Fatih Sultan Mehmed'in hayatı genellikle İstanbul'un fethi etrafında anlatılır. Oysa Amasya ile bağı, onun biyografisinde belgeyle rivayetin en açık biçimde birbirinden ayrılması gereken noktalardan biridir. Padişahın çocukken Amasya sancakbeyi olduğu yönündeki anlatı yerel gelenekte yaşar, ama Halil İnalcık gibi bir otorite bu iddiayı şüpheli bulur. Buna karşılık ağabeylerinin Amasya'daki görevi, oğlu Bayezid'in burada yirmi yedi yıl vali kalması ve kendisinin Otlukbeli dönüşü şehirde bir ay konaklaması kaynaklarda yer alır.

Doğum ve Aile

II. Mehmed 27 Receb 835 (30 Mart 1432) tarihinde Edirne'de doğdu. Kimi kaynaklar doğumu bir Pazar günü şafak vaktine yerleştirir. Babası altıncı Osmanlı padişahı II. Murad, annesi Hüma Hatun'dur. Franz Babinger ve Halil İnalcık gibi araştırmacılar Hüma Hatun'un gayrimüslim bir cariye olduğunu kabul eder; "Hüma" adının ise Babinger'e göre ölümünden sonra, Türk-Fars efsanelerindeki devlet kuşundan esinlenilerek verildiği yazılır. Hüma Hatun 1449'un Ağustos ya da Eylül ayında öldü ve oğlunun saltanatını görmedi.

Mehmed, II. Murad'ın dördüncü oğluydu. Bu sıra numarası hikâyeyi anlamak için önemlidir, çünkü doğduğunda taht onun için uzak bir ihtimaldi. Ağabeyleri Ahmed ile Alâeddin Ali hayattaydı ve ikisi de erken yaşta ölecek, böylece yol Mehmed'e açılacaktı.

Amasya Meselesi: Bilgi mi, Rivayet mi?

Amasya'nın "şehzadeler şehri" hafızasında Fatih'e de bir yer ayrılmıştır, ancak bu yer sağlam kaynaklara dayanmaz. Yerel gelenek, Amasya sancakbeyi Şehzade Ahmed 1438'de ölünce II. Murad'ın dördüncü oğlu Mehmed'in bu göreve atandığını söyler. Selim Özcan, "Amasya'da Sancak Beyliği Yapan Şehzadeler Döneminde Amasya Şehri" başlıklı makalesinde bu anlatıyı Hüseyin Hüsameddin Yasar'ın Amasya Tarihi'ne (c. III, s. 131) dayanarak aktarır. Makalede dikkat çeken bir tutarsızlık da vardır: Mehmed 1432 doğumlu olduğuna göre 1438'de altı yaşındadır, makale ise "sekiz yaşında" der. Özcan ayrıca, İsmail Hakkı Uzunçarşılı'nın "Sancağa Çıkarılan Osmanlı Şehzadeleri" yazısında Şehzade Ahmed'den sonra Mehmed'in Amasya'da sancakbeyliği yaptığından söz etmediğini belirtir.

Anlatılar birbirini de tutmaz. Mehmed iki yaşına kadar Edirne'de kaldı, 1434'te sütninesi ve Alâeddin Ali'yle birlikte Rum (Amasya) sancakbeyi Ahmed'in yanına gönderildi; Ahmed'in ölümünden sonra altı yaşında Rum sancakbeyi oldu ve iki yıl sonra Manisa'daki Alâeddin Ali'yle yer değiştirdi. Başka bir anlatım Mehmed'in on bir yaşında iki lalasıyla Amasya'ya gönderildiğini yazar. Bu noktada Halil İnalcık'ın tespiti belirleyicidir: "Altı yaşında iken Amasya'ya vali tayin edildiği iddiası şüphelidir; 1443 baharında iki lalası Kassabzâde Mahmud ve Nişancı İbrâhim b. Abdullah Bey ile Edirne'den Manisa'ya vali gönderildiği bilinmektedir." Belgeyle doğrulanan ilk görev yeri dolayısıyla Manisa'dır.

Hammer'e ve Muzaffer Doğanbaş'a dayanan bir rivayet daha vardır. Bu anlatıya göre II. Murad'ın Amasya'daki üç oğlu bir gün Halvetî şeyhlerinden Pir İlyas'ın damadı Şeyh Abdurrahman'ı ziyaret eder. Şeyh iki şehzadenin elini öpmesine izin verir, Mehmed'in önünde ise diz çöker ve Allah'ın ona takdir edeceği devletin şanı ve saadeti uğruna bütün gücünü ve dehasını kullanmasını rica eder. Makale, bu rivayetten Mehmed'in Amasya'da bulunduğunun anlaşıldığını söyler, ama çağdaş bir belgeye dayanmadığı için bunun rivayet olarak anılması gerekir.

Bu yüzden ihtiyatlı çizgi şudur: Fatih'in Amasya sancakbeyi olduğu kesin değildir ve İnalcık'ın şüphesi ciddiye alınmalıdır. Çocukluğunda şehri hiç görmediğini söylemek için de elde bir dayanak yoktur. Amasya'nın Fatih'le belgeli izleri ise ağabeylerinde, oğlu Bayezid'in valiliğinde ve Otlukbeli dönüşündeki konaklamada aranmalıdır.

Amasya'daki Ağabeyler: Ahmed ve Alâeddin Ali

II. Murad'ın büyük şehzadesi Ahmed Çelebi 1420'de Amasya'da doğdu. Yörgüç Paşa'nın 1435'te Edirne muhafızlığına gönderilmesinden sonra Amasya sancakbeyi oldu, yaklaşık üç yıl bu görevi yürüttü ve 1438'de Amasya'da vefat etti. Aynı makale, ondan sonra 1440'ta on beş yaşındaki Şehzade Alâeddin Ali'nin Amasya sancakbeyliğine getirildiğini belirtir. Alâeddin Ali babasının talimatıyla emrindeki sipahilerle 1443'te Karamanoğulları'na karşı yapılan savaşa katıldı ve savaştan Amasya sancağına döndüğünde öldü; bu bilgi Hoca Sadeddin'in Tâcü't-tevârih'ine dayanır. İnalcık ölümü aynı yılın sonlarına yerleştirir ve sonucunu açıkça yazar: Alâeddin Ali'nin vefatıyla Mehmed "tahtın tek vârisi" durumuna geldi.

Fatih'in iki ağabeyi böylece Amasya'da sancakbeyliği yapmış, ikisi de burada hayata veda etmişti. Fatih'in tahta çıkarken boğdurduğu bebek kardeşinin de adı Ahmed'dir; bu şahıs, Amasya sancakbeyi olan Ahmed'le karıştırılmamalıdır.

Manisa'ya Gönderiliş ve Eğitim

1443 baharında on bir yaşındaki Mehmed iki lalasıyla Manisa'ya, Saruhan sancağına gönderildi. Onun Manisa'ya gönderilen ilk şehzade olduğu da söylenir, ancak bu iddia için çağdaş bir belge gösterilmez. Sancağa şehzade göndermek, Osmanlı'da genç hanedan üyesine yönetmeyi öğretmeye yarayan bir gelenekti ve yanındaki lalalar ona yol gösterirdi.

