Çelebi Mehmed, Osmanlı tarihinin en olağandışı saltanat yolunu izleyen hükümdarlarından biridir. Babası Yıldırım Bayezid 1402'de Ankara'da Timur'a yenilip esir düşünce devlet fiilen parçalandı; on beş on altı yaşlarındaki şehzade Amasya'ya çekildi ve 1413'te Edirne'de tek padişah olarak tahta çıkana kadar on bir yıl boyunca kardeşleriyle taht mücadelesi verdi. Bu mücadelenin büyük bölümünde dayandığı üs, üç yıl önce valisi olarak gönderildiği Amasya ve çevresindeki Tokat-Sivas bölgesiydi. Sonraki tarih yazımı ona "Osmanlı'nın ikinci kurucusu" demiştir; çağdaşları ise "Çelebi" ya da "Kirişçi" adıyla anmıştır. Hayatına ilişkin kaynaklar çoktur, ama tarihlerde ve ayrıntılarda birbirini tutmadığı yerler de azımsanmayacak kadardır.
Doğum, Ad ve Lakap
Çelebi Mehmed, Yıldırım Bayezid'in oğludur. Halil İnalcık'ın TDV İslâm Ansiklopedisi'ndeki maddesine göre 788 (1386) ya da 789 (1387) yılında doğmuş, Bayezid'in Devlet Hatun adlı bir cariyesinden dünyaya gelen dördüncü oğludur. Doğum tarihi için başka yıllar da öne sürülmüştür: 1379, 1382, 1383, 1390 ve 1391 yıllarını veren kaynaklar vardır, Tuhfe-i Nâilî ise 781 (1379) der. Doğum yeri de belirsizdir; kimi kaynaklar Edirne, kimileri Bursa gösterir. Bu nedenle doğum için "1386-1387" ve "yer kesin değil" demek en güvenli ifadedir. Annesi Devlet Hatun'un soyu da tartışmalıdır. İnalcık onu cariye olarak anar; daha geç bir anlatıma göre anne Mevlânâ soyundan gelmektedir ve "Çelebi" lakabı bununla açıklanır, fakat bu ikinci anlatımın ansiklopedik bir dayanağı gösterilmemiştir.
"Çelebi", Osmanlı kaynaklarında şehzadeler için kullanılan bir sandır. Modern tarih yazımı bu sanı Bayezid'in bütün oğullarına uygular, oysa çağdaş kaynaklarda yalnızca Mehmed ve Musa için kullanılır. "Kirişçi" lakabı İnalcık'a göre Yunanca kyritzes, yani "genç efendi" sözcüğünden gelir ve Arap ve Bizans kaynaklarında "Kirişçi" ve "Kiri" biçimlerinde geçer. Halk arasında bu ad yay kirişi yapımıyla ya da güreşle ilişkilendirilmiş, zaman zaman "güreşçi" diye yanlış anlaşılmıştır; gençliğinde bir kirişçinin yanında çıraklık yaptığı hikâyesi ise kaynağı gösterilmeyen bir rivayettir. Sikke ve kitabelerde adı "Sultân Gıyâseddîn Mehmed", bazı kaynaklarda "Sultân Çelebi", "Çelebi Sultân" ya da "Mehmed Bey" biçimindedir. Eğitiminin Bursa ve Edirne saraylarında tamamlandığı, hocalarının Amasyalı Sofi Bayezid ile Tokatlı Bicaroğlu Hamza olduğu da anlatılır; ancak bu bilgi ansiklopedik bir dayanağa oturmaz ve ihtiyatla karşılanmalıdır.
Hanedanın o günkü durumu şöyleydi: En büyük abi Ertuğrul 1400'de ölmüştü. İkinci sıradaki Mustafa, 1402'de babasıyla birlikte Timur'a esir düşüp Semerkant'a götürüldü. Geriye Süleyman, İsa, Musa ve Mehmed kalıyordu; küçük kardeş Kasım Bursa'daki sarayda bulunuyordu. Osmanlı geleneğinde padişah çocuklarının her biri babasının yerine geçme hakkına sahipti ve veraseti düzenleyen bir kanun yoktu. İnalcık, Neşrî'deki Menâkıbnâme'ye dayanarak, tanınmak için çarpışan şehzadelere halkın çoğunun, savaşı kazanmanın Allah'ın yardımının işareti olduğunu söylediğini aktarır. Mehmed başlangıçta kendisinden büyük Süleyman'ın otoriteyi temsil ettiğini kabul etmişti, fakat yaşça büyüklük ilkesi bağlayıcı değildi.
Amasya Sancağına Çıkış
Mehmed, 801 Şevvalinde (Haziran 1399) Amasya, Tokat, Sivas ve Ankara'yı içine alan Rum vilayetine vali olarak gönderildi. Bu vilayet daha önce Eretna hanedanının toprağıydı. Atama, şehzadelerin ergenlik çağında tecrübe kazanmak üzere sancağa çıkarılıp yanlarına lala denen yetişmiş devlet adamlarının verilmesi usulünün bir örneğidir; Mehmed'in bu tarihte on iki on üç yaşında olması gerekir. Kimi anlatımlar farklı bir tablo çizer. Bunlara göre Yıldırım Bayezid 1391'deki Canik seferine oğullarını da götürmüş, Sivas'taki Kadı Burhaneddin Amasya'yı bırakınca şehri teslim almaya Mehmed komutasında bir ordu gönderilmiş ve şehzade 1391 ile 1402 arasında sancak beyi kalmıştır; bazı bilgi kutularında başlangıç 1392 diye yazılır. Amasya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi'ndeki bir makale ise sancakbeyliğini yirmi dört yıl olarak hesaplar. Bu rakamlar TDV'nin 1399 tarihiyle uyuşmaz. Kadı Burhaneddin 1398'de öldüğünden ve Mehmed'in doğum yılı göz önüne alındığında 1391 tarihi bir çocuk için bile erkendir; bu yazıda TDV'nin 1399 tarihi esas alınmıştır.
Amasya'nın şehzade sancağı olarak geçmişi daha eskidir. Selim Özcan'ın makalesine göre şehzadeler döneminin ilk sancak beyi Yıldırım Bayezid'dir; XV. yüzyıl başında Anadolu'ya yaklaşan Timur tehlikesine karşı doğu sınırında stratejik bir konumu olan Amasya, ikinci sancak beyi olarak Mehmed Çelebi'ye verilmiştir. Şehzadelerin oturduğu yer, Selçuklu döneminden beri "Beyler Sarayı" diye bilinen, Osmanlıların "Şehzadeler Sarayı" dediği iç kaledeki saraydı. Halk arasında Saraydüzü Kışlası adıyla da anılan bu yer, Danişmendlilerden beri sultanların ve komutanların oturduğu mekândı. Aynı makale yapının asıl biçimine, Çelebi Mehmed'in sancak beyliği sırasında 1396'da Gümüşlüzâde köşkü olarak bilinen yerin Gümüşlüzâde Hoca Celaleddin Çelebi'den satın alınıp buraya büyük bir saray yapılmasıyla kavuştuğunu yazar. Saray Osmanlı döneminde yaklaşık 350 yıl kullanılmış, II. Murad, oğlu Ahmed Çelebi, II. Bayezid'in oğlu Şehzade Ahmed ve I. Selim burada doğmuştur. Makaledeki 1396 tarihi, Mehmed'in 1399'da sancağa gönderildiği bilgisiyle çelişir; ya tarihte ya da yapıyı yaptıranın kimliğinde bir karışıklık olabilir. Bu yılların günlük hayatına ilişkin ayrıntılı bir divan kaydı ya da yapı kitabesi de bilinmemektedir. 1399-1402 arasındaki üç yıl için elimizde yalnızca, ülkenin doğusundaki bir vilayetin çocuk yaşta bir valisi bulunduğu bilgisi vardır.
