Osmanlı kaynaklarında padişah eşlerinin çoğu gibi Bülbül Hatun'un da hayatı birkaç satıra sığar: II. Bayezid'in eşi, Şehzade Ahmed'in annesi, Amasya ve Ladik'in hayırsever hatunu. Doğum yılı, ailesi ve kökeni bilinmez; buna karşılık ardında bıraktığı yapılar, iki vakfiyesi ve Bursa'daki mezarı, hakkında bugün söylenebilecek şeylerin neredeyse tamamını oluşturur. Amasya'nın "şehzadeler şehri" kimliği anlatılırken ağırlık doğal olarak sancağa çıkan şehzadelere verilir. Oğlunun yanında şehre gelen ve burada Yeşilırmak kıyısına bir külliye yaptıran anne ise çoğu zaman gölgede kalır.
Kimdir
Bülbül Hatun, Sultan II. Bayezid'in eşlerinden biri ve Şehzade Ahmed'in annesidir. Kökeni, doğum tarihi ve ailesi hakkında güvenilir bir bilgi yoktur. Yardımcı kaynaklardan biri, padişah eşlerinin âdet olarak saray haremine köle ticareti yoluyla gelen cariyeler arasından çıktığını hatırlatır ve onun da bu yoldan geldiğini düşündürür; ancak bu bir varsayımdır ve bu konuda kesin belge bulunamamıştır. Kaynak, Bülbül Hatun'un Bayezid'in haremine, Bayezid henüz şehzade ve Amasya valisiyken girdiğini kaydeder. Amasya, yani onun hayatının daha başında karşısına çıkan bir şehirdir.
Aynı kaynağa göre Bayezid'den üç çocuğu vardır: Hatice Sultan (1463-1500), Hundi Sultan (yaklaşık 1464-1511) ve Şehzade Ahmed (yaklaşık 1466-1513). Bu bilgi yardımcı bir kaynağa dayanır ve doğum yılları kaynaklara göre küçük farklarla verilir; Ahmed'in annesinin Bülbül Hatun olduğu ise incelenen bütün kaynaklarda ortaktır. Hatice Sultan 1479'da müderris Kara Mustafa Paşa ile evlenmiş, eşi 1483'te Şehzade Cem'in tahta iddiasını desteklediği suçlamasıyla idam edilince dul kalmış, ertesi yıl Faik Paşa ile yeniden evlenmiştir. Bursa'da ölen Hatice Sultan, oğlunun yaptırdığı türbeye gömülmüştür. Hundi Sultan ise 1484'te Hersekzade Ahmed Paşa ile evlenmiş ve bu evlilikten en az iki oğlu ile dört kızı dünyaya gelmiştir. Kızlarının bu evlilikleri, Bülbül Hatun'un ailesini saray ve vezirlik çevrelerine bağlayan ilişkilerin kaydıdır.
Bazı yayınlarda ona "haseki" denir. Bu unvanı belgeleyen bir kaynağa ulaşılamadığı için burada yalnızca "II. Bayezid'in eşi" denmiştir.
Amasya'da Oğlunun Yanında
Osmanlı'da şehzadelerin taşra sancaklarında vali olarak yetişmesi bir devlet usulüydü ve şehzade sancağa giderken annesi de çoğunlukla onunla birlikte gider, taşra sarayının iç düzeninde yer alırdı. Şehzade Ahmed önce Çorum sancağına gönderildi; Çorum'daki görev yılları kaynaklarda 1480 ya da 1481 ile 1483 arasında gösterilir. Sonra Amasya sancakbeyi oldu ve bu görevi 1483'ten 1513'teki ölümüne kadar sürdürdü. Bülbül Hatun oğlunun yanında bulundu; Vakıflar Dergisi'ndeki çalışma, Şehzade Ahmed Amasya'da sancakbeyi iken onun oğlunun yanında kaldığını açıkça belirtir.
