Amasya'da Hızırpaşa Mahallesi'ne tren istasyonunun yukarısından, yokuşlu sokaklardan çıkılır ve yamaca oturmuş küçük bir caminin önüne varılır. Mahalle de cami de adını on beşinci yüzyıl Amasya'sının köklü ailelerinden birinin ikinci kolunun başındaki adamdan alır: Yörgüç Paşa'nın kardeşi Hayreddin Hızır Paşa. Adı sokak tabelasında yaşar, kendisi ise ağabeyi kadar tanınmaz. Oysa Hızır Paşa'nın Amasya'daki eserleri ve vakıfları vakfiyelerle, arşiv kayıtlarıyla ve muhasebe defterleriyle izlenebilen, Osmanlı vakıf düzeninin sıra dışı ölçüde iyi belgelenmiş örneklerinden biridir. Siyasi kariyeri, soyu, ölüm tarihi ve mezarının yeri ise kaynaklarda birbirinden ayrılır. Hızır adı Osmanlı tarihinde çok yaygın olduğu için başka Hızır Paşalara, Hızır Beylere ve ünlü denizci Barbaros Hayreddin'e karıştırılması da kolaydır. Burada yalnızca Amasya'da cami, medrese ve hamam yaptıran Hızır Paşa anlatılacaktır.
Adı ve Soyu
Vakfiyelerinde onun için kullanılan sıfatlar uzun ve ağdalıdır: meliklere ve sultanlara nasihat eden, harap olan hayratı onaran, hürlere ve kölelere ihsanda bulunan, Beytullah'ı ziyaret etmiş "büyük emir Hacı Hızır Paşa" ya da "Hacı Hayreddin Hızır Paşa". Hacı unvanı hac yolculuğuna çıktığını gösterir. Vakfiyelerden birinde ayrıca "neseben Yörgüç Paşa'nın kardeşi" olduğu yazılıdır. Üç belgenin üçünün de aynı yılı, Hicri 870'i taşıması, ikisinde hacı unvanının, birinde kardeşlik bağının geçmesi ve sıfatların birbiriyle örtüşmesi, vakfiyelerin Amasya'daki Hızır Paşa'ya ait olduğu konusundaki şüpheyi büyük ölçüde ortadan kaldırır. Bu tür övgü dolu ifadeler, özellikle askerî sınıftan üst düzey yöneticilerin vakfiyelerinde sıkça görülen bir geleneğin parçasıdır ve vâkıfın toplumdaki konumunu belgelemekten çok bir vakfiye üslubunu yansıtır.
Kardeşi Yörgüç Paşa, II. Murad döneminin başında Amasya valiliği yapmış, kentte cami ve medrese yaptırmış, II. Murad'ın lalası olarak anılan tanınmış bir devlet adamıdır. TDV İslâm Ansiklopedisi'ne göre 845/1442'de vefat etmiş ve yaptırdığı caminin türbesine gömülmüştür. Hızır Paşa'nın kardeşi olduğu birden çok kaynakta aynı biçimde geçer. Tartışma, ailenin hangi soya bağlandığı noktasında başlar.
Bir görüşe göre aile, Selçuklu atabeyi Nasıreddin Ahmed'in soyundan gelen Atabeyzâdeler'dir. MANAS dergisindeki bir çalışmanın özetine göre Atabeyzâdeler iki koldan ilerlemiş, Yörgüç Paşa soyundan gelenler "Yörgüç Paşazâde", Hızır Paşa'nın çocukları ise "Hızır Paşazâde" adıyla anılmıştır; on beşinci yüzyılda şehzade lalası olmak da Atabeyzâdeler'e özgü bir görev hâline gelmiştir. Öteki görüşe göre kardeşler, Köse Mihal'in oğlu Gazi Ali Bey'in soyundan, yani Mihaloğulları'nın Amasya kolundandır. TDV'nin Mihaloğulları maddesi, Yörgüç Paşa'nın Gazi Ali Bey'in soyundan geldiğinin vakfiye kayıtlarından anlaşıldığını yazar. Kimi kaynaklar Hızır Paşa'yı Mihaloğulları'nın Amasya kolundan Mehmed Bey'in oğlu olarak verir ve bunu Sivas'taki Evkaf kayıtlarında bulunan, 896 tarihli bir vakfiyenin silsilesine dayandırır. Muhammet Okudan'ın 2025 tarihli makalesi ise konuyu başka çalışmalara bırakır ve soyun hâlâ tartışmalı olduğunu not eder. Bu soruya burada kesin bir cevap verilemez.