Ankara Savaşı ve Amasya'ya Çekiliş
Temmuz 1402'de Yıldırım Bayezid, Çubuk Ovası'nda Timur'a yenildi ve esir düştü. TDV'nin Ankara Savaşı maddesi savaşın tarihini 28 Temmuz 1402 olarak verir; başka kaynaklar 20 Temmuz der, bu yüzden "Temmuz 1402" denmesi yeterlidir. Yenilginin sonucu yalnızca bir ordunun dağılması olmadı. Bizans ve Balkanlar'daki vasal devletler bağımsızlaştı, Anadolu beylikleri Timur'un hükümranlığı altında topraklarını geri aldı; İnalcık'ın ifadesiyle bunların her biri, Osmanlı şehzadelerini birbirine karşı kullanabilecek bir güç merkezine dönüştü.
Anlatılana göre Mehmed bu savaşta ihtiyat ve artçı birliklerin komutanıydı; ön safta bulunmadığı için bozgundan sonra savaş alanından kolayca ayrılabildi. Kendi askerleriyle sancağı olan Amasya'ya doğru çekildi, yolda Candaroğulları'na bağlı bir müfrezenin yolunu kesmesi üzerine çarpıştı ve galip çıktı. Sonra Tosya'ya, oradan Bolu'ya geçti. Bolu'da Bursa'ya gitmek istedi, ama danışmanları Hacı İvaz Paşa ve Amasyalı Bayezid Paşa'nın itirazıyla vazgeçti. Bu ayrıntılar kaynakları açıkça gösterilmeyen bir anlatıma aittir; Yesevi Üniversitesi'nin TEİS maddesi de yalnızca şehzadenin savaşın kaybedileceğini anlayınca önce Bolu'ya çekildiğini yazar. Bir başka anlatımda ise kardeşler savaş alanından kurtarılır ve Mehmed'i Bayezid Paşa kurtarıp kendi memleketi Amasya'ya götürür. Ortak nokta şudur: Mehmed yenilgiden sağ çıktı, yakın adamları arasında Amasya doğumlu Bayezid Paşa vardı ve şehzade Amasya'ya yöneldi. Bayezid Paşa daha sonra Mehmed'in veziri oldu (1413-1421). Onun şehzadenin "lalası" olduğu sıkça yazılır; TDV maddesinde Mehmed'in sancak beyliği sırasında maiyetinde bulunduğu belirtilir, ancak lala unvanına dair ansiklopedik bir kayıt bulunamamıştır. Murad'ın lalası olarak ise Yörgüç Paşa anılır.
Kara Devletşah ve Amasya Emirliği
Amasya'ya vardığında onu bir siyasi boşluk bekliyordu. İnalcık'a göre Kara Devletşah, Kubadoğulları, Mezid Bey ve Taşan ailesi, Ankara Savaşı'ndan sonra Timur'un hükümranlığını kabul eden ve Osmanlı hâkimiyetine meydan okuyan yerel hanedanlardı. Mehmed de Timur'un hükümdarlığını kabul ederek Tokat-Amasya bölgesindeki yönetimini meşrulaştırdı. Rakiplerine karşı otoritesini kurarken ulema ve şehir eşrafının desteğini aldı; yerel beylerin ve onların Tatar ve Türkmen tâbilerinin ise ne bir Osmanlı şehzadesinin sahip olduğu meşruiyeti ne de ona karşı yeterli bir prestiji vardı. Bu değerlendirme Yasar'ın Amasya Tarihi'nin III. cildine (s. 157-198) dayanır.
Süreç ayrıntılı biçimde şöyle anlatılır. Amasya ve çevresine Timur, idareci olarak Kara Devletşah'ı atamıştı. Amasyalılar ondan hoşnut değildi ve Mehmed'i çağırdılar. O da 1403'te Bolu'dan gizlice yaklaşık bin kişilik bir kuvvetle ayrıldı, yöredeki kasaba ve köylere saldırarak yağma toplamakla uğraşan Kara Devletşah'a ani bir baskın yapıp onu öldürdü ve Amasya'ya girdi. Yerel direniş ve Mehmed'in müdahalesiyle Kara Devletşah'ın yenildiği Amasya Valiliği'nin Osmanlı dönemi anlatımında da yer alır. Mehmed daha sonra Canik, Tokat ve Niksar gibi bölgelerin yöneticileriyle de mücadele etti ve "Rûmiye-i Suğrâ" denen Amasya-Sivas-Tokat bölgesini 1403'te hâkimiyeti altına aldı.
Sonraki yıllarda yaptığı iş, kendi küçük ülkesini genişletmek oldu. Niksar, babasının ona dirlik olarak verdiği bir yerdi ve Kubadoğlu Ali Bey tarafından kuşatılıyordu; Mehmed onu çatışmada yenip Niksar'ı geri aldı. Canik bölgesindeki Kubadoğulları, İnaloğulları, Taşanoğulları ve Kadı Burhaneddin'in damadı Mezid Bey gibi Türkmen beylikleriyle, Köpekoğlu ve Gözleroğlu adlı eşkıya çeteleriyle çatışıp onları ortadan kaldırdı ve emirliğini Tokat ve Sivas'a kadar genişletti. İnalcık, bu mücadelelerin bazı Osmanlı tarihlerinde yer alan Menâkıbnâme'de destansı bir üslupla anlatıldığını, sonucun ise yerel beylerin hükümranlığını kabul etmeleri karşılığında topraklarındaki mülkiyetin Mehmed tarafından onaylandığı bir uzlaşma olduğunu belirtir. Mirasa dayalı bu mülk-timar meselesi, ileride merkeziyetçilik yeniden kurulduğunda önemli bir sorun hâline gelecekti. Bu yerel hanedanların denetimindeki Türkmen ve Tatar kuvvetleri ise Mehmed'in ordusunda önemli bir güç oluşturuyordu; 1413'te Musa'ya karşı savaşırken yanında Tatar ve Türkmen tümenleri bulunuyordu.
Timur'la ilişki ilginçtir. Timur'un İzmir kuşatması sırasında (Aralık 1402-Ocak 1403) Süleyman'a Boğaz'ın öte yakasındaki topraklar üzerindeki hâkimiyetini belirleyen bir yarlık verilmişti. Kütahya'ya görüşmek üzere çağrılan Mehmed ise bu emre itaat etmedi ya da edemedi. Anlatılana göre Mehmed yola çıktı, ama Osmancık ve Mürted civarında Türkmen beyleri yolunu iki kez kesince Amasya'ya döndü. Timur bu özrü kabul etti ve Amasya-Tokat-Sivas'tan oluşan Rumiye-i Suğra'nın emirliğini onaylayan bir berat, taç, kemer ve hırka gönderdi. Mehmed Timur adına da para bastırdı: Bu sikkelerde Timur'un adı "Demür Han Gürgân", Mehmed'in adı ise "Mehmed bin Bayezid Han" olarak geçer ve 1404 tarihli bir akçede Timur hükümdar olarak gösterilir. Bursa'da hicrî 806'da hem Timur hem Mehmed adı taşıyan "sikke-i müşterek" gümüş paralar da basıldığı anlatılır. Bu uygulama, Ulubat Savaşı'ndan sonra Bursa'yı almasının Timur'a karşı haklı gösterilmesi çabası olarak yorumlanır; Timur ise Orta Asya'ya dönüş hazırlıkları içinde olduğundan Anadolu'daki duruma karışmadı. Fetret Devri'nin garip yanlarından biri budur: Osmanlı şehzadesi, Osmanlı'yı yıkan hükümdarın üst egemenliğini kabul ederek ayakta kalmıştır.
Amasya'da Doğan Çocuklar ve Aile Hayatı
Çelebi Mehmed'in en bilinen oğlu Amasya'da doğdu. II. Murad'ın Haziran 1404'te Amasya'da doğduğu, TDV'nin Murad II maddesinde de yer alır. Küçük Mustafa Çelebi'nin 1408'de Amasya'da doğduğu ve Kasım Çelebi'nin 1405 ile 12 Ocak 1407 arasında yaşadığı kaydedilir. Murad'ın annesi Emine Hatun'dur; Dulkadir hükümdarı Nâsıreddin Mehmed Bey'in kızı olan Emine Hatun'la 1403'te evlendiği yazılır. Mehmed'in diğer eşleri Şahzade Hatun, Kumru Hatun ve Dilfiruz Hatun'dur. Şahzade Hatun'un babasının kimliğinde kaynaklar ayrışır: Kimi anlatımlarda Amasyalı Sadgeldi Ahmed Paşa'nın, kimilerinde Canik'te Kutluşah'ın üçüncü hükümdarı Dividdar Ahmed Paşa'nın kızıdır; her iki durumda da yöresel bir kimlik söz konusudur. Dulkadir evliliği, Mehmed'in kendi bölgesinin dışındaki Anadolu beylikleriyle erken dönemde kurduğu siyasi bağlardan biri olarak okunabilir.