Eğitimi hakkında kaynaklar ayrıntılı bilgi verir. Çeşitli ilimleri okutmak üzere uzmanlar hoca tayin edildi ve bunlar her gün belirli saatte gelip ders verdi. Hocaları arasında Hocazâde Muslihuddin, Molla Gürânî, Molla İlyas, Sirâceddin Halebî, Molla Abdülkādir, Hasan Samsunî ve Molla Hayreddin sayılır; Akşemseddin'in başlangıçta onun üzerinde büyük tesiri olduğu da aynı yerde kaydedilir. Arapça ve Farsçaya vâkıf olduğuna şüphe yoktur, saray çevresi ona Rumca ve Slavca öğrenme imkânı da sağlamıştır. Zeki olduğu kadar hırçın bir çocuk olduğu için babasının heybetli ve otoriter bir âlim olan Molla Gürânî'yi görevlendirdiği anlatılır. Rivayete göre Murad, Gürânî'ye bir değnek verip Mehmed itaatsizlik ederse kullanmasını söylemiştir. Bu da belgeden çok hikâyedir, ama şehzadenin eğitiminin kolay geçmediğine işaret eder.

Topkapı Sarayı arşivinde şehzadelik yıllarına ait bir karalama defteri bulunduğu belirtilir. Çiçek motifleri, at başı ve kuş çizimleri, Türk ve Yunan alfabeleri, tuğra çizimleri ve Farsça beyitler barındıran bu defter genç şehzadenin dünyasından bir kesit sunar. Manisa sarayında İtalyan hümanisti Anconalı Ciriaco ve başka İtalyanlar ona Avrupa tarihi ve antik Yunan filozoflarının hayatlarına dair kitaplar okutmuştur. Fatih'in Batı kültürüyle ilk teması böylece şehzadelik yıllarına uzanır.

Kısa Süren İlk Saltanat (1444-1446)

12 Haziran 1444'te Edirne'de Macar kralı, Sırp despotu ve János Hunyadi'nin elçileriyle barış imzalanırken Mehmed de oradaydı. II. Murad ardından oğlunu tahtına geçirip kaymakam bıraktı ve Anadolu'ya geçti; temmuzda Yenişehir'de Karamanoğlu ile anlaşma yaptı. Ağustosta Mihalıç ovasında kapıkulu ve paşalar önünde tahtı resmen oğluna bıraktığını ilan etti ve Bursa civarında zâhidlerle inzivâya çekildi. Mehmed on iki yaşındaydı.

Devlet deneyimsiz bir gencin eline kalınca iç ve dış buhran birbirini izledi. Balkanlar'da ve Anadolu'da babasının aldığı yerler terk edilmişti: 1440'ta tamamen fethedilen Sırp despotluğu eski sahibi Curac Brankoviç'e geri verilmiş, Eflak beyinin bağları gevşemiş, Karamanoğlu'na Beyşehri, Akşehir ve Seydişehri bırakılmıştı. Edirne'de paşalar arasındaki rekabet had safhadaydı. Murad'ın ulu veziri Çandarlı Halil Paşa ihtiyatlı bir barış siyasetinden yanaydı; Rumeli beylerbeyi Şehâbeddin Şahin, şehzade lalası Nişancı İbrâhim ve Zağanos Paşa ise gencin etrafında toplanıp iktidarı Çandarlı'nın elinden almak istiyordu. 22 Eylül 1444'te Edirne'de kanlı bir Hurûfî ayaklanması patlak verdi ve şehri harap eden büyük bir yangın çıktı. Bizans'ın elindeki Osmanlı şehzadesi Orhan Çelebi de bu ortamda tahta göz dikip İstanbul'dan hareket etmişti.

Haçlı ordusu 18-22 Eylül arasında Tuna'yı aştı. Çandarlı ve taraftarları Murad'ı yeniden devreye sokmaktan başka çare görmedi ve Bursa'ya gönderilen Kassabzâde Mahmud'un ısrarıyla Murad inzivâsını bıraktı. Haçlı ordusu 10 Kasım 1444'te Varna'da yenildi. Zağanos ve Şehâbeddin, Mehmed'i savaşa götürmek istemişti; Halil Paşa buna engel olup Murad'a gerçek padişah muamelesi yaptı. Murad, Varna'dan sonra oğlunu tahttan indirmedi, Edirne'de birkaç gün kalıp Manisa'ya çekildi.

Yeni siyaset yeni bir fikri de doğurmuştu. Mehmed bu yıllarda, özellikle Zağanos'un etkisiyle, İstanbul'un fethini padişahlığının ilk şartı saymaya başladı ve Çandarlı'yı başlıca engel olarak gördü. Çandarlı Halil ise yeniçerilere güvenerek Murad'ı tahta döndürmek için faaliyetini hızlandırdı. Edirne'de büyük bir yeniçeri isyanı çıktı ve Şehâbeddin Paşa'nın sarayı yağmalandı. Murad 1446'da (5 Mayıs'ta yola çıkıp ağustosta Edirne'ye gelerek) yeniçerilerin yardımıyla yeniden tahta oturdu. Mehmed Manisa'ya gönderildi ve ona atabey olarak Zağanos ile Şehâbeddin paşalar verildi. İnalcık, bu iki yıllık dönemin onun kişiliğinde kuvvetli etki yapmış olması gerektiğini belirtir: Çandarlı'nın iktidarını kırma, yeniçerileri hizaya getirme, enerjik bir gazâ siyaseti izleme ve İstanbul'u fethetme fikri zihnine o zaman yerleşmiş olabilir.

Manisa Yılları (1446-1451)

1446'dan 1451'e kadar Mehmed yeniden Manisa'daydı. Resmî olarak "Mehmed Çelebi Sultan" unvanıyla anılıyordu; daha önce padişah olmuş bulunması durumunu sıradan bir şehzadeninkinden farklı kılıyordu. Ege'de Venedik adalarına karşı 1446-1449 arasında yapılan akınlar onun kontrolündeki bölgelerden düzenlendi. 1448/49'da Selçuk'ta kendi adına para bastırdığı, bunun bir şehzade için normalde ağır sonuçlar doğuracak bir davranış olduğu, ama Murad'ın müdahale etmediği anlatılır. Bu müdahalesizlik, Mehmed'in o sıralar Murad'ın tek oğlu olmasına bağlanır; yani bir yorumdur.

Bu yıllarda ilk savaş tecrübesini de edindi. Murad, asi İskender Bey'e karşı yaptığı seferde onu Manisa'dan getirtti (1448). Hunyadi'ye karşı yapılan II. Kosova Savaşı'nda kaynakların ifadesiyle "Han Mehmed" sağ kolda savaştı. 1450'de Murad'ın ikinci Arnavutluk seferine, başarısızlıkla sonuçlanan Akçahisar (Kruja) kuşatmasına katıldı.

Aile hayatı da bu yıllara düşer. Mehmed Manisa'da, Arnavut ya da Sırp kökenli bir cariye olan Gülbahar Hatun'la evlendi ve 1447 sonu ya da 1448 başında oğlu Bayezid, yani sonraki II. Bayezid doğdu. Murad bu birlikteliği tasvip etmedi ve 1450'de Mehmed'i Dulkadiroğlu Süleyman Bey'in kızı Sitti Mükrime Hatun'la evlendirdi. Düğün, Akçahisar'daki başarısızlığın etkisini gidermek için Edirne'de yapılan görkemli bir düğün olarak anlatır (Kasım-Aralık 1450).

İkinci Cülus (1451)

II. Murad 3 Şubat 1451'de vefat etti. Mehmed babasının ölüm haberini Çandarlı Halil'in Manisa'ya gönderdiği gizli mektupla aldı ve anlatıldığına göre "Beni seven ardımdan gelsin!" diyerek atına atlayıp kuzeye yola çıktı. Gelibolu'ya geldiğinde Edirne'de yeniçeriler ayaklanmıştı; Çandarlı Halil asker göndererek durumu kontrol altına aldı ve yeni padişah adına bağış vaat etti. Mehmed 18 Şubat 1451'de on dokuz yaşında ikinci kez Osmanlı tahtına çıktı. Manisa'da geçirdiği beş yıl onu olgunlaştırmıştı.

Tahta çıkar çıkmaz yaptığı ilk işlerden biri, babasının Candaroğulları beyinin kızından olan bebek oğlu Ahmed'i boğdurmaktı. İnalcık bunu şöyle aktarır: "Karındaşlarını nizâm-ı âlem için katletmek câizdir" hükmünü koyarken hâkimiyetin bölünmezliğini sağlamayı ve devleti ileride taht iddiacılarının tehlikesinden kurtarmayı düşünmüştü. Bu hüküm sonraki yüzyıllarda şehzade mücadelelerinin hukuki arka planı oldu; Amasya gibi şehzade sancaklarında yaşanan dramların da.

Saltanatının ilk yıllarında temkinli göründü. Sırplar ve Bizanslılarla babasının antlaşmalarını yeniledi, Venedik'le eski muahedeyi onayladı ve Çandarlı'yı vezîriâzamlıkta bıraktı. Fiilî iktidar ise Zağanos ve Şehâbeddin'in başını çektiği savaşçı kesime geçmişti. Karamanoğlu İbrâhim Bey ayaklanıp Seydişehir ve Akşehir'i ele geçirince 1451 yazında Anadolu'ya geçti ve Alâiye Kalesi'ni Karamanoğlu'na bırakarak barışı sağladı. Dönüşte yeniçerilerin bahşiş istemesi üzerine yeniçeri ağası Kurtçu Doğan'ı azletti ve ocağı yeniden örgütledi.

İstanbul'un Fethi (1453)

1452 baharında Anadoluhisarı'nın karşısında yeni bir hisarın inşasına başlandı. Şubat 1452'de ilk kale sahilde yükseldi, ağustos sonunda Boğazkesen adıyla anılan Rumeli Hisarı tamamlandı. Hisar İstanbul'u Karadeniz'den gelen iaşeden koparacak ve Anadolu ile Rumeli arasındaki geçişi güvenceye alacaktı. Bizans imparatoru XI. Konstantinos'un elçileri kabul edilmedi, bu savaş ilanı anlamına geliyordu. Hisar önünden izinsiz geçmeye çalışan bir Venedik gemisi top ateşiyle batırıldı. Macar asıllı top dökümcüsü Urban'ın döktüğü toplar da bu süreçte devreye girdi.

Fetih fikri sarayda kolay kabul görmedi. Edirne'de büyük bir meşveret meclisi toplandı ve görüşmeler iki bağımsız kaynakta (Tâcîzâde Cafer Çelebi ve Kritovulos) nakledilir. Padişah gazâ geleneği ve İstanbul'un Osmanlı güvenliğini tehdit ettiği noktalar üzerinde durdu; karar savaş yanlılarınca coşkuyla karşılandı, surların sağlamlığını öne süren ihtiyatlı kesim ise padişahın ısrarı karşısında çoğunluğa uymak zorunda kaldı. Çandarlı Halil bu işe girişilmemesi için elinden geleni yaptı, çünkü fetihten sonra bütün iktidarının elinden gideceğini biliyordu.

Ordu 23 Mart 1453'te Edirne'den hareket etti, 2 Nisan'da İstanbul önüne vardı ve aynı gün Haliç'in girişi zincirle kapatıldı. 6 Nisan 1453'te başlayan kuşatma 29 Mayıs 1453'te sona erdi. Kuşatmanın süresi kimi kaynaklarda elli üç, kimilerinde elli dört, kimilerinde elli yedi gün olarak geçer; fark, hangi günden itibaren sayıldığıyla ilgilidir. Osmanlı ordusunun büyüklüğü için de kaynaklarda geniş bir aralık geçer: Düzenli ordu için en az elli bin denir, başka bir hesap seksen bin ile iki yüz bin arasında bir aralık verir. Savunma ordusunun toplamda 8-9 bin kişi olduğunu, bunun yaklaşık üç bininin Latinlerden oluştuğunu belirtir. Cenevizli Giovanni Giustiniani Longo komutayı almıştı ve yardıma gelen yaklaşık yedi yüz kişilik Ceneviz kuvveti 26 Ocak 1453'te şehre ulaşmıştı.

20 Nisan'da Papa'nın gönderdiği üç Ceneviz gemisi ve bir Rum yük gemisi şiddetli lodos nedeniyle Osmanlı donanmasını atlatıp Haliç'e girmeyi başardı; bu, ordunun moralini kıran bir olaydı. Mehmed'in cevabı 22 Nisan sabahı geldi: Dolmabahçe'den Kasımpaşa'ya uzanan güzergâha kalaslar döşendi ve gemiler silindirler üzerinde karadan yürütülerek Haliç'e indirildi. Bu, geleneksel olarak yaklaşık seksen gemi olarak anlatılır; gemi sayısı kaynaklara göre değişir. Kuşatmanın yedinci haftasında hâlâ kesin sonuç yoktu. Macarların ve bir Haçlı donanmasının harekete geçtiği haberi orduda yayıldı, Çandarlı Halil ile savaş yanlıları arasındaki çekişme son bir harp meclisinde yeniden alevlendi. Genel saldırı kararı verildi ve günün tayini Zağanos Paşa'ya bırakıldı.

29 Mayıs'ın ilk saatlerinde saldırı üç dalga hâlinde yapıldı: önce başıbozuklar, sonra Anadolu birlikleri, en sonunda yeniçeriler. Giustiniani'nin yaralanıp komutayı bırakması savunmacıların moralini yıktı. Hem Osmanlı hem Bizans kaynakları toplarla surların yıkılmasını, Rumlarla Latinler arasındaki anlaşmazlığı ve Giustiniani'nin yaralanmasını sonuç üzerinde etkili başlıca olaylar olarak kaydeder. İlkin Edirnekapı tarafında beş on gazi surun üzerine çıkıp sancak dikti; asıl ordu Topkapı ile Yalıkapı arasında açılan gediklerden şehre girdi. İmparator Konstantinos savaşta öldü, ancak ölümünün şahidi bilinmez ve cesedinin akıbeti kaynaklarda tartışmalıdır.

