Keşfî Mehmed Çelebi, Yavuz Sultan Selim'in sırkâtibi olarak İran ve Mısır seferlerine katılmış, padişahın bu seferlerini anlatan Türkçe bir Selimnâme yazmış Amasyalı bir kâtip, tarihçi ve şairdir. Şiirlerinde Keşfî mahlasını kullanmıştır. Amasya valisi Hızır Paşa'nın ailesinden gelir; Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü onu bu valinin oğlu, Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar ise torunu olarak kaydeder. Selim'in ölümünden sonra kısa bir süre Anadolu defterdarlığı yapmış ve 931 (1524-25) yılında İstanbul'da ölmüştür. Âb-ı Hayât şairi Hızrî Mehmed Bey onun yeğenidir. Tezkirelerde Keşfî mahlaslı birkaç şair vardır, ancak hiçbiri Amasyalı sırkâtip değildir; Keşfî'nin bağımsız şiirlerinden bugüne bir örnek ulaşmamıştır.

Hüsameddin'in Kayıtları

Hüsameddin, Amasya Tarihi'nde Keşfî için ayrı bir madde açmaz, ama onu ailesinin üç ferdinin maddesinde ve Yavuz Sultan Selim maddesinde anar. Dedesi olarak gösterdiği Hızır Paşa'nın maddesi şu cümleyle biter:

Mahdûmu İbrâhim Bey ve bunun mahdûmu meşhûr Selîm-nâme müellifi Keşfî Mehmed Çelebi'dir.

Yavuz Sultan Selim maddesinde, padişahın devrinde yüksek makamlara çıkan Amasyalıları sayarken onu ilk sıraya koyar:

Sır kâtibi Amasyalı Hızır Paşazâde Keşfî Mehmed Çelebi, re'îsü'l-küttâbı Amasyalı Refîkî Ali Çelebi […]

Oğlu Selim Çelebi'nin maddesi ise şöyle başlar:

Amasyalıdır. Sultân Selîm Hân'ın erkân-ı devletinden sır kâtibi olan Amasyalı Keşfî Mehmed Çelebi bin İbrâhim Bey bin Hızır Paşa'nın mahdûmu ve şu'arâdan Küçük Lutfî Bey'in birâderidir.

Günümüz Türkçesiyle bu üç kayıt şunu söyler: Hızır Paşa'nın oğlu İbrâhim Bey'dir, İbrâhim Bey'in oğlu da ünlü Selimnâme yazarı Keşfî Mehmed Çelebi'dir. Yavuz Sultan Selim'in sırkâtibi Amasyalı Hızır Paşazâde Keşfî Mehmed Çelebi, reisülküttabı da Amasyalı Refîkî Ali Çelebi idi. Selim Çelebi Amasyalıdır; Sultan Selim'in devlet erkânından, sırkâtibi Amasyalı Keşfî Mehmed Çelebi'nin oğlu ve şairlerden Küçük Lutfî Bey'in kardeşidir. Hüsameddin, Selim Çelebi'nin babasının gölgesinde yetişip divan kâtibi, 938'de (1531-32) cizye kâtibi, ardından muhasebeci ve Anadolu kethüdası, 948'de (1541-42) ikinci defterdar ve sonra Tuna defterdarı olduğunu, Rumeli'de öldüğünü yazar.

Hüsameddin'in yeğen Hızrî Mehmed Bey için yazdığı madde, Keşfî'nin sarayda ailesine nasıl yol açtığını gösterir. Hızrî, 918'de (1512) I. Selim tahta çıkınca İstanbul'a gelmiş ve "amcasının sâye-i ikbâlinde", yani amcasının parlak talihinin gölgesinde Divân-ı Hümâyûn kâtibi olmuştur. Selim'in ölümünden sonra amcası da ölünce ve Amasyalı Sadrazam Pîrî Mehmed Paşa görevden çekilince Hızrî divandan uzaklaştırılmıştır. Hüsameddin Amasya Tarihi'nin Mukaddime kısmında da Keşfî'yi, Yavuz Sultan Selim'in devlet erkânından sayılan ve "ilmen, edeben ve kalemen" çok tanınan Amasyalılar arasında Rahîmî, Refîkî ve Rûhî ile birlikte anar. Başka bir yerde, Şah İsmail'in ortaya çıktığı sırada Şirvan'dan kaçıp Selim'e sığınan Şeyh Şemseddin Ahmed el-Cendî hakkındaki bir bilgiyi Keşfî'nin Selimnâme'sinden aktarır; bu, eseri bizzat kullandığını gösterir.