Mehmed'in Amasya'da ölen oğlu Kasım Çelebi için bir "Şehzade Türbesi" yaptırdığı da yazılır. Bu bilgi başka kayıtlarla karşılaştırılamamıştır; TDV'de "Kasım" adı Mehmed'in kardeşi olarak da geçtiğinden, Amasya'daki türbenin kime ait olduğu kesinleştirilememiştir.
İsa Çelebi ile Mücadele
Fetret Devri'nin Mehmed'le ilgili ilk aşaması İsa Çelebi ile mücadeledir. İsa önce Balıkesir (Karesi) çevresine yerleşmişti. Bursa'da Timur'un beratıyla yönetimi ele geçiren Musa Çelebi'yle çarpıştı ve ona üstün geldi. 1403'te Amasya'daki Mehmed, Subaşı Eyne Bey'in tavsiyesiyle İsa'ya bir mektup yazıp Anadolu'nun ikisi arasında paylaşılmasını önerdi. İsa kendisinin "ulu karındaş", yani büyük kardeş olduğunu söyleyerek teklifi reddetti. Bunun üzerine Mehmed Amasya'dan askerle Bursa üzerine yürüdü ve iki ordu Ulubat'ta karşılaştı. Bu karşılaşmanın tarihi 1404 ya da Mart-Mayıs 1403 olarak verilir; TDV'nin Fetret Devri maddesi Ulubat'taki yenilginin ardından Mehmed'in Bursa'da hükümdarlığını ilan ettiğini belirtir ve bunu 1404 olarak gösterir. İnalcık'a göre İsa, bu karşılaşmaların çoğunda Batı Anadolu beyleri ve Kastamonulu İsfendiyar'ın ittifakını elde etmesine rağmen Mehmed'e yenildi.
İsa önce Yalova'ya, oradan İstanbul'a, sonra Süleyman'ın yanına Edirne'ye geçti. Süleyman ona bir ordu verdi ve İsa Bursa önüne geldi. Bu sırada Bursa'da çıkan bir yangın iki ayrı biçimde anlatılır: halkın Mehmed'i tutup İsa'yı engellemek için yangın çıkardığı ya da şehri alamayacağını anlayan İsa taraftarlarının çıkardığı. İsa yenilince Candaroğlu İsfendiyar Bey'e sığındı. Cüneyd Bey, Saruhanoğlu Hızırşah ve Menteşe Beyi İlyas Bey'in de desteğiyle 1404-1405'te üç kez daha Bursa'ya saldırdı ve her seferinde yenildi. Son olarak Karamanoğlu'na sığındı; Karamanoğlu Mehmed Bey, Mehmed'le anlaşıp onu ülkesinden çıkardı. İsa'nın sonu konusunda kaynaklar ayrışır. Bir anlatıma göre 1406'da Eskişehir'de bir hamamda Mehmed'in adamlarınca yakalanıp boğularak öldürüldü ve Bursa'da Murad Hüdavendigâr türbesi yanına gömüldü. TDV, Mehmed'in onu yakalayıp Eskişehir'de öldürdüğünü yazar ve tarihi 806 (1403-1404) olarak verir; ancak Elizabeth Zachariadou'nun İsa'nın 1403'te Süleyman tarafından öldürüldüğünü belirttiğini de ekler. İsa'nın ölümünün zamanı ve faili tartışmalıdır, Mehmed'e atfeden anlatım ise yaygındır.
Süleyman Çelebi ve Amasya'ya İki Dönüş
İsa'dan sonra tek rakip Edirne'deki Emir Süleyman'dı. Süleyman Ankara'da sol kanat komutanıydı; Çandarlı Ali Paşa'yla Rumeli'ye kaçmış ve 1403 başında Bizans, Venedik, Cenova, Rodos Şövalyeleri ve Sırp Despotu ile bir antlaşma imzalamıştı. İnalcık bu antlaşmanın, Bizans'ın Anadolu ile Rumeli arasındaki geçişleri kontrol etmesi anlamına geldiğini belirtir. Süleyman Anadolu'ya geçip Bursa'daki Mehmed üzerine yürümeye karar verdiğinde küçük kardeşi Kasım'ı ve kız kardeşi Fatma'yı imparatora rehin bırakmıştı. Sonraki yıllarda bir yatıştırma politikası olarak oğlu Orhan'ı da II. Manuel'e rehin verdi.
TDV'ye göre Süleyman Çelebi ile mücadelenin ardından Mehmed 806'da (1403-1404) Bursa ve Ankara'yı kaybetti, Tokat-Amasya üssüne çekilmek zorunda kaldı ve Musa'yı Rumeli'ye gitmeye teşvik etti. Başka bir anlatım aynı olayı 1406'ya yerleştirir. Buna göre Süleyman Anadolu'ya geçip Mehmed yokken Bursa'ya hücum etti, Mehmed Amasya'ya çekildi ve Süleyman Ankara'yı alıp Mehmed'in eski idaresindeki yerleri talan etti. Sonra Mehmed Bursa önüne geldi ve iki ordu Yenişehir ovasında karşılaştı. Süleyman'ın başvezir Çandarlı Ali Paşa'sı çeşitli manevralarla Mehmed'in danışmanlarını kandırdı ve ordunun savaşa girmeden dağılmasını sağladı. Mehmed bu defa ordusuz, yeniden Amasya'ya döndü. Tarihlerden hangisinin doğru olduğu kaynaklar arasında farklıdır, olayların sıralaması ise aynıdır. Bu anlatımda şu cümle dikkat çeker: Çelebi Mehmed Amasya'da üç yıl kalıp tekrar Osmanlı tahtına geçmek için planlar ve hazırlıklar yapmıştır. Çandarlı Ali Paşa'nın 1406 sonunda ölmesi (17 Receb 809 / 28 Aralık 1406) ise Süleyman'ın gücünün çöküşünün başlangıcı olarak gösterilir. Amasya'nın bu iki geri çekilişteki rolü, şehrin elde edilebilecek tek güvenli üs olmasıydı. Orada neyin toplandığı, hangi hazırlıkların yapıldığı kaynaklarda genel ifadelerle geçer; belge düzeyinde bir döküm elimizde yoktur.
Musa ile İttifak: Cemele Kalesi
Bu bekleyiş yıllarının en önemli siyasi ürünü, kardeşlerden biriyle yapılan ittifaktır. Mehmed 1409'da yeni bir strateji düşündü: Musa Rumeli'ye gidip Süleyman'ı oyalayacak, Süleyman Rumeli'ye geçince de Mehmed Anadolu'da Bursa'yı geri alacaktı. Musa o sırada Karamanoğlu'na sığınmıştı; iki kardeş Kırşehir civarındaki Cemele Kalesi'nde buluşup anlaştılar. Musa Candaroğulları'nın yardımıyla Sinop'tan gemiyle Eflak'a geçti ve Eflak Voyvodası Mircea tarafından iyi karşılandı. Zamanlama konusunda TDV farklı bir tarih verir: Musa'nın Eflak'a ulaşması 809 (1406) olarak yazılır ve İnalcık bunu Neşrî'ye ve başka kaynaklara dayandırır. Kimi anlatımlar 1409'u verdiği için iki tarih de not edilmelidir.
Planın ilk aşaması işledi. Süleyman, Musa'nın Eflak'ta ordu topladığı haberini alınca Rumeli'ye geçti, Bizans İmparatoru II. Manuel'le bir destek anlaşması yaptı ve rehine olarak kardeşi Kasım'ı ve kız kardeşi Fatma'yı verdi. Mehmed de hemen Bursa'ya girip Anadolu yönetimini ele aldı. TDV'ye göre bu, 1410-1413 yıllarında Mehmed'in Batı Anadolu ve Bursa'ya hâkim olduğu ikinci dönemdir. Musa, 1410'da Edirne ile Eyüp (Kosmidion) arasında Süleyman'la bir dizi çarpışmaya girdi. Yanbolu savaşındaki ilk zaferinden (13 Şubat 1410) sonra iki kez yenildi (Haziran 1410), sonunda ani bir saldırıyla Edirne'yi alıp Süleyman'ı öldürdü (17 Şubat 1411). Süleyman'ın ölümü rivayete göre, kaçarken Döğenciler köyünde tanınmasıyla olmuştur; kimi anlatımlarda ölüm tarihi 13 Şubat 1411 olarak da geçer. Süleyman'ın Anadolu'dan ayrılmasının ardından Mehmed Bursa'yı yeniden aldı ve böylece 1411'de imparatorluk fiilen ikiye bölünmüş oldu: Anadolu'da Mehmed, Rumeli'de Musa.
Musa'ya Karşı: İnceğiz, Vize ve Çamurlu
Tek hükümdar olma isteği kardeşlerin ikisinde de vardı. TDV'ye göre Musa, Mehmed'le yaptığı anlaşmaya uymayıp bağımsız hareket etmeye başladı, uç beylerinin sert politikalarını benimsedi ve vasal devletleri kendinden soğuttu; onlar da Mehmed'in tarafına geçti. Mehmed 1411'de Musa'ya karşı iki başarısız girişimde bulundu. Bizans İmparatoru II. Manuel, Musa'nın Konstantinopolis'i kuşatması karşısında Mehmed'le ittifak kurmak istedi ve 1412 başında Bursa'ya gizli bir elçi gönderdi. Mehmed Üsküdar'da imparator tarafından karşılandı, bir Bizans gemisiyle Konstantinopolis'e gidip sarayda ağırlandı; aynı sırada Anadolu ordusu Boğaz'dan Rumeli yakasına geçirildi, anlatıldığına göre dört gün içinde 15.000 kişilik bir ordu karşıya nakledildi.
Ekim 1412'de Çatalca yakınında İnceğiz Muharebesi yapıldı. Musa üstün geldi; Mehmed yaralandı, önce İstanbul'a, oradan Bursa'ya çekildi. Yıl sonunda yeni bir orduyla, Bizans ve Sırp takviyeleriyle yine karşılaştı ve bu çarpışmada da Musa galip geldi. İnalcık, Dukas'a dayanarak Mehmed'in nihai başarısının, kendisine "baba" diye hitap ettiği Bizans imparatoruna karşı çoğunlukla yatıştırıcı ve uzlaşmacı tutumuna dayandığını yazar. Musa'nın ise sert tabiatı ve merkeziyetçi, otokratik politikası, uç beylerinin ve gazi akıncıların gücenmesine yol açmıştı. Mihaloğlu gibi uç beyleriyle ilişkisi bozulmuştu ve bu gücenme onları Mehmed'in yanına çekti. Musa'nın Şeyh Bedreddin'i kadı ya da şeyhülislam olarak atamasının ulemayı ve zenginleri kızdırdığı, Çandarlı vezirlerinin de Mehmed ve Manuel'le gizli haberleşmeye başladığı da anlatılır.
15 Haziran 1413'te Mehmed Karadeniz'den Trakya'ya asker çıkardı ve Vize Muharebesi'nde Musa'yı yendi. Musa kaçtı; Edirneliler Musa'nın geri dönebileceği korkusuyla Mehmed'i şehre sokmadı. Musa takip edildi ve 5 Temmuz 1413'te, Sofya yakınlarında, Samokov civarındaki Çamurlu Derbendi'nde kıstırıldı. Ölümü iki biçimde anlatılır: Kaçarken bir çeltik arığına düşüp yakalanarak boğulduğu ya da ağır yaralı çadırında yatarken yakalanıp Mehmed'in emriyle öldürüldüğü. Cenazesi Bursa'ya gönderilip kardeşleri İsa ve Süleyman'ın yanına, Yıldırım'ın türbesine gömüldü. Mehmed'in kayınpederi Dulkadiroğlu Nâsıreddin Mehmed Bey'in oğlu Süleyman Bey komutasındaki yaklaşık 20.000 kişilik bir ordunun yardıma geldiği ve zaferden sonra üç ay Bursa'da kalıp tahtın güvenliğini sağladığı da yazılır; bu anlatımın kaynağı gösterilmediği ve TDV'de karşılığı bulunmadığı için ayrıca doğrulanması gerekir.
Böylece Fetret, yani saltanattaki boşluk dönemi sona erdi. Süreç 20 Temmuz 1402'den 5 Temmuz 1413'e, yaklaşık on bir yıl sürmüştü. İnalcık, Neşrî'deki Menâkıbnâme'ye dayanarak, 1402'den başlamak üzere Süleyman'ın sekiz yıl on ay on yedi gün, Musa'nın iki yıl yedi ay yirmi gün, Mehmed'in ise yedi yıl on bir ay hükümdarlık ettiğini aktarır.
Fetret Neden Kazanıldı
Bu soruya kaynaklar tek bir cevap vermez. Bir değerlendirmeye göre Mehmed, kendi aleyhine sonuçlar doğduğunda bile mücadeleden vazgeçmedi, kardeşlerinin kusurlarından uzaktı ve yaşça küçük olmasına rağmen daha dengeli ve olgun davrandı. Aynı değerlendirmenin son açıklaması, Mehmed'in diğer kardeşlerinden en büyük farkının, Anadolu medeniyetinin ve kültürünün önemli bir merkezi olan Amasya'da çok yönlü bir kişi olarak yetişmesi ve olgunlaşması olabileceğidir; bu bir olasılık olarak sunulur, kesin bir hüküm olarak değil. İnalcık'ın değerlendirmesi başka bir yönü vurgular. Ona göre Mehmed'in nihai başarısı, Bizans'a karşı yatıştırıcı tutumuna ve Musa'nın otokratik politikasından rahatsız olan uç beylerinin ve vasal devletlerin desteğine dayanır. Bununla birlikte Amasya ve Tokat bölgesinde ulema ve şehir eşrafının desteğini aldığı da aynı yazıda belirtilir.
İnalcık ayrıca Anadolu beyliklerinin, yani Candaroğulları, Karamanlılar, Germiyan, Saruhan ve Aydın beylerinin Bursa için süren mücadeleye fiilen katıldığını, politikalarının ise Ankara Savaşı'ndan sonra oluşan statünün sürdürülmesine yönelik olduğunu söyler. Her şehzade kendi adına bu beylerin özerkliğine saygı göstereceğini bildirerek destek ya da tarafsızlıklarını kazanmaya çalışmış, Timur'un ayrılışıyla Osmanlı gücünün sarsılmaz bir gerçek olduğunu anlayan bazı beyler de Bursa'yı hangi şehzade alırsa onun hükümranlığını kabul etmiştir. Bizans ve Balkanlar'daki vasaller de aynı oyunu oynamış, bir şehzadeyi ötekine karşı destekleyip sığınma hakkı vermiş ve kendilerine hükümranlık iddia edecek kadar güçlenen herkese karşı diğer şehzadeleri kullanmıştır. Eflak Voyvodası Mircea ile II. Manuel'in manevraları bu yüzden şehzadeler arasındaki mücadeleyi ciddi biçimde etkilemiştir. Fetret'in sonucu böylece yalnızca bir kardeşler savaşının değil, bölgesel bir güç dengesinin de sonucuydu.
Tek Padişah: Edirne ve Birleşme
1413'te Edirne'de tek hükümdar olarak tahta çıkan Mehmed, Bizans, Sırbistan, Eflak, Mora Despotluğu ve Atina Prensliği dahil haraç ödeyen vasal ülkelerin elçilerini kabul etti ve onları güçlü bir barış ve dostluk garantisiyle geri gönderdi. Balkanlar'da kendini emin hissedince sonraki iki yılı Anadolu'daki hâkimiyetini yeniden kurmaya ve kendisine karşı Musa'ya yardım eden beyleri cezalandırmaya ayırdı. Anlatılana göre Edirne'de önce Musa'nın etrafına yüksek duvarlar yaptırdığı sarayda kaldı; Bedreddin şeyhülislamlıktan alınıp ailesiyle İznik'e sürüldü, Mihaloğlu Mehmed Bey Anadolu'ya sürgüne gönderildi ve Musa'nın Bizans'tan aldığı Selanik çevresi Bizans'a geri verildi. Mehmed'in sürekli Edirne'de oturması, imparatorluğun ağırlık merkezinin Rumeli'ye kaydığını gösterir. Edirne ikili başkentin en önemlisi oldu; Bursa ise ilk başkent olarak saygınlığını korudu ve Mehmed'in külliyesi orada yükseldi.
