Amasyalıdır. Meşâhîr-i fuzalâdan Mevlânâ Muhyiddîn Mehmed Çelebi mahdûmudur. Kibâr-ı fuzalâdan Mevlânâ Abdî ve Mevlânâ Hatîb Kâsım Çelebilerden ulûm-ı edebiyye ve şer’iyyeyi ve hattât-ı meşhûr eş-Şeyh Hamdullâh Çelebi’den hutût-ı mütenevvi’ayı ahz u ta’allüm ederek Amasya’da ders-i âm oldu.

896’da üstâdı Hamdullâh Efendiyle beraber İstanbul’a gidip “Refîkî” lakâbıyla iştihâr etdi. Bir müddet İstanbul’da ders-i âm ve Mü’eyyedzâde Abdurrahmân Efendi’den mülâzım olup sonra Edirne’de Darü‘l-hadîs, ba’dehû Sultân Bâyezîd ve buradan Sahn-ı Semâniyye müderrisi olarak İstanbul’a geldi. [118]

918’de Sultân Selîm Hân’ın cülûsunda dekâyık-ı tahrîr u imlâ ve letâ’if-i şi’r u inşâda fazîleti ma’lûm-ı pâdişâhî olduğundan dîvân-ı hümâyûn ser-kâtibi oldu. Mu’ahharan akl ü tedbîri Sultân-ı müşârün-ileyhin nazar-ı dikkatini celb edib müsteşâr-ı saltanat olarak erkân-ı Selîmiyye’den oldu.

926’da Sultân Süleyman’ın cülûsunda makâmını muhâfaza etdiyse de 927’de Edirne’de Sultân Bâyezîd evkâfı mütevellîsi olup Edirne’ye gönderildi. Bu esnâda Kemâl Paşazâde Ahmed Şâh Çelebi Edirne’de müderris olduğu münâsebetle yek-diğeriyle musâhabât-ı ilmiyye ve edebiyye etdi.

Ba’dehû Kemâl Paşazâde İstanbul’a celb edilip Şeyhülislâm oldukta 935’de İstanbul’a gelip Fâtih Sultân evkâfı tevliyetiyle mütekâ’id oldu. Fakat 937’de illet-i seylden gözlerine amâ târî olduğundan tevliyetten afv edilip 939’da vefât etdi.

Fâzıl, edîb, gâyet münşî, şâir-i belîğ, ulûm-ı Arabiyye ve edebiyyede yektâ, kaviyü’l-münâzara, bahhâs, hattât-ı bî-hem-tâ idi. Kemâl Paşazâde ile pek ziyâde [119] sevişirlerdi. Elsine-i selâsede kasâ’id ü gazeliyyâtını hâvî dîvânı vardır. Zamân hakkında tercî’-i bendi pek meşhûr olup tercî’i şudur:

Tâ seyre çıkdı gayr ile serv-i revânımız
Andan beri oturmadı yerine cânımız

Gazeliyyâtından

Hâlimi ey yâr dirdim kimse yok benden yana
Gönlüme dirsem eğer gönlüm dahi senden yana

Bu da onundur:

Âl edib ol lâle-ruh güller takınmış başına
Gör ne hoş bu nesneler katmış güzellik aşına

Bu da onundur:

İncelüb kaşın hayâliyle helâk oldum yine
Yâdına nâgeh düşem deyu hayâl oldum yine

Hüsrev-i Dihlevîye dedigi nezâ’irden:

بدل نه فكر سير نه كلكشت چمن دارم
ازا ن روزى كه در كوى سمن بويى وطن دارم

Nesâyihinden: [120]

Câhile tev-emân safâ vü server
Ehl-i irfânadır derd ü gam hem-zâd
Kâfir âsûde-dil gam-ı nândan
Reh-rev-i dîn olan yürür bî-zâr

Latîfi, Âşık, Hasan, Ali Çelebilerin tezkire ve târîhlerinde Refîkî Çelebi hakkında yazılan tercemelerin ve tetebbu’ât-ı âcizânemin hülâsası budur.