Hayatı

Keşfî'nin doğum tarihi bilinmez. Ahmet Uğur'un TDV İslâm Ansiklopedisi'ndeki Selimnâme maddesine göre Amasyalıdır ve Amasya'nın ünlü âlim ailesinden Tâcîzâde Câfer Çelebi ile Sa'dî Çelebi'nin yanında yetişmiştir. Yunus Kaplan'ın Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü'ndeki maddesi de öğrenimi sırasında bu iki kardeşten yararlandığını söyler. Uğur'a göre Keşfî, Selim'in Trabzon valiliği sırasında şehzadenin hizmetine girmiş; Selim padişah olunca divan kâtibi, Mısır seferinde sırkâtibi ve 1519 yılında Anadolu defterdarı olmuştur. Kaplan ise onun İran ve Mısır seferlerinde padişaha başkâtip olarak hizmet ettiğini, Anadolu defterdarlığına Selim'in ölümünden sonra getirildiğini ve 927 (1520-21) yılında bu görevden emekli edildiğini yazar. İki ansiklopedi defterdarlığın başlangıcında birbirinden ayrılır. Ölüm tarihi ise iki kaynakta da 931'dir; Kaplan ölüm yerini İstanbul olarak verir.

Keşfî'nin hayatı, Amasya'nın I. Selim devrindeki parlak kuşağıyla iç içedir. Selim, şehzadeliğinde Trabzon'da bulunmuş, tahta çıktıktan sonra devletin en önemli kalem ve ilmiye makamlarına çok sayıda Amasyalıyı getirmişti. Hüsameddin bu konuda uzun bir liste verir: reisülküttap Refîkî Ali Çelebi, kazaskerler Tâcîzâde Câfer Çelebi ve Kemalpaşazâde, divan muvakkileri, defterdarlar, şeyhülislam Zenbilli Ali Efendi ve son sadrazamı Pîrî Mehmed Paşa. Keşfî'nin hocası Câfer Çelebi'nin de bu çevrenin içinde olması, onun saraydaki yükselişini anlamayı kolaylaştırır. Bu çevre için sitedeki Yavuz Sultan Selim yazısına bakılabilir.

Eserleri

Keşfî'nin adını yaşatan eser, Yavuz Sultan Selim'in seferlerini anlatan Türkçe Selimnâme'dir. Eser Bâğ-ı Firdevs-i Guzât, Ravza-i Ehl-i Cihâd ve Târîh-i Sultân Selîm Hân adlarıyla da bilinir. Uğur'a göre Keşfî eseri 1514'te yazmaya başlamış ve 1521'de temize çekmiştir. Anlatı 1511 olaylarıyla başlar ve özellikle İran ve Mısır seferleri hakkında doğru ve ayrıntılı bilgi verir. Eser yarı manzumdur, yani nesir arasında manzum parçalar bulunur, ve ağır bir dille yazılmıştır. Kaplan, Bursalı Mehmed Tâhir'in Osmanlı Müellifleri'ne dayanarak Keşfî'nin biri kısa, öteki ayrıntılı iki Selimnâme yazdığını da kaydeder. Eser üzerinde Şefaettin Severcan (Erciyes Üniversitesi, 1988) ve Abdurrahman Sağırlı (İstanbul Üniversitesi, 1993) birer yüksek lisans tezi hazırlamıştır; Severcan ayrıca Keşfî'nin eserine koyduğu sözlük üzerine bir makale yayımlamıştır.

Keşfî'nin ikinci eseri Avâmil-i Fürs'tür. Kaplan'a göre Farsçanın grameri hakkında bilgi veren bu eserin bilinen yazma nüshaları Millet Kütüphanesi'nde (Ali Emîrî, Kavâid 190), Konya Bölge Yazma Eserler Kütüphanesi'nde (2879) ve Manisa İl Halk Kütüphanesi'nde (5866/5) bulunur. Keşfî'ye ait bir divan kaydı yoktur.