Anadolu'yu Yeniden Kurmak
İnalcık'a göre Mehmed, Musa'yı bırakıp İzmir'e dönerek beyliğini yeniden canlandıran Cüneyd'i 1414'te yendi ve bütün Batı Anadolu'yu ele geçirdi. Aydın-ili işgal edilip bir Osmanlı sancağı yapıldı. Bu mücadelede Germiyanoğulları, Menteşeoğulları, Sakız Cenevizlileri, Midilli hâkimi, Foça ve Rodos şövalyeleri Cüneyd'in sert tutumunu hesaba katarak Mehmed'in tarafını tuttu. Mehmed, şövalyelerin İzmir'de yeniden inşa ettiği kaleyi yıktı; Menteşeoğulları da onun hükümdarlığını kabul etti.
Karaman cephesi daha çetin geçti. Mehmed Musa'ya karşı Rumeli'de ilerlerken Karaman Beyi Mehmed Bursa'yı kuşatıp kale çevresindeki mahalleleri yakmıştı. Bursa Subaşısı İvaz Paşa'nın kazdırdığı lağımları ateşe vererek kuşatmayı kırdığı anlatılır; TDV ise Musa'ya karşı zafer haberi gelince Karamanlıların otuz bir gün süren kuşatmayı bırakıp çekildiğini yazar. Mehmed, Karamanlıların hâmisi sayılan Mısır'daki Memlük sultanına pahalı hediyelerle bir elçi gönderdikten sonra Karaman seferine çıktı. Mart 1415'te Karamanlıları yenip Konya'yı kuşattı. Karamanoğlu barış istedi; Hamid-ili (Isparta yöresi) ve Said-ili Osmanlı topraklarına katıldı. Karamanoğlu Mehmed Bey'in barış yeminini bir güvercinle bozduğuna dair rivayet ise Osmanlı aleyhine bir "karşı propaganda" olarak sunulur.
Karaman dönüşünde Ankara'da rahatsızlanan Mehmed'i, Germiyanoğlu Yakub Bey'in hekimi Mevlana Sinan'ın, yani şair Şeyhî'nin tedavi ettiği ve Şeyhî'nin bu olayı Harname adlı mesnevisinde değiştirerek anlattığı söylenir. TDV'ye göre Mehmed 1417'de ciddi biçimde hasta olduğu için Karaman üzerine yapılan sefer Bayezid Paşa tarafından düzenlendi ve Karaman Beyi yakalandı; İnalcık ilk Osmanlı derlemelerinde Karaman'a yapılan çeşitli seferlerin birbirine karıştırıldığını da not eder. Batı Anadolu'daki Saruhan (1415) ve Menteşe (1416) beyliklerinin ortadan kaldırıldığı, Tekeoğulları'nın beyliğinin de sona erdirildiği ve Germiyanoğulları'ndan yalnızca Afyonkarahisar ile Kütahya'nın Osmanlı idaresine verildiği anlatılır. İsfendiyar'a karşı Mehmed 1417 başında yürüdü ve onun hükümranlığı kabul etmesiyle barış yapıldı. Bütün bunlar, Mehmed'e verilen "yeniden kurucu" sıfatının neden yalnız Rumeli için değil Anadolu için de geçerli olduğunu gösterir: Merkezî otorite iki yakada da yeniden tesis edilmişti.
Gelibolu'da Deniz Savaşı
Anadolu ve Rumeli'de Osmanlı idaresinin yeniden kurulması, komşu devletlerde de kaygı yarattı. İnalcık'a göre Bizans imparatoru, Papa ve Venedik, Osmanlılara karşı bir Haçlı seferi çağrısı için diplomatik faaliyete başladı. Fetret'in karışıklığından yararlanan Venedik kontrolünü Batı Yunanistan, Arnavutluk ve Mora'ya kadar genişletmişti ve Mehmed'le anlaşma müzakereleri onun kardeşlerine karşı kazandığı zaferle başarısızlığa uğradı.
Saltanatın en acı deniz sayfası 1416'dadır. Mehmed, Naksos dükünün Latin emirlere katılmaması üzerine 1415'te Batı Anadolu'daki deniz gazilerini Venediklilerin Ege'deki yerlerine akına gönderdi; Çalı Bey komutasındaki Gelibolu donanması (on üç kadırga olmak üzere 112 gemi) Kiklad adalarına yollandı. Venedik donanması Pietro Loredano komutasında sürpriz bir saldırı yaptı ve Gelibolu'daki Osmanlı donanmasını tahrip etti (29 Mayıs 1416). Bunun iki devlet arasındaki ilk deniz savaşı olduğu, savaşın Çanakkale önünde öğleden sonra yaklaşık 14.00'e kadar sürdüğü ve Çalı Bey'le gemi reislerinin öldürüldüğü anlatılır. Savaşın ardından iki devlet arasında ilk barış antlaşması yapıldı ve Mehmed'in 1417'de Venedik'e gönderdiği elçi şaşaalı bir törenle karşılandı; bu son ayrıntı TDV'de yer almaz.
Balkanlar: Eflak, Dobruca, Arnavutluk
Mehmed'in saltanatı Balkanlar'da Dobruca'nın 1419'da fethiyle ilişkilendirilir. Fetret döneminde Balkanlar'daki Osmanlı hâkimiyetine karşı en önemli rakip olarak belirginleşen Eflak Voyvodası Mircea, Macar Kralı Sigismund tarafından destekleniyordu. Mehmed'in 1419'daki Mircea seferi, Sigismund'un Balkanlar'ı işgal planıyla ilişkilendirilir. Anadolu'daki vasalları Karamanlı ve Candaroğulları beyleri bu sefere oğullarının komutasındaki kuvvetler gönderdi. Mehmed Eflak'a akın düzenledi, Tuna'nın sağ kıyısında Yeni Yergöğü (daha sonra Rusçuk) Kalesi'ni yaptırdı ve ardından Severin Kalesi'ni aldı. Neşrî'ye göre Mircea teslim oldu, üç oğlunu rehin olarak gönderdi ve haraç ödemeyi kabul etti. İnalcık, Neşrî'deki 1414 ve 1416 tarihlerinin uç beylerinin önceki akınlarına ait olması gerektiğini de not eder.
Mehmed'in 1416'da Rumeli seferine çıkıp Arnavutluk'ta Avlonya ve Akçahisar (Kruja) kalelerini aldığı, Mora'ya akıncılar gönderdiği, Bosna'ya her yıl akın düzenlediği ve Bosna Kralı II. Tvrtko'nun Osmanlılara bağımlılığı kabul ettiği de yazılır; bu bilgilerin bir kısmı için ayrıntılı kaynak gösterilmemiştir. Bu seferler arasında Rumeli'de Mustafa'ya, Bedreddin'e ve Anadolu'daki beylere karşı aynı anda savaşmak gerekmiştir. Saltanat yılları bu nedenle bir zaferler dizisinden çok, birbirinin ardına gelen krizlerin sıkıştırdığı bir yönetim dönemi gibi okunmalıdır.
Şeyh Bedreddin Hareketi
Saltanatın en büyük iç sınavı, Simavna Kadısıoğlu Şeyh Bedreddin'in başlattığı harekettir. Bedreddin, Rum bir anne ile Müslüman bir babadan Simavna'da doğmuş, Musa'nın ordu kadılığına getirdiği bir âlimdi. Hareket Avrupa yakasında başlayıp Batı Anadolu'ya yayıldı. İnalcık ayaklanmayı 1416'nın yaz ve sonbaharına yerleştirir: Mehmed Rumeli'de Mustafa'ya karşı savaşırken Bedreddin'in Batı Anadolu'da ve Deliorman'da düzenlediği ayaklanmayla uğraşmak zorunda kaldı. Şeyhi destekleyen Mircea Deliorman'ı işgal edip Silistre'ye saldırdı. Mehmed şeyhi Zağra'da yakalayıp Serez'de idam ettirdi. Bu sırada Anadolu beyleri yeniden hareketlendi; Mehmed önce şeyhin Eflak'a geçmesine yardım eden İsfendiyar Bey'e karşı yürüdü (1417 başı). Başka anlatımlar ayaklanmayı 1416 ile 1420 ya da 1418-1419 arasına koyar ve Börklüce Mustafa, Torlak Kemal gibi halifelerin İzmir ve Manisa çevresindeki isyanlarının Bayezid Paşa ile Manisa sancak beyi Şehzade Murad tarafından bastırıldığını anlatır. Tarihler birbirinden farklıdır; hareketin 1416-1420 arasında Mehmed'in saltanatını meşgul ettiği söylenebilir. Olay Amasya'yla doğrudan ilişkilendirilmemiştir. Ancak Amasya doğumlu vezir Bayezid Paşa, Deliorman'da şeyhi kovalayan komutandı.
Mustafa Çelebi ve "Düzmece" Tartışması
Ankara Savaşı'nda babasıyla birlikte tutsak düşüp Semerkant'a götürülen kardeş Mustafa'nın akıbeti, saltanatın en karmaşık meselelerinden biridir. Mustafa, Timurlu Şâhruh tarafından serbest bırakıldıktan sonra Trabzon'a ulaştı (Ocak 1415); Konya'ya, Kastamonu'ya, oradan deniz yoluyla Eflak'a geçti. Mehmed'in Niğbolu beyliğinden uzaklaştırdığı Cüneyd Bey ona katıldı. İnalcık'a göre bu, Şâhruh'un planıydı: Karakoyunluların Azerbaycan ve Batı İran'daki başarısı ve Mehmed'in Anadolu'daki statükoyu değiştirmesi Timurlulara bir meydan okuma anlamına geliyordu. Mehmed, Şâhruh'a yazdığı mektupta Karakoyunlu Kara Yusuf'u desteklemediğini ispat etmeye çalışmış, Osmanlı Devleti'nin bölünmesinin İslam düşmanlarına yaradığını ve bu bölünme yüzünden Selanik dahil birçok yerin Müslümanların elinden çıktığını ileri sürmüştür. Aralık 1420'de Şâhruh, Kara Yusuf'un oğlu İskender'e yardım edilmemesini isteyince Mehmed tam bir teslimiyet ifade etti. Doğuda Şâhruh'un büyük bir sefere hazırlandığı 1419-1421 yıllarında Osmanlılar gelişmeleri büyük bir kaygıyla izledi.
Mircea'nın askerî desteğine rağmen uç kuvvetlerini kendilerine çekemeyen Mustafa ve Cüneyd İstanbul'a döndüler; imparator onları 1416 baharında Selanik'e gönderdi. Mehmed Bizans'a savaş ilan etti. Mustafa ve Cüneyd Serez'i ele geçirdiler ama Mehmed onları yine Selanik'e sığınmaya zorladı. İmparator sonunda onları Mehmed hayatta olduğu müddetçe hapiste tutma konusunda anlaştı ve karşılığında yıllık 300.000 akçe (yaklaşık 10.000 altın duka) tazminat almayı kabul etti. Başka bir anlatımda 1418'de Venediklilerin yardımıyla Teselya ve Selanik'te kendini sultan ilan eden kişi Mustafa'dır ve birçok tarihçi onun gerçek Mustafa Çelebi olduğunu kabul eder; "Düzmece Mustafa" adı sonradan Osmanlı propagandasıyla verilmiştir. Mustafa'nın sonunda Limni adasına sürüldüğü de eklenir. "Düzmece" niteliği bu yüzden, kardeşin kimliği konusundaki tartışmayı yansıtan sonraki bir tabirdir. İnalcık'a göre Mehmed'in son yılında Mustafa ciddi bir rakipti: Süleyman'ın oğlu Orhan kör edilip zindanda tutulmasına rağmen Mustafa bazı Osmanlı liderleri tarafından sultan olarak tanınıyordu ve Bizans imparatoru onu uygun bir zamanda serbest bırakabilirdi.
Son Yıl, Hastalık ve Veraset Düzeni
Son yılında Mehmed hastalandı. İnalcık'a göre hastalığı sırasında en büyük amacı, büyük oğlu Murad'ın herhangi bir krize yol açmadan tahta çıkmasını sağlamaktı. Murad'ı destekleyenler, Mustafa'nın öldüğü ve taht iddiasında bulunanın "düzmece" olduğu dedikodusunu yaydılar. Murad'ın halefiyetini sağlamak için Mehmed yöneticilere karşı cömert davrandı ve imparatorla bir anlaşma yaptı. Buna göre Murad Edirne'de halef olacak, oğlu Mustafa Anadolu'da kalacak, iki küçük oğlu Yusuf (sekiz yaşında) ve Mahmud (yedi yaşında) Manuel'in yanında rehine olarak İstanbul'a gönderilecek, imparator da karşılığında Mustafa'yı serbest bırakmayacaktı. İmparator bu iki şehzadenin korunması için yıllık bir ödeme alacaktı. Mehmed'in halefiyeti güvence altına almak için yeğeni Orhan Çelebi'yi (Süleyman'ın oğlu) kör ettirdiği de yazılır.
Murad bu sırada Amasya'da vali idi. Özcan'ın makalesi Murad'ın babasının sancakbeyliği zamanında Amasya'da doğduğunu ve lalası Yörgüç Paşa ile birlikte on iki yaşında Amasya sancakbeyliğine atandığını, 1421'e kadar bu görevde kaldığını yazar. Aynı makale, Mehmed padişah olunca lalası Yörgüç Paşa'yı Amasya Beylerbeyliği'ne tayin ettiğini, bölgedeki Kara Tatarların, Kastamonu, Canik ve Erzincan beylerinin karışıklık çıkarması üzerine de Murad'ın görevlendirildiğini belirtir; bu ayrıntılar Yasar'ın Amasya Tarihi'nin III. cildine dayanır. Mehmed'in saltanatı boyunca Amasya'nın bir şehzadenin idaresinde kaldığı bu anlatımlardan anlaşılır. Şehir ancak XVI. yüzyılda III. Murad'ın sancak beyliğinden sonra şehzade sancağı olma özelliğini yitirecektir.
Ölüm ve Gizlenen Ölüm
Ölüm tarihi iki biçimde geçer. TDV, I. Mehmed'in 23 Cemâziyelâhir 824'te (25 Haziran 1421) Edirne'de vefat ettiğini yazar. Başka kaynaklar 26 Mayıs 1421'i verir; TEİS maddesi ise yalnızca Mayıs-Haziran 1421 der. Bu iki tarih arasındaki yaklaşık kırk iki günlük fark ölümün gizlenmesiyle uyumludur, ancak kaynaklar bu bağlantıyı açıkça kurmaz; bu yüzden iki tarih de olduğu gibi aktarılmaktadır.
Anlatılana göre Mehmed, 26 Mayıs 1421'de Edirne'de bir sürek avı sırasında at sırtında felç geçirip düştü ve yaralandı. Ölüm döşeğinde başvezir Amasyalı Bayezid Paşa'yı, İvaz Paşa'yı ve Çandarlı İbrahim Paşa'yı çağırıp Murad'ı getirmelerini istedi; Murad gelmeden ölürse fitne çıkacağı için ölümünü gizlemelerini söyledi. Bu konuşma doğrudan bir tırnak içinde nakledilir, ama kaynağı gösterilmediği için kesin belge sayılmamalıdır. Ölüm haberi yaklaşık kırk iki gün gizlendi ve Murad'ın Bursa'ya ulaşması beklendi; Mehmed ölümü gizlenen ilk padişah olarak anılır. Askerleri yatıştırmak için geçit töreni yapıldığı ve mumyalanmış cesedin kaftan giydirilip pencere önüne oturtulduğu ise rivayet olarak aktarılır. Naaşı ölümünden kırk iki gün sonra Bursa'ya getirilip Yeşil Türbe civarına defnedildi.
Murad II maddesinde, Murad'ın Bursa'ya çağrıldığı, vardığında babasının öldüğünü öğrendiği, bürokratik zümrenin ve bazı yeniçerilerin onu orada tanıdığı ve 25 Haziran 1421'de on yedi yaşında tahta çıktığı yazılıdır; kardeşlerini imparatora göndermeyi de reddetmiştir. Bayezid Paşa'nın sonu bu günlere denk gelir: TDV'ye göre Mayıs 1421'de Düzmece Mustafa'ya karşı gönderildi, askerlerinin çoğu Mustafa'ya geçince teslim oldu ve ertesi gün, İzmir'in Cüneyd Bey'in kışkırtmasıyla idam edildi. Amasya'nın en tanınmış vezirinin hâmisinin ölümünden hemen sonra yaşamını yitirmesi, o dönemin ne kadar kırılgan olduğunu gösterir.
Bursa ve Edirne'deki Eserleri
Mehmed'in en büyük yapıları Bursa ve Edirne'dedir. Bursa'da cami (1419), medrese, imaret ve türbe (1421) yaptırdı ve bunlara vakıflar tahsis etti. Edirne'deki Eski Cami onun zamanında tamamlandı (1414) ve buraya vakıf olmak üzere bir bedesten yaptırıldı. Yeşil Cami, Yeşil Türbe ve Sultaniye Medresesi'nden oluşan külliyenin mimarının Hacı İvaz olduğu yazılır. Mehmed Bursa'da büyükbabası I. Murad'ın başlattığı ama Bayezid döneminde ihmal edilen bir camiyi de tamamlattı; külliyenin çevresinde bir okul ile yoksullar için bir aşevi kurup bunlara geniş vakıflar bağladı. Bursa'daki İpek Hanı, Dimetoka'daki Çelebi Sultan Mehmed Camii ve Söğüt'te aslı onun dönemine ait Çelebi Sultan Mehmed Camii de anılan diğer yapılardır. Kızı Ayşe Sultan Edirne'deki Ayşekadın Camii'ni, Hafsa Hatun Bursa'daki Hafsa Hatun Camii'ni, damadı Karaca Bey Ankara'daki külliyesini yaptırmıştır.
Amasya Bölgesindeki İzleri
Amasya bölgesindeki yapılar, doğrudan hükümdarın değil, çoğunlukla ona bağlı kişilerin eseridir. Amasya Bayezid Paşa Camii, girişteki Arapça kitabeye göre Muharrem 817'de (Nisan 1414) Sultan Mehmed zamanında vezir Bayezid Paşa tarafından yaptırılmıştır. Mermer bir levha mimarın Ya'kub b. Abdullah olduğunu ve 822 (1419) tarihini belirtir; çok sayıda usta imzası taşıması Osmanlı'da nadirdir. Vezirin Amasya ve Bursa'da cami, imaret ve medrese yaptırdığı, vakfiyelerinin 1418-1420 tarihli olduğu TDV'nin Bayezid Paşa maddesinde yer alır. Selim Özcan'ın makalesi Bayezid Paşa İmareti'ni 1414'te Yahşi Beyzâde Bayezid Paşa'nın yaptırdığını yazar.
Yakup Paşa İmareti, Çelebi Mehmed dönemi emirlerinden Yakup Paşa tarafından 1412'de, kendi adıyla anılan mahallede yaptırılmıştır. Yâkub Paşa (Çilehane) Camii için 1413 tarihi verilir. Yörgüç Paşa Külliyesi, II. Murad'a şehzadeliğinde lalalık yapan Yörgüç Paşa tarafından 1431'de Gökmedrese Mahallesi'nde yaptırılmıştır; cami, türbe, imarethane ve dört odalı bir medreseden oluşur. Bu yapı Mehmed'in değil Murad'ın dönemine aittir, fakat Mehmed'in Amasya'da bıraktığı yönetim çizgisinin devamı olarak anılır.
Merzifon Çelebi Mehmed Medresesi, 1414'te Çelebi Mehmed tarafından Ebubekir Mehmed b. Hamza eliyle yaptırılmıştır. Selçuklu medrese planında, dört eyvanlı ve açık avlulu bir yapıdır; giriş kesme taş ve mermerle süslüdür, kırmızı beyaz şeritli eyvan portalı ve oymalı ahşap kapıları ünlüdür, özgün kapı Ankara Etnografya Müzesi'ndedir. 1865'te Amasya mutasarrıfı Ziya Paşa silindirik bir saat kulesi eklemiştir. TDV'nin Mehmed I Medresesi maddesine göre yapım 1414-1417 arasında sürmüştür. Gümüşhacıköy Halîliye Medresesi'nin ise 1413'te Çelebi Mehmed'in beylerbeyi Halil Paşa tarafından yaptırıldığı yazılır. Amasya şehir merkezinde Çelebi Mehmed'in kendi adına yaptırdığı bir yapı kaynaklarda tespit edilememiştir.
Kültür, Şiir ve Himaye
TDV'nin ilgili madde listesi, Mehmed'in himaye ettiği kişileri şöyle sıralar: Ahmedî (Tervîhu'l-ervâh'ı ona takdim eden şair), Şeyhî (bir dönem hizmetinde bulunan), hekim Şirvânî, Ahmed-i Dâî ve âlim İbn Arabşah (Şehâbeddin ve Tâceddin). Şiir ve edebiyat meclislerinin ilk defa Çelebi Mehmed zamanında teşekkül ettiği, yakın destek verdiği şair ve âlimler arasında Şeyhî, Suriyeli Arabşah, Fazlullah, Muhyiddin ve Kara Yakub gibi isimlerin bulunduğu kaydedilir. Kendisinin şiir yazdığı rivayet edilir, fakat eser kaydı yoktur. Ona atfedilen gazelin ilk beyti şöyledir: "Cihân hasm olsa Hak'dan nusret iste / Erenlerden du'â vü himmet iste". Bu beyit, ona ait olduğu söylenen tek örnek olarak anılmaktadır.
TDV'nin listesinde "ilk defa döneminde gerçekleştirilen uygulama" olarak devşirme ve "başlattığı uygulama" olarak surre de yer alır. İnalcık saltanatın temel meselesini, Osmanlı Devleti'nin 1402 felaketinden sonra Anadolu ve Balkanlar'da yeniden hâkim güç olarak ortaya çıkması biçiminde özetler. Ankara'daki askerî çöküntüye rağmen Osmanlılar iki bölgede de büyük bir askerî güç olmayı sürdürmüş, hanedan yerel hanedanlar üzerinde tek meşruiyet kaynağı olan imparatorluk geleneğini yeniden kurmuştur. Sipahiler, yaya, müsellem, kapıkulları ve köylüler statülerinin ve toprak hukukunun Osmanlı merkezî hükümetinin varlığına dayandığını bildiği için tahrir ve timar sistemi de bu dönemde geliştirilmiş ve yaygın biçimde uygulanmıştır. 1405 ve 1413'te Sırp prenslerinin arasındaki çekişmenin çözümünde Osmanlı yöneticilerinin devreye girdiği de aynı değerlendirmede yazılıdır.
Aile
TDV'ye göre Mehmed'in altı oğlu (Murad, Mustafa, Kasım, Ahmed, Yusuf, Mahmud) ve yedi kızı olduğu bilinmektedir. Başka kaynaklar en az beş oğul ve sekiz kız, kimileri ise on sekiz kadar erkek çocuk sayar; sayılar arasındaki fark farklı listelerden gelir. Emine Hatun 4 Mayıs 1449'da Edirne'de öldü. Kızlarından Selçuk Hatun (yaklaşık 1407-25 Ekim 1485) önce İsfendiyaroğlu II. İbrahim Bey'le, ardından Anadolu Beylerbeyi Karaca Paşa'yla evlendi. Ilaldı Sultan Hatun 1425'te Karamanoğlu II. İbrahim Bey'le, Ayşe Sultan Hatun 1427'de Karamanoğlu Alaeddin Ali Bey'le, Incu Hatun 1427'de Karamanoğlu İsa Bey'le, Fatma Sultan Hatun ise İsfendiyaroğlu Kıvameddin Kasım Bey'le evlendi; Hafsa Hatun Çandarlı Halil Paşa'nın oğlu Mahmud Bey'le, Hatice Hatun Karaca Paşa'yla, Şahzade Sitti Hatun Sinan Paşa'yla evlendi. Ilaldı Sultan'ın evliliğinin mutsuz geçtiği, kocasının Osmanlı kanı taşıdıkları için ona ve oğullarına kin beslediği de yazılır. Bu evlilikler, Karamanoğulları'yla ve İsfendiyaroğulları'yla kurulan siyasi ilişkilerin aile boyutunu gösterir. Çocuklardan Mahmud (1413-Ağustos 1429) ve Yusuf (1414-Ağustos 1429) Yeşil Türbe'ye gömüldü; küçük Mustafa (1408-1423) ise Murad'a karşı taht iddiasında bulunup yenilerek öldürüldü.
Kişiliği
Çelebi Mehmed'in dış görünüşü popüler anlatımlarda orta boylu, yuvarlak yüzlü, beyaz tenli, kırmızı yanaklı, kara gözlü, sık sakallı, güçlü bir kişi olarak tarif edilir; yumuşaklığı, tatlı dili, sabrı ve iyilikseverliği öne çıkarılır. Bu betimleme kaynak gösterilmeyen bir anlatımdır ve tarihî bir belge olarak değil, geleneğin bıraktığı portre olarak okunmalıdır. 24 savaşa katıldığı ve yaklaşık 42 yara aldığı da söylenir, ancak bu rakamın dayanağı belirtilmemiştir. Fetret yıllarındaki davranışında hep aynı örüntü görülür: Yenilince çekilir, bekler, ittifak kurar, tekrar saldırır. Kardeşlerinden farklı olarak Bizans'a ve uç beylerine karşı uzlaşmacı bir tutum izledi. Bu sabrın nereden geldiğini kaynaklar söylemez; Amasya'nın hafızası onu doğrudan şehrin yetiştirdiği bir özellik olarak anlatma eğilimindedir, ancak bu bir okumadır ve belgeye dayanmaz.
Amasya Hafızasındaki Yeri
Amasya'nın "şehzadeler şehri" diye anılması, aralarında Çelebi Mehmed'in de bulunduğu birçok geleceğin padişahının burada vali olarak görev yapmasına bağlanır. Özcan'ın makalesine göre Amasya yaklaşık 182 yıl şehzadelere ev sahipliği yapmış, bu görevi yapanların çoğu sonradan tahta çıkmıştır; en uzun sancak beyliği otuz yılla II. Bayezid'in büyük oğlu Ahmed'e, ardından yirmi yedi yılla II. Bayezid'e ve yirmi dört yılla Çelebi Mehmed'e aittir. Makaledeki bu yirmi dört yıl rakamı TDV'nin 1399 tarihiyle uyuşmaz ve 1392 başlangıcına dayanıyor görünür.
Amasya'nın Fetret Devri'ndeki rolünü abartmamak gerekir. Şehrin "geçici başkent" gibi işlediği, divanın ve beratların oradan yürütüldüğü sık tekrarlanan bir anlatımdır; bunu doğrulayan belge ya da ansiklopedik kayıt bulunamamıştır. Kesin olan şudur: İki kez yenilip çekildiği, bir kez Kara Devletşah'ı bastırıp emirlik kurduğu, oğlunun doğduğu ve vezirinin camisini yaptırdığı şehir Amasya'dır. Çelebi Mehmed'in sonraki yüzyılların "şehzadeler şehri" kimliğine katkısı, oğlu Murad'ı da aynı sancağa göndermesiyle sürmüştür.
Kronoloji
1386-1387: Yaygın kabule göre doğum; anne Devlet Hatun. Yer ve yıl kaynaklarda tartışmalıdır.
Haziran 1399 (Şevval 801): Amasya, Tokat, Sivas ve Ankara'yı kapsayan Rum vilayeti valiliğine gönderilir.
Temmuz 1402: Ankara Savaşı; Yıldırım Bayezid esir düşer, Mehmed Amasya yönünde çekilir.
1403: Kara Devletşah'a karşı Amasya'ya girer; Timur'un onayıyla Rumiye-i Suğra emirliğini sürdürür; Dulkadiroğlu kızı Emine Hatun'la evlenir.
1403-1404: İsa Çelebi'ye karşı Ulubat Savaşı; Mehmed Bursa'ya hâkim olur (tarihler kaynaklara göre değişir).
Haziran 1404: Oğlu Murad Amasya'da doğar.
1406 (veya 1403-1404): Süleyman'ın Anadolu'ya geçmesiyle Mehmed Amasya'ya çekilir; Yenişehir'de yenilir ve yine Amasya'ya döner.
1409 (TDV: 1406'da Musa'nın Eflak'a geçişi): Cemele Kalesi'nde Musa'yla plan; Mehmed Bursa'yı yeniden alır.
17 Şubat 1411: Musa Edirne'yi basar; Süleyman ölür.
Ekim 1412: İnceğiz Muharebesi; Mehmed yenilir ve yaralanır.
15 Haziran 1413: Vize Muharebesi; Mehmed kazanır.
5 Temmuz 1413: Çamurlu Derbendi'nde Musa'yı yener; Edirne'de tek padişah olur.
1414: Cüneyd'i yenip Batı Anadolu'yu alır; Amasya'da Bayezid Paşa Camii (Nisan 1414 kitabesi); Merzifon Medresesi; Edirne Eski Cami'nin tamamlanışı.
Ocak 1415: Mustafa Çelebi, Şâhruh tarafından serbest bırakılıp Trabzon'a ulaşır.
Mart 1415: Karaman seferi; Konya kuşatılır.
29 Mayıs 1416: Venedik donanması Gelibolu'daki Osmanlı donanmasını tahrip eder.
1416-1420: Şeyh Bedreddin hareketi; Bedreddin Serez'de idam edilir (tarihler kaynaklara göre değişir).
1419: Mircea seferi; Yeni Yergöğü Kalesi; Bursa'daki cami tamamlanır.
26 Mayıs veya 25 Haziran 1421: Edirne'de ölüm; haber yaklaşık kırk iki gün gizlenir.
25 Haziran 1421: Murad Bursa'da tahta çıkar.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Hüseyin Hüsameddin Yasar, Amasya Tarihi, III. cilt (TDV ve Özcan'ın atıfları üzerinden).
Akademik çalışmalar
- Halil İnalcık, "Mehmed I", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 28, 2003, s. 391-394 (islamansiklopedisi.org.tr/mehmed-i). islamansiklopedisi.org.tr
- Selim Özcan, "Amasya'da Sancak Beyliği Yapan Şehzadeler Döneminde Amasya Şehri", Amasya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, sy. 5 (DergiPark).
Resmî kaynaklar
- T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Kültür Portalı, "Çelebi Mehmet Medresesi - Amasya".
- T.C. Amasya Valiliği, "Osmanlı Dönemi" sayfası.
Diğer kaynaklar
- TDV İslâm Ansiklopedisi, "Murad II", "Bayezid Paşa", "Bayezid Paşa Camii", "Fetret Devri" ve "Mehmed I Medresesi" maddeleri.
- Vikipedi, "I. Mehmed" ve "Fetret Devri" maddeleri (Türkçe); "Mehmed I" ve "Ottoman Interregnum" maddeleri (İngilizce). tr.wikipedia.org
- Ömer Savran, "Muhammed/Mehmed, Çelebi Mehmed", Yesevi Üniversitesi, Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü (TEİS), 2014, güncelleme 2020. teis.yesevi.edu.tr
- Somuncubaba.net, "Osmanlı'nın İkinci Kurucusu: Sultan Çelebi Mehmed".
- Mustafa Çağatay Uluçay, Padişahların Kadınları ve Kızları, Ankara 2011 (İngilizce Vikipedi'deki atıf üzerinden). tr.wikipedia.org
Çevrimiçi kaynaklar








