Rüsûhî Hasan Efendi, Amasya'daki Selâmet Hatun Zaviyesi'nin şeyh ailesinden gelen, kadılıktan sonra babasının zaviyesine şeyh olan ve 1209 şevvalinde (Nisan-Mayıs 1795) ölen bir âlim ve şairdir. "Rüsûhî" adı ona hocası tarafından, hafızasının sağlamlığı yüzünden verilmiş bir lakaptır; kelime Arapça "rüsûh", yani bir bilginin zihne iyice yerleşmesi kökünden gelir. Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar'ın "âlim, kâmil, sâlih, şâir bir şeyh-i kerîm" dediği Rüsûhî'den kalmış tek bir beyit bilinmiyor.

Hüsameddin'in Kaydı

Hüsameddin'in Amasya Tarihi'nin onuncu cildindeki "Rüsûhî Hasan Efendi-Şeyhzâde el-Hâc" maddesi, şairin hayatını zaviyenin şeyhlik makamının el değiştirmesi üzerinden anlatır:

Amasyalıdır. Selâmet Hâtun zâviyesi şeyhi Mustafa Efendizâde eş-Şeyh Osmân Efendi'nin mahdûmudur. 1153'de pederinin vefâtına binâ'en meşîhat ciheti birâderi Sünûhî Abdullah Efendiyle uhdelerine tevcîh edilmişdi. 1154'de sıgar-ı sinlerine binâ'en her ikisi de ref' edilip meşîhat-ı ulemâdan es-Seyyid Hâfız Hüseyin Efendi uhdesine tevcîh ve bunlar da mûmâ-ileyhin taht-ı vesâyetine idhâl edildi. Mukaddimât-ı ulûmu Hâfız Hüseyin Efendi'den görüp sonra Iydîzâde Âkif Mustafa Efendi'nin halka-i tedrîsine mülâzemet etdi. Metânet-i hâfızasına binâ'en üstâdı tarafından "Rüsuhî" lakâbı verildi. Fâzıl-ı müşârün-ileyhten ikmâl-i tahsîl ederek icâzet-nâme aldıktan sonra İstanbul'a gidip silk-i kudâta girdi. Kasabât ü bilâdı kazâ ve niyâbetle devr ederek 1200 hudûdunda geldi. Ba'dehû âzim-i Hicâz olup terk-i kazâ ederek Selâmet Hâtun tekkesi meşîhatı nâ-ehl olan Mahmûd Çelebi'nin ref'inden 1202'de uhdesine tevcîh edildi. Yedi yıl kadar Nakşîbendiyye âyîni üzere zikr ü ibâdetle iştigâl ve ulemâ ve meşâyihle sohbetler ederek 1209 senesi şevvâlinde vefât etdi. Âlim, kâmil, sâlih, şâir bir şeyh-i kerîm idi. Vefâtını müte'âkib meşîhat yine mutasarrıf-ı sâbıkı Mahmûd Çelebi'ye verildi. Bu da 1210'da vefâtıyla oğlu Mustafa Efendi'ye ve 1211'de ref'iyle sâhib-i tercemenin mahdûmu es-Seyyid Mehmed Sa'îd Efendi'ye tevcîh edildi.

Günümüz Türkçesiyle: Amasyalıdır. Selâmet Hatun Zaviyesi'nin şeyhi Mustafa Efendizâde Şeyh Osman Efendi'nin oğludur. 1153'te babasının ölümü üzerine zaviyenin şeyhlik görevi kardeşi Sünûhî Abdullah Efendi ile birlikte kendilerine verilmişti. 1154'te yaşlarının küçüklüğü yüzünden ikisinden de geri alınarak âlim şeyhlerden Seyyid Hâfız Hüseyin Efendi'ye verildi, kardeşler de onun vesayetine bırakıldı. İlk bilgileri Hâfız Hüseyin Efendi'den okudu, sonra Iydîzâde Âkif Mustafa Efendi'nin ders halkasına devam etti. Hafızasının sağlamlığı yüzünden hocası ona "Rüsûhî" lakabını verdi. Bu bilginden tahsilini tamamlayıp icazetname aldıktan sonra İstanbul'a giderek kadılık mesleğine girdi. Kasabaları ve şehirleri kadı ve naip olarak dolaştıktan sonra 1200 dolaylarında döndü. Sonra hacca gitti, kadılığı bıraktı ve Selâmet Hatun Tekkesi'nin şeyhliği, ehil olmayan Mahmud Çelebi'den alınarak 1202'de kendisine verildi. Yedi yıl kadar Nakşibendî usulüyle zikir ve ibadetle uğraştı, âlimler ve şeyhlerle sohbet etti ve 1209 yılı şevvalinde öldü. Âlim, olgun, iyi, şair, cömert bir şeyhti. Ölümünden sonra şeyhlik yine önceki sahibi Mahmud Çelebi'ye verildi. O da 1210'da ölünce oğlu Mustafa Efendi'ye, 1211'de ondan alınarak bu maddenin sahibinin oğlu Seyyid Mehmed Saîd Efendi'ye verildi.

Hayatı

1153'te (1740-41) babası öldüğünde Rüsûhî, kardeşiyle birlikte zaviyenin şeyhliğini yürütemeyecek kadar küçüktü. Doğum yılı kayıtlı olmasa da buradan geriye gidilince 1730'lar civarına varılır; bu tahmin maddenin akışından çıkar. Şeyhlik önce iki çocuğun üzerine yazılmış, bir yıl sonra bu karardan vazgeçilerek görev Seyyid Hâfız Hüseyin Efendi'ye verilmiş ve çocuklar onun vesayetine bırakılmıştır. Böylece Rüsûhî'nin ilk hocası, babasının makamını elinde tutan kişi olmuştur. Asıl tahsilini Iydîzâde Âkif Mustafa Efendi'nin yanında tamamlamış, ondan icazet almış ve lakabını da ondan almıştır.

İcazetten sonraki yolu İstanbul'dan geçer. Kadılık mesleğine girmiş, Hüsameddin'in "kasabât ü bilâd" dediği küçük ve büyük kazalarda kadılık ve naiplik ederek yıllarca dolaşmış ve 1200 (1785-86) dolaylarında Amasya'ya dönmüştür. Hacca gitmesi ve kadılığı bırakması, onu çocukken kaybettiği makama geri götürmüştür. Hüsameddin'in sert bir sözle "nâ-ehl", yani ehliyetsiz dediği Mahmud Çelebi görevden alınmış ve zaviyenin şeyhliği 1202'de (1787-88) Rüsûhî'ye verilmiştir. Son yedi yılını zaviyede, Nakşibendî usulünce zikir ve ibadetle, âlimlerle ve şeyhlerle sohbet ederek geçirmiştir.

Ölümünden sonra makam yeniden Mahmud Çelebi'ye dönmüş, onun 1210'daki ölümüyle oğluna geçmiş, 1211'de (1796-97) ise Rüsûhî'nin oğlu Seyyid Mehmed Saîd Efendi'ye verilmiştir. Maddenin bu son cümleleri, zaviyenin şeyhliğinin yarım yüzyıl boyunca iki aile arasında nasıl gidip geldiğini gösterir.

Amasya ile Bağı

Rüsûhî'nin ömrünün başı da son yılları da Amasya'dadır: burada doğup okumuş, son yıllarını babasının şeyhlik ettiği zaviyede geçirmiştir. Selâmet Hatun, XV. yüzyılda Pirinççi Mahallesi'nde zaviyesini kurdurmuş ve vakfını düzenletmiş bir Amasyalı hanımdır; zaviyenin kuruluşu ve Selâmet Hatun'un hayatı sitedeki Selâmet Hatun yazısında anlatılır. Rüsûhî'nin hocası Iydîzâde Âkif Mustafa Efendi de Amasya'nın tanınmış âlimlerindendir; Hüsameddin onun Amasya müftülüğü yaptığını başka bir maddede kaydeder.

Ailesi

Rüsûhî'nin kardeşi Sünûhî Abdullah Efendi de Hüsameddin'de ayrı bir maddeyle yer alır. Çocukken kardeşiyle birlikte zaviyenin şeyhliğine getirilip geri alınan Sünûhî, tahsilden sonra İstanbul'a gitmiş, teşrifatî kaleminde yetişmiş, vezirlerin divan kâtibi olarak çeşitli şehirlerde bulunmuş ve 1192 (1778) yılından sonra ölmüştür; Hüsameddin onu da "kâtib, şâir" diye niteler. Böylece aynı evden çıkmış iki kardeş, biri kadılık ve tekke, öteki kalem yoluyla, şair olarak kaydedilmiştir. Rüsûhî'nin oğlu Seyyid Mehmed Saîd Efendi zaviyenin şeyhliğini 1211'de üstlenmiştir.

Şiiri

Rüsûhî'nin şairliği tek bir kelimeye dayanır: Hüsameddin'in sıfatları arasındaki "şâir". Eser adı ya da beyit verilmez; hocasının taktığı lakabı şiirlerinde mahlas olarak kullanıp kullanmadığı da bilinmez. Kardeşi Sünûhî'nin şiirlerinden de bir örnek bilinmez; iki kardeşin şairliği yalnız Hüsameddin'in kısa nitelemeleriyle bugüne gelmiştir.

Kronoloji

1153 (1740-41): Babası Şeyh Osman Efendi ölür; zaviyenin şeyhliği Rüsûhî ile kardeşi Sünûhî'ye verilir.

1154 (1741-42): Yaşları küçük olduğu için şeyhlik Seyyid Hâfız Hüseyin Efendi'ye geçer.

1200 (1785-86) dolayı: Kadılıktan Amasya'ya döner.

1202 (1787-88): Selâmet Hatun Zaviyesi'nin şeyhi olur.

1209 şevval (1795): Ölür.

1211 (1796-97): Zaviyenin şeyhliği oğlu Seyyid Mehmed Saîd Efendi'ye verilir.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar