Amasyalıdır. Amasya vâlîsi Kabulî Ağazâde Hızır Paşa ahfâdından Lütfullah Çelebi bin İbrâhim Bey bin Hızır Paşa’nın mahdûmu ve Sultân Selîm-i Evvel’in ser-kâtibi olan Keşfî Mehmed Çelebi’nin birâderzâdesidir.

Evâil-i hâlinde tahsîl-i ilm ü kitâbet edib Amasyalı Abdullah Efendi’den hutût-ı mütenevvi’ayı aldı. 918’de Sultân [386] Selîm-i Evvel taht-ı saltanâta cülûs etdikde İstanbul’a gelip Divân-ı Hümâyûn kalemine girdi. Amcasının sâye-i ikbâlinde kâtib-i Divân-ı Hümâyûn oldu.

Sultân Selîm’in vefâtından sonra amcası da vefât ve Sadr-ı a’zam Amasyalı Pirî Mehmed Paşa da isti’fâ eylediğinden Makbûl İbrâhim Paşa’nın sadâretinde Divân-ı Hümâyûn’dan çıkarılıb Yahşi Beyzâde İskender Paşa’ya divân kâtibi oldu.

Bir müddet sonra defterdâr-ı meşhûr Yenicelizâde İskender Çelebi’ye intisâb ederek İstanbul’a gelip sânîyen Divân-ı Hümâyûn kâtibi oldu. 940’da Sultân Süleyman Kanunî Bağdad seferine gidip 941’de Efendisi İskender Çelebi salben i’dâm edildikde pek ziyâde müteessir olup 942 senesi evâilinde İstanbul’a avdetini müteakib vefât etdi. Kâtib, münşî, şâir, hattât idi. Divân-ı eş’ârı, “Âb-ı hayat” adlı nesayih ü mevâiz-i edebîyeden bâis risâle-i manzûmesi vardır.

Bu risâlesi kütübhâne-i hümâyûnda görüldü. 989’da Galata Sarayının [387] hâne-i sagîrinde tâhsil ve terbiyede bulunan Amasyalı Bâlî bin Mehmed’in hattıyla yazılmış bulundu. Merhûm Âb-ı Hayat risâlesinde diyor ki:

Bu silk-i cevheri bu yâdigârı
Tamâm itdim o dem kalmadı kârı
Ve hem şehr-i Amâsiyyede bünyâd
Olup durur bu nazm-ı mâna âbâd
Amâsîyye halâyıkını ey ferd
Kazâdan sakla virme birine derd
İlahî yarlıga yârân ü ceddim
Recâ-yı lütfuna yok gerçi haddim.

Ah Amasya! Beni kendi uğrunda yıllarca fedakârane ve kimseden yardım görmeksizin çalıştıran ve bu şâir-i kadir-şinâsı sükkân-ı kirâmına duâ-hân eden, seni bütün maarifiyle, sanayiğiyle hayrat ü evkâfıyla müessesât-ı diniyye ve medeniyyesiyle asırlarca yükselten âl-i cenâb, keremkâr, kadir-şinâs ricâlin ve senin şerefindir.

Latîfi Çelebi Tezkîre-i Şu’arâ’sında diyor ki: “Hızrî-i [388] Amâsyevî rahmetullahi aleyh-Erbâb-ı kalem ve ashâb-ı rakam zümresinden idi. Hazreti Hüdâvendigâr-ı neyl-i Nijâd azm-ı diyâr-ı Bağdad etdiği esnâlarda intikâl etdi. Ve asker feth-i memlekete ve ol dâr-ı âhirete gitdi. Mesnevi gûy-ı sade makâl ü makâlâtı bi-nükte vü hayâldir. Netice-i eş’ârı bu matla’dır.

Matla‘

Eşkim içre rûy-i zerdim ey gül-i ra’nâ hemân
Suya düşmüş bir hazan berkine benzer bî-gümân

Kulûbü’l-ahrâr kubûru’l-esrâr⁵⁵mazmununca fevâ’id-i ketm-râz ve fazilet setresi beyânında bu birkaç beyit onun Âb-ı Hayat nâm kitâbındadır.

Mesnevi

Dilâ sır saklamak âkıllarındır
Anı keşf eylemek câhillerindir
Olur ahmakların kalbi dilinde
Kalır âkılların sırrı dilinde
Sen olmayıcak anı setre kâdir
O sırra ola mı hiç kimse sâtir

Velehu

Râz-dâr olur egerçi yara yâr
Sana senden özge olmaz râz-dâr
Râzını nâdân odur kim gayra der
Ba’de-zân eydür ki olma perdedir
Çünkü kendi sırrına mahrem degil
Pes anı fâş itse gayrı gam degil” [389]