Amasyalıdır.²⁹ Mevlâna Hüsameddîn Hasan Çelebi bin Ali Çelebi el-Amâsî mahdûmudur. Pederi küçük yaşında vefât eylediğinden validesi Amasya’da müderris-i be-nâm olan Mevlâna Şemseddîn Ahmed Kırîmî’ye vardı. Mevlâna Kırîmî’nin hücre-i dâiresinde büyüdü. Beraber İstanbul’a gitdi.

Babalığından ve İstanbul ulemâsından bir müddet tahsîl-i ulûma çalıştı. Emîr Seyyid Ahmed Buharî Hazretleri İstanbul’a geldikte tasavvufa meyl edib emîr-i müşârün-ileyhin hizmetine vakf-ı hayat ederek kemâlât-ı beşeriyenin gâye-i kusvasına vâsıl ve müşârün-ileyhe kendisini sevdirib dâmâd oldu. [198]

Emîr-i müşârün-ileyhin halife-i zî-şânı olduğu münâsebetiyle 922’de irtihâli üzerine Emîr Buharî Tekkesi şeyhi oldu. Zühd-i irfânı, fazl ü kemâli sâyesinde umde-i meşâyih-i kirâm, kıdve-i ulemâ-yı izâm olarak tanındı. Bütün İstanbul fuzalâsı ve hâssaten Şeyhülislâm Zenbilli Ali Efendi, Müftü es-Sekaleyn Kemal Paşazâde Ahmed Şemseddîn Efendi sohbet-i şerîfesinden istifâza ederdi.

Edirneli Mehmed Mecdi Efendi Şakâyık tercümesi’nde diyor ki: “Müellif-i Şakâyık Isâmüddîn Ahmed Efendi hikâyet eyledi ki ol kıdve-i umde-i meşâyîhin mübarek yüzlerinde nûr-ı haya ü iffet ü lâmi’ ve sâtı’ olup mihr-i firûzunda gibi nazar kıldıkça mün’akis olmağın güneş gibi yüzüne bakmağa kâdir olumaz idim.

Meclis-i kerâmet-i celîsînde hazır olup eyyâm-ı mu’tâdede evkât-ı şerîfe-i teşerrüf-i intimâda molla hünkârın mesnevîsi okundukça ıstılâhât-ı sûfiyye üzere tahkîk etdiği hakâyık-ı ledünniyeyi gûş-i hûş ve sem’-i kabulle istimâ’ etdiğimde onun uzûbet-i hüsn-i edâsına imrendiğimden leb-i hûrd çâk olur yarılır idi. Gonçe-i jâle-bâr gibi ağzım sulanıb ol ratbü’l-lisân ve azbü’l-beyânın [199] rutubet-i lisânından gonçe-i kalbim açılır idi.

Müellif-i Şakâyık inân-ı kelâmı bu cânibe sarf eylediği kütüb-i tasavvufda zâhir-i şer’a muhâlif ba’zı nesneler buluruz ol makulelere inkâr eyleyelim mi ne buyurursuz deyi Şeyh Mahmûd Çelebi’ye suâl etdiğinde buyurdular ki:

Şer’-i şerîfe muhâlif nesnelere ol hâlete vâsıl oluncaya değin inkâr size lazımdır. Amma mahz-ı feyz-i sübhâniye mazhâr olup perde-i inkâr ortadan mürtefi’ oldukda muhalefet bir taraf olup muvafakat mukarrer olur. Şâhid-i sahnı sûret-i hakda görünüb ol zamanda bu iki nâ-muvafık mutâbık görülür”

Şeyhülislâm Kemal Paşazâde Ahmed Şemseddîn Efendi ile hemşehrî ve saâdet-hânesi de şeyh-i müşârün-ileyhin tekkesine karîb olduğu münâsebetle her cuma ve pazartesi geceleri sohbet-i şerîfesiyle müşerref ve ulûm-ı şer’iyye ve tasavvufa ait mebâhis-i celîledeki müsâhabâtından huzzâr-ı kirâm müstefîd olurdu. Vüzerâ ve sudûr-ı kirâm ahyânen bu can sohbetinde bulunurlardı.

Edirne Kapısı haricinde bir zâviye ve ittisâlinde bir câmi-i şerîf [200] yaptırdı. Emvalü ve emlâkini bu hayrâtının mesâlihine 935’de vakf edib vakfiyesini tanzîm etdirdi. 938’de irtihâl edib kendisinin yaptırdığı zâviye ve câmii ittisâlinde medfûndur. Yanında sohbet-i şerîfesinden ayrılmadığı hemşehrisi ve yâr-ı vefâdârı Kemâl Paşazâde Efendi medfûndur.

Mehmed Mecdi Efendi diyor ki: “hala ol câmii ve ol zâviye Emîr Buhârî’ye intisâbla şöhret bulub ulemâ ve sulehâ yatağı olmuşdur. Eşrâf-ı eslâfdan cem-i kesîr ve cem-i gafîranda defn olunub mezâratı müteberrike ile dolmuşdur. Ol asrın müverrihlerinden biri –kad deâhû Rabbuhü’l-hak ilâ dâri’s-selâm-938 kelâm-ı ilhâmını ana târih dedi. Ba’zı müverrihler eyvây şeyh (ايواىشيخ Ebced Hesâbı: 938) deyi târih dediler.”

Şeyh-i müşârün-ileyh âlim, zâhid gâyet müteşerri’, âmil, ulûm-ı şer’iyye ve tasavvufda mâhir, müttakî mazınne-i kerâmet bir ârif-i samedânî ve kutb-ı zamânî idi. Hulefâsı çokdur. Halifesi ve dâmâdı olup cânîşîni olan eş-Şeyh Abdullatîf Efendi de Amasyalıdır. Tercemesi aşağıda gelir.