Osmanlı Hizmetinde: Vezirlik, Surre Eminliği, Lalalık
Hızır Paşa'nın kariyerine dair en ayrıntılı eski anlatı, Hüseyin Hüsameddin Yasar'ın (Abdizade) Amasya Tarihi'nde yer alır. Okudan'ın bu esere dayanarak aktardığına göre Hızır Paşa, II. Murad döneminde üçüncü vezirliğe kadar yükselmiş, Fatih Sultan Mehmed'in tahta çıkışıyla bu görevden azledilmiştir. Ardından 1453 yılı için surre emini, yani Mekke ve Medine'ye gönderilen hediyelerle hac kafilesini idare eden görevli olarak atanmıştır. Hac dönüşü Amasya'ya yerleşmiş ve kentte ölmüştür. Anlatı, vakfiyelerdeki hacı unvanıyla uyuşur.
Lalalık meselesi daha karışıktır. Mustafa Çağhan Keskin'in oğlu Mehmed Paşa üzerine makalesine göre Hızır Paşa, Şehzade Sancağı Amasya'da ikamet etmiş, II. Murad döneminde Şehzade Alaeddin'in, Fatih döneminde ise Amasya'da Şehzade Bayezid'in lalalığını üstlenmiştir. Bir ansiklopedi maddesi ona ayrıca 1456'da Fatih tarafından Amasya valiliğinin verildiğini yazar. Abdizade'ye dayanan özette ise vezirlikten azil, surre eminliği ve Amasya'ya yerleşme anlatılır; valilik ve Bayezid'in lalalığı bu özette geçmez. Dolayısıyla "1456'da Amasya valisi" bilgisi araştırmada tek bir ansiklopedi maddesinde bulunmuş, Bayezid'in lalalığı ise yalnızca Keskin'de ve aynı maddede geçer. Bu iki unvan burada kaynakların aktardığı bilgi olarak anılır.
Doğu Sınırında Bir Rivayet: Şeyh Cüneyd ve Trabzon
Aynı ansiklopedi maddesine göre Hızır Paşa, 1456'da Trabzon'u kuşatan Şeyh Cüneyd'i bölgeden uzaklaştırmış, Trabzon İmparatoru IV. İoannis'e ağır şartlı bir anlaşma imzalatmış; 2000 altın vergi ödenmesi ve anlaşmanın Fatih'e onaylatılması karşılığında serbest bırakılmak üzere 800 esir almıştır. Aynı madde, 1461'de Trabzon'un fethinden sonra onun şehrin ilk sancak beyi yapıldığını ve Görele'den Çoruh'a uzanan bölgenin Osmanlı topraklarına katılmasında rol oynadığını da ekler.
Anlatımın ikinci kısmı başka kaynaklarla çelişir. Trabzon Sancağı üzerine yazılan kaynaklar ilk sancak beyi olarak Kasım Bey'i gösterir; ilk sancak beyinin "Hızır Bey" olduğunu yazanlar da vardır, ama bu Hızır Bey'in Amasya'daki Hızır Paşa ile aynı kişi olduğunu gösteren bir belge bulunamamıştır. Ad çok yaygın olduğundan kayıtların birleştirilmesi için daha sağlam bir kanıt gerekir. Trabzon bilgileri bu yüzden tek bir kaynağın aktardığı iddia olarak kalır. Hızır Paşa'nın Amasya'daki eserleri ve vakıfları ise belgelidir.
Amasya'da Külliye: Cami, Medrese, Hamam, Şadırvan
Hızır Paşa'nın kalıcı izi şehrin kuzeybatısındadır. Amasya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü'ne göre Hızır Paşa Camii, II. Murad'ın lalası Yörgüç Paşa'nın kardeşi Hayrüddin Hızır Paşa tarafından 1466'da yaptırılmıştır. Cami; hamam, medrese ve şadırvandan oluşan bir külliyenin parçasıydı. Bugün yalnızca cami ve hamam ayaktadır. Kimi kaynaklar külliyeyi cami, medrese, mektep, şadırvan ve hamamdan oluşan bir bütün olarak sayar.
Yapı, ilk dönem Osmanlı mimarisinin zaviyeli, yani ters T planlı camilerindendir. Aynı plan Amasya'da Bayezid Paşa ve Yörgüç Paşa camilerinde de görülür. Bu iki camide giriş kuzey cepheden verilmişken Hızır Paşa Camii'nde arazinin yüksek eğimi yüzünden giriş doğudandır, şadırvan da bu cepheye yerleştirilmiştir. Yapı, yapıldığı günden beri defalarca zarar görüp onarıldığı için gerçek örtü sistemi hakkında kesin bilgi yoktur; ortadaki iki bölümün iki kubbeyle, yan mekânların ise muhtemelen tonozla örtülü olduğu düşünülür. Vakıflar Genel Müdürlüğü yapıyı birkaç kez restore ettirmiştir ve cami bugün ibadete açıktır.
Külliyenin eski hâlini en iyi, Abdizade'nin yirminci yüzyılın başındaki tarifinden izleriz. Camiyi küçük, minaresini zarif olarak anlatır; cami medresenin hemen doğusundadır ve önünde bir şadırvan bulunur. Medrese kâgirden yapılmıştır, küçük odaları ve güzel bir avlusu vardır, her odanın önünde bugün tenteye benzetebileceğimiz bir gölgelik uzanır. Daha erken bir tarihli kayıt, Sultan Abdülaziz'in saltanatının ilk yıllarında Anadolu'ya teftişe gönderdiği Ali Rıza Efendi'ye aittir. H. 1276 (1859-1860) tarihli bu kayda göre cami taştan, medrese ahşaptan yapılmıştır ve ikisi de sağlamdır. İmarethanede ise maddi yetersizlik yüzünden yemek çıkarılamamakta, Hızır Paşa'nın oğlu Mehmed Paşa'nın vakfından pay alınarak yalnızca ekmek dağıtılmaktadır.
Hamamın kendi hikâyesi vardır. Amasya'yı şehzadeler döneminde inceleyen Selim Özcan, Hızır Paşa Hamamı'nı Abdizade'ye dayanarak 1466'ya tarihler. Abdizade, bu hamamın Amasya'da hanımlar arasında ünlü olduğunu, kadınların özellikle sümbül mevsiminde buraya gittiğini ve hamamın bu yüzden "Sümbül Hamamı" diye anıldığını yazar. Ne var ki on dokuzuncu yüzyıl muhasebe kayıtlarında hamamın geliri sıfır kuruş görünür. Okudan bunu hamamın kullanılamaz hâle gelmiş olmasıyla açıklar; bu açıklama makale yazarının yorumudur. Külliyenin çevresindeki izlerden biri de bir çeşmedir. Özcan'ın aktardığına göre Temennâ Çeşmesi, Hızır Paşa'nın azatlısı Hacı Hüsameddin Ağa tarafından 1467'de yaptırılmıştır.
Üç Vakfiye
Hızır Paşa'nın hayatını en sağlam biçimde gösteren belgeler, Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi'ndeki üç vakfiyedir. Hepsi Arapça yazılmıştır ve hepsi Hicri 870 yılına, yani 1465'e aittir. Okudan'ın bu belgeler üzerine makalesi, 2025'te yayımlanana kadar vakfiyelerin müstakil bir çalışmaya konu olmadığını da not eder; medrese daha önce yalnızca birkaç tezde kısaca anılmış ya da sanat tarihi bakımından incelenmiştir.
Birinci vakfiye Muharrem 870 başına (24 Ağustos-2 Eylül 1465) tarihlidir. Hızır Paşa, kendi mülkü olan Meykereymos, İmir, Yağıbasan, Saraycık, Virancık ve Bulutalanı köylerindeki malikâne hisselerini çeşitli oranlarda vakfetmiştir. Gelirle beş hafız çalıştırılacak, bu hafızlar vâkıfın torunu Şehit Oruç Bey b. Kasım Bey'in Amasya'daki kabri başında pazartesi ve perşembe günleri Kur'an'dan birer cüz okuyacaktır. Hafız sayısı ne beşten az ne fazla olacak, okudukları her gün için birer akçe alacaklardır. Mütevelli olarak kendini atamış, kendisinden sonra "en salih ve en dindar" oğlunu şart koşmuştur.
İkinci vakfiye 21 Rebiülevvel 870 (11 Kasım 1465) tarihlidir. Gümüşpazar kazasına bağlı Maden Nahiyesi yakınındaki Tona mezrası ile Yalılar, Mağribler, Emirler ve Yenice köylerinin tamamı bütün hak ve hukukuyla vakfedilmiştir. Akarlar satılamaz, hibe edilemez, rehin bırakılamaz, bir yıldan uzun kiraya verilemez. Mütevelliliği yaşadığı sürece kendisi üstlenecek, ölümünden sonra erkek evladının en salihine bırakacaktır. İlk vakfiyeden farklı olarak soyu kesilirse görevin azatlı kölelerinin en dindarına, onların da soyu kesilirse dönemin yöneticilerinin uygun göreceği salih ve âlim birine verilmesi de şart koşulmuştur. Gelirden önce bakım ve onarım yapılacak, artanın beşte biri mütevelliye verilecek, kalan üçe bölünecek ve üçte ikisi kardeşi Yörgüç Paşa'nın Amasya'da yaptırdığı medresenin müderrisine, üçte biri muid ve talebelere ayrılacaktır. Yörgüç Paşa'nın oğlu, yani Hızır Paşa'nın yeğeni Emir Mustafa Bey'in vakfettiği hamamın gelirinden de müderrise günde dört akçe verilmesi şartı vardır. Okudan, Hızır Paşa'nın bir başka medresenin kadrolarını ödemek için vakıf kurmasından, Yörgüç Paşa'nın o medreseye bağladığı akarların en azından bir bölümünün zamanla gelir getirmez hâle geldiği sonucunu çıkarır. Bu çıkarım makale yazarına aittir.
Üçüncü vakfiye 22 Rebiülevvel 870 (12 Kasım 1465) tarihlidir ve Hızır Paşa Medresesi'ni kurar. Hızır Paşa, Amasya şehir meydanındaki bağ ve bahçelerin hemen üstünde, havası güzel, geniş bir alanda kendi en temiz malından bir medrese yaptırmış ve ulemanın ders vermesi, zengin fakir ayırt etmeksizin ilim isteyenlerin yararlanması için vakfetmiştir. Medresenin gelirini Argoma (Suluova) Nahiyesi'nin Küplüce, Halas, Karabuğra, Yenice, Kuşçular, Oyumağaç ve Çakırcalı gibi köyleri, Simre (Havza) Nahiyesi'nde Ilıca, Beley ve Sivrikise köyleri, Geldiglanabad (bugünkü Amasya Merkez Doğantepe Köyü) Nahiyesi'ndeki Doğan, Tekin, Başermeni, Çaçaran Dede ve Karasinir köyleri sağlıyordu. Bunlara Amasya'daki Hekimbaşı Bağçesi ile Hasanbey Bağı, medreseye bitişik bir hamam, bedesten yakınında Hoca Bahşayış adıyla bilinen bir han ve Zincirlikaya Mahallesi'ndeki bir han da eklenmişti.
Kadrolar tek tek yazılmıştır. Müderrise günlük on beş gümüş dirhem ile yılda yirmi ölçek buğday ve yirmi ölçek arpa verilecektir. Medresenin sekiz hücresinde kalan talebeye günde sekiz dirhem ödenir. Talebeden olması şartıyla imama günlük bir dirhem ile yılda beş ölçek buğday, müezzine yılda üç ölçek buğday ayrılmıştır. Ekmekçiye günlük bir dirhem ve yılda altı ölçek buğday, öğrencilerin yemeğini hazırlayan aşçıya günlük bir dirhem ve yılda üç ölçek buğday, vakıf gelirlerini toplayacak güvenilir bir cabiye günlük iki dirhem ve yılda altı ölçek buğday öngörülmüştür. Yemekler için her gün dört dirhemlik et alınacak, ayrıca yılda dokuz ölçek yemeklik ve sekiz ölçek ekmeklik buğday ayrılacaktır. Bütün ödemeler yapıldıktan sonra artan para mütevelliye teslim edilir; bir yıl gelir bakım ve maaşlara yetmezse görevlilerin maaşlarından kesinti yapılır. Medrese ders vermenin yanında talebesini barındıran ve doyuran bir kurumdu.
Vakfiyede camiden açıkça söz edilmez, ama imam ve müezzin kadroları bulunur. Klasik dönem medreseleri genellikle cami ve imarethaneyle birlikte kurulduğundan, cami, medrese ve imaretin birlikte var olduğu anlaşılır; sonraki kayıtlar da bunu doğrular. Okudan ayrıca, Amasya'daki cami ve medreselerin çoğu Yeşilırmak'ın iki yakasına dizilmişken Hızır Paşa'nın şehrin kuzeybatısını seçmesinin, kenti bu yöne doğru geliştirme isteğine işaret ediyor olabileceğini yazar. Bu bir yorumdur, belge değildir.
Vakfın Sonraki Yüzyılları
Vakfın uzun hayatı da belgelidir. 1493'te oğlu Mehmed Paşa babasının vakfına on üç köy, iki mezra, yedi değirmen, bir tarım arazisi ve bir dükkân ekledi. Vakfiye dışında ilk ayrıntılı bilgi 1520 tarihli tahrir defterindedir. Deftere göre Argoma, Simre ve Geldiglanabad'daki arazilerin büyük ölçüde gelir getirmeye devam ettiği, Amasya'daki hamam ve hanlardan ise söz edilmediği görülür. Vakfın toplam geliri 1520'de 23.300 akçeydi, 1576'da 40.605 akçeye çıktı. Okudan bu artışı esas olarak enflasyonla, bir ölçüde de verimli ve verimsiz geçen hasatlarla açıklar.
On altıncı yüzyılın ortasından on dokuzuncu yüzyılın ortasına kadar muhasebe kaydı bulunamamıştır, ancak bundan vakfın görevini yapmadığı sonucu çıkmaz. Osmanlı Arşivi'nde bu yüzyıllara ait atama kayıtları vardır: 1669'da Hızır Paşa Camii hatipliğine, 1707'de habbazlığa, 1796'da cabiliğe yapılan atamalar bunlardandır. Muhasebe defterleri vakfın Cumhuriyet'e kadar sürdüğünü gösterir. 1854-1855 mali yılının geliri 18.276 kuruş, 1304 (1886-1887) yılının geliri ise Mehmed Bey'in mütevelliliği sırasında tutulan kayda göre 57.899 kuruştur. Bu gelirlerin büyük bölümü vâkıfın bağladığı köylerin tam, yarım ve dörtte bir malikâne paylarından gelir. Şehir merkezindeki dükkânlar bu tarihte kahve dükkânı olarak kullanılmakta ve yılda 1.700 kuruş getirmektedir. Hamam ve han gelir kaleminde yer alsa da 1270 muhasebesinde olduğu gibi sıfır kuruş yazılıdır. Giderler arasında taşradaki gelirin tahsili için 9.599, caminin onarımı için 2.500, medresenin onarımı için 2.500, cami ve medresenin aydınlatılması için 1.300 kuruş harcanmış; 500 kuruş talebeye, 12.480 kuruş ekmek bedeli olarak, 1.440 kuruş vakfın evladına, 456 kuruş hatibe ödenmiştir. Kalemlerin toplamı 41.755 kuruş olarak kaydedilmiştir. Vakfiyede olmayan bazı köylerin, örneğin Mahmudlu Karyesi'nin, zamanla akarlara eklendiği de görülür.
Eğitim işlevi ise zayıflamış görünür. Vakfiyede sekiz talebeye barınak şartı konmuşken H. 1321 tarihli maarif salnamesine göre medresede bir müderris ve beş öğrenci vardır. Aynı salnamede oğlu Mehmed Paşa'nın medresesi, vakfiyesinde öğrenci sayısı ona sınırlanmış olmasına rağmen otuz öğrenciyle görünür. Okudan bundan, medresenin fiziki ve maddi yapısının zayıfladığı ya da tercih edilen bir medrese olma özelliğini yitirdiği sonucunu çıkarır. Müderrisler başlangıçta tanınmış âlimler arasından belli bir silsileye göre atanırdı. Abdizade'ye göre bu düzen H. 1095'ten itibaren bozulmuş, 1115'te Hafız Hasan Efendi'nin müderris olmasıyla eski usul terk edilmiştir.
Eski usule göre atanan müderrislerden biri Şeyhşadili Muhiddin Mehmed Efendi'dir. Abdizade'nin aktardığına göre Acem'den gelen kimi âlimlerin Muaviye'ye yönelik ağır eleştirilerine karşı çıkmış, Muaviye'ye lanet okuyanları sert biçimde tenkit etmiştir. Dönemin Amasya sancak beyi, II. Bayezid'in oğlu Şehzade Ahmed'in bu hakaretlere sessiz kalması da tenkitten payını almıştır. Bunun üzerine Muhiddin Mehmed Efendi medresedeki görevinden alınıp Kastamonu'ya sürülmüştür. Okudan, tahtın en güçlü adayı olan sancak beyinin bir müderris tarafından eleştirilebilmesine dikkat çeker. Şehzade Ahmed'in doğudaki Şah İsmail tehlikesini daha da alevlendirmemek için sessiz kaldığının da söylenebileceğini ekler. Medrese, şehzadeler çağının tartışmalarından uzak kalamamıştı.
Vakfa Müdahaleler
Arşiv belgeleri vakfın karşılaştığı sorunları da kaydeder. Vakfiyeler genellikle Bakara Suresi'nin "onu işittikten sonra kim değiştirirse günahı yalnızca değiştirene aittir" mealindeki 181. ayetiyle bitirilir, buna rağmen vakıflara müdahale her dönemde yaşanmıştır. Okudan Hızır Paşa Vakfı'ndaki müdahaleleri beş başlıkta toplar.
İlk grup mütevelli atamalarıdır. Hızır Paşa mütevelliliğin kimlere, hangi şartlarla verileceğini vakfiyede açıkça yazmıştı. 11 numaralı Amasya Şer'iyye Sicili'ndeki bir kayda göre vakfın mütevellisi Narin Hanım İstanbul'a gönderdiği dilekçede, Kurt Mehmed adlı kişinin elinde berat olmadığı hâlde mütevellilikten hisse istediğini bildirmiş; merkezden Amasya kadısına gelen yazıda mütevellik hakkının Narin Hanım'da olduğu belirtilmiş ve müdahalenin engellenmesi emredilmiştir. Mütevelliliğe müdahale zaman zaman içeriden de olurdu. Vakfiyedeki şartlara aykırı biçimde, üçüncü kuşaktan olduğu hâlde kendini mütevelli atatan Ali adlı bir kişi durum ortaya çıkınca görevden alınmış, yerine belgedeki ifadeyle "batn-ı evvelde" bulunan Ali b. Ahmed atanmıştır. Amcalar hayattayken yeğenlerin mütevelli olamayacağı, boşalan göreve eşit derecedekiler arasından atama yapılması gerektiği ilkesi bu kayıtlardan anlaşılır. Daha ağır bir örnek 28 Şevval 1116 (23 Şubat 1705) tarihli belgededir. Mütevelli Ali köylerdeki geliri erken toplamış, akarlardan bir kısmını satmış ve mürtezikanın maaşını tam ödememiştir. Amasya kadısı onun görevden alınıp yerine aynı kuşaktan Şeyh Ahmed ile Hüseyin b. Mustafa'nın atanması için merkeze yazı yazmıştır.
