Çelebi Sultân Mehmed Hân bin Yıldırım Sultân Bâyezîd Hân’ın kerîmesidir. Amasya’da 814’de doğdu. Kızlar sarâyında büyüdü. Sultân Murâd Hân-ı Sânî devrinde Dayı Karaca Paşa ile evlendi. Şehzâde Sultân Alâeddîn Bey’in zamân-ı velâyetinde zevci ile beraber Amasya’da ikâmet etdi. Ba’dehû zevci Rûmeli Beylerbeyi iken 860’da Belgrad muhâsarasında şehîden vefât etdikte Bursa’da oturdu.
Sonra Fâtih Sultân Mehmed Hân-ı Sânî devrinde İstanbul’a gelip hayli müddet kaldı. 888’de Şehzâde Sultân Cem hakkında Sultân Bâyezîd-i Sânî nezdinde şefâ’atte bulunduğundan Bursa’ya gönderildi. Orada 890 senesi şevvâlinin on beşinci pazartesi günü vefât etdi. Pederi Çelebi Sultân Mehmed türbesinde medfûndur.
Sâlihât-ı nisâdan sâhibe-i hayrât ü hasenât bir sultân idi. Bursa’da mektebi ve sâ’ir hayrâtı vardır. Vakfiyesi Bursa sicillâtında tarafımdan bulunup kuyûd-ı vakfiye idâresinde [303] kayd u tescîl edildi. Seng-i mezârında şu ibâre yazılıdır: Selçuk Hâtun bintü’s-Sultân Mehmed Hân bin Sultân Bâyezid Hân tüvüffiyet yevme’l-isneyni fî hâmise aşar şevvâl senete tis’în ve semâni mietin.
Fâ’ide
Türk dilinde “Salcuk” ve “Selcük” yâhûd “Salcık” ve “Selcik” kelimeleri vardır. Birinci sûrette Anadolu lehçesi üzere “Salcuk, Salcik” demek îcâb ider. Balçuk, balçık gibi.
Salcuk: takviyye ve tasfiye etmek ma‘nâsına “Salcumak, Salcımak” fi’ilinin sıfat-ı mef’ûliyesidir. Hâlis, sâfî, metîn nesne ve gümüş ma‘nâsına olur. Buna “Salcık” da denir. Tâmmü’l-ayâr, hâlis ve sâfi gümüş ve akçe ve nesne demek olur.
Çünkü salcımak, “salıc, saluc” kelimesinden yapılmış bir fi’ildir. Sanıc kelimesinden “sancımak” gibi. Salıc, ba’s u irsâl ve işâret itmek ma‘nâsına “salmak” fi’ilinin sıfat-ı mef’ûlesidir. [304] Dilimizde haber ve işâret ma’nâsına “salık” ve müşîr u kumandan ma’nâsına “salar ( صا), الرsalâr ( سا) الرkelimeleri pek müsta’meldir.
Salıc (سالىج): mürsel, meb’ûs, müşârün-ileyh ma’nâsınadır. Bunun sîga-i gâlibesi “salcımak”tır. Mürsele, meb’ûsa, müşârün-ileyhe galebe eden fi’l u hareket demektir ki takviyye olur. Tasfiye olur. Dilek ve ezâya da olur. Tam ma’nâsıyla Arabca “salc”dır. Sanıc kelimesinden “sancımak” gibi.
Selcük: yutmak, dermek, tathîr etmek ma’nâsına olan “selcimek, selcümek” fi’ilinin sıfat-ı mef’ûliyyesidir. Tâhir, pâk, latîfü’ş-şemâ’il, atiyye, me’kûl ma’nâsına olur. Buna “selcik” de denir.
Çünkü Selcimek, “Selüc, Selic” kelimesinden yapılmış bir fi’ildir. İnic kelimesinden yapılan “incimek” gibi ki incinmek, incitmek bu fiilin lâzım ü müte’addîsidir.
Selic: Bir nesneyi rıfk u sühûletle çekip çıkarmak, çabuk anlamak, parlaklık, letâfet ü zerâfet [305] göstermek ma’nâsına gelmek vezninde “selmek” fi’linin sıfat-ı mef’ûliyyesidir. Diğer sıfat-ı mef’ûliyesi “selik”tir. Dîvân-ı Lugâtte “Selik er: er-racülü’z-zarîf” diye müfreddir. Latîf, nâzik, zarîf, hoş-gû âdem demek olur.
İşte bu “selic” kelimesinin sîga-i gâlibesi “selcümek, selcimek”tir. Latîf ü zarîfe, selîle, zekîye galebe eden fi’il ve hareket demektir ki “yutmak” olur. Vermek olur. Tathîr etmek olur. Bunun sıfat-ı mef’ûliyyesi “Selcük, selcik”tir.
Salcuk kelimesi, Mâverâü’n-nehir Türkleri’nin dilinde (ساجوق) ve Îrân ve Arab lehçesinde “Selcuk”tur. Şu ma’nâlara ve isti’mâle nazaran “selcuk” kelimesi erkeklere ve selcük kelimesi kadınlara ism-i alem olmuşdur. Buna eski Türkler i’tina etdiğinden Çelebi Sultân kerîmesine Selcük Sultân dendi.