Mehmed öğleden sonra şehre girdi, Ayasofya'ya gidip namaz kıldı; "Min-ba'd tahtım İstanbul'dur" dediği anlatılır. Şehir kılıç zoruyla alındığı için yağmaya açıktı. Üç gün yağma izni verildi, ama savaş durumu 30 Mayıs'ta ilan edilince yağma iki günden kısa sürdü. Halktan sağ kalanlar tutsak edildi ve Mehmed şehrin harap olmasını istemediği için kısa sürede düzeni kurmaya çalıştı. Latin kilisesiyle birliğe karşı olan Megadük Lukas Notaras ve diğer Bizans soylularına başlangıçta iyi davrandı, esirleri fidye ile kurtarıp yanına getirtti, şehrin boş kalmasını istemediğinden fidyesini veren ya da belli bir sürede dönen Rumlara şehirde yerleşme izni verdi. Galata 1 Haziran'da Cenevizlilerden teslim alındı.

Fetihten Sonra: Yeni Başkent, Yeni İktidar

İstanbul'un fethinden sonraki ilk işi, iktidarını fiilen sınırlandıran Çandarlı Halil Paşa'yı ve tahtını tehdit etmiş olan Orhan Çelebi'yi ortadan kaldırmaktı. Orhan Çelebi, keşiş kılığında şehirden kaçmaya çalışırken yakalanıp idam edildi. Çandarlı Halil 1 Haziran 1453'te görevden alındı, mallarına el konuldu, Yedikule'de hapsedildi ve 10 Temmuz 1453'te idam edildi. Bazı kaynaklar rüşvet ve Bizans'la gizli ilişki iddia eder; bunlarla ilgili herhangi bir kanıt bulunamamıştır. Çandarlı, idam edilen ilk Osmanlı sadrazamıdır ve mallarına II. Bayezid döneminde çocuklarına iade edilmiştir.

Çandarlı'dan sonra göreve getirdiği vezîriâzamların, sonuncusu Karamânî Mehmed Paşa dışında, hepsi kul kökenliydi; bunlardan Mahmud Paşa ve Rum Mehmed Paşa'yı idam ettirdi. Eski ailelerin devlet idaresindeki nüfuzu böylece kırıldı. Doğrudan şahsına bağlı kapıkulu ordusunu yeniden örgütledi, yeniçerilerin maaşını artırdı, silahlarını yeniledi ve sayılarını iki katına çıkardı; saraydaki avcı bölüklerinden sekban adıyla yeni yeniçeri bölükleri kurdu. Padişah olarak halktan da giderek uzaklaştı, divan toplantılarına katılmayı bırakıp halkla temasını azalttı.

İstanbul'u imar etti ve iskân etti. Fetih sırasında şehir nüfusunun 30-40 bin arasında olduğu tahmin edilir. Sürgün yöntemi geniş ölçüde uygulandı ve Konya, Karaman, Aksaray yörelerinden zorunlu iskânlar yapıldı; bu uygulama özellikle Anadolu'da yeni sorunlara yol açtı. 1477-78 sayımına göre İstanbul ve Galata'da toplam 16.324 hane, 3.927 dükkân ve tahmini 80 bin nüfus vardı.

Dinî cemaatler için yeni bir düzen kurdu. 1454'te Georgios Scholarios, yani Gennadios Rum Ortodoks patriği oldu, Yahudi hahambaşılığı kuruldu (Moşe Kapsali) ve 1461'de Bursa piskoposu Hovagim Ermeni patriği olarak atandı. Kendisi "Kayser-i Rûm" unvanını da benimsedi. İnalcık bu iddiaları ihtiyatla yorumlar: Roma imparatorluğu fikri onun için siyasî bir araçtı, fakat Fatih'in imparatorluğunu "İslâm kisvesi altında canlanan Doğu Roma" saymak yanlıştır ve Bizans kurumlarının taklit edildiği tezi de abartılıdır. Fatih'in dünya hâkimiyeti düşüncesinin kaynağı Türk-Moğol hakanlık, İslâmî hilâfet ve Roma imparatorluk fikriydi; İtalyan nedimlerine Roma tarihleri okutarak bu geleneği kavramaya çalıştığı da bilinir.

Sırbistan, Mora ve Karadeniz Kıyıları (1454-1461)

Sırbistan. İstanbul'un fethinden sonra Venedik'le 18 Nisan 1454'te antlaşma imzalandı ve Ceneviz koloniler haraca bağlandı. Mehmed'in ilk büyük hedefi Sırbistan oldu. 1454 yazında Morava vadisinde ilk sefer yapıldı; 1455'te ikinci seferde Vulçıtrın, Trepça, Novobrdo ve Lap vadisindeki gümüş madenleri alındı. 1456'da Belgrad'ı kuşattı, Hunyadi'nin yardım kuvvetleri karşısında şahsi kahramanlığına rağmen çekildi ve bu sırada alnından yaralandı. Belgrad'ın düşmemesi Batı'da Haçlı ümitlerini artırdı. Despot Curac Brankoviç'in ardından oğlu Lazar'ın da ölümü (Ocak 1458) üzerine Sırp veraseti meselesi çıktı. Mehmed 1459 baharında Semendire'ye yürüdü ve Sırplar Haziran 1459'da kalenin anahtarlarını teslim etti; Sırbistan doğrudan Osmanlı yönetimine girdi. Aynı yaz Karadeniz'de Amasra alındı ve Ceneviz kalesi savaşsız teslim oldu.

Mora. Mora despotları Dimitrios ile Thomas arasında çıkan kavga ülkeyi karıştırmıştı. Mehmed 1458'de harekete geçip Korint'i aldı; 1460 seferinde sahildeki Venedik kaleleri dışında bütün yarımadayı ele geçirdi. Mistra, İstanbul'un fethinden tam yedi yıl sonra, 29 Mayıs 1460'ta düştü. Mehmed 1458'de Atina'yı ziyaret etti, Akropol'ü gezdi ve Atinalılara iltifat etti.

Sinop ve Trabzon (1461). Şeyh Cüneyd'in Trabzon'u almaya yönelik girişimi 1456'da sonuçsuz kalmıştı. 1461'de Mehmed Bursa'dan hareket etti, Sinop'u aldı ve Trabzon'u kuşattı. İmparator David 15 Ağustos 1461'de şehri teslim etti (kuşatmanın dört ila altı hafta sürdüğü, teslim tarihinin Ağustos ya da Eylül olduğu da yazılır; çoğu kaynak 15 Ağustos der). 257 yıl süren Trabzon Rum İmparatorluğu böylece sona erdi. Mehmed şehrin idaresini Gelibolu sancakbeyi Kasım Bey'e bıraktı. Bu fetih Akkoyunlu Uzun Hasan'ın nüfuz alanını da tehdit etti.

Eflak, Midilli, Bosna ve Arnavutluk (1462-1479)

Eflak (1462). Eflak Voyvodası III. Vlad (Kazıklı Voyvoda) Macar kralıyla ittifak yapmış ve Mehmed'in Trabzon seferinden yararlanarak Tuna üzerindeki Osmanlı kalelerine saldırmıştı. Elçileri kazığa oturttuğu anlatılır. Mehmed 1462 yazında Eflak'ı istila edip Vlad'ı kaçırdı, kardeşi Radu'yu voyvoda yaptı ve yıllık haracı 10 bin duka altın olarak belirledi. Aynı sefer mevsiminde Midilli Adası ilhak edildi.

Bosna (1463). Bosna kralı Macar himayesini kabul edince Mehmed Üsküp'ten harekete geçti. Kral Stjepan Tomašević Bobovac'ın alınışının ardından idam edildi ve Bosna Sancakbeyliği kuruldu. 28 Mayıs 1463 tarihli bir ahidnâmeyle Bosna Fransiskanlarına din özgürlüğü ve koruma sağladı. Macar kralı ordu çekilince Yayçe'yi aldı (16 Aralık 1463); Mehmed 1464'te Yayçe'yi boşuna kuşattı.

Arnavutluk (1466-1478). İskender Bey (Kastriyota), Mehmed'le aynı sarayda yetişmiş olmakla birlikte Venedik ve Macarların desteğiyle direndi. Mehmed 1466'da İlbasan Kalesi'ni yaptırıp döndü, 1467'de ikinci kez Arnavutluk'a girdi. İskender Bey 17 Ocak 1468'de öldü. 1478'de üçüncü ve son sefer yapıldı, Kruja Haziran 1478'de teslim oldu ve Arnavutluk fethi tamamlandı. İşkodra ise ancak 1479 barışıyla Osmanlı'ya geçti.

Venedik Savaşı (1463-1479)

Venedik, 1463'te Argos'un Osmanlılar tarafından alınmasının ardından savaş kararı aldı. Papa, Venedik, Macaristan ve Burgonya'yı bir ittifakta topladı ve Osmanlı Devleti'nin paylaşılma planı bile hazırlandı. Mehmed buna köklü tedbirlerle karşılık verdi: Kadırga Limanı Tersanesi'ni yaptırdı, İstanbul'u emniyete almak için Çanakkale Boğazı'nda karşılıklı Sultaniye ve Kilitbahir kalelerini inşa ettirdi.

Savaş boyunca Osmanlı donanması gelişti. 1470'te Venedik'in Eğriboz (Negroponte) Adası ile kara arasına köprü yaptırıp ordusunu geçirdi ve 11 Temmuz 1470'te kaleyi alarak Venedik'e büyük bir darbe indirdi. 1474-1478 arasında İşkodra defalarca kuşatıldı; 1477'de Osmanlı akıncıları Friuli ve İzonzo üzerinden Venedik şehri karşısındaki ovaya kadar ilerledi. Mehmed 1478'de bizzat Arnavutluk'a gidip İşkodra'yı kuşattı, kale şiddetli topçu ateşine dayandı, ama çevredeki kaleler alınıp şehir abluka altına bırakıldı. On altı yıl süren savaş 25 Ocak 1479'da antlaşmayla sona erdi. Venedik İşkodra'yı, Akçahisar'ı, Limni ve Eğriboz adalarını ve Maina bölgesini bırakıyor, Mehmed ise savaşta Mora, Arnavutluk ve Dalmaçya'da aldığı diğer yerleri iade ediyordu. Venedik yılda 10 bin altın ödemeyi ve şap iltizamından kalan eski borç 100 bin duka'yı iki yılda vermeyi kabul etti; İstanbul'da bir balyoz bulundurarak kendi tebaasının hukuki işlerine bakma hakkını elde etti. Mehmed Koron, Modon ve İnebahtı gibi kaleleri alamamış olsa da Arnavutluk'tan, Mora'dan ve kuzey Ege'den Venedik'i uzaklaştırmış ve onu haraca bağlamıştı.

Orta Anadolu, Karaman ve Uzun Hasan

Karamanoğlu İbrahim Bey'in ölümünün (İnalcık 1469 verir) ardından oğulları arasında taht kavgası çıktı. Pîr Ahmed Fatih'ten, İshak Bey ise Akkoyunlu Uzun Hasan'dan yardım istedi. Uzun Hasan İshak Bey lehine harekete geçti, Kayseri, Develi, Aksaray, Konya ve Beyşehri'ni alıp teslim etti; Mehmed ise Pîr Ahmed'i destekledi. Mehmed 1468'de Anadolu'ya sefere çıktı, Gevale Kalesi'ni ve Konya'yı aldı ve Konya'ya Manisa'dan oğlu Şehzade Mustafa'yı getirip vali tayin etti. 1471'den itibaren vezîriâzam İshak Paşa ve Gedik Ahmed Paşa Karaman'ı itaat altına almak için büyük seferlere çıktı; Lârende, Niğde, Alâiye, Mokan (Meynan), Gorigos (Korykos), Gülek ve Luluva teslim alındı.

Uzun Hasan bu sırada Tebriz tahtına oturmuş ve kendini Anadolu beylerinin "üstün hükümdarı" saymaya başlamıştı. Osmanlıların Trabzon'u almasından, Koyulhisar'ı ele geçirmesinden ve Tokat'ta ipek üzerine ikinci bir gümrük koymasından rahatsızdı. 1472 baharında Karamanoğulları ve İsfendiyaroğlu, Akkoyunlu kuvvetleriyle Tokat'a hile ile baskın yaptı ve şehri yağmaladı. Mehmed'in cevabı, Eflatunpınarı yakınında Akkoyunlu öncüsünü bozguna uğratmak oldu; Yûsufca Mirza esir düştü. Bu sırada Venedik donanması Antalya'yı (Ağustos 1472) ve İzmir'i (13 Eylül 1472) yağma etti.

Otlukbeli, 11 Ağustos 1473. Mehmed bahar aylarında büyük orduyla Erzincan'a doğru ilerledi; ordunun en fazla 70-100 bin kişi olduğu tahmin edilir. Fırat'ı geçen Rumeli kuvvetleri baskına uğradı ve Rumeli beylerbeyi Has Murad öldü. Osmanlı ordusunun ancak sekiz günlük erzakı kalmıştı. Uzun Hasan, oğullarının ısrarıyla Otlukbeli'nde, Başkent mevkiinde kesin muharebeyi kabul etti. Tepeleri tutmayı başaran Davud ve Mahmud paşaların gayretiyle Osmanlı ordusu baskın etkisinden kurtularak savaş düzeni aldı. Şehzade Mustafa komutasındaki Anadolu azeblerinin sol koldaki başarılı saldırısı ve Uzun Hasan'ın oğlu Zeynel'in öldürülmesi sonucu belirledi; padişah komutasındaki kapıkulu esaslı biçimde savaşa girmeden Uzun Hasan kaçtı. Savaşın ardından 4 bin Türkmen idam edildi ve 2050 esir alındı. Ilk kez hafif havan topları bu sefere götürüldü.

Bu zaferin Amasya'yla bağı belgelidir. Fatih'in oğlu Şehzade Bayezid o yıllarda Amasya sancakbeyiydi ve Otlukbeli Savaşı'na katıldı. Savaş sırasında hem Mustafa'nın hem Bayezid'in hücumlarına dayanamayan Uzun Hasan'ın savaş alanından kaçtığı anlatılır. Sefer dönüşü Fatih şehzadesiyle birlikte Amasya'da bir ay kadar kaldı. Fatih'in Amasya'da bulunduğunu bildiren en sağlam kayıt budur.

Savaştan sonra Fatih Şebinkarahisar'ı teslim aldı ve Uzun Hasan'ın elçisi Ahmed Bekricî barış istedi. Uzun Hasan 1478'de öldüğünde Fatih Gümüşhane-Trabzon yolu üstündeki Torul'u aldırıp Trabzon fütuhatını tamamlamış oldu. Karamanoğlu Kasım Bey'i bertaraf etmek için 1474'te Gedik Ahmed Paşa'nın yeni bir sefer yapması gerekti ve Karaman Beyliği bu seferle tamamen kontrol altına alındı.

Amasya'nın Şehzadesi: Bayezid

Amasya'nın Fatih dönemiyle ilişkisi asıl olarak oğlu Bayezid üzerinden kurulur. Şehzade Bayezid, İstanbul'un fethinden sonra 1454'te, yedi yaşındayken Amasya sancakbeyliğine atandı; makale onu bu görevi yapan en genç şehzade olarak gösterir. Bu görev babasının ölümü olan 1481'e kadar sürdü ve makaledeki sıralamaya göre Amasya'da yirmi yedi yıl ile en uzun süre sancakbeyliği yapan şehzadelerden biri oldu. Kardeşi Mustafa 1468'den itibaren Konya'da, Cem ise Fatih'in öldüğü sırada Karaman sancakbeyi olarak görev yapıyordu.

Bayezid'in Amasya yılları kaynaklarda canlı bir tablo çizer. Amasya'ya bağlı kaza olan Lâdik, sancakbeylerinin yazlık makamıydı ve Bayezid her yıl yazı orada geçirirdi. Çandarlı İbrahim ve Yahya Paşa gibi tecrübeli devlet adamlarını lala tayin etti, çevresindeki sanatkârları gözetti. Amasyalı hat ustası Şeyh Hamdullah'tan güzel yazı öğrenmeye başladı ve genç hattattan icazetname aldı. Babasının ölümü üzerine tahta geçmek için Amasya'dan ayrılırken hocası, Osmanlı hat ekolünün kurucusu Şeyh Hamdullah'ı ailesiyle birlikte İstanbul'a davet etti. Gülzâr-ı Savâb'a dayanan bir rivayete göre Şeyh Hamdullah İstanbul'a geldiğinde Saraçhanebaşı'nda oturan Amasyalı hattat akrabaları Cemaleddin ile Abdullah'ın evinde kaldı; saray kapıcılarından biri padişaha sunmak üzere ona bir dilekçe yazdırdı, Bayezid dilekçeyi okurken hocasının yazısını tanıdı, yazı sahibinin bulunup getirilmesini emretti ve Şeyh'e sarayda özel bir yer ayırıp onu hat öğretmenliğine tayin etti. Bayezid sancaktan ayrılırken Amasya'da doğan büyük oğlu Ahmed'i yerine vali olarak bıraktı. Ahmed babası gibi şair ve bilginlere sarayını açtı; meclisindeki şairlerden biri, kasidelerinin çoğunu ona sunan Amasyalı kadın şair Mihrî Hatun'du. Bayezid tahta çıktığı 1481'de Ahmed tarafından II. Bayezid Külliyesi'nin temeli atıldı ve külliye 1486'da tamamlandı.

Bir başka ilmî iz, Amasyalı hekim Sabuncuoğlu Şerefeddin'in Fatih'e ithaf ettiği tıp kitabıdır. Bu eser Amasya ile Fatih sarayı arasındaki ilmî temasın izlerinden biridir.

Bayezid ile Fatih'in ilişkisi zamanla gerginleşti. Fatih'in mali ve idari siyaseti, yani vakıfların ve mülklerin devlet eline alınıp timar olarak dağıtılması geniş hoşnutsuzluk doğurmuştu. Bir zamandan beri babasıyla arası açık olan Amasya valisi Şehzade Bayezid, bu kanunun kendi bölgesinde (Amasya, Tokat ve Trabzon) uygulanmasına karşı çıkınca halk gözlerini ona çevirdi. Cem ise babasının savaşçı siyasetini sürdürmeye aday sayılıyor ve Karamânî Mehmed Paşa tarafından destekleniyordu. Fatih'in hastalığının arttığı son yıllarda iki şehzade arasında gizli bir taht mücadelesi başlamıştı. Bayezid padişah olur olmaz ilk işi bu emlâk ve evkafı sahiplerine iade etmek oldu. Amasya, böylece bir şehzadenin padişahın politikasına karşı halkın gözünde alternatif haline geldiği yer olarak da Fatih'in hikâyesine girer.

Kırım, Boğdan, Eflak ve Karadeniz (1454-1479)

Fatih, Boğazlar'a hâkim olduktan sonra Karadeniz'i "Türk gölü" haline getirmeyi hedefledi. 1454'te Karadeniz'e donanma gönderdi ve Kefe'deki Cenevizliler haraca bağlandı. 1455'te Boğdan beyi Osmanlı tabiliğini ve yıllık 2 bin altın haracı kabul etti. 1456'da Trabzon imparatorluğu haraca bağlandı; 1459'da Amasra, 1461'de Sinop ve Trabzon alındı ve Karadeniz'in Anadolu kıyıları Osmanlı topraklarına katıldı.

Boğdan Voyvodası Büyük Stefan, Yagellonlar'a bağlanıp haracı kesti ve 1475'te Hadım Süleyman Paşa komutasındaki Osmanlı ordusunu Vaslui'de yendi. Venedik ve Polonya kayıtlarında Osmanlı zayiatı kırk binin üzerinde gösterilir; bu rakam taraflı kaynaklara dayanır ve ihtiyatla okunmalıdır. Mehmed 1476 Temmuz başında bizzat Boğdan'a girdi, Stefan'ın ordusunu Akdere'de yendi ve Suceava'yı yaktı, ama kaleyi alamadı. Kıtlık ve veba nedeniyle geri çekildi.

Aynı sıralarda Kırım'daki karışıklık Osmanlılar için fırsat doğurdu. Vezîriâzam Gedik Ahmed Paşa kuvvetli bir donanmayla Kefe'ye gönderildi ve Kefe 6 Haziran 1475'te (bazı kaynaklara göre 9 Haziran) teslim oldu. Gedik Ahmed Paşa Kırım'daki bütün Ceneviz kolonilerini ele geçirdi ve Azak alındı. Suğdak'ta hapsedilmiş olan Mengli Giray'ı kurtarıp Osmanlı'ya bağlılığını gösteren bir belge imzalattı; Mangup Kalesi de teslim alındı. 1478'de Mengli Giray yeniden han tahtına oturdu. 1479'da Taman ve Çerkezistan sahillerine donanma gönderilip Anapa, Kopa ve Matrega zaptedildi.

Rodos ve Otranto (1480)

Venedik'le barıştan sonra Mehmed gözünü Rodos'a, İtalya'ya ve papaya çevirdi. 1480 baharında Vezir Mesih Paşa idaresinde Rodos üzerine, Gedik Ahmed Paşa kumandasında Güney İtalya'ya donanma ve ordu gönderdi. Rodos kuşatması 23 Mayıs 1480'de başladı ve doksan günlük çetin bir muhasaradan sonra Osmanlı ordusu büyük kayıplarla çekilmek zorunda kaldı.

Gedik Ahmed Paşa ise 1479'da Tocco hanedanına ait Ayamavra, Kefalonya ve Zanta adalarını almıştı. 132 gemi ve 18 bin kişilik kuvvetle Avlonya'dan 26 Temmuz 1480'de yola çıktı ve 11 Ağustos 1480'de Otranto'yu hücumla aldı. Kale bir üs haline getirildi. Bu sefer Roma'nın fethine bir başlangıç sayıldı ve Papa'nın Roma'yı bırakıp kaçmayı düşündüğü anlatılır. Gedik Ahmed Paşa yeni kuvvet toplamak için Rumeli'ye döndüğünde Fatih'in ölüm haberi geldi. Otranto'daki Osmanlı muhafızları 10 Eylül 1481'de düşmana teslim oldu.

Devlet Düzeni, Hukuk, Para

Fatih'in saltanatı yalnız fetihlerle anlatılamaz. İç siyasetin iki ana ekseni İstanbul'un iskânı ve imarı ile askerî kuvvetlerin artırılmasıydı; bu ikisi masrafları büyük ölçüde artırdı ve yeni vergileri gerektirdi. Yeni akçe çıkarmak ve eski akçeyi beşte bir eksiğine değiştirmek suretiyle bütün nakdi servetlere bir tür vergi konuldu ve 1451, 1460, 1470, 1475 ve 1481 yıllarında yeni akçe çıkarıldı. Bu uygulama o kadar derin hoşnutsuzluk yarattı ki II. Bayezid tahta geçerken kendisine kabul ettirilen hususlardan biri bir defadan fazla yeni akçe çıkarmamaktı.

Tuz, sabun, mum gibi günlük ihtiyaç maddeleri bölge bölge iltizama verildi. 1458 sonbaharında Anadolu eyaletinde reâyânın ödediği çift resmi 22 akçeden 33'e çıkarıldı. Vakıf ve mülk olarak devletin elinden çıkmış toprakların mîrîye mal edilmesi geniş ölçüde uygulandı ve Tursun Bey'e göre 20 binden fazla köy ve mezra timarlı sipahilere dağıtıldı. Nişancı Karamânî Mehmed Paşa'nın vezîriâzamlığında (1476-1481) uygulanan bu toprak reformu, Amasya valisi Bayezid'in de karşı çıktığı reformdur. Hukuk alanında "Fatih Kanunnâmesi" (Kânûnnâme-i Âl-i Osman) anılır; bu metin Osmanlı devlet düzeninin pek çok temel ilkesini Tanzimat dönemine kadar yürürlükte tutmuş, kardeş katli ilkesini de içermiştir.

Ticarette de önemli tedbirler aldı. Bölgeler arası ticarette İtalyanların yerine Türk, Müslüman, Yahudi, Rum ve Ermeni yerli tüccarlar geldi; Göller bölgesinde ve Batı Anadolu'da pamuklu, Ankara ve Kastamonu'da sof, Bursa ve İstanbul'da ipekli, Selanik ve İstanbul'da çuha dokumacılığı gelişti. Osmanlı tebaası hangi dinden olursa olsun yabancılardan daha az gümrük ödüyordu.

İmar, İlim ve Sanat

Fetihten sonra İstanbul'da sekiz kiliseyi (bu arada Zeyrek Medresesi) medrese haline getirdi ve Ayasofya Medresesi'ni açtı. Ayasofya camiye çevrildiğinde mozaiklerin sökülmediği, kireçle kaplandığı anlatılır. Kendi camisi etrafında, inşası 1463-1470 arasında süren Fatih Külliyesi'ni kurdu. Külliye cami, medrese, kütüphane, imarethane, darüşşifa, hamam ve kervansaray gibi birimleri içeriyordu; çevresindeki ünlü Sahn-ı Semân medreseleri sekiz yüksek düzeyli medreseden oluşan bir yükseköğretim kompleksiydi. Kütüphane 1474'te Fatih Camii'nin mihrabı kenarlarına iki dolaba konulan 800 ciltle başladı. Topkapı Sarayı yaklaşık 1465-1478 arasında inşa edildi. Eyüp'te Ebû Eyyûb el-Ensârî'nin türbesi çevresinde de bir cami ve külliye yaptırdı. Saltanatı döneminde 500'den fazla mimari yapının yapıldığı belirtilir.

Kendisi "Avnî" mahlasıyla şiir yazdı. Şiirlerini ihtiva eden tek eser İstanbul'da Millet Kütüphanesi'ndedir ve bu küçük divançede yetmiş gazel, bir muhammes ve bir kıta yer alır. Üslubu açık ve yalındır; Arapça-Farsça tamlamalar yerine Türkçe ifadeleri tercih ettiği belirtilir.

Coğrafya, matematik ve astronomi ilimlerine özel ilgisi vardı. Molla Gürânî, Molla Hüsrev, Hocazâde Muslihuddin, Ali Kuşçu gibi âlimler çevresindeydi. Seyyid Şerîf el-Cürcânî ile Teftâzânî arasındaki ünlü tartışmayı tazeledi, İbn Rüşd ile Gazzâlî arasındaki ilâhiyat tartışmasını Hocazâde ile Ali et-Tûsî'ye inceletti. Batı kültürünü de anlamaya çalıştı: Patrik Gennadios İ'tikādnâme'sini onun için yazdı, Fatih 1456 yazında Amiroutzes'e dünya haritasını yaptırdı ve İtalyan hümanistler sarayda bulundu. Gentile Bellini, Eylül 1479-Ocak 1481 arasında İstanbul'da kaldı, Fatih'in portresini yaptı ve yeni sarayın duvarlarını Rönesans üslubunda fresklerle süsledi. Fatih'in kütüphanesinde Batı kültürüyle ilgili elli eser bugüne ulaşmış, bunlardan kırk ikisi Yunancadır. Çağdaşlarının kaydına göre Türkçe, Rumca ve Slavca olmak üzere üç dil bilirdi; zeki, sert mizaçlı, zevk ve safaya sırtını dönmüş, Makedonyalı İskender gibi şan kazanmak isteyen bir hükümdar olarak tarif edilir.

Ailesi ve Çocukları

Eşleri arasında Gülbahar Hatun (Bayezid'in annesi), Sitti Mükrime Hatun, Gülşah Hatun (Mustafa'nın annesi) ve Çiçek Hatun (Cem'in annesi) sayılır; kaynaklar arasında kökenleri üzerinde farklılıklar vardır. Alderson'a atfen on yedi hanımı ve dört kızı olduğu da kaydedilir. Adı bilinen kızları Ayşe ve Gevherhan'dır; Gevherhan Sultan, Uzun Hasan'ın oğlu Uğurlu Mehmed Bey'le evlendirilmiştir. Akkoyunlu tahtına geçen Göde Ahmed, Fatih'in kızından torunudur.

En sevdiği oğlu Şehzade Mustafa, Karaman valisiyken Develi kuşatması sırasında hasta bir halde yola çıkıp 1474'te vefat etti. Bu, tahtın Bayezid ile Cem arasındaki kavgaya kalacağı anlamına geliyordu. İnalcık, Fatih'in oğullarına verdiği adları da sembolik bulur: ilk oğluna büyük dedesi Yıldırım Bayezid'in, üçüncü oğluna İran geleneğinin ünlü hükümdarı Cem'in, torununa ise Oğuz Han'ın adını vermişti.

Ölümü ve Türbesi

Fatih, yeni bir sefer için Üsküdar'a geçtikten sonra Üsküdar ile Gebze arasında Hünkârçayırı denilen yerde, 3 Mayıs 1481'de vefat etti ve kırk dokuz yaşındaydı. Ölüm sebebi nikris (gut) hastalığı olarak gösterilir; zehirlendiği yolundaki iddiaların Âşıkpaşazâde'de yer alan bir bilginin yorumuna dayandığını ve başka kaynaklarla doğrulanmadığını belirtir. Zehirlenme tezini ilk kez 1953'te Franz Babinger ortaya atmış (tabip Yakup Paşa'yı suçlayarak), bazı kaynaklar Bayezid'in emrini de iddia etmiştir; bunlara pek itibar edilmez. Neye yönelik bir sefere çıkacağı gizli tutulduğu için hedefi bilinmez: Rodos, Güney İtalya ve Memlûk Sultanlığı gibi farklı tahminler vardır.

Ölümünden sonraki günler karışık geçti. Ölüm haberi önce saklandı ve cenaze saraya "padişahın hamam ihtiyacı var" denilerek getirildi. Şehzadelere ulaklar gönderildi. Haberi on bir gün sonra öğrenen yeniçeriler ayaklandı, Cem taraftarı olan sadrazam Karamânî Mehmed Paşa öldürüldü ve gayrimüslim tüccarların ev ve dükkânlarına saldırıldı. Bayezid babasının ölüm haberini 7 Mayıs'ta aldı ve 21 Mayıs'ta Üsküdar'a vardı; ertesi gün cenaze törenine katıldı, Topkapı Sarayı'na gitti ve aynı gün divan saltanatın Bayezid'e ait olduğunu ilan etti. Fatih 22 Mayıs 1481'de defnedildi. Amasya'dan yola çıkan şehzade, Amasya'nın hattatı Şeyh Hamdullah'ı da arkasından İstanbul'a davet ederek babasının tahtına oturmuştu.

Türbesi, kendi yaptırdığı Fatih Camii haziresindedir. Venedik'te ölüm haberi için "La Grande Aquila è morta!" (Büyük Kartal öldü) denildiği aktarılır.

Mirası ve Amasya Hafızasındaki Yeri

Fatih Sultan Mehmed, İnalcık'ın ifadesiyle "yeni bir imparatorluğun gerçek mânada kurucusu"dur. Türk, İran, İslâm ve Roma hükümdarlık geleneklerini şahsında birleştiren bir "Osmanlı padişahı" tipi onunla doğdu.

Amasya için mirası iki katmanlıdır. Sağlam olan katman şunlardır: ağabeyleri Ahmed ile Alâeddin Ali'nin bu şehirde sancakbeyi olup ölmesi, oğlu Bayezid'in babasının hayatı boyunca burada sancakbeyi kalması, Lâdik yazlığı, Şeyh Hamdullah'ın İstanbul'a taşınması, kendisinin Otlukbeli dönüşü bir ay burada kalması, Bayezid'in Amasya, Tokat ve Trabzon'da toprak reformuna karşı çıkması ve sonunda Bayezid'in Amasya'dan tahta çıkması. Tartışmalı olan katman ise çocuk yaşta Mehmed'in Amasya sancakbeyi olduğu iddiası ve Şeyh Abdurrahman'ın önünde diz çöktüğü hikâyedir. İnalcık ilk iddiayı şüpheli bulur ve belgeye dayanmadığı sürece ikisi de rivayet olarak anılmalıdır.

Kronoloji

1432: II. Mehmed Edirne'de doğdu (30 Mart).

1438: Şehzade Ahmed Amasya'da vefat etti; Mehmed'in Amasya sancakbeyliğine atandığı yerel kaynaklarda anlatılır, İnalcık bu iddiayı şüpheli bulur.

1440: Şehzade Alâeddin Ali Amasya sancakbeyliğine getirildi.

1443: Mehmed iki lalasıyla Manisa'ya vali gönderildi; yılın sonlarında Alâeddin Ali vefat etti, Mehmed tahtın tek vârisi oldu.

1444: İlk saltanat (Ağustos); Edirne'de Hurûfî ayaklanması (22 Eylül); Varna Savaşı (10 Kasım).

1446: II. Murad yeniden tahta döndü; Mehmed Manisa'ya gönderildi.

1448: II. Kosova Savaşı'na katıldı.

1450: Sitti Mükrime Hatun'la evlendi.

1451: İkinci cülus (18 Şubat).

1452: Rumeli Hisarı'nın tamamlanışı (Ağustos).

1453: İstanbul'un fethi (6 Nisan-29 Mayıs); Çandarlı Halil Paşa'nın idamı (10 Temmuz).

1454: Gennadios patrik oldu; Şehzade Bayezid Amasya sancakbeyliğine atandı.

1456: Belgrad kuşatması.

1459: Semendire'nin alınışı (Haziran); Amasra'nın alınışı.

1460: Mora seferi; Mistra'nın alınışı (29 Mayıs).

1461: Sinop ve Trabzon'un fethi (Trabzon 15 Ağustos).

1462: Eflak seferi; Midilli'nin ilhakı.

1463: Bosna'nın fethi; Venedik savaşı başladı.

1470: Eğriboz'un alınışı (11 Temmuz); Fatih Külliyesi'nin tamamlanışı.

1473: Otlukbeli Savaşı (11 Ağustos); dönüşte Fatih Amasya'da bir ay kadar kaldı.

1474: Şehzade Mustafa'nın vefatı.

1475: Kefe'nin alınışı (Haziran).

1476: Boğdan seferi.

1478: Kruja'nın teslimi; İşkodra'nın ablukası.

1479: Venedik'le barış (25 Ocak); Gentile Bellini'nin İstanbul'a gelişi (Eylül).

1480: Rodos kuşatması (23 Mayıs); Otranto'nun alınışı (11 Ağustos).

1481: Fatih'in vefatı (3 Mayıs); Bayezid'in tahta geçişi; II. Bayezid Külliyesi'nin temeli (tamamlanışı 1486); Otranto'nun kaybı (10 Eylül).

Kaynakça

Akademik çalışmalar

  • Halil İnalcık, "Mehmed II", TDV İslâm Ansiklopedisi (islamansiklopedisi.org.tr/mehmed-ii) islamansiklopedisi.org.tr
  • Selim Özcan, "Amasya'da Sancak Beyliği Yapan Şehzadeler Döneminde Amasya Şehri", Amasya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, sayı 5 (DergiPark); makalede atıf yapılan Hüseyin Hüsameddin Yasar, Amasya Tarihi, c. III; Joseph von Hammer, Osmanlı Tarihi; Halil İnalcık, "II. Mehmed", İslâm Ansiklopedisi, c. VII (MEB); İsmail Hakkı Uzunçarşılı, "Sancağa Çıkarılan Osmanlı Şehzadeleri", Belleten, sayı 156; Muhittin Serin, "Hamdullah Efendi", DİA, c. 15 kaynakları bu makale üzerinden aktarılmıştır

Diğer kaynaklar

  • "II. Mehmed", Vikipedi (tr.wikipedia.org)
  • "Mehmed II", Wikipedia (en.wikipedia.org)
  • "Fatih Sultan Mehmed", Osmanlı Tarihi Ansiklopedisi (ehlisunnetbuyukleri.com)

Çevrimiçi kaynaklar