi aynı şehirdeydi; bu taşınmadan sonra beylerbeyi Sivas'tan, sancakbeyi Amasya'dan yönetti.

Mustafa'nın Ölümü ve Şehzade Sancaklığının Sonu

Yaklaşık yirmi yıl sonra Amasya'nın bir kez daha özel bir statü kazandığı anlatılır. Özcan'a göre 1538'de Manisa valisi olan Kanunî'nin büyük oğlu Şehzade Mustafa Amasya sancakbeyliğine atanmış ve bu atamayla birlikte şehir Sivas'a idari bağlılıktan çıkarak müstakil bir eyalet olmuştur. Şehzade Mustafa'nın 1553'te öldürülmesiyle Amasya yeniden Rum eyaletine bağlı bir sancak konumuna dönmüştür. TDV'nin Şehzade Mustafa maddesi atamayı farklı bir tarihe koyar: Mustafa, Hürrem Sultan'ın müdahalesiyle başşehre yakın Manisa'dan uzaklaştırılıp 16 Haziran 1541'de Amasya'ya gönderilmiştir. Müstakil eyalet statüsü ise yalnızca Özcan'ın yayınında geçer ve başka bir kaynakta doğrulayamadık.

Hüsameddin, Mustafa'nın ölümünün hemen ardından Amasya sancağının yine Sivas vilayetine bağlandığını ve beyliğine defter emini Merzifonlu Mehmed Çelebi'nin atandığını yazar. Kanunî'nin hayatta kalan oğulları arasındaki rekabet, Amasya'yı bir kez daha sahneye çıkardı. Kanunî, Şehzade Selim'i Manisa'dan Konya'ya, Bayezid'i Kütahya'dan Amasya'ya nakletti; Bayezid İstanbul'a yakın bir sancaktan alınmasına bozularak uzun süre direndi, sonunda 1558'de Amasya sancakbeyi oldu. TDV'ye göre Bayezid, bu nakli kendi yerine Selim'in veliaht seçilmesi biçiminde yorumlayıp isyan etti, yenilince İran'a kaçtı. Yerel resmî anlatı, Bayezid'in 1559'da İran'a firarından sonra Amasya'nın şehzade sancaklığından çıkarıldığını ve bir daha şehzade görevlendirilmediğini yazar. Özcan ise sancağın şehzade sancağı olma özelliğini III. Murad'ın sancakbeyliğinden sonra yitirdiğini belirtir.

Ayrılık hangi tarihten sayılırsa sayılsın, sonuç aynıdır. Şehzade Mustafa'nın katlinden sonra İstanbul'a daha yakın şehzade sancaklarının önemi arttı, Amasya ise başşehirden uzak kalmıştı. XVI. yüzyılın ortalarından itibaren Manisa tek şehzade sancağı olarak öne çıktı ve Amasya, merkezden tayin edilen sancakbeyleri tarafından yönetilmeye başlandı. "Şehzadeler şehri" unvanı kalmaya devam etti, fakat bu unvanın dayandığı idari düzen sona ermişti. Hüsameddin, şehzadelerin merkez-i saltanatta oturmasının ve Amasya'nın Sivas vilayetine bağlanmasının uygun görülmesinin şehrin eski şerefini zayıflattığını, mahalle sayısını ve nüfusunu azalttığını düşünür; ona göre şehzade devrinde şehirde yetmiş kadar mahalle ve altmış bin kadar nüfus vardı. TDV'nin 1525 tahririne dayanan tahmini ise elli beş mahalle ve yaklaşık sekiz bin nüfustur. Rakamlar farklı yöntemlerle hesaplanmıştır ve doğrudan karşılaştırılamaz.

Sancak, Mütesellim ve Âyân

Osmanlı idaresine girdiğinde şehir aynı adla bir sancağın merkezi olmuştu. Amasya sancağı, başta Tokat ve Sivas olmak üzere Rum eyaletinin önemli bir idari birimiydi. XVI. yüzyıl başında Amasya merkez kaza olmak üzere Lâdik ve Merzifon kazalarından oluşuyor, merkez kaza altı nahiye ve 321 köye sahip bulunuyordu. 1576-1577'de sancağın kaza sayısı Gümüş, Gedegra, Zeytun ve Simre-i Lâdik'in eklenmesiyle yediye çıktı. Evliya Çelebi XVII. yüzyıl ortalarında dokuz kazadan söz eder; 1076 (1665) tarihli belgelerde on bir, 1082 (1671) tarihli belgelerde on kaza görülür. Evliya'ya göre XVII. yüzyılda Rum eyaleti on sancaktan oluşuyordu: Sivas, Divriği, Çorum, Keskin, Bozok, Amasya, Tokat, Zile, Canik ve Arapgir.

Hüsameddin, Osmanlı çağındaki Amasya idaresini beş devreye ayırır. İlk devre 1386-1387'den 1512-1513'e kadar uzanır ve şehzadelerin ve beylerbeylerinin dönemidir. İkinci devre, 1512'den hicrî 1011'e (1602-1603) kadar doksan üç yıl sürer; Hüsameddin bu sürede yöneticilerin sık sık değişmesini ve Anadolu'daki karışıklıkların artmasını önemli bir özellik olarak vurgular. İkinci ile üçüncü devre arasında altı yıl süren ve "Tarih-i Fetret" adını verdiği bir karışıklık dönemi vardır; bu sırada Amasya'nın idaresi bazen Osmanlı Devleti'nin, bazen isyancıların eline geçmiştir. Amasya sancakbeyliği de yapmış olan Kara Yazıcı Abdülhalim'in taraftarları 1603'te şehri yakmış, âyân ve eşraf servetleriyle birlikte kral mezarlarına sığınmak zorunda kalmıştır. Evliya Çelebi de celâlî eşkıyasının saldırısına karşı şehir zenginlerinin kıymetli eşyalarını kalede sakladığını yazar.

Üçüncü devre hicrî 1017 (1608) recebinden 1099 (1688) recebinin sonuna kadar seksen iki yıl sürer; dördüncüsü 1688'den 1804'e, yani yüz yirmi yıl uzanır. Hüsameddin bu devrelerde vâlîleri, mutasarrıfları, mîrlivâları, mütesellimleri ve âyânı ayrı ayrı ele alır. Amasya sancağı sık sık başka görevlerdeki paşalara rütbe ile verilirdi. 1107 (1695) muharreminde sancak önce eski Canik mutasarrıfı Mehmed Paşa'ya, ay sonunda ise Tımışvar eyaletinde Yanova muhafızı olan Alacahisar Beyi Bektaş Bey'e mîrîmîran rütbesiyle tevcih edildi; bir yıl sonra Sakız muhafızı Mahmud Paşa'ya verildi. Mehmed Paşa Sofya muhafazasına memur edildiği gün Amasya kethüdâyeri Bağdatlızâde Mehmed Ağa Amasya mütesellimi olmuştur. Mutasarrıfın yanında bu kethüdâyeri ve mütesellim ile şehrin ileri gelenlerinden seçilen baş a'yân listelerde birlikte anılır. Dördüncü devre, Hüsameddin'in aktardığına göre 1804'te Amasya muhassılı Süleyman Bey ile kapanır.

Tanzimat ve Sivas Vilayeti

XIX. yüzyılın ilk yarısında sancak geniş bir coğrafyaya yayılıyordu. Hüsameddin'in aktardığı hicrî 1254 (1838-1839) nüfus sayımına göre Amasya sancağı Amasya, Erba'a, Havza, Zünnûn, Zeytûn, Zile, Osmancık, Gelgirâs, Köprü, Gümüş, Lâdik, Mecidözü ve Merzifon kazalarından oluşuyordu; yani on üç kaza. Kale muhafızlığı düzeni de bu çağa kadar sürmüştü. Hüsameddin, kalenin dizdar ve ağalarının idaresinin ve zeametlerinin 1255 tarihine kadar devam ettiğini yazar.

1864 tarihli Teşkil-i Vilâyet Nizamnâmesi ile Rum Eyaleti kaldırıldı ve yerine Sivas Vilayeti kuruldu; kimi kaynaklar bu kuruluşu 1867 yılına bağlar. Vilayete bağlı birimler Sivas, Amasya ve Karahisar-ı Şarkî sancaklarıydı; 1880'den itibaren Tokat sancağı da eklendi, Canik sancağı ise 1867-1869 yıllarında kısa bir süre Sivas'a bağlandı. Hüsameddin, Amasya mutasarrıfı olan Ziyâ Paşa'nın hicrî 1281'de (1864-1865) şehir surunun Sarây Kapısı'nı yıktırdığını, kaledeki eski topu kaldırtıp yerine yeni bir top koydurduğunu ve bir biyografide belediye dairesinin de onun zamanında kurulduğunu yazar.

XIX. yüzyıl sonlarında Sivas vilayetine bağlı Amasya sancağının sekiz kazası vardı: Amasya merkez, Merzifon, Vezirköprü, Osmancık, Gümüşhacıköy, Lâdik, Havza ve Mecidözü. 1909 tarihli bir listede Osmancık yer almaz ve sancak yedi kazadan oluşur. Hüsameddin'in 1912 dolaylarında yazdığı girişte durum şöyle anlatılır: sancağın doğusu ve güneyi Tokat, kuzeyi Canik, batısı Çorum sancaklarıyla sınırlıdır; Amasya, Hacıköyü, Havza, Köprü, Lâdik, Mecidözü ve Merzifon kazalarından oluşur ve Sivas vilayetine bağlıdır. Sancağın nüfusu iki yüz seksen bin kadardır. Amasya kazasının nüfusu altmış sekiz bin, merkezdeki Amasya beldesinin ise otuz yedi bin kadardır; belde elli üç mahalle ve sekiz bin hâneden oluşur. TDV ise XIX. yüzyıl için yirmi beş ile otuz bin arasında bir şehir nüfusu ve otuz altı kadar mahalle verir.

