Hulûsî Mehmed Efendi, 1288'de (1871-72) Amasya'nın içeri şehrinde doğmuş, yirmi üç yaşlarında, sevdiği kızın ölümünden kırk gün sonra 1312'de (1894-95) ölmüş genç bir şairdir. Amasya Sultan Bayezid Camii hatiplerinden bir ailenin oğludur. Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, onun yarım kalan aşkını Amasya'da çok bilinen bir hikâye olarak anlatır ve bir divan bıraktığını babasının ağzından aktarır. Hüsameddin bu divandan birkaç gazel istemiş, ama baba isteğini geri çevirmiş ve Hulûsî'nin şiirlerinden bugüne tek mısra ulaşmamıştır.

Hüsameddin'in Kaydı

Madde, Amasya Tarihi'nin dokuzuncu cildinde "Hulûsî Mehmed Efendi-Hatîbzâde" başlığını taşır ve kısa olduğu için burada tamamıyla verilmiştir:

Amasyalıdır. Sultân Bâyezîd Câmii hatîbi Akif Mustafa Efendi bin Fâzıl Mehmed Efendi bin hatîb-i meşhûr Hâfız Ahmed Efendi'nin mahdûmudur. İçeri şehirde Ahî Sâdeddîn Mahallesi'nde 1288'de doğdu. Rüşdiye Mektebi'nde fünûn-ı lâzîmeyi tahsîl edib kibâr-ı müderrisînden Mecdizâde Hâfız Abdurrahman Kamil Efendi'nin halka-i tedrîsine mülâzemet etdi. Bu esnâda sahaf Gürcü Mehmed Emin Efendi'nin kerîmesine dildâde o da buna üftâde olduğundan aralarında hararetli muâşaka hâsıl oldu. Haddi zâtında şekl ü şemâili güzel olduğundan kendisine âşık olan diğer zevât var idi. Vâlidesinin inâdı ve pederinin istikbârı yüzünden Hacı Emin Efendi'nin muvâfakatına rağmen ma'şukasının visâlinden ümidi kesib her ikisi de esir-i firâş-ı hicrân oldu. 1312'de ma'şukasının vefâtından pek ziyâde müteessir olup kırk gün sonra kendisi de acıklı bir hüzn ü matem içinde terk-i hayat etdi. Her ikisi de Kübceğiz Mahallesi üstünde Kaşukpınarı denilen nüzhetgâhda yan yana defn edildi. Edîb, şâir, afîf, cemilü's-sûre bir genç idi. Hikâyât-ı aşıkâneleri Amasya'da pek meşhûrdur. Pederi Akif Mustafa Efendi, divân-ı eş'ârı olduğunu söyler ve ağlardı. Eş'ârından birkaç gazelini taleb ve ricâ etdim. Maalesef ricâmı bir türlü is'âf itmedi. Kendisi oldukça zengindi. Bu yüzden halîlesinin vefâtından bir ay sonra 1338 sene-i rûmîyesi şubatının yirmi dördüncü günü akşam üzeri hânesine giren hırsızlar tarafından ihnâk ve ba'zı nukûdu sirkât edildi.

Günümüz Türkçesiyle: Amasyalıdır. Sultan Bayezid Camii hatibi Âkif Mustafa Efendi'nin oğludur; Âkif Mustafa Efendi, Fâzıl Mehmed Efendi'nin, o da ünlü hatip Hâfız Ahmed Efendi'nin oğludur. İçeri şehirde Ahî Sâdeddin Mahallesi'nde 1288'de doğdu. Rüşdiye mektebinde gerekli bilgileri okuduktan sonra büyük müderrislerden Mecdîzâde Hâfız Abdurrahman Kâmil Efendi'nin ders halkasına devam etti. Bu sırada sahaf Gürcü Mehmed Emin Efendi'nin kızına gönül verdi, kız da ona tutuldu ve aralarında ateşli bir sevgi başladı. Aslında yüzü ve endamı güzel olduğu için ona âşık olan başkaları da vardı. Kızın babası Hacı Emin Efendi razı olduğu hâlde, annesinin inadı ve babasının kibri yüzünden sevgilisine kavuşma umudunu yitirdi ve ikisi de ayrılık yatağına düştü. 1312'de sevgilisinin ölümünden çok sarsıldı ve kırk gün sonra kendisi de acıklı bir keder ve yas içinde hayata veda etti. İkisi de Küpceğiz Mahallesi'nin üstünde Kaşıkpınarı denilen gezinti yerinde yan yana gömüldü. Edip, şair, iffetli, yakışıklı bir gençti. Aşk hikâyeleri Amasya'da çok bilinir. Babası Âkif Mustafa Efendi, oğlunun bir şiir divanı olduğunu söyler ve ağlardı. Şiirlerinden birkaç gazel istedim, rica ettim; ne yazık ki isteğimi bir türlü yerine getirmedi. Kendisi epeyce zengindi. Bu yüzden eşinin ölümünden bir ay sonra, rumî 1338 yılı şubatının yirmi dördüncü günü akşamüstü evine giren hırsızlar tarafından boğuldu ve bir miktar parası çalındı.