Şiiri

Kaplan, Keşfî'yi şiir yazmaya yetenekli, âlim ve güzel ahlaklı bir kişi olarak tanıtır ve divan şairleri arasında sayar. Ancak Keşfî'nin bağımsız şiirlerinden bugüne bir örnek ulaşmamıştır. Tezkirelerde ona ait bir madde yoktur, Hüsameddin de ondan bir beyit aktarmaz. Şairliğinin bilinen tek ürünü Selimnâme'deki manzum parçalardır. Bu eserin yayımlanmış bir neşrine ve manzum kısımlarını aktaran erişilebilir bir çalışmaya ulaşılamamıştır; adı geçen iki tez de görülemedi. Bu yüzden Keşfî'nin şiirlerine ulaşılamamıştır. Eserin manzum parçaları yayımlandığında bu kategoride ayrı sayfalar olarak yer alacaktır.

Aynı Mahlaslı Şairler

XVI. yüzyıl tezkirelerinde Keşfî mahlasını kullanan birkaç şair vardır ve hiçbiri Amasyalı sırkâtiple özdeş değildir. Âşık Çelebi ve Kınalızâde, Germiyan'daki Gedus kasabasından olup II. Bayezid'in İstanbul'daki camii yapıldığında buhurcu olan Keşfî'yi anlatır; Âşık Çelebi'ye göre bu şair 945 (1538-39) yılında ölmüş, kardeşi Hasbî ve oğlu Atâ ile birlikte şiir ailesinden sayılmıştır. Her iki tezkirede bir de Edirneli, ilim yolundan kâtipliğe geçmiş ikinci bir Keşfî vardır. Latîfî ise Keşfî-i Saruhânî ve Keşfî-i İstanbulî adlarıyla iki ayrı şair verir. Bu adların hiçbiri Amasya'ya ya da Selim'in sırkâtipliğine bağlanmaz. Bu yüzden Keşfî mahlaslı beyitler, kaynağında açıkça belirtilmedikçe Amasyalı sırkâtibe bağlanamaz.

Ailesi ve Kaynakların Durumu

Keşfî'nin babası konusunda kaynaklar ayrılır. Kaplan onu "Sekbanbaşı ve Amasya Valisi olan Hızır Ağa'nın oğlu" olarak verir. Hüsameddin'e göre ise Keşfî, Hızır Paşa'nın oğlu İbrâhim Bey'in oğludur. Hüsameddin'in kaydına göre Hızır Paşa, Çelebi Mehmed'in hassa kullarından Kabulî Ağa'nın oğludur; II. Murad'ın sarayında yetişmiş, 847'de (1443-44) yeniçeri ağası olarak Varna savaşına katılmış, 850'de (1446) Amasya beylerbeyi olmuş ve Fatih'in tahta çıkışından sonra ölmüştür. Hızır Paşa'nın 1440'lı yıllarda devlet hizmetinde olduğu düşünülürse, 1520'li yıllarda ölen Keşfî'nin onun oğlundan çok torunu olması daha akla yakındır. Bu bir çıkarımdır. Hüsameddin'in verdiği soy, yeğen Hızrî'nin maddesiyle de tutarlıdır: Hızrî'nin babası Lütfullah Çelebi, İbrâhim Bey'in oğludur ve Keşfî onun amcasıdır.

Hüsameddin'e göre Keşfî'nin iki oğlu vardır: maliye kalemlerinde yükselen Selim Çelebi ve "şu'arâdan", yani şairlerden Küçük Lutfî Bey. Lutfî Bey hakkında Hüsameddin başka bilgi vermez. Keşfî'nin kardeşinin oğlu Hızrî Mehmed Bey ise Divân-ı Hümâyûn kâtibi, şair ve hattattır. Böylece Hızır Paşa ailesi, XVI. yüzyılın ilk yarısında Amasya'nın saraya kâtip ve şair yetiştiren ailelerinden biri olarak görünür.

Kronoloji

850 (1446): Hüsameddin'e göre dedesi Hızır Paşa Amasya beylerbeyi olur.

918 (1512): I. Selim tahta çıkar; Keşfî divan kâtibi olur.

1514: Selimnâme'yi yazmaya başlar.

1519: TDV İslâm Ansiklopedisi'ne göre Anadolu defterdarı olur.

927 (1520-21): Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü'ne göre defterdarlıktan emekli edilir.

1521: Selimnâme'yi temize çeker.

931 (1524-25): İstanbul'da ölür.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

  • Ahmet Uğur, "Selimnâme", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 36, İstanbul 2009, s. 440-441. https://islamansiklopedisi.org.tr/selimname
  • Şefaettin Severcan, "Keşfî Mehmet Çelebi'nin Selimnâmesi'ne Koyduğu Sözlük", Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, sy. 5, Kayseri 1995, s. 414-427.

Kitaplar

Çevrimiçi kaynaklar