Cumhuriyet'te İl Merkezi

Millî Mücadele yıllarında Amasya yeniden ülkenin siyasi gündemine girdi. Mustafa Kemal işgale karşı direnişi ve teşkilatlanmayı gerçekleştirmek için burada çalışmalara başladı ve 21-22 Haziran 1919'da Millî Mücadele'nin ilk programını belirleyen Amasya Tamimi yayımlandı. Bu sırada şehir hâlâ Sivas Vilayeti'ne bağlı bir sancak merkeziydi. Cumhuriyet'in ilanından sonra Osmanlı idari taksimatı yeniden düzenlendi ve Amasya 20 Nisan 1924'te il oldu. Kendi çevresindeki ilçelerle birlikte bir vilayet merkezi hâline geldi.

Yeni il, eski sancağın bütün kazalarını içine almadı. Havza, Lâdik ve Vezirköprü bugün Samsun'un, Mecitözü ve Osmancık ise Çorum'un sınırları içinde yer alır. Merzifon ve Gümüşhacıköy gibi eski kazalar ilçe olarak Amasya'ya bağlı kaldı. TDV'nin dayandığı 1985 sayımında il, merkez ilçeden başka Göynücek, Gümüşhacıköy, Hamamözü, Merzifon, Suluova ve Taşova adlı altı ilçeye ve on altı bucağa ayrılmıştı; sınırları içinde 360 köy bulunuyor ve 5520 kilometrekarelik yüzölçümünde 358.289 kişi yaşıyordu. Bugün de il, merkezle birlikte yedi ilçeden oluşur.

Şehrin kendi nüfusu Cumhuriyet'in ilk yıllarında Hüsameddin'in 1912 dolaylarında verdiği rakamdan çok düşüktür: 1927 sayımında 12.481 olan nüfus 1950'de 14.470'e, 1970'te 36.646'ya, 1985'te 53.431'e çıkmıştır. Arada Balkan ve Birinci Dünya savaşları ile Millî Mücadele yılları yer alır; ayrıca iki rakam farklı yöntemlerle hesaplanmış olabilir. 1930'da inşa edilen demiryolu Amasya'yı Samsun'a bağladı, 1954'te kurulan şeker fabrikası ise il genelinde şeker pancarı üretimini teşvik etti.

Kronoloji

MÖ 63: Amaseia Roma sınırları içine katıldı.

314: Pontus diyosezi kuruldu; vikarius Amaseia'da oturdu (535'te kaldırıldı, 548'de yeniden kuruldu).

712: Araplar şehri aldı; birkaç yıl sonra III. Leon'un Bizans kuvvetleri geri aldı.

1073 dolayı: Ermeniyak thema'sı Selçuklu ilerleyişiyle dağıldı.

XI. yüzyıl sonu: Amasya Dânişmendliler'in idaresindeydi (yaygın anlatıda fetih 1075).

1243: Kösedağ Savaşı'ndan sonra Moğol valileri dönemi başladı.

1386: Osmanlı'ya ilk bağlanma (Hüsameddin ve Özcan); kesin ilhak TDV'ye göre 1398.

1398: Yıldırım Bayezid Amasya'yı Osmanlı topraklarına kattı; idaresi Çelebi Mehmed'e bırakıldı.

1402: Ankara Savaşı'ndan sonra Çelebi Mehmed Amasya'yı üs edindi; Kara Devletşah'ın Timur adına emirlik girişimi başarısız oldu.

1413-1414: Çelebi Mehmed'in padişahlığı; Yörgüç Paşa ilk kez Amasya yönetiminde görevlendirildi, Şehzade Murad Amasya'ya sancakbeyi gönderildi.

1423: Yörgüç Paşa Rum beylerbeyi oldu (TDV; başka kaynaklarda 1422).

1453 (857 muharrem): Amasya beylerbeyi Hızır Paşa İstanbul seferine memur edildi, yerine Eretnazâde Alâeddin Ali getirildi.

1454-1481: II. Bayezid Amasya sancakbeyi.

1518-1526: Rum eyaletinin merkezi Amasya'dan Sivas'a taşındı (Hüsameddin 1518, Özcan 1520, kimi listeler 1526).

1541: Şehzade Mustafa Manisa'dan Amasya'ya gönderildi (Özcan 1538).

1553: Şehzade Mustafa öldürüldü; Amasya yeniden Sivas'a bağlı sancak oldu.

1558-1559: Şehzade Bayezid Amasya sancakbeyi oldu, ardından İran'a kaçtı.

1603: Kara Yazıcı Abdülhalim taraftarlarının Amasya'yı yakması.

1838-1839: Sancak on üç kaza hâlindeydi.

1864: Teşkil-i Vilâyet Nizamnâmesi; Rum Eyaleti yerine Sivas Vilayeti (kimi kaynaklarda 1867).

1864-1865 (1281): Ziyâ Paşa Amasya mutasarrıfı.

1919: Amasya Tamimi yayımlandı.

20 Nisan 1924: Amasya il oldu.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

Resmî kaynaklar

Diğer kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar