Gelibolulu Mustafa Âlî, XVI. yüzyılın en verimli tarihçilerinden biri olduğu kadar dördü Türkçe, biri Farsça beş divan sahibi bir şairdir. Asırlarca süren şöhreti Künhü'l-ahbâr gibi nesir eserlerinden gelir; ama kendini önce şiirle tanıtmış, ömrünün sonuna kadar şiir yazmayı bırakmamıştır. Amasya ile bağı, 1595'te birkaç aylığına üstlendiği sancakbeyliğine ve bu sırada yazdığı bilinen Amasya müseddesine dayanır. Âlî ayrıca Künhü'l-ahbâr'ın tezkire kısmında Mihrî Hatun, Münîrî ve Tâcî Bey gibi Amasyalı şairlerin hayatını kaydetmiş, Amasya edebiyat tarihinin önemli kaynaklarından birini bırakmıştır.
Âlî'nin hayatı ve Amasya sancakbeyliği sitemizin Tarihî Şahsiyetler bölümünde ayrı bir yazıda anlatılmıştır. Bu sayfa onun şairliğine, edebî eserlerine ve Amasya ile ilgili şiirine ayrılmıştır.
Hayatı ve Amasya Yılları
Âlî, 2 Muharrem 948 (24/25 Nisan 1541) gecesi Gelibolu'da doğdu. Medrese tahsilinden sonra yazdığı şiirlerle dikkat çekti, ilk eseri Mihr ü Mâh'ı sunduğu Şehzade Selim'in divan kâtibi oldu. Lala Mustafa Paşa ve Bosna beylerbeyi Ferhad Paşa'nın yanında kâtiplik yaptı; Erzurum, Bağdat ve Sivas'ta defterdarlıklarda bulundu, sık sık azledildi. III. Mehmed tahta çıkınca (1595) Mısır defterdarlığını istedi, ama Amasya sancakbeyliği ile Rûm defterdarlığını kabul etmek zorunda kaldı. Hüsameddin'e göre bu görev, yeni padişaha sunduğu cülus kasidesinin bir caizesi olarak verilmiş ve Âlî 1 Şevval 1003'te (Haziran 1595) Amasya'ya gelmiştir. Aynı yıl Rûm defterdarlığından alındı, 1005 başlarında (1596) Kayseri'ye nakledildi. Son görev yeri Cidde sancakbeyliği oldu ve muhtemelen 1600'de orada öldü. Hayatının ayrıntıları için Gelibolulu Mustafa Âlî: Künhü'l-ahbâr Müellifi ve Amasya Sancakbeyi yazısına bakılabilir.
Şiire Başlaması ve Mahlası
TDV İslâm Ansiklopedisi'nde Âlî'nin edebî yönünü yazan Ömer Faruk Akün'e göre on altı yaşında Gelibolu'dan İstanbul'a gelen genç Mustafa, hemşehrisi ve hocası müderris şair Sürûrî ile Hayâlî gibi devrin önde gelen üstatlarından edebî terbiye almıştır. Önce Çeşmî mahlasıyla şiir yazmaya başlamış, az sonra bütün hayatına hâkim olacak yükselme ihtirasına ve kendini herkesten üstün görme duygusuna uygun düşen Âlî mahlasında karar kılmıştır. Hocası Sürûrî'nin, Amasya'da Şehzade Mustafa'nın hocalığını yaptığı yıllar da bu çevrenin Amasya ile bağlarındandır. Âlî, Erzurum defterdarlığı sırasında genç Nef'î'nin yetişmesinde etkili olmuş, Nef'î mahlasını da ona kendisi vermiştir.
Eserleri
Divanları. Âlî'nin dört Türkçe divanı vardır. İlkini 975'te (1567) tertip etmiş; bu divandaki seksen altı beyitlik Gelibolu şehrengizini sonraki divanlarına almamıştır. İkinci divanı Vâridâtü'l-enîka'yı III. Murad'ın tahta çıkışı üzerine 982'de (1574) Banaluka'da düzenlemiştir; nüshaları en yaygın olan divanı budur. Üçüncü divan Lâyihatü'l-hakîka, 988'den 1000 yılı başına kadar yazdığı şiirleri toplar ve 1000 Muharreminde (Ekim-Kasım 1591) İstanbul'da tertip edilmiştir. 1591'den ölümüne kadarki şiirlerini içeren dördüncü divanı ise şair Hisâlî düzenlemiştir; bu divandaki bazı şiirlerin başında, bir kısmı Âlî'nin kendi ifadesiyle, nerede, ne zaman ve hangi vesileyle yazıldıklarına dair kayıtlar vardır ve tek nüshası İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi'ndedir. Kırk yaşından önce meydana getirdiği anlaşılan Farsça divanı bugüne ulaşmamıştır.
Mesnevileri ve öteki manzum eserleri. 968'de (1561) yazdığı Mihr ü Mâh klasik bir aşk mesnevisidir. 969'da (1562) Kütahya'da yazdığı 3034 beyitlik Tuhfetü'l-uşşâk, Nizâmî, Hüsrev-i Dihlevî ve Câmî'nin aynı yoldaki eserlerini tamamlamak üzere kaleme alınmış fikrî bir mesnevidir ve henüz yirmi iki yaşındayken değerinin bilinmediğinden yakınmaya başladığını gösterir. 2802 beyitlik Riyâzü's-sâlikîn dinî yaşayış ve nefis terbiyesi üzerinedir. 1001'de (1593) Gelibolu'yu ziyaretinde hazırladığı Sadef-i Sad-güher, iki divanından seçtiği yüz gazeli bir araya getirmek amacıyla düzenlenmiş, 261 beyit tutan önsözünde ise Hayâlî, Fevrî, Necâtî ve Zâtî gibi şairlerin divanlarında güzel denmeye değer gazellerin otuz kırkı geçmediğini ileri sürmüştür. Aynı düşünceyle yüz matlaını Gül-i Sad-berk'te, Kerbelâ şiirlerini ve Muharrem mersiyelerini Sübhatü'l-abdâl'da toplamıştır. Şehzade Mehmed'in 1582'deki elli iki günlük sünnet düğününü 2772 beyitle anlatan Câmiu'l-buhûr der Mecâlis-i Sûr da onun manzum eserlerinin en hacimlilerindendir.
Edebî Kişiliği
Akün, Âlî'nin şiir zenginliğinin kendisine çağdaşı Bâkî ve Nev'î gibi şairlerin safında bir yer kazandırmadığını, ama onun divan şiirinin estetik disiplinine büyük temsilcileri derecesinde bağlı kalmayarak daha serbest, tabiiliğe ve yaşanan hayata yakın bir yol tuttuğunu yazar. Mazmunları alışılmışın dışına çıkaran üslubu ve çözük ifadesi devrinde yadırganmıştır. Âlî şiiri yalnız aşka ayırmamış; uğradığı haksızlıkları, kendinden esirgenen görevleri, azillerle bir köşeye atılmasını ve yükselme ihtirasının doğurduğu duyguları da şiire getirmiştir. Bu yönüyle Akün'e göre divan edebiyatının sosyal muhtevası en güçlü şairlerinden biridir. 989 (1581-82) sıralarında yazıldığı sanılan 247 beyitlik bir terciibendinde hükümdarlıktan tüccara kadar her sınıfın bozulmasını acı bir mizahla anlatır.
Âlî'nin şiirinde başka şairlerde az görülen konular da vardır. Bosna'da ve İran seferlerinde savaş sahnelerine tanık olduğu için divan şiirinde "hamâsiyyât" denen savaş şiirlerine en çok yer veren şairlerden biridir. Kuvvetli bir tasvir gücü vardır ve kış şiirlerinin çokluğu dikkat çeker. Mevlânâ'ya ve Mevlevîliğe sevgisini dile getirmiş, ölüm ve mezarla ilgili unsurlara sık yer vermiş, mersiyelerini çoğunlukla kendi hayatına girmiş insanlar için yazmıştır. Dil bakımından da şiire dikkate değer bir redif zenginliği getirmiş, başkalarının kullanmaya cesaret edemediği sözleri ve deyiş şekillerini denemiştir. Akün, çok yazdığı için bazı şiirlerinin sıradanlığa düştüğünü de ekler.
Hüsameddin'in Gözünde Âlî
Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi'nde Âlî'den hem bir kaynak hem bir sancakbeyi olarak sık söz eder. Amasya'daki idaresi hakkındaki hükmü kısadır: Amasya beyi Âlî Bey âlim, faziletli ve tarihçi bir zattı, fakat her tarafta baş gösteren isyancılara karşı âciz kalmıştı. Şair olarak Âlî'ye bakışı ise Amasyalı şair Edâyî Receb Bey'in maddesinde belirginleşir. Âlî'nin Künhü'l-ahbâr'da Edâyî'yi küçümseyen sözlerine karşı çıkan Hüsameddin şöyle yazar:
Âlî Bey, bütün üdebâ ve müverrihîn nezdinde meşhûr ve kendi âsâr ve müellefâtından ma'lûm olduğu üzere kendini pek yüksek görür, muâsırlarını bir türlü beğenmez. İzzet-i nefsine pek mağlûp bir zâttır.
Günümüz Türkçesiyle: Bütün ediplerin ve tarihçilerin bildiği ve kendi eserlerinden de anlaşıldığı üzere Âlî Bey kendini çok yüksek görür, çağdaşlarını bir türlü beğenmez; gururuna çok yenik düşmüş bir zattır. Hüsameddin aynı yerde, Âlî'nin Edâyî hakkında verdiği tarihlerin de hatalı olduğunu, buna karşılık Piyâle Paşa'nın ölümünü anlatan ibaresinin Edâyî'yi küçümseyen Âlî'nin kendi gücünü gösteren bir edebî örnek olduğunu belirtir. Bu değerlendirme, Akün'ün Âlî'nin kendi şiirini başkalarınınkinden üstün tutan tavrına dair tespitiyle örtüşür. Edâyî hakkında Edâyî Receb Bey kategorisine bakılabilir.
Amasyalı Şairlerin Kaydedicisi
Âlî'nin Amasya edebiyatına en büyük katkısı belki de kendi şiirlerinden çok, Künhü'l-ahbâr'ın padişah devirlerine göre sıralanmış şair biyografilerindedir. Bu bölümde Mihrî Hatun için "Amasiyyedendür", Münîrî için "Amasiyyelidür" der; Tâcî Bey'in, Âfitâbî'nin, Sinoplu Seyfî'nin ve Şehzade Korkud'un Amasya'daki şehzade saraylarıyla bağlarını anlatır ve onlardan beyitler aktarır. Kayıtları her zaman öteki kaynaklarla örtüşmez; Zeyneb Hatun'u Kastamonulu sayması gibi. Âlî'nin bu kayıtları Hüsameddin'in de sık başvurduğu kaynaklar arasındadır. Ayrıntılar Âlî'nin biyografisinde ele alınmıştır.
Amasya Müseddesi
Âlî'nin Amasya ile doğrudan ilgili bilinen tek şiiri, Mehmet Arslan'ın 2018'de yayımladığı "Müseddes-i Ünsiyye Der-Vasf-ı Şehr-i Amâsiyye"dir. Arslan şiirin Âlî'nin "Amasya'da vâli iken" yazdığını belirtir. Yedi bentlik müseddesin her bendi "Cây-gâh olmagıla şehr-i Amâsiyye baña / Muttasıl feyz olınur kuvvet-i kudsiyye baña" nakaratıyla biter: Amasya şehri bana yurt olduğundan beri kutsal bir kudretten durmadan feyz alırım. İlk dört bent şairin kendini yükseklerde uçan bir şahine benzettiği, ikiyüzlülerden ve kıskançlardan yakındığı, dışarıdan davul ve sancak sahibi bir bey, içeriden yün hırkalı bir derviş olduğunu söylediği bir iç dökmedir. Beşinci ve altıncı bentler şehri nice şehzadenin evi, velilerin buluşma yeri olarak över; Pîr İlyâs'ın türbesini ve Gümüşlüzâde ailesini anar. Son bentte şair "hüner mülkine vali" olduğunu söyleyerek mahlasıyla oynar. Şiir, Âlî'nin şiirine kişisel kırgınlıklarını taşıma alışkanlığının ve kısa Amasya görevinin bir belgesidir.
Müseddes bu kategoride ayrı bir sayfada, özgün metin, günümüz Türkçesi ve yorumla verilmiştir; aynı şiir, şiirde anılan yerlere dair ayrıntılı notlarla birlikte Amasya Şiirleri bölümünde de yer alır. Şiirin metni için erişilebilen tek kaynak Arslan'ın bildirisidir ve Arslan şiiri hangi divan nüshasından aldığını göstermez; dördüncü divanda bulunması beklenir, ancak bu çalışmada divan nüshalarıyla karşılaştırma yapılamadı. Âlî'nin divanlarındaki öteki şiirlerinin Amasya ile bir ilgisi tespit edilemediği için bu bölüme alınmamıştır.
Kronoloji
1541: 2 Muharrem 948 (24/25 Nisan) gecesi Gelibolu'da doğar.
1561: İlk eseri Mihr ü Mâh'ı yazıp Şehzade Selim'e sunar.
1562: Tuhfetü'l-uşşâk'ı Kütahya'da yazar.
1567: İlk Türkçe divanını tertip eder.
1574: İkinci divanı Vâridâtü'l-enîka'yı Banaluka'da düzenler.
1581-82: Toplumun bozulmasını anlatan 247 beyitlik terciibendini yazdığı sanılır.
1591: Üçüncü divanı Lâyihatü'l-hakîka'yı İstanbul'da tertip eder.
1593: Gelibolu'yu ziyaret eder, Sadef-i Sad-güher'i hazırlar.
1595: Amasya sancakbeyi olur; Hüsameddin'e göre Haziran başında Amasya'ya gelir. Amasya müseddesinin bu dönemde yazıldığı belirtilir.
1596: Amasya'dan Kayseri sancakbeyliğine nakledilir.
1600: Muhtemelen Cidde sancakbeyi iken ölür; 1591'den sonraki şiirleri dördüncü divanında toplanır.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 3, Amasya: Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, 2022, s. 340-343 (e-kitap s. 519-520). https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/1-4/files/basic-html/page519.html
- Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 7, Amasya: Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, 2022, s. 25-27 (e-kitap s. 272-273; "Edâyî Receb Bey-Hacıbeyzâde" maddesi). https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/6-8/files/basic-html/page272.html
Akademik çalışmalar
- Bekir Kütükoğlu, Ömer Faruk Akün, "Âlî Mustafa Efendi", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 2, İstanbul 1989, s. 414-421. https://islamansiklopedisi.org.tr/ali-mustafa-efendi
- Mehmet Arslan, "Divan Edebiyatında Şehirler Üzerine Yazılan Şiirler ve Bunlar Arasında Amasya Şiirleri", Uluslararası Amasya Şairleri Bilim Şöleni Bildiriler Kitabı (4-6 Ekim 2018), ed. M. Fatih Köksal, Sibel Murad, Mevlüt İlhan, Ankara: KIBATEK, 2018, s. 47-70; şiir s. 58-59. https://makale.isam.org.tr/bitstreams/6533e00d-6d4a-45b4-b9cd-a0d910b9bbe7/download
Çevrimiçi kaynaklar