İkinci grup vakfiyede bulunmayan görevlerin ihdasıdır. 3 numaralı Sivas Ahkâm Defteri'ndeki bir kayda göre vakfın mütevellileri Divan-ı Hümayun'a dilekçe yazmış; vakfiyede günlük üç akçe ve yılda iki müdd buğday karşılığı üç devirhanlık görevi bulunduğunu, devirhan olarak çalışan kişinin muarriflik ve naathanlık da yaptığını belirterek iki devirhanlığın kaldırılıp yerine bu iki görevin getirilmesini istemiştir. Talep vakfiye şartlarına aykırı bulunarak reddedilmiştir. Buna rağmen hatiplik, kitabet, nazır ve hafız-ı kütüp gibi vakfiyede olmayan kadrolar sonradan ihdas edilmiştir.
Üçüncü grup görevlilerin haksız yere istifaya zorlanıp yerlerine başkalarının atanmasıdır. Vakıf görevleri genellikle ömür boyu atamaydı; görevli ölür, şehir değiştirir ya da hastalanırsa boşalırdı, yerine çoğunlukla işin ehli çocukları, bazen üçüncü bir kişi atanırdı. Haksızlığa uğrayanlar İstanbul'a dilekçe yazar, inceleme sonunda haklı bulunursa berat ile görevlerine döndürülürdü. Dördüncü grup mütevellilerin kendi gelirini artırmak için görevlilerin maaşından kesinti yapmasıdır. Vakfiyede bir bölge köylerinin gelirinin onda birinin Yörgüç Paşa Medresesi müderrisine verilmesi yazılı olduğu hâlde bir mütevellinin, hakkı olmadığı hâlde beşte birlik alacağını gerekçe göstererek müderrisin maaşından kesinti yaptığı belgelenmiştir.
En ilginç kayıt 23 Zilkade 987 (11 Ocak 1580) tarihlidir. Burada mütevelli medrese müderrisini şikâyet eder. Medrese ve imaret tamire muhtaç iken müderris maaşı kesilmesin diye onarıma engel olmuş, fazla aldığı parayı iade etmemiş, sohtalarla birlikte vakfa gelir getiren köyleri basıp ürünlere el koymuştur. Amasya kadısına hüküm gönderilerek müderrisin uyarılması ve el koyduğu malların iadesi emredilmiştir. 8 Zilkade 991 (23 Kasım 1583) tarihli bir belgede mütevelli, medrese, imaret, hamam ve su yollarının harap olduğunu, restorasyon yapmak istediğini ama müderrisin, büyük olasılıkla 1580'deki şikâyete konu olan aynı kişinin, buna mani olduğunu bildirir. Sonrasına ait bir belge bulunmamıştır. Okudan, tarihlerin ve suhte katılımının Celâlî isyanları döneminin tipik bir olayına işaret ettiğini düşünür. Beşinci grup ise başka vakıfların mütevellilerinin Hızır Paşa Vakfı'na ait köylerin gelirine el koymaya çalışmasıdır. Tokat'taki Pir Ahmed Vakfı'nın mütevellisi bu nedenle şikâyet edilmiş, başka bir belgede de vakfın köylerine yönelik müdahalenin önlenmesi için yazı gönderilmiştir.
Ölümü ve Mezarı
Hızır Paşa'nın ölüm tarihi kaynaklarda aynı değildir. Abdizade'ye dayanan anlatı, Okudan'ın aktardığı biçimiyle, Şubat 1484'ü verir. Keskin ise Hızır Paşa'nın 871/1466'da öldüğünü yazar. İki tarih arasında on sekiz yıl vardır. Hızır Paşa'nın 1465'te vakfiye düzenlediği, caminin 1466'da yapıldığı bilindiğinden, belgelerle kesin bir tercih yapmak şimdilik mümkün değildir; iki kayıt yan yana verilmelidir.
Mezar konusu da net değildir. Abdizade'ye göre Hızır Paşa, oğlu Mehmed Paşa'nın yaptırdığı külliyenin haziresine gömülmüştür. TDV'nin Mehmed Paşa Külliyesi maddesi, türbenin dışında kapının önündeki mezarlardan ilkinin Mehmed Paşa'nın babası Hızır Paşa'ya, ikincisinin Mehmed Paşa'ya, üçüncüsünün Habib Karamânî'ye ait olduğunu bildirir ve türbenin içindeki lahdin yazıtsız olduğunu not eder. Keskin ise iç lahdin Hızır Paşa'ya ait olabileceğini düşündürür; çünkü türbe dışındaki bir lahitte 1306 (1890) tarihli, Türkçe manzum bir kitabe, lahdin "Bayezid Han'ın veziri, Amasya şehrini ihya eden, 900/1494'te vefat eden Hızır Paşa oğlu Mehmed Paşa'ya" ait olduğunu söyler ve mezarı Mehmed Paşa'nın soyundan gelen Mehmed Bey'in yenilettiğini belirtir. Dört yüzyıl sonra konan bu yazıt, Mehmed Paşa'nın türbede yatmadığını ilan eder. Mustafa Vâzih Efendi'nin Hızır Paşa'yı Mehmed Paşa'nın yaptırdığı caminin yanındaki türbeye gömdüğünü, bu türbenin halkça sıkça ziyaret edilen bir makam hâline geldiğini bildiren kayıtları da türbenin Hızır Paşa'ya ait olduğuna işaret eder. Kısacası Hızır Paşa'nın mezarı Mehmed Paşa Külliyesi'nin yanındadır; türbenin içinde mi, kapı önünde mi olduğu kaynağa göre değişir.
Hızır Paşa Camii'nin haziresinde ise Amasya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü iki mermer lahitten söz eder. Lahitler dikdörtgen prizma biçimindedir; üzerlerinde lale çiçeği, rozet ve selvi motifleri bulunur. Kime ait oldukları belirtilmediği için onları Hızır Paşa'yla ilişkilendirmeye yarayacak bir kanıt yoktur.
Oğlu Mehmed Paşa ve Hızır Paşazâdeler
Hızır Paşa'nın oğlu Mehmed Paşa babasından devraldığı çizgiyi sürdürdü. TDV, onu II. Bayezid'in veziri ve Şehzade Ahmed'in lalası olarak anar ve ölümünü 900/1495'e koyar. Keskin'in makalesi Sicill-i Osmanî ve Hoca Sadeddin'e dayanarak daha ayrıntılı bir kariyer çizer: Bayezid'in saltanatının ilk yıllarında Semendire sancak beyliği, ardından Rumeli beylerbeyiliği, 888/1483'te vezirlik, 890/1485'te vezirlikten azil ve Şehzade Ahmed'in lalalığı. 891/1486'da Adana'ya saldıran Memlûk emirlerine karşı yapılan harekâtta bulunduğu, aynı yıl Hersekoğlu Ahmed Paşa ile birlikte Memlûk ordusuna esir düşüp sonra kurtulduğu da anlatılır. Keskin, ölümünü Amasya'da 904/1498'e koyar. Aynı kişi için birbirinden farklı üç ölüm tarihinin bulunması, bu dönem kayıtlarının tutarsızlığını gösterir.
Mehmed Paşa, Amasya'da Yeşilırmak kıyısında bugün de adını taşıyan bir külliye yaptırdı. TDV'ye göre caminin cümle kapısındaki Arapça kitabeden inşasının Muharrem 891'de (Ocak 1486) tamamlandığı anlaşılır. Külliye cami, medrese, imaret, türbe, tabhane, zaviye, çeşme ve haziradan oluşuyordu, ama bugüne yalnızca cami, tabhane olması muhtemel kanat mekânlar ve türbe ulaşmıştır. Medrese ve imaret yanarak yok olmuştur. Caminin güneyindeki tekke, Halvetî şeyhi Habib Karamânî adına 890 (1485) yılında yapılmıştır. Cami 1939 depreminde zarar görmüş ve Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından onarılmıştır. Keskin'e göre külliyenin 896/1491 tarihli vakfiyesinde Mehmed Paşa, "Büyük Emir Yörgüç Paşa'nın kardeşi olan Büyük Emir Hızır Paşa'nın oğlu" olarak anılır; vakfiyede yirmi kişilik daimi personel, dört geçici görevli ve on öğrencinin günlük ödemeleri sayılır. Bugün Amasya ve Samsun çevresinde yaşayan Kurtoğlu ve Kurt sülalelerinin Hızır Paşa'nın torunu Mustafa Bey'den geldiği de bir ansiklopedi maddesinde, aynı 896 tarihli vakfiyeye dayanılarak yazılır. Bu iddia burada yalnızca o madde üzerinden aktarılabilir.
Bilinenler ve Bilinmeyenler
Hızır Paşa bugün Amasya'da üç yerde bulunur: Hızırpaşa Mahallesi'nin adında, yamaca oturmuş ters T planlı, doğuya açılan caminin taşlarında ve vakıf arşivlerinin kayıtlarında. Vakfiyelerin süslü dili vakfiye geleneğinin kalıp övgüleridir; Okudan da bunu not eder. Aynı belgelerdeki kadrolar, akçeler, buğday ölçekleri ve sekiz hücrelik bir medresenin yemek listesi ise kalıp değildir. Orada belgeler, bir adamın bir şehir için yaptığı somut işi kaydeder.
Bilinmeyenler de açıktır: soyunun hangi kola bağlandığı, lalalığının ve valiliğinin tam kapsamı, Trabzon'daki rolünün doğruluğu, ölümünün kesin tarihi, mezarının tam yeri. Bu boşluklar uydurmayla doldurulamaz.
Kronoloji
1442 (845 H.): Kardeşi Yörgüç Paşa vefat eder (TDV, Yörgüç Paşa).
1453: Abdizade'ye göre Fatih'in tahta çıkışıyla vezirlikten azledilen Hızır Paşa, 1453 yılı surre eminliğine atanır.
24 Ağustos-2 Eylül 1465 (Muharrem 870 başı): Birinci vakfiye düzenlenir.
11 Kasım 1465 (21 Rebiülevvel 870): İkinci vakfiye düzenlenir.
12 Kasım 1465 (22 Rebiülevvel 870): Medrese vakfiyesi düzenlenir.
1466: Hızır Paşa Camii, medresesi ve hamamı yapılır.
1467: Azatlısı Hacı Hüsameddin Ağa Temennâ Çeşmesi'ni yaptırır.
1484 (Şubat): Abdizade'ye göre Hızır Paşa Amasya'da vefat eder; Keskin ölümünü 871/1466 olarak verir.
1486 (Muharrem 891): Oğlu Mehmed Paşa'nın külliyesinin inşası tamamlanır.
1491 (896 H.): Mehmed Paşa'nın vakfiyesi düzenlenir.
1493: Mehmed Paşa, babasının vakfına on üç köy, iki mezra, yedi değirmen, bir arazi ve bir dükkân ekler.
1520: Tahrir defterine göre vakfın geliri 23.300 akçedir.
1576: Vakfın geliri 40.605 akçeye çıkar.
1580 (Zilkade 987) ve 1583 (Zilkade 991): Mütevelli, medrese müderrisinin onarıma engel olduğunu ve vakıf gelirlerine el koyduğunu bildirir.
1705 (Şevval 1116): Mütevelli Ali usulsüzlük nedeniyle görevden alınır.
1854-1855: Muhasebe kaydında vakfın geliri 18.276 kuruştur.
1859-1860 (H. 1276): Ali Rıza Efendi'nin teftişinde cami taş, medrese ahşap, ikisi de sağlam kaydedilir.
1886-1887 (H. 1304): Muhasebe kaydında vakfın geliri 57.899 kuruştur.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Hüseyin Hüsameddin Yasar, Amasya Tarihi (Okudan ve Özcan üzerinden dolaylı olarak).
Akademik çalışmalar
- Muhammet Okudan, "Hızır Paşa Vakıfları ve Amasya Hızır Paşa Medresesi", İtkan Akademik Araştırmalar Dergisi 2/2 (2025), 133-145 (DergiPark).
- Mustafa Çağhan Keskin, "II. Bayezid Dönemi Amasya Çevresinde Yerel Bir Bani: Hızır Paşa Oğlu Mehmed Paşa", Art-Sanat 5 (2016), 63-82 (DergiPark).
- Selim Özcan, "Amasya'da Sancak Beyliği Yapan Şehzadeler Döneminde Amasya Şehri", Amasya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 5 (DergiPark).
- Gözde Birsel Varol - Selim Özcan, "Atabeyzadelerin Amasya'nın Siyasi ve Sosyal Tarihindeki Yeri ve Önemi", MANAS Sosyal Araştırmalar Dergisi 8/4 (2019) (özet; DergiPark).
- TDV İslâm Ansiklopedisi, "Mehmed Paşa Külliyesi", "Yörgüç Paşa" ve "Mihaloğulları" maddeleri (islamansiklopedisi.org.tr). islamansiklopedisi.org.tr
Resmî kaynaklar
- Kültür Portalı (kulturportali.gov.tr), "Hızır Paşa Camii" ve "Hızır Paşa Camii Haziresi" kayıtları (Amasya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü). kulturportali.gov.tr
Diğer kaynaklar
- Vikipedi, "Hayreddin Hızır Paşa" ve "Trabzon Sancağı" maddeleri (yardımcı kaynak).
Çevrimiçi kaynaklar