Hayatı

Hulûsî'nin hayatı, Hüsameddin'in yazdıklarından ibarettir ve kısa bir ömrün iki ana çizgisini verir: bir hatip ailesinde başlayan medrese tahsili ve bu tahsilin ortasında başlayan bir sevda. Önce o yılların yeni kurumlarından rüşdiye mektebine gitmiş, sonra Amasya'nın tanınmış müderrislerinden Mecdîzâde Hâfız Abdurrahman Kâmil Efendi'nin derslerine devam etmiştir. Ailenin mesleği de bellidir: babası, dedesi ve büyük dedesi Sultan Bayezid Camii'nde hatiplik etmiş, ünlü hatip Hâfız Ahmed Efendi'nin adı ailenin "Hatîbzâde" lakabına kaynaklık etmiştir.

Hüsameddin'in anlattığı aşk, iki ailenin birbirine denk görülmemesi yüzünden yarım kalmıştır. Kızın babası sahaf Gürcü Mehmed Emin Efendi evliliğe razıdır; engel Hulûsî'nin annesinin inadı ve babasının "istikbârı", yani kendini büyük görmesidir. Metinden çıkan sonuç, zengin bir hatip ailesinin oğlunu bir sahafın kızıyla evlendirmeyi uygun bulmadığıdır; Hüsameddin bunu açıkça söylemez, yalnız sebepleri adlandırır. İki genç de hastalanarak yatağa düşmüş, kız 1312'de ölmüş, Hulûsî de kırk gün sonra ölmüştür. Hüsameddin ölümün sebebini "hüzn ü matem" diye verir; hastalığın adı geçmez.

Amasya ile Bağı

Hulûsî bütün ömrünü Amasya'da geçirmiştir. Ahî Sâdeddin Mahallesi'nde doğmuş, şehrin medreselerinde okumuş ve sevgilisiyle birlikte Küpceğiz Mahallesi'nin yukarısındaki Kaşıkpınarı mesiresine gömülmüştür. Hüsameddin'in "Hikâyât-ı aşıkâneleri Amasya'da pek meşhûrdur" cümlesi, bu hikâyenin XX. yüzyılın başında hâlâ anlatıldığını gösterir. İki mezarın yerinin bugün bilinip bilinmediğini gösteren bir kayıt bulamadık.

Hüsameddin bu ailenin yakın tanığıdır. Babası Âkif Mustafa Efendi ile görüşmüş, oğlunun divanını sormuş, babanın ağladığını görmüştür. Maddenin sonunda verdiği bilgiye göre Âkif Mustafa Efendi, karısının ölümünden bir ay sonra, rumî 1338 yılı şubatının yirmi dördünde, yani Şubat 1922'de evine giren hırsızlarca boğularak öldürülmüştür. Rumî tarihin miladî karşılığı bizim hesabımızdır.

Şiiri

Divanının varlığını bildiren tek tanık babasıdır ve şiirlerinin hiçbiri elde değildir; Hüsameddin divanı görmemiş, birkaç gazelini istediği hâlde alamamıştır. Babanın neden şiirleri vermediği bilinmez. Hüsameddin bunu yorumlamaz, yalnız "maalesef" diyerek esefini belirtir. Babanın 1922'de öldürülmesinden sonra ailenin evrakına ne olduğu da kayıtlı değildir. "Hulûsî"nin bir mahlas mı, adın önüne eklenmiş bir isim mi olduğunu madde açık bırakır; Hüsameddin'in başlıklarında bu iki kullanım ayırt edilmez.

Kronoloji

1288 (1871-72): Hulûsî Mehmed Efendi, Amasya'da Ahî Sâdeddin Mahallesi'nde doğar.

1312 (1894-95): Sevgilisinin ölümünden kırk gün sonra ölür; ikisi Kaşıkpınarı'na yan yana gömülür.

24 Şubat 1338 rumî (1922): Babası Âkif Mustafa Efendi, evine giren hırsızlarca boğularak öldürülür.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar