[360]Amasyalıdır. Ümerâdan Ata Beyzâde Abdî Bey demekle meşhûr Muineddîn Abdullah Bey bin İlyas Bey bin Hayreddîn Hızır Bey bin Gâzi Nasıreddîn Ahmed Ata Bey’in mahdûmu ve Yörgüç Paşa’nın küçük birâderidir.
Çelebi Sultân Mehmed Hân’ın evâhir-i saltanâtında ümerâdan olup 838’de beylerbeyi ve 843’de Amasya vâlîsi Şehzâde Alaeddîn Bey’in lalası ve müsteşârı oldu. 846’da şehzâde-i müşârün-ileyhin ansızın yatağında ihnâkı üzerine ma’zûl ve müteessir oldu.
847’de Varna Muhârebesi’ne me’mûren harbe girib ordu-yı hümâyûn’a inhizâm-ı küllî ârız olarak Sultân Murâd’ın firâra teşebbüsü üzerine atının dizgininden tutub Pâdişâhı azm ü sebâta teşvîk ve firârîleri ircâ’ etdi.
Müşârün-ileyhin bu hareket-i azimkârânesi ordu-yı hümâyûna münhezim bir hâlde iken büyük bir zafer ve gâlibiyyet temîn eylediğinden Sultân Murâd’ın muhabbet ve itimâdını kazandı. Bunun üzerine Anadolu beylerbeyi olup sultân-ı müşârün-ileyhin ikinci defa cülûsuna bâis-i müstakîl oldu.[361]
851’de dördüncü vezîr olarak dîvân-ı hümâyûna me’mûren Edirne’ye gitdi. Ba’dehû üçüncü vezîr olup dört yıl kadar Sultân Murâd-ı Sânî’ye vezâret etdi. 855 senesi muharreminde Fatih Sultân Mehmed Hân’ın ikinci defa cülûsunda ma’zûlen Amasya’ya geldi.⁵³
857 senesinde İstanbul’un Fethi’nden dolayı Haremeyn-i muhteremeyn ahâlîsine tevzî edilecek surre-i hümâyûnu isâl ve tevzîe me’mûren cânib-i Hicâz’a gitdi. Îfâ-yı vazîfeden sonra Amasya’ya avdet etdi. Tekâüd tarîkiyle Amasya’da ikâmet ederek inşâ-ı hayrâta çalışdı.
Amasya hâricinde Kavaklar mevkiinde dîl-nîşîn bir câmi-i şerîf ve önünde bir şâdırvân ve yanında sülün gibi güzel bir minâre ve havâlî-i şarkiyyesinde âlî bir medrese ve bunun yanında bir imâret-hâne ve cihet-i garbiyyesinde bir hazîre ve bunun önünde latîf bir hamâm ve mevâkî-i muhtelifesinde çeşmeler inşâ ve bir de mekteb binâ etdirdi.
870’de bu hayrât-ı şerîfesinin mesâlihine bütün emlâk-ı azîmesini vakf edib vakfiyesinde vezîr olduğunu da [362] yazdırdı. Bu hayrâtının etrâfında konaklar, hâneler, bağlar, bağçeler, binâ ve tarh ederek Amasya’dan ve haricden celb etdiği kimseleri ve kendi kölelerini buralara yerleştirdi. Buraya Hızır Paşa Mahallesi dendi.
Ömrünün müntehâsına kadar gâyet muhterem bir hâlde bu mahallesindeki konağında ikâmet edib 889 senesi muharreminde dâr-ı bekâya rihlet etdi. Mahdûmu Mehmed Paşa’nın türbesi bağçesinde medfûndur. Âkil, müdebbir, reşîd, gâyet kerîm, sâhib-i hayrât idi. Yüz yaşında vefâtı rivâyeti her hâlde târîhe muvâfıkdır.
Mahdûmları Kâsım, Ahmed Beylerle Mehmed, Mahmûd Paşalardır. Mahmûd Paşa’nın idamı kendisini pek ziyâde müteessir etmiş idi. Kâsım Beyzâde Ahmed Bey ile Ahmed Beyzâde Abdullah Bey kendisinden mukaddem vefât ederek câmii hazîresinde medfûndur.
Yörgüç ve Hızır Paşaların Mihâl Beyzâde olduklarına dâir olan rivâyet, bir efsâneden ibâretdir. Çünkü her ikisinin vakfiyesinden ve an’anât-ı kaydiyyeden anlaşılır ki [363] bunlar Amasya’da medresesi olan Ata Beyzâdelerdir yanî Türk oğlu Türk olup Rum oğulları değillerdir.
Bunu iddiâ idenler de târîh-i millîmizi bilemeyenlerdir. Aşağıda Yörgüç Paşa’nın tercemesinde müdellel bir sûretde bu rivâyetin efsâne olduğu görülür.
Hızır Paşa’nın sülâlesi ancak Mehmed Paşa’dan 1036 tarihine kadar devâm edebilmişdir. Bundan sonra Berrî Mehmed Paşazâde Hüseyin Bey’in kerîmesi Ayşe Hânım ve diğeri de bu Hüseyin Beyzâde Kurd Mahmûd Bey’in kerîmesi Aynî Hânım evlâdı olarak iki sülâle-i inâs türedi. Birinci sülâle-i inâs Seydi Beyzâde Kurd Mehmed Bey’in evlâdı olan Kurdzâdelerdir. İkinci sülâle-i inâs da Hayreddînzâde Ahmed Çelebi’nin evlâdı olan Hayreddînzâdelerdir. Bunlara muârız olarak bir de Hızır Paşa’nın utekasından Keyvan Ağa’nın evlâdı olan Keyvânzâdeler meydâna çıkdı.
İbtida Keyvânzâdeler Hızır ve Mehmed Paşaların evkâfı tevliyetini deruhte etmişlerdi. Bunlara karşı Seydi [364] Beyzâdeler çıkdı. Bi’l-muhâkeme tevliyeti aldı. Bunlara karşı da Hayreddînzâdeler çıkıb tevliyetin kendilerine âid olduğuna dâir i’lâm aldılar.
Ancak 1124’de Amasya mutasarrıfı olan Köprülü Ali Paşa’nın nüfûzuna istinâd eden Kurdzâde Ali Bey mütevellî Hayreddînzâde Ali Bey’i azl ve nefy etdirmekle tevliyete kondu. Ba’dehû tevliyet bu sülâlede şimdiye kadar kaldı.