Ahmed'in bu uzun sancakbeyliği, Amasya'nın Bayezid'den sonra da şehzade merkezi olarak kalmasını sağladı. Kaynaklar onu şair, âlim ve sanat hamisi olarak anar; çevresinde şair Mihri Hatun'un da bulunduğu kaydedilir. Babasının gözünde tahtın en olası adayı sayılıyor, sadrazam Hadım Ali Paşa'nın desteğini taşıyordu. Üstelik sancağı, kardeşlerininkine göre İstanbul'a en yakın olanıydı; Selim Trabzon'da, Korkut Antalya'daydı. Bülbül Hatun'un Amasya'daki yılları bu yüzden bir annenin taşra sarayındaki varlığının yanında oğlunun siyasi kaderinin yakın bir tanıklığı olarak da okunabilir. Ahmed'in sancak yılları ve taht mücadelesi ayrı bir biyografinin konusudur; burada yalnızca annenin şehirle ve oğlunun kaderiyle kurduğu bağ anlatılmaktadır.
Hayır Eserleri ve Vakıflar
Bülbül Hatun'un adı daha çok yaptırdığı eserlerle anılır. Vakıflar Genel Müdürlüğü ve Osmanlı Arşivi belgelerine dayanan Vakıflar Dergisi çalışmasına göre o hayırsever bir kişiliğe sahipti ve bütün malvarlığını Amasya ve Ladik'te yaptırdığı hayır kurumlarının devamı için vakfetti. Çalışma Amasya'daki eserleri bir cami, bir mektep ve bir çeşme olarak sayar; Ladik'te ise bir cami ile bir imaret yaptırdığını bildirir. Aynı yardımcı kaynak buna ek olarak Bursa'da bir medrese yaptırdığını ve 1505'te mallarının bir bölümünü Amasya'daki Enderun Camii'ne vakfettiğini yazar. Bu iki bilgi vakfiye çalışmasının özetinde yer almadığından yardımcı kaynaktan alınmış sayılmalıdır.
Böyle bir vakıf zinciri, bir hanımın kendi adına yönetebildiği ekonomik gücü gösterir. Camiler ibadete, mektepler çocukların eğitimine, imaretler ise yoksulların ve yolcuların doyurulmasına hizmet ederdi. Bunların işleyebilmesi için gelir getiren mülklere, bu mülkleri yöneten mütevellilere ve ücretle çalışan görevlilere ihtiyaç vardı. Bülbül Hatun'un vakfiyeleri tam da bu düzeni yazıya geçirmiştir.
Hatuniye Külliyesi
Amasya'nın Hatuniye Mahallesi'ne adını veren cami, Yeşilırmak'ın kuzey kıyısındadır ve 1510'da Bülbül Hatun tarafından yaptırılmıştır. Bu tarih Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın tanıtımında ve kısa ansiklopedik maddelerde tekrarlanır; TDV İslâm Ansiklopedisi ise yapıyı "XV. yüzyılın sonlarında veya XVI. yüzyılın başlarında" tarihler. Cami bir sıbyan mektebi ve bir imaretle birlikte inşa edilmiştir. Doğusunda Danişmendlilere ait Enderun Camii, batısında Selçuklulara ait Yıldız Hamamı (Çukur Hamam) bulunur. Bakanlığın tanıtımı külliyeyi cami, hamam ve sıbyan mektebinden oluşan bir yapı grubu olarak tanıtırken ansiklopedi maddesi bitişikteki hamamı Selçuklu eseri olarak anar; bu yüzden hamamın Bülbül Hatun'un külliyesine mi ait olduğu, yoksa yalnızca komşu bir yapı mı olduğu konusunda kaynaklar ayrışır.
Cami dikdörtgen planlıdır ve moloz taştan örülmüştür. İç mekân, ardı ardına eksende sıralanan ve boyutları birbirinden farklı iki kâgir payeye oturur; ortada iki küçük kubbe, yanlarında ise daha alçak ikişer çapraz tonozlu hacim yer alır. TDV maddesine göre bu plan tipi on beşinci yüzyılda Bursa, Alaşehir, Manisa ve Dimetoka gibi yerlerde, on altıncı yüzyılda ise zaman zaman İstanbul'da kullanılmıştır. İç ölçüler 15,70 x 12,20 metredir. Yaklaşık bir metre kalınlığındaki duvarlar, Yeşilırmak'ın taşkınlarına karşı üst sıra pencere hizasına kadar takviye edilerek 2,50 metreye çıkarılmıştır. Cami böylece ırmak kıyısındaki konumunun gereklerine göre güçlendirilmiş bir yapı olarak karşımıza çıkar.
Kuzey cephesi, sivri tuğla kemerlerle birbirine bağlanan altı sütunun oluşturduğu beş gözlü bir son cemaat yeriyle kapatılmıştır. Bu bölümün duvarları ana ibadet mekânının duvarlarından yüksektir ve kemerlerin üzeri bütün cepheyi kaplayan bir meander motifiyle süslenmiştir. Son cemaat yerini örten beş küçük kubbeden yalnızca ortadaki sekizgen bir kasnağa oturur; ötekiler kasnaksızdır. Alın duvarı, aralarına üç sıra dikine tuğla konmuş taşla örülmüş ve tuğladan geometrik bir motifle bezenmiştir. Kapının üstündeki kitabe yerine 1980'de sarı zemin üstüne siyah yağlı boyayla "Yâ müfettiha'l-ebvâb iftah lenâ hayre'l-bâb" ibaresi yazılmıştır; özgün yazı günümüze ulaşmamıştır. Tuğla örgülü, tek şerefeli minare camiye bitişik biçimde yükselir ve girişi caminin içindedir. Mihrap basit, yuvarlak bir nişten ibarettir; ahşap minber ise yenidir.
Camiye kuzeydeki yoldan girilir ve basamaklarla inilen küçük bir avludan geçilir. TDV maddesi bu avluda sivri kemerli derin bir niş içinde hazneli bir çeşme ile tonozlu bir helâdan söz eder; eski fotoğraflardan avluda bir kuyu bulunduğu da anlaşılmaktadır. Caminin hemen doğusundaki sıbyan mektebi tek katlı ve tek odalıdır. Moloz taş duvarlarında üçer sıralık yatay tuğla örgüler vardır; girişin bulunduğu cephede üç sivri kemerli pencere yer alır ve kemer üstlerinde tuğlalar değişik biçimlerde dizilerek geometrik bir süs oluşturur. Yapının ilk hâlinde çift kubbeyle örtülü olduğu, bu kubbelerin sonradan yıkılarak üzerinin ahşap bir çatıyla kapatıldığı bildirilir. Amasya Tarihi'nin yazarı Hüseyin Hüsameddin, mektebin çok sağlam olduğunu ve 1882'de hâlâ aynı amaçla kullanıldığını kaydeder; imaretin yanlarında da büyükçe birer tabhane bulunduğunu yazar. Caminin doğusundaki yapının sözü edilen mektep olması TDV maddesinde "ihtimal dahilinde" görülür.
Ladik'teki Eserler
Bülbül Hatun'un hayırları Amasya'nın dışına da uzanır. Vakfiye çalışmasına göre Ladik'te de bir cami ve bir imaret yaptırmıştır. İmaret, Osmanlı'da ücretsiz yemek dağıtılan, çoğu zaman aşevi ve misafirhane işlevini birlikte taşıyan vakıf kurumuydu; Bülbül Hatun'un vakfiyelerinde bu imaretten kimlerin yararlanacağı ayrıntılı olarak sayılmıştır. Ladik'teki yapıların bugünkü durumu burada doğrulanmamıştır. Yine de vakıf gelirlerinin ve hayrın Amasya şehir merkezinin ötesinde çevre kazalara da yayıldığı belgelerden anlaşılmaktadır.
Vakfiyeler
Bülbül Hatun vakıflarının işleyişini 1511 ve 1513 tarihli iki vakfiyeyle düzenlemiştir. Ahmet Gündüz'ün 2021'de Vakıflar Dergisi'nin 55. sayısında yayımlanan makalesi, bu belgeleri Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi'ndeki vakfiyeler ile Cumhurbaşkanlığı Osmanlı Arşivi'ndeki kayıtlar ışığında inceler. Çalışmanın özetine göre vakfiyelerde vakıf mallarının neler olduğu, görevlilerin kimler olduğu, yapacakları işler, alacakları ücretler ve imaretten yararlanacak kişiler ayrıntılı olarak açıklanmıştır. Makale ayrıca vakfın gelir kaynaklarını, imaretin işleyişini ve vakıf muhasebe bilanço defterlerinden hareketle gelir ve giderlerini ele alır. Bu defterler, vakfın uygulamada nasıl yürüdüğünü gösterdiği için değerlidir.
Aynı kaynak, bunun dışında 1512'de başka bir külliye yaptırdığını ve masrafları için önemli bir mülk vakfettiğini yazar. Ona göre Bülbül Hatun vakfın yöneticiliğini önce oğlu Ahmed'e, onun ölümünden sonra Ahmed'in en büyük kızına ve onun kızlarına bırakmıştır. Madde bu düzenlemeyi, Ahmed'in tahta çıkamaması ihtimaline karşı alınmış bir tedbir olarak yorumlar. Bu yorum ilgi çekicidir; ama vakfiye çalışmasının özetinde böyle bir kayda rastlanmadığı için doğrulanamamıştır ve yalnızca not düşülmüştür. Vakfiyelerin içeriğine dair daha fazlasını söylemek, belgelere doğrudan bakmadan mümkün değildir.
Taht Mücadelesi ve Aile
Bülbül Hatun'un son yılları, oğlunun siyasi çöküşüyle çakışır. Bayezid'in son döneminde şehzadeler arasındaki rekabet açık bir iç savaşa dönüşmüştü; bu çatışma 1509 ile 1513 arasındaki dönem olarak anılır. Ahmed'in sancağı İstanbul'a en yakın olduğu için avantajlı görünüyordu. Ahmed'in itirazı üzerine Selim'in oğlu Süleyman'ın Bolu'daki görevi Kefe'ye çevrildi; Selim bunu kardeşinin lehine bir hamle saydı, Rumeli'de bir sancak istedi ve Kırım hanının desteğiyle Semendire sancağını aldı, ancak oraya gitmeyip İstanbul'a yakın kalmayı seçti. Bayezid bunu isyan sayarak Selim'in kuvvetlerini 1511 Ağustos'unda yendi ve Selim Kırım'a kaçtı.
Bu sırada Ahmed, Anadolu'daki Şahkulu isyanını bastırmakla görevlendirilmişti; fakat savaşmak yerine askerleri kendi saltanat davasına çekmeye çalıştığı ve sahayı terk ettiği anlatılır. Önemli destekçisi Hadım Ali Paşa da bu isyanda öldü. Selim'in yenildiğini duyan Ahmed kendisini Anadolu sultanı ilan etti, Konya'yı ele geçirdi ve babası dönmesini istediği hâlde orada hükümdar gibi davranmakta ısrar etti. Başkente yürümek istedi, ama askerler yolunu kesti. Selim Kırım'dan döndü, Bayezid'i tahtı bırakmaya zorladı ve I. Selim olarak tahta çıktı.
Ahmed, Selim'in saltanatının ilk döneminde Anadolu'nun bir bölümünü elinde tuttu. Selim'in kuvvetleriyle Bursa yakınlarındaki Yenişehir'de savaştı, yenildi, tutuklandı ve kısa süre sonra idam edildi. Kaynaklar savaşın tarihini 24 Nisan 1513 olarak verir; tek bir yerde aynı tarih 24 Mart diye geçer. Nisan tarihi daha çok kaynakta tekrarlandığı için burada benimsenmiştir.
Felaket yalnız Ahmed'le sınırlı kalmadı. Ahmed'in oğulları arasında sayılan Osman, 14 Nisan 1513'te Amasya'da Selim'in emriyle öldürülmüş ve Amasya'daki Sultan Bayezid Camii'ne gömülmüştür; Mustafa ve Mehmed adlı iki oğlunun da Amasya'da aynı akıbete uğradığı yazılıdır. Bu aile kayıpları, Bülbül Hatun'un Bursa'ya yerleştiği sırada ne denli yıkıcı bir dönemden geçtiğini gösterir. Aynı kaynak, 1513'te Şehzade Mahmud'un kızı Fatma Sultan ile eşi Mehmed Çelebi'nin Kızılbaş eğilimleri nedeniyle ev hapsine alındığını ve Fatma Sultan'ın ancak Bülbül Hatun'un araya girmesiyle affedildiğini kaydeder. Bu bilgi yardımcı bir kaynağa dayanır; yine de Bülbül Hatun'un oğlunu kaybettikten sonra bile hanedan içinde sözünün geçtiğini düşündürür.
Bursa ve Muradiye'deki Türbe
Kaynaklar, Bülbül Hatun'un oğlunun ölümünden sonra Bursa'ya yerleştiğini ve 921 (1515) yılında orada öldüğünü bildirir. Yardımcı kaynak ölümü "yaklaşık 1515" diye verir; kesin gün ve ay bilinmemektedir. Bursa Muradiye Külliyesi'ndeki Şehzade Ahmed Türbesi, Yavuz Sultan Selim'in 1513 tarihli bir fermanıyla inşa edilmiştir. Mimarı Alâaddin'dir; bina emini Bedreddin Mahmud Bey, kâtipleri ise Ali, Yusuf, Muhiddin ve Mehmed efendilerdir.
Defin yeri konusunda önemli bir ayrıntı vardır. Muradiye Külliyesi'ni anlatan maddeye göre Şehzade Ahmed Türbesi'nde Ahmed ve Şehzade Korkut'un yanı sıra Bayezid'in sağlığında ölen Şehzade Şehinşah, Şehinşah ile Ahmed'in annesi Bülbül Hatun ve Şehinşah'ın oğlu Mehmed yatmaktadır. Aynı türbedeki başka bir sandukanın sahibi tartışmalıdır; Ahmed'in kızı Kamer Sultan'a ait olduğu düşünülür. Aynı madde başka bir yerde, Şehzade Mahmud'un türbesinin annesi Bülbül Hatun tarafından yaptırıldığını ve onun da sonradan buraya gömüldüğünü söyler. Bu iki kaydın birbiriyle bağdaşmaması, aynı adı taşıyan iki ayrı hatunun karıştırılmış olabileceği ihtimalini akla getirir, ama konuda kesin bir sonuca varılamamaktadır. Şehzade Ahmed'in türbesi her hâlükârda Amasya'da değil, Bursa'dadır.
Amasya Hafızasında Bülbül Hatun
Bugün Hatuniye Camii ve çevresindeki yapı grubu Amasya'nın tanınmış mimari öğelerinden biridir; mahallenin adı da bânisinden gelir. Şehrin "şehzadeler şehri" olarak anılmasında şehzadelerin payı büyüktür, ama onları yetiştiren ve sancaklarında yanlarında duran annelerin izi de taşta, vakıfta ve mahalle adında durur. M. Fatih Müderrisoğlu'nun "Şehzade Kenti Amasya'da Bir Kadın Bani: Bülbül Hatun ve Külliyesi" başlıklı makalesi, bu izi kadın banilik açısından değerlendiren ayrı bir çalışmadır.
Kronoloji
1463-1466: Kızı Hatice Sultan ile oğlu Şehzade Ahmed'in bu yıllar arasında doğduğu bildirilir.
1480-1483: Şehzade Ahmed Çorum sancağındadır; Bülbül Hatun oğluna eşlik eder.
1483: Ahmed Amasya sancakbeyi olur; bu görev 1513'e kadar sürer.
1505: Mallarının bir bölümünü Amasya'daki Enderun Camii'ne vakfettiği bildirilir (yardımcı kaynak).
1510: Amasya'da Hatuniye Camii ve külliyesi yaptırılır.
1511: Birinci vakfiye düzenlenir.
1512: Başka bir külliye ve vakfın yaptırıldığı bildirilir (yardımcı kaynak).
1513: İkinci vakfiye düzenlenir; Şehzade Ahmed Yenişehir'de yenilir ve idam edilir; Bursa Muradiye'de türbesi inşa edilir.
1515 (H. 921): Bülbül Hatun Bursa'da ölür ve Muradiye'deki Şehzade Ahmed Türbesi'ne defnedilir.
Kaynakça
Akademik çalışmalar
- Gündüz, Ahmet. "Vakfiyeleri Işığında II. Bayezid'in Eşi Bülbül Hatun Vakıfları", Vakıflar Dergisi, sayı 55 (2021), s. 25-53, DergiPark. dergipark.org.tr
Resmî kaynaklar
- "Hatuniye Camii", T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Kültür Portalı. kulturportali.gov.tr
Diğer kaynaklar
- Yüksel, İ. Aydın. "Hatuniye Camii", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 16, İstanbul 1997. islamansiklopedisi.org.tr
- "Bülbül Hatun", İngilizce Vikipedi. en.wikipedia.org
- "Şehzade Ahmed (son of Bayezid II)", İngilizce Vikipedi. en.wikipedia.org
- "Muradiye Külliyesi", Vikipedi (türbeler bölümü). tr.wikipedia.org









